YERELDEN EVRENSELE ; DEMOKRATIK ÖZERKLIK
Ortadoğu ve dünyada halkların demokrasi özlemi artarken dünyanın bazı
bölgelerinde çeşitli özerklik yöntemleri uygulanıyor. Bir Kürt modeli olan
fakat sadece Kürtlerin değil Türkiye ve bölge halklarının da sorunlarına
çözüm olma iddiasını taşıyan demokratik özerkliğin diğer modellerden farkı
nedir?
Bugün toplumda, siyasette ve devlette demokratikleşme tarihin hiçbir
dönemiyle kıyaslanamaz oranda en acil gündem haline gelmiştir. Bu sadece
Türkiye’de değil, Irak, Lübnan, Tunus, Sudan, Mısır, İtalya,
Yunanistan, kısaca dünyanın her tarafında yaşanmaktadır. Bu gerçeklik,
içinde bulunduğumuz çağın ‘halkların uyanışı çağı’ olduğunu,
halkların aydınlandıklarını ve siyasal güç haline geldiklerini gösteriyor.
Yani toplumlar artık otoriter, totaliter, oligarşik vb. yapılarca
yönetilmeye isyan ediyor. Demokrasi özlemi ve arayışını her fırsatta dile
getiriyor. Gelişen bu tepkiler ile çağdaş demokrasinin, halkların
olgunlaşan, maddi temeli gerçek olan, dolayısıyla kalıcılığı ve başarısı
sürekli olan bir yönetim ve yaşam rejimi olduğu görülmeye başlandı.
“Projemiz Sadece Kürdistan'a ilişkin değil”
Çokça tartışılan Kürtlerin Demokratik Özerklik modeli bir devlet modeli
veya sadece etnik coğrafi sınırlara mı dayanıyor? Dünyanın çeşitli
ülkelerinde uygulanan özerklik modelleri neden ve hangi ihtiyaçtan ortaya
çıktı? Uygulandığı yerlerde bir ayrışmaya götürdü mü? Konu üzerindeki
tartışmaların can alıcı boyutunu dünydaki uygulanan örneklerine bakarak
anlamak daha gerçekçi olacaktır.
PKK lideri Abdullah Öcalan’ın “Biz kapitalist moderniteyle
ortaya çıkan dört yüz yıllık ulus-devlet deneyimini sorguluyoruz.
Ulus-devlet modelinin halklara, toplumsal sınıflara, toplumsal tabakalara,
toplumsal kesimlere dar geldiğini, yetmediğini görmek zorundayız. Nitekim
Avrupa bile bu konuları tartışmaya ve aşmaya başladı.
Bizim ortaya koyduğumuz demokratik özerklik projesi, etnik ve coğrafi
sınırlara değil, değişik toplumsal tabakalara, toplumsal sınıflara,
toplumsal kesimlere dayanır. Sadece Kürdistan'a ilişkin değil, Ege,
Karadeniz, Orta Anadolu'ya da ilişkindir. Tartışmalar bunun üzerinden
gelişmelidir” belirlemesi, ‘ayrılıkçılık’ veya
‘ayrı devlet modeli’ gibi eleştirilere verilmiş en sade cevap
olmaktadır.
Demokrasi Yerelden Gelişir
Demokrasi insanlığın varoluşu kadar eski bir kavramdır. Tarih boyunca
toplumlar kendi ihtiyaçları temelinde örgütlenmiş, yaşam sorunlarına
ilişkin tartışma ve karar alma platformları oluşturmuştur. Bunlar
genellikle yereldir. Kent ve sınıfa dayalı devletin ortaya çıkışı ile
toplumu egemenliği altına alan iktidarlar yönetim olgusunu
merkezileştirmiştir. Devletli uygarlığın en üst aşaması olan ulus-devlette
bu merkezilik zirve yapmış ve toplumsal sorunları ağırlaştırmıştır.
Ulus-devletin kurban ettiği olgulardan birisi de demokrasinin vazgeçilmezi
olan kültürel, kent ve bölge çaplı özerk yönetimler olmuştur. Kentin,
yerelin, bölgenin kurtuluşu olmadan, ulus-devlet hastalığından kurtuluş
mümkün değildir. Bunu en iyi anlayan ve uygulamaya geçiren oluşum da AB
üyesi ülkelerdir. Gerek modernite adı altında yaşanan dört yüz yıllık kanlı
tarih, gerekse I. ve II. Dünya Savaşları Avrupa kültürüne yeterli dersi
verdi. Avrupa ülkeleri merkeziyetçilikle artan yerel ve genel sorunların
altından kalkamayacağını görerek yerel yönetimlerle yetki paylaşımına
gitti. Bu kapsamda birçok çalışma yürütmüş ve yerel yönetimlere önemli
yetkileri devretti. Bunun en somut örneği de “yerel yönetimler
özerklik şartı”dır.
Avrupa Konseyi 1981-1984 yılları arasında yerel idarelerin özerkliği ile
ilgili bazı ilkeleri tartıştı ve bir karar tasarısı hazırladı. "Yerel
idarelerin güçlendirilmesi, özerkliklerinin savunulması, yerinden yönetim
ve demokrasi ilkelerine dayanan bir Avrupa'nın kurulmasının temel
koşuludur" belirlemesinden hareketle hazırlanan tasarı daha sonra "Özerklik
Şartı" olarak Avrupa Konseyi'nce kabul edildi. 15 Ekim 1985 tarihinde
imzaya açılan anlaşmayı Türkiye de 21 Kasım 1988'de imzaladı.
Bugün Avrupa Birliği’nde en gözde çalışmalar kent, yerel ve bölgesel
kültürler kapsamında gerçekleştirilmekte olanlardır. Bu da tüm küresel
sorunların çözümüne model olacak unsurların başında gelmektedir.
Başta AB olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde geliştirilen bu tür yerele
dayalı özerk yapılanmalar uygulandıkları yerlerde bir ayrışmadan ziyade
birlikteliği sağlama rolü oynamaktadır. Rusya Federasyonu’ndan
Çin’e, Hindistan’dan tüm Amerika kıtası ve Kanada’ya
kadar özerklik uygulamaları yaygınlaşmıştır. Yine Afrika’da bile
geleneksel aşiret ve bölge özerk yönetimleri olmadan devletler
yönetilememektedir. Çünkü devlet yerel kurumlaşmalara dayanmak zorunda
olduğundan klasik anlamını yitirmiştir. Ancak kurumlar arası en üst
koordinasyon aracı olarak rol oynamaktadır. Demokrasinin kurumlar rejimi
olması gerçeği de devleti çoğulcu bir pozisyona zorlamaktadır. Yerel
organların artan önemi, merkeziyetçiliği büyük bir yük haline
getirmektedir. Esas olan yapılanmalar ise özerklik olarak önem
kazanmaktadır. Katı merkeziyetçi yapılanmalar daha çok Ortadoğu ülkeleri
gibi devletlerde zora dayalı olarak uygulanabilmektedir.
Tekçi Üniter Yapilar Aşılıyor
Günümüzde çokça tartışılan özerk yapılar, tarih boyunca sürekli varolmuş
olgulardır. Dünyanın birçok yerinde uygulanan özerklik biçimleri,
uygulandıkları yerlerin ihtiyaçlarına göre çeşitli ifadelere kavuşmuştur.
Gün geçtikçe halklar arasındaki uzlaşı kültürünü, demokratik bilinci ve
örgütlülüğü geliştiren bu yapıların başlıca biçimleri; federasyon, eyalet
sistemi, bölgesel özerklik, kültürel özerklik olarak tanımlanabilir.
Konumuz açısından bu yapıları incelemekte yarar var.
Federasyon:
Ulus-devletin anayasası çerçevesinde, ulus-devlet sınırları içindeki bir
halka ya da ulusa verilen özerklik biçimlerinden biridir. Buna, merkezi ve
bölgesel yönetimler arasında teminata dayalı bir iktidar bölüşümü de
denilebilir. Genel olarak federe birimlerin anayasada belirlenmiş çerçevede
federal devlet denilen merkeze bağlı olmasını ifade eder. Ayrı meclisi,
hükümeti ve kurumları bulunur. Ancak bu meclis ve hükümetlerin hangi
konuları ele alacağı, yetki alanının sınırları anayasada belirlenmiştir. Bu
anayasanın demokratik olup olmaması şart değildir. Dünyadaki federasyon ve
konfederasyonların hepsi kendi sınırları içinde tek parçadır. Amerika
Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu, Kanada Konfederasyonu, Meksika,
Almanya, Belçika, Avusturya, Fransa, İtalya, İsviçre Konfederasyonu federal
yapılara verilebilecek örneklerdir.
Ulus devletlerin inşa edildiği günden bu yana bir ulusa dayalı devlet kurma
istemi sonuçta birçok katliam ve savaşlara neden oldu. Bu anlamda
ulus-devletler sorunlu yapılardır. Gelinen aşamada ise federal ve özerk
yönetim modelleri ile ağır sorunlardan çıkılmaya çalışılmaktadır. Daha
adil, özgürlükçü, eşitlikçi koşullarda, tarafların gönüllü katılımı ile
farklı ulusların bir arada yaşamasının zemini sağlanmaya çalışılmaktadır.
Yani bir nevi “toplumsal sözleşme” hayata geçirilmektedir.
Eyalet sistemi:
Karakter olarak federasyona yakın bir sistemdir. Birçok federal devletin
yerel birimleri eyalet olarak tanımlanmaktadır. Örneğin Almanya federal bir
devlettir, ama alt birimleri eyalet olarak tanımlanmaktadır. Yine ABD
Birleşik Devletler olarak ifade edilir, hükümetine de federal hükümet
denir. Alt birimleri ise eyalet olarak adlandırılır. Eyaletlerin de görev
ve sorumlulukları anayasalarla belirlenmiştir. Hindistan’da her
eyaletin kendi içyapısını oluşturan anayasası bulunuyor. Her eyaletin
başkenti, bayrağı var. Bölgesel parlamentolarının seçimle gelen hükümetleri
mevcuttur. Yerel bölge başkanları ise bazı yerlerde seçimle belirlenmekte,
bazı yerlerde parlamento tarafından atanmaktadır.
Eyalet sistemi uygulaması da ülkenin demokratik olup olmamasıyla ilgili bir
konu değildir. Örneğin Pakistan ve İran’da da eyalet sistemi vardır
ama bu ülkelerin demokrasiye duyarlılıkları tartışmaya açıktır.
Bölgesel özerklikler:
Sınırları merkezi devlet tarafından çizilmiştir. Yerel birimlerin
kullandığı yetkiler federe devletlerin kullandıkları yetkilere göre daha
azdır. Bu nedenle federal devletlerdeki yerel birimlere devletçik
adlandırması da yapılmaktadır. Bu devletlerde de, yerel birim şu yetkileri
kullanır, şu işleri yapar denilerek sorumluluk çerçeveleri çizilir. Bağlı
oldukları ulusun dışında kendilerine ait bir anayasaları yoktur. Bu
sorumlulukları demokratik kurallar içinde yapması gibi bir koşul aranmaz.
Söz konusu bölgede halkın ve toplumsal farklılıkların demokratik bilinç ve
örgütlülüğü gelişmiş ise, bölgesel birimlerde de demokratikleşme gelişir.
Öte yandan bölgesel özerkliği oluşturan birimler daha fazla mücadele
verirlerse merkezi devletin yetkilerini daha çok sınırlayabilirler. Buna en
iyi örnek olarak da 1936’dan 1975 yılına kadar İspanya’da
General Franco’nun faşist rejimine karşı verilen mücadele
gösterilebilir.
Bölgesel Özerklik Ve İspanya Modeli
Bu mücadele sonrası İspanya 17 özerk bölge ve iki özerk kent olarak
kendisini yeniden yapılandırdı. 1978 anayasasının II. maddesi, İspanya
siyasi sisteminin temel özelliklerini yansıtmaktadır. Buna göre:
“1978 anayasası, İspanyol ulusunun bölünmez birliğine, ortak ve
parçalanamaz anavatanına dayanır; ayrıca bunu oluşturan milliyetlerin ve
bölgelerin özerklik hakkını tanır ve aralarındaki dayanışmayı garanti
altına alır,” denilmektedir.
Aynı anayasanın III. maddesi ise İspanya’da kullanılacak dilleri
düzenlemektedir. Buna göre “devletin resmi dili Castilian’dır.
Bütün İspanyollar bu dili öğrenmek zorundadır ve kullanma hakkına sahiptir.
Diğer İspanyol dilleri kendi otonomi statülerine göre kendi otonom
toplulukları içinde resmi dil olarak kabul edilebilecektir. Ayrıca
İspanya’daki dillerin zenginliği saygı duyulması ve korunması gereken
kültürel mirastır” denilmektedir. ‘Çoklu İspanya’ olarak
adlandırılan sistemin anayasasında farklı kültür ve uluslara özerklik
tanınmıştır. Bask ve Katalan bölgesinin ayrı parlamentoları, siyasi
partileri ve hükümetleri vardır. Galiçya da ayrı bir özerk bölgedir.
Yine bölgesel özerkliklere 28 eyalet ve 7 birlik bölgesinden oluşan
Hindistan federal sistemi de örnek verilebilir. Ayrıca 23 eyaletten oluşan
Çin’de de 5 özerk bölge, merkeze doğrudan bağlı 4 şehir ve 2 özel
idari bölge olmak üzere, eyalet düzeyinde 4 idari bölge bulunmaktadır.
Kültürel özerklikler
19. ve 20. yüzyılda bu çözüm modeli yaygınlaşmıştır. Bu özerklik biçiminde
esas alınan söz konusu ulus veya topluluğun kültürel haklarını
kullanmasıdır. Bu nedenle coğrafi tanımı ifade eden federe, eyalet veya
bölgesel kavramlar kullanılmaz. Kültürel özerklik, bir toplumun kimlik, dil
ve kültürünün tanınması ve bu hakların söz konusu toplum tarafından özgürce
kullanılmasını ifade eder. Bu özerklik biçiminde söz konusu toplumun veya
ulusun okulları ve kültür kurumları olur. Bunların yönetimi ve
çalıştırılması, merkezi devletin yasalarına uyulmak koşuluyla bu topluma
verilir. Bu özerklikte herhangi bir siyasi yetki düzeyi yoktur. Kültürel
özerklik dışında bu topluma devletle ilişkilerini düzenleyen farklı bir
inisiyatif tanınmamıştır.
Söz konusu topluluk belli bir coğrafyada homojen halde yaşıyorsa, buna
bölgesel kültürel özerklik de denilebilmektedir. Bölgesel kültürel
özerkliğin uygulandığı kimi yerlerde yetkileri sınırlı meclislere de
rastlanmaktadır.
Kültürel özerklik modelinin en bilineni Rusya’da Yahudiler için
uygulanmış olanıdır. Tüm Rusya’ya dağılmış olan Yahudiler,
bulundukları her yerde kendi kültürlerini geliştirme imkânı tanıyan bir
kültürel özerklik elde etmişlerdir. Bugün Bulgaristan’da yaşayan
Türkler de bu nitelikte bir kültürel özerkliğe sahiptir. Fransa’da
Korsika’nın bölgesel kimliğinin yanı sıra kendine özgü bir yerel
yönetimi de vardır. Kültürel özerklik Korsika’da idari bölgeselleşme
üzerinden sağlanmıştır.
Demokrasi halkların vazgeçilmezidir
Dikkat edilirse bu özerklik modellerinde demokrasi bir ön koşul olarak ele
alınmamaktadır. Bu durum halklar açısından tehlike arzedebilir.
Farklılıklar adına hareket ettiklerini iddia eden kimi kesimler, özerkliği
sadece siyasal bir oluşum olarak ele aldıklarından bunu iktidara ortak
olmanın bir yolu olarak görebilirler. Şayet güçleri yeterse, tüm zenginliği
ele geçirmek için iktidarlaşma ve devletleşme eğilimi gösterebilirler.
Onlar için özerklik, devletleşmeye gitmede bir ara duraktır. Toplumun
zenginliğini iktidardaki güçlerle paylaşmayı esas alacaklarından, devletle
bir mücadele içinde olmaktan çok, onunla pazarlık ederler ve isterler. Bu
bir iktidar hastalığıdır.
Tarih boyunca yaşanan bu tehlikeye karşı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan
Bakunin’in tanımına atfen “İktidar en demokrat adamın başına
tacını koyduğunda, yirmi dört saat içinde en alçak diktatör yapar.
Doğrudur. Çürüme halindeki iktidarı en ezilen kadının başına bir taç gibi
koyun, o da yirmi dört saat içinde diktatör kesilecektir. Bu çürümenin,
hastalığın önüne geçmenin yegâne yolu, bir sistem olarak demokratik
moderniteyi inşa etmekten geçer” diyerek demokrasinin halklar için
vazgeçimezliğini ortaya koymaktadır.
Demokratik Özerklik Bir Kürt Modelidir
Ele aldığımız bu tür özerk oluşumlar, üniter (tekçi) devletin merkezi
yapısının dışına çıkma iradesinden yoksundur. O yüzden demokratik
karakterleri zayıf kalır. Bu durumda devleti sınırlandırma ve toplumsal
alanın dışına çıkarma gücü gösteremezler. Bundan dolayı çözüm diye
uyguladıkları modeller de iyileştirmelerin ötesinde köklü çözümler
getirmemiştir. Dolayısıyla Kürt sorununun çözümüne bu modeller sınırlı
katkı sağlayabilirler. Çünkü Kürt sorunu sadece bir yerel yönetim sorunu,
etnik, bölgesel veya kültürel özerklik sorunu değildir. Her şeyden once
Kürt halkının kendini demokratik ulus olarak var etme ve anayasal düzeyde
bir siyasal statüye kavuşturma sorunudur.
Kuşkusuz sorunlara köklü çözümler ancak demokratik bilinç ve örgütlülüğü
yüksek toplumlarda gelişebilir. Çağımızda başta siyasal, sosyal, kültürel
ve ekonomik olmak üzere toplumun çok değişik sorunları vardır. Bu sorunlar
yalnızca merkez tarafından belirlenecek politikalarla çözülemeyecek kadar
ağırdır. Buna çevre, kadın özgürlüğü, yerel yönetimler, sağlık, trafik vb.
toplumun temel ihtiyaçlarını da eklediğimizde sorunun büyüklüğü
kendiliğinden anlaşılır. Bu açıdan toplum demokratik bilinç ve
örgütlenmesini ne kadar geliştirir ve sıkılaştırırsa toplumsal
kazanımlarını o kadar güvenceye almış olacaktır.
DTK çalıştayında tartışmaya açılan proje taslağında da demokratik özerklik
çözüm modelinin evrensel karakterine vurgu yapılmaktadır.
“Demokratik özerklik Türkiye’den başlayarak İran, Suriye ve
Irak başta olmak üzere Kürtlerin devletlerle ilişkisinde yeni bir dönem
başlatacaktır. Bu büyük sorun demokratik özerklik anlayışıyla çözüldüğünde
bölgedeki tüm sorunlar bir çözüme kavuşacaktır. Kürt sorunu bölgede bir
gerilim ve çatışma etkeni olarak kaldığından dolayı bölgenin de siyasal,
ekonomik ve sosyal istikrarsızlık içinde kalmasında önemli bir etken
olmaktadır. Demokratik özerklik projesi bu karakteri ile sadece Kürt
sorununun çözümünü değil, tüm bölgesel sorunların çözümünü sağlama
özelliğiyle evrensel nitelikte bir çözüm modeli olduğunu ortaya
koyacaktır.” Bu metin Kürt sorununun taşıdığı bölgesel ve evrensel
boyutları gözler önüne sermektedir.
Demokratik cumhuriyet için demokratik anayasa
Özerklikle birlikte halkların “ulus-ötesi”,
“ulus-sonrası” gibi kavramlarla yeni bir yurttaşlık tanımına
ulaşmak istedikleri de bilinmektedir. Kürt halkı için bu “demokratik
cumhuriyette özgür yurttaşlar” haline gelmeyi ifade etmektedir.
Türkiye’de Kürt sorununun demokratik özerklik çerçevesinde çözümü
Kürt halkının demokratik ulus haline gelme ve bunun örgütlülüğünü
geliştirme düzeyine bağlıdır. Demokratik ulus bilinci toplumsal birliği ve
ortak vatan anlayışını geliştirecek en önemli faktördür. Ortak vatanda
Kürtlerin, Türklerin ve diğer Türkiye halklarının barış içinde özgürce bir
arada yaşamaları sivil demokratik bir anayasayı zorunlu kılmaktadır.
“Toplumsal Sözleşme” olarak da adlandırılan konu bu çerçevede
değerlendirilmektedir. Bu da cumhuriyetin ilk kuruluş felsefesi ve birlik
ruhuna uygun düşecektir. Dolayısıyla demokratik özerklik 4 temel konuda
demokratikleşmeyi öngörmektedir. Demokratik Ulus, Demokratik Vatan,
Demokratik Anayasa ve Demokratik Cumhuriyet kavramları gelişmekte olan
demokratik özerkliğin temel karakterini ortaya koyacaktır.
Öcalan Demokratik Özerklik Projesini nasıl tanımlıyor?
Öcalan’ın demokratik özerkliğe ilişkin yaptığı değerlendirmede bu
projeyi şöyle tanımlıyor.
Benim demokratik özerklik projem bir yandan kendi içinde sınırlarla
çatışmayan bir çözüm, öte yandan evrensel hegemonyayı reddeden ama
çatışmayan, kendi ilkelerini korumak şartıyla, bu
“imparatorluk” da denen küresel hegemonyanın içinde erimeden
varlığını sürdürebilen bir çözümdür. Bu çözüm demokratik konfederalizmin
ilkelerini de ihtiva ediyor. Bu meselenin demokratik özerklik temelinde
çözümü bütün Ortadoğu’yu aydınlatacak, İtalya ve İspanya için de bir
model olacaktır. Benim devlet ve iktidar konusundaki görüşlerim
Gramsci’nin görüşleriyle paraleldir. Karl Marks ulus-devleti kabul
etmişken ben bunu kabul etmiyorum. Avrupa’nın şu an yaşadığı krizin
sebebi de yine bu ulus-devlet yapılanması, anlayışıdır.
Kürdistan yeni bir Devrimin Eşiğinde mi?
Bu devrimde öyle çok fazla kan da dökülmeyecektir. Bizim öngörümüz ve
amacımız bu çözümü barışçıl yollardan en az hasarla sağlamaktır. Kürt
sorunu konusunda üç yol var.
Birincisi, 80-90 yıldır devam eden inkâr-imha politikası, anlayışı.
İkincisi, küçük Kürdistan kurup tüm Kürtleri oraya bağlamak. Yani küçük
Kürdistan’ı kurarak Büyük Kürdistan hayaliyle Kürtleri bir yüz yıl
daha oyalamak. Küçük Kürdistan’ı kurup bütün Kürtleri ora üzerinden
kontrol edecekler. Bunu ortaya çıkarmak hayati önemdedir.
Üçüncüsü, bizim savunduğumuz demokratik çözümdür. Biz burada demokratik
cumhuriyet, demokratik vatan, demokratik toplum diyoruz.
Kürtler için devlet değil, demokratik konfederalizm
Dil, coğrafya, kültür, bunların hepsine ben beden diyorum. Bedeninize sahip
çıkmazsanız baş bir işe yaramaz, bir anlam ifade etmez. Dil, kültür, sanat,
spor her alanda toplum içinde çalışmalar yürütülür. Her konuda derin
tartışmalar yapılabilir. Halk analiz ve çözümlerini Kent Meclislerinde
karara bağlayabilir. Yoğun örgütlenmelerle birlikte bazı birlikler
oluşturulabilir. Demokratik Esnaflar Birliği, Demokratik Sanatçılar
Birliği, Demokratik Sporcular Birliği, Kadınlar Birliği, Belediyeler
Birliği, Mahalleler Birliği, Demokratik İsçiler Birliği, Gençlik Birliği,
Öğrenciler Birliği vb demokratik birlikler oluşturulabilir. Bu birlikler
temsilini Kent Meclislerinde bulur. Demokratiktir, içinde halk vardır.
Yarından itibaren demokratik bir dönemdir. Tek şef partileri, merkezi ve
oligarşik parti dönemi geçmiştir. Simdi demokratik dönemdir. Cumhuriyeti üç
dönemde ele alıyorum: Elliye kadar otoriter dönem, elliden günümüze kadar
oligarşik yozlaşma dönemi, simdi de cumhuriyetin demokratikleşmesi dönemi
yaşanıyor.
ANF NEWS AGENCY DEMHAT TOLHILDAN/AHMET ÇİMEN -ANFAnaliz / 08:37 / 31
Ocak 2011 Ortadoğu ve dünyada halkların demokrasi özlemi artarken dünyanın
bazı bölgelerinde çeşitli özerklik yöntemleri uygulanıyor. Bir Kürt modeli
olan fakat sadece Kürtlerin değil Türkiye ve bölge halklarının da
sorunlarına çözüm olma iddiasını taşıyan demokratik özerkliğin diğer
modellerden farkı nedir?
Bugün toplumda, siyasette ve devlette demokratikleşme tarihin hiçbir
dönemiyle kıyaslanamaz oranda en acil gündem haline gelmiştir. Bu sadece
Türkiye’de değil, Irak, Lübnan, Tunus, Sudan, Mısır, İtalya,
Yunanistan, kısaca dünyanın her tarafında yaşanmaktadır. Bu gerçeklik,
içinde bulunduğumuz çağın ‘halkların uyanışı çağı’ olduğunu,
halkların aydınlandıklarını ve siyasal güç haline geldiklerini gösteriyor.
Yani toplumlar artık otoriter, totaliter, oligarşik vb. yapılarca
yönetilmeye isyan ediyor. Demokrasi özlemi ve arayışını her fırsatta dile
getiriyor. Gelişen bu tepkiler ile çağdaş demokrasinin, halkların
olgunlaşan, maddi temeli gerçek olan, dolayısıyla kalıcılığı ve başarısı
sürekli olan bir yönetim ve yaşam rejimi olduğu görülmeye başlandı.
“Projemiz Sadece Kürdistan'a ilişkin değil”
Çokça tartışılan Kürtlerin Demokratik Özerklik modeli bir devlet modeli
veya sadece etnik coğrafi sınırlara mı dayanıyor? Dünyanın çeşitli
ülkelerinde uygulanan özerklik modelleri neden ve hangi ihtiyaçtan ortaya
çıktı? Uygulandığı yerlerde bir ayrışmaya götürdü mü? Konu üzerindeki
tartışmaların can alıcı boyutunu dünydaki uygulanan örneklerine bakarak
anlamak daha gerçekçi olacaktır.
PKK lideri Abdullah Öcalan’ın “Biz kapitalist moderniteyle
ortaya çıkan dört yüz yıllık ulus-devlet deneyimini sorguluyoruz.
Ulus-devlet modelinin halklara, toplumsal sınıflara, toplumsal tabakalara,
toplumsal kesimlere dar geldiğini, yetmediğini görmek zorundayız. Nitekim
Avrupa bile bu konuları tartışmaya ve aşmaya başladı.
Bizim ortaya koyduğumuz demokratik özerklik projesi, etnik ve coğrafi
sınırlara değil, değişik toplumsal tabakalara, toplumsal sınıflara,
toplumsal kesimlere dayanır. Sadece Kürdistan'a ilişkin değil, Ege,
Karadeniz, Orta Anadolu'ya da ilişkindir. Tartışmalar bunun üzerinden
gelişmelidir” belirlemesi, ‘ayrılıkçılık’ veya
‘ayrı devlet modeli’ gibi eleştirilere verilmiş en sade cevap
olmaktadır.
Demokrasi Yerelden Gelişir
Demokrasi insanlığın varoluşu kadar eski bir kavramdır. Tarih boyunca
toplumlar kendi ihtiyaçları temelinde örgütlenmiş, yaşam sorunlarına
ilişkin tartışma ve karar alma platformları oluşturmuştur. Bunlar
genellikle yereldir. Kent ve sınıfa dayalı devletin ortaya çıkışı ile
toplumu egemenliği altına alan iktidarlar yönetim olgusunu
merkezileştirmiştir. Devletli uygarlığın en üst aşaması olan ulus-devlette
bu merkezilik zirve yapmış ve toplumsal sorunları ağırlaştırmıştır.
Ulus-devletin kurban ettiği olgulardan birisi de demokrasinin vazgeçilmezi
olan kültürel, kent ve bölge çaplı özerk yönetimler olmuştur. Kentin,
yerelin, bölgenin kurtuluşu olmadan, ulus-devlet hastalığından kurtuluş
mümkün değildir. Bunu en iyi anlayan ve uygulamaya geçiren oluşum da AB
üyesi ülkelerdir. Gerek modernite adı altında yaşanan dört yüz yıllık kanlı
tarih, gerekse I. ve II. Dünya Savaşları Avrupa kültürüne yeterli dersi
verdi. Avrupa ülkeleri merkeziyetçilikle artan yerel ve genel sorunların
altından kalkamayacağını görerek yerel yönetimlerle yetki paylaşımına
gitti. Bu kapsamda birçok çalışma yürütmüş ve yerel yönetimlere önemli
yetkileri devretti. Bunun en somut örneği de “yerel yönetimler
özerklik şartı”dır.
Avrupa Konseyi 1981-1984 yılları arasında yerel idarelerin özerkliği ile
ilgili bazı ilkeleri tartıştı ve bir karar tasarısı hazırladı. "Yerel
idarelerin güçlendirilmesi, özerkliklerinin savunulması, yerinden yönetim
ve demokrasi ilkelerine dayanan bir Avrupa'nın kurulmasının temel
koşuludur" belirlemesinden hareketle hazırlanan tasarı daha sonra "Özerklik
Şartı" olarak Avrupa Konseyi'nce kabul edildi. 15 Ekim 1985 tarihinde
imzaya açılan anlaşmayı Türkiye de 21 Kasım 1988'de imzaladı.
Bugün Avrupa Birliği’nde en gözde çalışmalar kent, yerel ve bölgesel
kültürler kapsamında gerçekleştirilmekte olanlardır. Bu da tüm küresel
sorunların çözümüne model olacak unsurların başında gelmektedir.
Başta AB olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde geliştirilen bu tür yerele
dayalı özerk yapılanmalar uygulandıkları yerlerde bir ayrışmadan ziyade
birlikteliği sağlama rolü oynamaktadır. Rusya Federasyonu’ndan
Çin’e, Hindistan’dan tüm Amerika kıtası ve Kanada’ya
kadar özerklik uygulamaları yaygınlaşmıştır. Yine Afrika’da bile
geleneksel aşiret ve bölge özerk yönetimleri olmadan devletler
yönetilememektedir. Çünkü devlet yerel kurumlaşmalara dayanmak zorunda
olduğundan klasik anlamını yitirmiştir. Ancak kurumlar arası en üst
koordinasyon aracı olarak rol oynamaktadır. Demokrasinin kurumlar rejimi
olması gerçeği de devleti çoğulcu bir pozisyona zorlamaktadır. Yerel
organların artan önemi, merkeziyetçiliği büyük bir yük haline
getirmektedir. Esas olan yapılanmalar ise özerklik olarak önem
kazanmaktadır. Katı merkeziyetçi yapılanmalar daha çok Ortadoğu ülkeleri
gibi devletlerde zora dayalı olarak uygulanabilmektedir.
Tekçi Üniter Yapilar Aşılıyor
Günümüzde çokça tartışılan özerk yapılar, tarih boyunca sürekli varolmuş
olgulardır. Dünyanın birçok yerinde uygulanan özerklik biçimleri,
uygulandıkları yerlerin ihtiyaçlarına göre çeşitli ifadelere kavuşmuştur.
Gün geçtikçe halklar arasındaki uzlaşı kültürünü, demokratik bilinci ve
örgütlülüğü geliştiren bu yapıların başlıca biçimleri; federasyon, eyalet
sistemi, bölgesel özerklik, kültürel özerklik olarak tanımlanabilir.
Konumuz açısından bu yapıları incelemekte yarar var.
Federasyon:
Ulus-devletin anayasası çerçevesinde, ulus-devlet sınırları içindeki bir
halka ya da ulusa verilen özerklik biçimlerinden biridir. Buna, merkezi ve
bölgesel yönetimler arasında teminata dayalı bir iktidar bölüşümü de
denilebilir. Genel olarak federe birimlerin anayasada belirlenmiş çerçevede
federal devlet denilen merkeze bağlı olmasını ifade eder. Ayrı meclisi,
hükümeti ve kurumları bulunur. Ancak bu meclis ve hükümetlerin hangi
konuları ele alacağı, yetki alanının sınırları anayasada belirlenmiştir. Bu
anayasanın demokratik olup olmaması şart değildir. Dünyadaki federasyon ve
konfederasyonların hepsi kendi sınırları içinde tek parçadır. Amerika
Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu, Kanada Konfederasyonu, Meksika,
Almanya, Belçika, Avusturya, Fransa, İtalya, İsviçre Konfederasyonu federal
yapılara verilebilecek örneklerdir.
Ulus devletlerin inşa edildiği günden bu yana bir ulusa dayalı devlet kurma
istemi sonuçta birçok katliam ve savaşlara neden oldu. Bu anlamda
ulus-devletler sorunlu yapılardır. Gelinen aşamada ise federal ve özerk
yönetim modelleri ile ağır sorunlardan çıkılmaya çalışılmaktadır. Daha
adil, özgürlükçü, eşitlikçi koşullarda, tarafların gönüllü katılımı ile
farklı ulusların bir arada yaşamasının zemini sağlanmaya çalışılmaktadır.
Yani bir nevi “toplumsal sözleşme” hayata geçirilmektedir.
Eyalet sistemi:
Karakter olarak federasyona yakın bir sistemdir. Birçok federal devletin
yerel birimleri eyalet olarak tanımlanmaktadır. Örneğin Almanya federal bir
devlettir, ama alt birimleri eyalet olarak tanımlanmaktadır. Yine ABD
Birleşik Devletler olarak ifade edilir, hükümetine de federal hükümet
denir. Alt birimleri ise eyalet olarak adlandırılır. Eyaletlerin de görev
ve sorumlulukları anayasalarla belirlenmiştir. Hindistan’da her
eyaletin kendi içyapısını oluşturan anayasası bulunuyor. Her eyaletin
başkenti, bayrağı var. Bölgesel parlamentolarının seçimle gelen hükümetleri
mevcuttur. Yerel bölge başkanları ise bazı yerlerde seçimle belirlenmekte,
bazı yerlerde parlamento tarafından atanmaktadır.
Eyalet sistemi uygulaması da ülkenin demokratik olup olmamasıyla ilgili bir
konu değildir. Örneğin Pakistan ve İran’da da eyalet sistemi vardır
ama bu ülkelerin demokrasiye duyarlılıkları tartışmaya açıktır.
Bölgesel özerklikler:
Sınırları merkezi devlet tarafından çizilmiştir. Yerel birimlerin
kullandığı yetkiler federe devletlerin kullandıkları yetkilere göre daha
azdır. Bu nedenle federal devletlerdeki yerel birimlere devletçik
adlandırması da yapılmaktadır. Bu devletlerde de, yerel birim şu yetkileri
kullanır, şu işleri yapar denilerek sorumluluk çerçeveleri çizilir. Bağlı
oldukları ulusun dışında kendilerine ait bir anayasaları yoktur. Bu
sorumlulukları demokratik kurallar içinde yapması gibi bir koşul aranmaz.
Söz konusu bölgede halkın ve toplumsal farklılıkların demokratik bilinç ve
örgütlülüğü gelişmiş ise, bölgesel birimlerde de demokratikleşme gelişir.
Öte yandan bölgesel özerkliği oluşturan birimler daha fazla mücadele
verirlerse merkezi devletin yetkilerini daha çok sınırlayabilirler. Buna en
iyi örnek olarak da 1936’dan 1975 yılına kadar İspanya’da
General Franco’nun faşist rejimine karşı verilen mücadele
gösterilebilir.
Bölgesel Özerklik Ve İspanya Modeli
Bu mücadele sonrası İspanya 17 özerk bölge ve iki özerk kent olarak
kendisini yeniden yapılandırdı. 1978 anayasasının II. maddesi, İspanya
siyasi sisteminin temel özelliklerini yansıtmaktadır. Buna göre:
“1978 anayasası, İspanyol ulusunun bölünmez birliğine, ortak ve
parçalanamaz anavatanına dayanır; ayrıca bunu oluşturan milliyetlerin ve
bölgelerin özerklik hakkını tanır ve aralarındaki dayanışmayı garanti
altına alır,” denilmektedir.
Aynı anayasanın III. maddesi ise İspanya’da kullanılacak dilleri
düzenlemektedir. Buna göre “devletin resmi dili Castilian’dır.
Bütün İspanyollar bu dili öğrenmek zorundadır ve kullanma hakkına sahiptir.
Diğer İspanyol dilleri kendi otonomi statülerine göre kendi otonom
toplulukları içinde resmi dil olarak kabul edilebilecektir. Ayrıca
İspanya’daki dillerin zenginliği saygı duyulması ve korunması gereken
kültürel mirastır” denilmektedir. ‘Çoklu İspanya’ olarak
adlandırılan sistemin anayasasında farklı kültür ve uluslara özerklik
tanınmıştır. Bask ve Katalan bölgesinin ayrı parlamentoları, siyasi
partileri ve hükümetleri vardır. Galiçya da ayrı bir özerk bölgedir.
Yine bölgesel özerkliklere 28 eyalet ve 7 birlik bölgesinden oluşan
Hindistan federal sistemi de örnek verilebilir. Ayrıca 23 eyaletten oluşan
Çin’de de 5 özerk bölge, merkeze doğrudan bağlı 4 şehir ve 2 özel
idari bölge olmak üzere, eyalet düzeyinde 4 idari bölge bulunmaktadır.
Kültürel özerklikler
19. ve 20. yüzyılda bu çözüm modeli yaygınlaşmıştır. Bu özerklik biçiminde
esas alınan söz konusu ulus veya topluluğun kültürel haklarını
kullanmasıdır. Bu nedenle coğrafi tanımı ifade eden federe, eyalet veya
bölgesel kavramlar kullanılmaz. Kültürel özerklik, bir toplumun kimlik, dil
ve kültürünün tanınması ve bu hakların söz konusu toplum tarafından özgürce
kullanılmasını ifade eder. Bu özerklik biçiminde söz konusu toplumun veya
ulusun okulları ve kültür kurumları olur. Bunların yönetimi ve
çalıştırılması, merkezi devletin yasalarına uyulmak koşuluyla bu topluma
verilir. Bu özerklikte herhangi bir siyasi yetki düzeyi yoktur. Kültürel
özerklik dışında bu topluma devletle ilişkilerini düzenleyen farklı bir
inisiyatif tanınmamıştır.
Söz konusu topluluk belli bir coğrafyada homojen halde yaşıyorsa, buna
bölgesel kültürel özerklik de denilebilmektedir. Bölgesel kültürel
özerkliğin uygulandığı kimi yerlerde yetkileri sınırlı meclislere de
rastlanmaktadır.
Kültürel özerklik modelinin en bilineni Rusya’da Yahudiler için
uygulanmış olanıdır. Tüm Rusya’ya dağılmış olan Yahudiler,
bulundukları her yerde kendi kültürlerini geliştirme imkânı tanıyan bir
kültürel özerklik elde etmişlerdir. Bugün Bulgaristan’da yaşayan
Türkler de bu nitelikte bir kültürel özerkliğe sahiptir. Fransa’da
Korsika’nın bölgesel kimliğinin yanı sıra kendine özgü bir yerel
yönetimi de vardır. Kültürel özerklik Korsika’da idari bölgeselleşme
üzerinden sağlanmıştır.
Demokrasi halkların vazgeçilmezidir
Dikkat edilirse bu özerklik modellerinde demokrasi bir ön koşul olarak ele
alınmamaktadır. Bu durum halklar açısından tehlike arzedebilir.
Farklılıklar adına hareket ettiklerini iddia eden kimi kesimler, özerkliği
sadece siyasal bir oluşum olarak ele aldıklarından bunu iktidara ortak
olmanın bir yolu olarak görebilirler. Şayet güçleri yeterse, tüm zenginliği
ele geçirmek için iktidarlaşma ve devletleşme eğilimi gösterebilirler.
Onlar için özerklik, devletleşmeye gitmede bir ara duraktır. Toplumun
zenginliğini iktidardaki güçlerle paylaşmayı esas alacaklarından, devletle
bir mücadele içinde olmaktan çok, onunla pazarlık ederler ve isterler. Bu
bir iktidar hastalığıdır.
Tarih boyunca yaşanan bu tehlikeye karşı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan
Bakunin’in tanımına atfen “İktidar en demokrat adamın başına
tacını koyduğunda, yirmi dört saat içinde en alçak diktatör yapar.
Doğrudur. Çürüme halindeki iktidarı en ezilen kadının başına bir taç gibi
koyun, o da yirmi dört saat içinde diktatör kesilecektir. Bu çürümenin,
hastalığın önüne geçmenin yegâne yolu, bir sistem olarak demokratik
moderniteyi inşa etmekten geçer” diyerek demokrasinin halklar için
vazgeçimezliğini ortaya koymaktadır.
Demokratik Özerklik Bir Kürt Modelidir
Ele aldığımız bu tür özerk oluşumlar, üniter (tekçi) devletin merkezi
yapısının dışına çıkma iradesinden yoksundur. O yüzden demokratik
karakterleri zayıf kalır. Bu durumda devleti sınırlandırma ve toplumsal
alanın dışına çıkarma gücü gösteremezler. Bundan dolayı çözüm diye
uyguladıkları modeller de iyileştirmelerin ötesinde köklü çözümler
getirmemiştir. Dolayısıyla Kürt sorununun çözümüne bu modeller sınırlı
katkı sağlayabilirler. Çünkü Kürt sorunu sadece bir yerel yönetim sorunu,
etnik, bölgesel veya kültürel özerklik sorunu değildir. Her şeyden once
Kürt halkının kendini demokratik ulus olarak var etme ve anayasal düzeyde
bir siyasal statüye kavuşturma sorunudur.
Kuşkusuz sorunlara köklü çözümler ancak demokratik bilinç ve örgütlülüğü
yüksek toplumlarda gelişebilir. Çağımızda başta siyasal, sosyal, kültürel
ve ekonomik olmak üzere toplumun çok değişik sorunları vardır. Bu sorunlar
yalnızca merkez tarafından belirlenecek politikalarla çözülemeyecek kadar
ağırdır. Buna çevre, kadın özgürlüğü, yerel yönetimler, sağlık, trafik vb.
toplumun temel ihtiyaçlarını da eklediğimizde sorunun büyüklüğü
kendiliğinden anlaşılır. Bu açıdan toplum demokratik bilinç ve
örgütlenmesini ne kadar geliştirir ve sıkılaştırırsa toplumsal
kazanımlarını o kadar güvenceye almış olacaktır.
DTK çalıştayında tartışmaya açılan proje taslağında da demokratik özerklik
çözüm modelinin evrensel karakterine vurgu yapılmaktadır.
“Demokratik özerklik Türkiye’den başlayarak İran, Suriye ve
Irak başta olmak üzere Kürtlerin devletlerle ilişkisinde yeni bir dönem
başlatacaktır. Bu büyük sorun demokratik özerklik anlayışıyla çözüldüğünde
bölgedeki tüm sorunlar bir çözüme kavuşacaktır. Kürt sorunu bölgede bir
gerilim ve çatışma etkeni olarak kaldığından dolayı bölgenin de siyasal,
ekonomik ve sosyal istikrarsızlık içinde kalmasında önemli bir etken
olmaktadır. Demokratik özerklik projesi bu karakteri ile sadece Kürt
sorununun çözümünü değil, tüm bölgesel sorunların çözümünü sağlama
özelliğiyle evrensel nitelikte bir çözüm modeli olduğunu ortaya
koyacaktır.” Bu metin Kürt sorununun taşıdığı bölgesel ve evrensel
boyutları gözler önüne sermektedir.
Demokratik cumhuriyet için demokratik anayasa
Özerklikle birlikte halkların “ulus-ötesi”,
“ulus-sonrası” gibi kavramlarla yeni bir yurttaşlık tanımına
ulaşmak istedikleri de bilinmektedir. Kürt halkı için bu “demokratik
cumhuriyette özgür yurttaşlar” haline gelmeyi ifade etmektedir.
Türkiye’de Kürt sorununun demokratik özerklik çerçevesinde çözümü
Kürt halkının demokratik ulus haline gelme ve bunun örgütlülüğünü
geliştirme düzeyine bağlıdır. Demokratik ulus bilinci toplumsal birliği ve
ortak vatan anlayışını geliştirecek en önemli faktördür. Ortak vatanda
Kürtlerin, Türklerin ve diğer Türkiye halklarının barış içinde özgürce bir
arada yaşamaları sivil demokratik bir anayasayı zorunlu kılmaktadır.
“Toplumsal Sözleşme” olarak da adlandırılan konu bu çerçevede
değerlendirilmektedir. Bu da cumhuriyetin ilk kuruluş felsefesi ve birlik
ruhuna uygun düşecektir. Dolayısıyla demokratik özerklik 4 temel konuda
demokratikleşmeyi öngörmektedir. Demokratik Ulus, Demokratik Vatan,
Demokratik Anayasa ve Demokratik Cumhuriyet kavramları gelişmekte olan
demokratik özerkliğin temel karakterini ortaya koyacaktır.
Öcalan Demokratik Özerklik Projesini nasıl tanımlıyor?
Öcalan’ın demokratik özerkliğe ilişkin yaptığı değerlendirmede bu
projeyi şöyle tanımlıyor.
Benim demokratik özerklik projem bir yandan kendi içinde sınırlarla
çatışmayan bir çözüm, öte yandan evrensel hegemonyayı reddeden ama
çatışmayan, kendi ilkelerini korumak şartıyla, bu
“imparatorluk” da denen küresel hegemonyanın içinde erimeden
varlığını sürdürebilen bir çözümdür. Bu çözüm demokratik konfederalizmin
ilkelerini de ihtiva ediyor. Bu meselenin demokratik özerklik temelinde
çözümü bütün Ortadoğu’yu aydınlatacak, İtalya ve İspanya için de bir
model olacaktır. Benim devlet ve iktidar konusundaki görüşlerim
Gramsci’nin görüşleriyle paraleldir. Karl Marks ulus-devleti kabul
etmişken ben bunu kabul etmiyorum. Avrupa’nın şu an yaşadığı krizin
sebebi de yine bu ulus-devlet yapılanması, anlayışıdır.
Kürdistan yeni bir Devrimin Eşiğinde mi?
Bu devrimde öyle çok fazla kan da dökülmeyecektir. Bizim öngörümüz ve
amacımız bu çözümü barışçıl yollardan en az hasarla sağlamaktır. Kürt
sorunu konusunda üç yol var.
Birincisi, 80-90 yıldır devam eden inkâr-imha politikası, anlayışı.
İkincisi, küçük Kürdistan kurup tüm Kürtleri oraya bağlamak. Yani küçük
Kürdistan’ı kurarak Büyük Kürdistan hayaliyle Kürtleri bir yüz yıl
daha oyalamak. Küçük Kürdistan’ı kurup bütün Kürtleri ora üzerinden
kontrol edecekler. Bunu ortaya çıkarmak hayati önemdedir.
Üçüncüsü, bizim savunduğumuz demokratik çözümdür. Biz burada demokratik
cumhuriyet, demokratik vatan, demokratik toplum diyoruz.
Kürtler için devlet değil, demokratik konfederalizm
Dil, coğrafya, kültür, bunların hepsine ben beden diyorum. Bedeninize sahip
çıkmazsanız baş bir işe yaramaz, bir anlam ifade etmez. Dil, kültür, sanat,
spor her alanda toplum içinde çalışmalar yürütülür. Her konuda derin
tartışmalar yapılabilir. Halk analiz ve çözümlerini Kent Meclislerinde
karara bağlayabilir. Yoğun örgütlenmelerle birlikte bazı birlikler
oluşturulabilir. Demokratik Esnaflar Birliği, Demokratik Sanatçılar
Birliği, Demokratik Sporcular Birliği, Kadınlar Birliği, Belediyeler
Birliği, Mahalleler Birliği, Demokratik İsçiler Birliği, Gençlik Birliği,
Öğrenciler Birliği vb demokratik birlikler oluşturulabilir. Bu birlikler
temsilini Kent Meclislerinde bulur. Demokratiktir, içinde halk vardır.
Yarından itibaren demokratik bir dönemdir. Tek şef partileri, merkezi ve
oligarşik parti dönemi geçmiştir. Simdi demokratik dönemdir. Cumhuriyeti üç
dönemde ele alıyorum: Elliye kadar otoriter dönem, elliden günümüze kadar
oligarşik yozlaşma dönemi, simdi de cumhuriyetin demokratikleşmesi dönemi
yaşanıyor.
ANF NEWS AGENCY
DEMHAT TOLHILDAN/AHMET ÇİMEN -ANF