Helepçe ve insanlık
Tarih, 16 Mart 1988 ve kendisine insanım diyen ve insanı değerler
taşıyanların beleklerinde silinmeyen fotoğraflar. Kendisine insanım
diyenlerin yüreklerinde,anlatılması mümkün olmayan acının yaşandığı günün
üzerinde 21 yıl geçti. Biz insanlar ne yazıkki çok yüzeysel olmuşuz,
kendimizden uzaklaşmışız,insanı duygularımız körelmiş,kendimize öylesine
yabancılaşmışızki artık günü birlik yaşamayı ve dün olanları çok çabuk
unutur olmuşuz. Helepçe üzerinden Annaların çığlıkları yükseliyordu
insanlığın yeryüzünde yaşayabileceği en büyük zulüm Helep şehrinde Kürt
Anaları ve çocuklarına reva görülmüştü. Dünya herzaman olduğu gibi o günde
ikiyüzlülüge bürünmüş televizyonlarda, gazetelerde sahte hümanizm naraları
dışında herhangi bir şey yapılmıyordu. Kürtler insanlığın yüz karası baas
rejiminin insan kılıklı,insanlık düşmani, canavar Sadamın insafına terk
edilmişlerdi..
Evet madem günümüz dünyasında yaşayan insanlar hakında pek iyi şeyler
düşünmüyorum, o zaman 16 Mart 1988 de aramızda ayrılan ve bebeğine
sarılarak can veren helepçe analarına yazayım.
Siz yaşama göz yumduğunuzdan bu yana biz Kürtler açısında pek farklı şeyler
olmadı, yine ölüm yine zulüm,yine evlatları için gece gündüz ağıt yakan
analar. Ne kadar isterdim şu an size Kürtlerin özgür olduğunu yazmak, ne
kadar isterdim çocuklarınıza sarılarak nihayı uykuya daldığınız,o şehrin
sizler için yapılan anıtlarla süslendiğini. Ama ne yazıkı yazamıyorum,Kürt
stranbejler sizler için ağıtlar yaktılar helbestvanlar helbestler
yazdılar.Sizler için diyorum aslında belkide ağıtları yakılacak olanlar
bizleriz belki şiiri yazılması ve araştırılması gerekenler biz yaşayan
Kürtleriz. Çünkü size yapılan o barbarca saldırının hesaplarını daha
yapamadık onun derslerini daha çıkaramadık, halen birbirimizle
uğraşıyoruz.
Yinede rahat uyumanız için yazmam gerekenler vardır.
Sizlere o zulümü rava gören canavar kendi kendisinin sonunu
getirdi,sevinilecek bir şey değil ama sizin çektiğiniz evlat acılarını
onada çektirdiler.Tabiki onda zaten o yürek kalmamıştı,bunu biliyorum,eğer
o canavarda bir kuşun taşıyacağı kadar yürek olmuş olsaydı size o zulümü
reva görmezdi. Sizlere atığı o napalm gazını aslında kendi insanlığına
atmıştı, kendi insanlığını öldürmüstü. Zaten o günden sonra insan diye
anılmadı,bütün analar tarafında, insanlığın yüz karası ve tarihimizin
yeryüzünde yaşayan insan kılıklı murdar yaratığı olarak anıldı.Yaşamının
son günlerini sürüngen bir yer altı yaratığı gibi yer altlarında
geçirdi,uğradığı akıbeti hak etiğini bütün insanlık gizlemeden söyledi.
Sizler rahat uyuyun gül yüzlü çocuklar.
Sizlerden sonra dünya iyicene bozuldu,Kürt çocukları insan tacirleri elinde
dünyanın dört bir yanına dağıldılar.Kürt çocukları halen zalimlerin
kurşunlarıyla canlarında oluyor ve daha yaşamlarının başlarında aramızda
ayrılıyorlar.Sizin gül yüzleriniz göz önlerimizde hiç kayıp olmadılar
olmayacaklarda. Sen yüreğimin yarası O boynundaki mavi boncuklar ve
başındaki sarı külahınla öylesine uzanmış annenin yanına yatıyorsun. Resime
yansıyan yüzüne baktığımda sanki bana gülümsüyorsun, sanki orda sana
saldırı düzenleyenlere”ben ölmedim ölenler sizsiniz” diye
mırıldanıyorsun.Evet siz ölmediniz siz hep hüzün ve acıyla
hatırlanacaksınız,sizin o suçsuz ve gülden nazik bedeninize atılan napalmi
yapan ve satanlar her gün ölecekler.
Sizi anlatabilsem keşke,insanlıkta nasibini almamış ,kitle imha silahları
üreten mahlukatlara.Sizi anlata bilsem Kürt
siyasetçilerine,politkacılarına. Artık helepçelerin yaşanmaması için
çareler arasalar,artık gül yüzlü çokların dünyaya sevgiyle bakmasına
korkusuzca yaşamasına imkan verseler.
Sizin sahdetlerinizin önünde saygiyla eğliyor ve sizleri unutmadığımı
söylüyorum..
Munzur Okur