| RADYO PERTAQ FACEBOOK GRUBU |
|
|
www.Pertekliyiz.Biz Formu - Bedeni tutsak, yüreði ve beyni özgür yoldaþa ve þiirlerine selamlar olsun...
Radyo Pertaq
|
|
 |
 |
| Forum Başlığı > Güncel > Bedeni tutsak, yüreği ve beyni özgür yoldaşa ve şiirlerine selamlar olsun... |  |
Site kurucusu   Cevaplar: 126 kayıt olmuş: 30/3/2008 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 18/7/2008 Saat 14:28 |
|
|
SOKAK ÇOCUĞU...Selver Yıldırım
Kirli bir sokak çocuğuyum Tinerci olma ihtimali yüksek Anam hiç görmedi
sokaktaki beni Görseydi biraz daha erken ölecekti
Kirli bir sokak çocuğuyum
Tinerci olma ihtimali yüksek
Anam hiç görmedi sokaktaki beni
Görseydi biraz daha erken ölecekti
içime vicdan sızısı ekecekti.
Babam dayanamadı apoletli baskıya
Gıcır gıcır silahıyla
Çekti vurdu Kürt Hasan’ı
Geriye çeto Hasan kaldı
Şimdi nerde bilmiyorum
Muhtemelen “ hain” avında
Ya da karı baskınında
Çok içtiğini duydum sonradan
Şişesinde biraz ben
Birazda ne varsa kaybedilen
Bir abim olaydı
Kitap arasında yasaklı dokümanla
Okul dönüşü ucundan katılırdık serhıldana
“ Hayali gönlümde yadigar kalan”
Bir olmaz işim buda.
Tam ondört yaşındayım şimdi
On yılı evde, dört yılı sokakta
Dört yılda dört kere on kadar yaşadım
Bakmayın boyuma
Bir evim olsa çekip çevirebilir
Muhtar olsam köy yönetebilirim
Bir kıza bakmak zor olsa da
Yaşamdan değil yaşamsızlığımdandır.
En çok zabıtaya bakarım
Bir de jandarmaya
Göz ucumla karakol boylatan kürdili bakış
Eskiden
Daha babam çete olmadan
Simko dedenin torunu Güle ile
Komşu kızımız sewe’nin adı
Dilan ile Zilan olmadan
Daha katırlarımız plakalanmaz
Koyunlarımızın doğum-ölüm sicilleri tutulmadan
Yiyeceklerimiz karnelenmez ve
Daha köy dışına vizeli çıkılmadan önce
Okuyup öğretmen olmak istiyordum
Siyah ceketli, jilet pantolonlu
Artık sevmiyorum ne yeşili, ne siyahı
Bir tek gök rengidir şimdi özlemim
Diyarbekir’e ilk geldiğimizde
“Abooo dünya ne kadar büyük” demiştim
Bizim köy ile Merge’den öteye
Ne çok köy vardı.
Hele ne çok dükkan Siirt’te
Leblebi şeker lokum dolu raflar
Bu kadar ayakkabı
Yirmi tane bizim köye yeterdi
Elbiseleri sersen bizim dağ giyinirdi
Unları döksen, diyordum kar yağmış sanılırdı
Otuz köy toplasan bir Siirt ederdi
Diyarbekir’de iki adımda bir
Asker polis jandarma
Dükkanlara bakmaya fırsat olmadı
onlara bakmaktan.
İlk çadırımız ilk yağmurda gitti
İkincisini ape Reşo getirdi
Üç ay dayandı
Annemin ilk öksürükleri
Babamın ilk parasızlığı başladı
Birde beni dövmeleri.
Altı ay sonra ben çöp bidonlarına dadandım
Askerler çadır kentimize
Annem doktor görmeden gitti mezara.
Ape Reşoyu uuupsürdüklerinde
Altı da asker vardı babamın yanında
Üç günlük çete; utangaç, boynu bükük, suçlu.
Üç gün sonra sokaktaydım ben
İlk cami avlularım
İlk simit çalmalarım
İlk dilenmelerim, dayak yemelerim
zabıtadan ilk kaçmalarım
Sur dibinde yatmalarım
İlk biralarım, ilk sigaralarım
Annesizliğim, babasızlığım, odasızlığım
İlk nefretlerim, göz yaşlarım
Acıyan bakışlara maruz kalmalarım
İnsanı ilk tanımalarım; o zamandı
Kirli bir sokak çocuğuyum şimdi
Bütün sokak çocukları gibi
Tinerci olma ihtimalim yüksek.
Kasım 99 Erzurum
____________________ Biz topraklarından kopartırılarak suçlanıp, Özgürlükleri elinden alınan ve
yok sayılan KÜRT çocuklarıyız...!
|
|
|
Site kurucusu   Cevaplar: 126 kayıt olmuş: 30/3/2008 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 18/7/2008 Saat 14:34 |
|
|
SON DAMLA MÜREKKEP
Ismet Baycan'ın anısına
Haberinden kalan
Birkaç sima şaşkınlık
Birkaç göz kahır
Muş ovasına düşen
Yükseli bir keder
Ayseli bir sitem
Haberinden kalan
Bütün varoluşu ifşa eden bir çığlık
Sohbeti bölüyor kapı önünde
Heybesi acıyla doluyor kervanın
Şimdi sen efsaneye halefsin
Tarihin kandan kalemine
Son damla mürekkepsin
Şimdi İsmail’in gözleri gözlerin
İbrahim’in düşü ezberin
Rüzgarın derdi var kelimelerimle
Seninle ya da benimle
Aklım koruma duvarı örüyor ismine
Rüzgara inat tutunuyorum hayaline
Şimdi sen Ararat’ın bağrında
Zarif bir imzasın
Barışa düşen cemre
Ali’ye yoldaş divansın
Şimdi avesta’nın küle değmiş yarası
Ufka çekilen dilansın
Haberinden kalan
Ölümün öldüğü çocuk
Onbeş canın aşkı
Bir halkın gelişinle açılan bahtıdır.
Nisan 2006
____________________ Biz topraklarından kopartırılarak suçlanıp, Özgürlükleri elinden alınan ve
yok sayılan KÜRT çocuklarıyız...!
|
|
Cevap 1 |
|
Site kurucusu   Cevaplar: 126 kayıt olmuş: 30/3/2008 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 18/7/2008 Saat 14:36 |
|
|
Selver YILDIRIM
COCUK
Çocuğumuz diyemediler sana
Vanlı doğdun
Urfa’lı Hakkari’li
Potansiyel “terörist” tehlikeli
Bundandır
Çöpten yiyecek toplaman, sızlatmıyor yürekleri
Sırtındaki bitli asker elbisesi
Sevdiğinden değil, ayzadan korusun diye
Konserve yiyiyişin lüksünden değil biliyorum
Kışla artığı.
Ellerin, yüzün neden kirli diyemem
Sabun kokan ellerden utanırım.
Gazetedeki fotografta
Ellerinle kapatmıştın yüzünü
“Okula gidiyorum abi görmesinler,utanırım”
diyordun alt yazıda
Çöpten bir dağ yanıbaşında.
Sen nerden bilirsin utanmayı çocuk
Büyükler utanıyormu bak
Çöpten ekmek yiyişinden
Utanıp kuytulardan geçişinden
Gece işçi, gündüz okula gidişinden
Büyükler utanıyormu bak
Dudağındaki sinek yarasından
Kirli ellerinin karasından
Her yıl tutulduğun sıtma belasından
Kimse utanıyormu bak
Dilsizliğinden, sevgisizliğinden
Yurtsuzluğundan, evsizliğinden
Yaşınca oynayamadığından, gülemediğinden
Yaşamak nedir bilmediğinden
Oyuncak diye oynarken
Mayınla yaralanmandan, ölmenden
Dilindeki “oy havar li min” sözlerinden
Kimselere açamadığın gizlerinden
yuzunde yer etmis acinin izlerinden
Yinede çocuk kalmış gözlerinden
Ve daha nelerinden, nelerinden
Kimse utanıyor mu
Öyleyse sen hiç utanma
Şeref utansın, bilim utansın, dünya utansın
Ben mi
Ben de utanıyorum
Senden değil
Utanmazlığımızdan
Temmuz 99 E Tipi Cezaevi/ Adıyaman
____________________ Biz topraklarından kopartırılarak suçlanıp, Özgürlükleri elinden alınan ve
yok sayılan KÜRT çocuklarıyız...!
|
|
Cevap 2 |
|
Site kurucusu   Cevaplar: 126 kayıt olmuş: 30/3/2008 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 18/7/2008 Saat 14:39 |
|
|
MAVİ YÜREĞE
Bilge’ye
Başka yüreklere giden yollar keşfettim
Yüreğinden geçen
Küçük bir sevgi aradım
Saydam bir acıya battı ayaklarım
“Gel” dedin
“Suçludur özgürlükler
özgür değilse tüm beyinler”
Yüreğimi açtım sana
Kirleri ve güzellikleriyle
“Üzülme” dedin
“Bu son şahlanışıdir acının
ve son sarhoşluğu felsefenin”
Tatlı bir huzurdu
Huzursuzluğumun nedeni.
“Bul” dedin
Ruhunu kanatlandıran özlemleri;
"Sanat, aşk özgürlük”
Bir mavi suya değidi yüreğim
Bir mavi yüreğe dokundu ellerim
Mavi düşlere aktı düşlerim
Sevginle
Aralık 2002
____________________ Biz topraklarından kopartırılarak suçlanıp, Özgürlükleri elinden alınan ve
yok sayılan KÜRT çocuklarıyız...!
|
|
Cevap 3 |
|
Tecrübeli Üye   Cevaplar: 141 kayıt olmuş: 24/7/2006 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 18/7/2008 Saat 18:20 |
|
|
öylesine güzellerdi..
tesekkürler okuma firsati yarttigin icin
____________________ ansızın tarifsiz gelir ya..
Bir Yanda Aşklar
Bir yanda savaşlar sürerken
Ucuz kahramanlar hükmederken dünyama
Bazı yalanlar güzel
Bazı gerçekler acıymış
Dönüyor durmuyor dünya..
|
|
Cevap 4 |
|
Site kurucusu   Cevaplar: 126 kayıt olmuş: 30/3/2008 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 18/7/2008 Saat 22:11 |
|
|
Rica ederim bilge arkadaş sizlerde paylaşırsanız daha güzel olur.
____________________ Biz topraklarından kopartırılarak suçlanıp, Özgürlükleri elinden alınan ve
yok sayılan KÜRT çocuklarıyız...!
|
|
Cevap 5 |
|
Site kurucusu   Cevaplar: 126 kayıt olmuş: 30/3/2008 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 19/7/2008 Saat 20:32 |
|
|
GÜLÜ SIYRILMAYAN KENT
Halepçem
Gülün sıyrılmaz güller içinden
Ölün sıyrılmaz ölüler içinden
Kazısam haritanı yeryüzünden
Vazgeçermi dünya senden
Vazgeçer mi masumiyet tüten isminden
Halepçem
Yüreğime takılı kelepçem
Şiiri olmayan kent
Aşığı olmayan kentmiş
Şiirine geldim Halepçem
Şkına geldim
Peşimde bir halk dolusu yürek
Peşimde söze dökülmüş binlerce dilek
Işığına geldim Halepçem
Beşbin çığlığa tanık
Taşına geldim Halepçem
Deli gibi koşuyorhala o dede
Cesetten cesede
Yüzünde kıyamet boşluğu
Gözünde donmuş yaşına geldim halepçem
Çöle dönüyor sana kurduğum düş
Hardal rengi sızıyor resmine
……..kokusu çiçeğine
Neye yarar bıçak bilemek dünyanın vicdanına
Neye yarar saplasam o bıçağı kendi bağrına
Halepçem
Gülüşüme takılı bilekçem
Annenin gözyaşı
Yaşama sunduğum dilekçem
Sözüme menzil
Yoluna baş koyduğum gerekçem
Unutmayacağız seni
Unutmadıkça sen kendini
2006
____________________ Biz topraklarından kopartırılarak suçlanıp, Özgürlükleri elinden alınan ve
yok sayılan KÜRT çocuklarıyız...!
|
|
Cevap 6 |
|
Site kurucusu   Cevaplar: 126 kayıt olmuş: 30/3/2008 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 19/7/2008 Saat 20:35 |
|
|
Aşksız Doğmasın Çocuklar
1
Bir evet kadar yakınım sana
Bir hayır kadar uzak.
Kim bilecek oysa
Giden bir ömrün toplamıdır iki hece
Kalanın fermanı olsan da olmasan da .
yinede, suretleri yaşamın
söküp alınır gibi duvardan
sökülüp atılmıyor hafızadan
ya günlerime akacak cismin
ya benliğime resmin.
2
Bir acıları unutma kadar yakınım sana
Bir ihanet tanıklığı kadar uzak
Ben tüm yaşamı doldurmak istiyordum seninle
Sen içindeki canavarı doyurmak istiyordun benimle
Ve sevda
Hep yanlış adreslerden
Hep buruk
Suçlu
Ayrılıyordu dünyamızdan
Düşünsene, kaç milyarıncı versiyonuyuz bu filmin
Şarkılar, şiirler, kitaplar
Bizi anlatır da
Bize öğretmez.
Kırılınca anlıyoruz;
Her insanın başı kendi taşına çarpar
Çarpınca anlıyorum
Aşk bağrında ihaneti saklar da
Saklayacak bağrı yoktur ihanetin aşkı.
3
Bir otobüs yolculuğu kadar yakınım sana.
Biletsiz yolcu kadar uzak.
Otuzunda kırılıyor fayım
Yıkılıyor bir bir saflıklarım
Bir 'gerçek' enkazında
Can çekişiyor niyetlerim
Ben can çekişiyorum.
Çığlığıma yardım değil duyduğum
Tozlu bir aksi seda.
Otuz yaşım miladım oluyor
Milattan önce
Pembe-mavi bir saflık
Tüm dünyayı kucaklıyorum.
Milattan sonra
Siyah-beyaz bir bilinç
Kucağıma sığmıyor yanlızlığım.
4
Yedi kapı açılması kadar yakınım sana.
Bir gardiyan kilidi kadar uzak.
Yine de kapılar değildir alıkoyan
Kilitler değil
Yüreğin kaç kilometre uzak bana
Hangi tünel
Hangi firar beni ulaştırır sana
Sen politika ile kirlenmiştin
Ben seninle
Senin gözünü hırs köreltmişti
Benimkini sen
Erkil putların vardı
Benim zincirlerim
Köyümüzden, şehrimizden, genlerimizden kalan.
Gözlerinin derinine bakıyordum
Gözlerini kaçırıyordun
Bir gazete yazısı geliyordu aklıma
“Hoşlanmaz erkekler
gözlerinin derinine bakan kadınlardan”
Anlıyordum
Aşksızlıktı çağımıza bakan
Gizlendikçe gözlerinin derininde yalan
Aşkta yalan.
5
Bir firar kadar yakınım sana
Dur ihtarsız bir ölüm kadar uzak
Tehlike çemberleri örülüyor çevremde
Bir cadıya dönüşüyorum
Her bakış, her yürek bir avcı
Avlanıyorum kansız.
Kansız olmuyor sana gelişim
En çokta kanarken özlüyorum
Kimse görmüyor
Ruhun kanaması renksiz
Kimse duymuyor
Ruhun çığlığı sessiz
Ve şairlik güçsüzlükmüş aslında
Onuru kalkan
Giremediği kapılardan
Kendine dönüş yapan.
6
Bir imza kadar yakınım sana
Bir karar kadar uzak
Hep tersini yaptığım kararlar alıyorum
Kararı ebedi yasanın ne, bilmiyorum.
Tanrısal iğfali ruhun diyorum
İncir yapraklarını yetiştiremiyorum.
Yenilgi kokuyor bu kibir, bu gurur
Dervişleri kıskanıyorum.
Yenilgilerden zaferler yüreklerinde
Kederlerle örselenmez mutluluklar
Ve ben artik düşü okyanus bir ırmak değilim
Okyanusum, düşleri kıyılarla boğulan
Sınırlari vuruyor öfkelerim
Kırıyorum
Yıkıyorum
Duruluyorum
Bir sevda gömülüyor içime
Ben gömülüyorum kendime.
7
Barış kadar yakınım sana
Müebbet kadar uzak
Bir bomba patlayacak sanıyorum
Bir uçak bombalar yağdıracak her an
Hep çatışmadayım rüyalarımda
Kolları, bacakları kopmuş insanları kurtarıyorum
Hep tutukluk yapıyor silahım
Ölecekken uyanıyorum.
Bilgi, sanat, söz değil
Son bir umutla rüya satmak istiyorum
Biliyorum
Doygunluk noktası savaşın
Kana bulanmasıdır rüyaların.
8
Bir an kadar yakınım sana
Sonsuzluk kadar uzak
Kendi düşlerimin tanrısıyım
Savaşları kaldırıyorum önce
Bilcümle eşitsizlikleri sonra
Zıtlar gerçekten birlik oluyor
Uzaylılara yenilmiyoruz.
Varoluş bir muamma değil
Saklanmıyor bizden ilahlar
Bilen yok, masal ne, düş ne
Ölüm, lisanüstü bir yaşam.
Olmayacak düşleri dişliyorum
Takılı kalıyor bir mayından arta kalan protezlerim
Dişsiz, düşsüz olmuyor
Bir dişçiye gidiyorum
Bir düşçüye gidemiyorum.
9
Özel bir fahişe kadar yakınım sana
Bir azize kadar uzak.
Bitmeyecek bu araf
Bu mahşeri sorgu bitmeyecek
Ne cennete yetecek sevaplarım
Ne cehenneme günahlarım
Hep seni isteyecek baştan çıkmış yanım
Hep seni itecek vicdanım
Duymayacak ne çağ, ne tanrı
Kendime kalacak isyanım.
İçimde yönsüz öfkeler
İkilemsiz yaşamları özleyeceğim
Savaşsız- barışsız
Şeytansız- meleksiz
Vicdansız,
Namussuz,
Tabusuz
İhanete ihanet edilmiş
Kehanete aşk ekilmiş.
10
Kendim kadar yakınım sana
Sen kadar uzak
“Kavuşmak ölümüdür aşkın” diyorlar
Yani aşksız doğuyor tüm çocuklar
Düşün, bir yüzyıla kaç savaş sığar
Kaş yüzyıla bir peyganber
Kaç bin yıldır ihanette
Doğuran rahme erkekler
Ve kaç bin yıldır kadın
Gayri resmi müebbetlik çeker
Bilmezsin belki
Maldan, mülkten, silahtan önce
Çobansızda yaşadı sürüler
Bir av kanıydı damarlardan akan
Birde aybaşı kanı
Belki de bu yüzden kadın
butun kanamalardan nefret eder
belkide bu yuzden
Ölümü değil, yaşamı besler
Belki de bu yüzden
Şimdilik HOŞÇA KAL
Aşksız doğmasın çocuklar.
____________________ Biz topraklarından kopartırılarak suçlanıp, Özgürlükleri elinden alınan ve
yok sayılan KÜRT çocuklarıyız...!
|
|
Cevap 7 |
|
Nu Üye   Cevaplar: 1 kayıt olmuş: 25/6/2008 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 23/7/2008 Saat 10:08 |
|
|
helal olsun
____________________ cecenzaza
|
|
Cevap 8 |
|
Süper Üye  Cevaplar: 61 kayıt olmuş: 15/10/2007 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 23/7/2008 Saat 13:02 |
|
|
yüreğine saglık kardesim güzel çalısmalar paylasımın için sagol  ____________________ SORGULANMAYAN HAYAT YAŞAMAYA DEĞMEZ....
|
|
Cevap 9 |
|
Site kurucusu   Cevaplar: 126 kayıt olmuş: 30/3/2008 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 23/7/2008 Saat 19:10 |
|
|
Tşk ler ablacığım asıl sizlerle paylaşmak istedigim bir şiir var ama
henüz elime gecmedi elime gecergecmez sizlerle paylaşacağım.
____________________ Biz topraklarından kopartırılarak suçlanıp, Özgürlükleri elinden alınan ve
yok sayılan KÜRT çocuklarıyız...!
|
|
Cevap 10 |
|
Site kurucusu   Cevaplar: 241 kayıt olmuş: 21/4/2006 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 23/7/2008 Saat 20:51 |
|
|
 himm mayamm rozayı mı beklermiş ____________________ Sayıklayan bir ağaç gibiyim Omayra
uğultusu geliyor ta derinden
gövdemin geçtiği masalların
içimdeki deprem ayakta tutuyor beni
geri dönüp vuruyor çalınmış zaman
bak sana korkaklığımı veriyorum
var olmanın bütün varoşlarından
ben yenildim,
|
|
Cevap 11 |
|
Tecrübeli Üye  Cevaplar: 142 kayıt olmuş: 2/2/2008 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 24/7/2008 Saat 17:21 |
|
|
çok güzel şiiirler gerçekten paylaşımın için pir spasssss yüreğine
sağlık..........
____________________ MuNzUrUmA DoKuNmA YaNaRsIn........... DeRsİmİn aSi KıZı ronya_desiman
|
|
Cevap 12 |
|
Tecrübeli Üye   Cevaplar: 161 kayıt olmuş: 13/9/2006 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 24/7/2008 Saat 17:25 |
|
|
çok güzel bir şiir en son yazdığın...
okuyan şiirde ölüyor öyle bir şiir...
____________________
|
|
Cevap 13 |
|
Site kurucusu   Cevaplar: 126 kayıt olmuş: 30/3/2008 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 28/7/2008 Saat 16:19 |
|
|
Canım Ablam, Yoldaşım, Öğretmenim
Yılların özlemiyle selamlıyor, kucaklıyor, öpüyorum.
Bu kaçıncı karalama bilmiyorum. Hep aynı heyecanla alıyorum kâğıdı, kalemi
elime... Cümleler içinden cümle cümle seçmeyince bırakıyorum. Bunca yılın
özleminin, duygularının, düşüncelerinin dilde tam karşılığı yok; çocuk gibi
şaşkınlaşıyorum. Yan yana olsaydık belki en iyi susarak anlatırdım hepsini.
Gözlerine bakardım. Yeniden hayran olurdum gülüşüne. Gözlerin ve gülüşün,
bendeki Elif’in tarifi... İkisini de çok severdim. İkisi de pırıl
pırıl, berraktı. Cam gibi, zozan güneşi gibi... En çok o halinle geliyorsun
aklıma...
Lisedeyken öğretmenler günü için kompozisyon yazısı istemişti öğretmen. Ben
seni anlatmıştım. Sınıftaki en farklı yazıydı. Farklılık olsun diye
yazmamıştım. Sen, gerçekten hayatımın ilk büyük öğretmeni oldun. Sadece
benimde değil, birçok yaşıtında... Hala hiç bir rüzgâr kıramıyorsa
dallarımızı bunda senin attığın sağlam temelin çok büyük payı var.
Masal gibi dinliyorduk anlattığın dört duvar anılarını. Hiç düşünmemiştim
bir gün benim de aynı anıları toplayacağımı... Şaka gibi geliyor bazen,
bazen iliklerimi ürperten bir dehşet... Sizlerle, bilgeyle, moral
değerlerle hafifletiyorum dehşeti. En zor zamanlarda bile kaybetmedim iç
moralimi, umudumu. Gönderdiğin çiçekleri kutsal bir emanet gibi saklıyorum.
Ara sıra haberlerini alıyorum, mutlu oluyorum. Bir gün yeniden rüzgârlı
mekânlarda buluşmayı düşlüyorum. Tıpkı yıllar öncesinde olduğu gibi.
Güzeliyle, acısı ile rüyalarım hala hep dağ dolu. Ve her gece yıldızlarla
selam gönderiyorum hepinize.
Bu mektup kanatları kopmuş bir kuş gibidir. Özgürlüğü kırpılmış. Sen onu
kanatlı haliyle oku. O kanatlarda en güzel düşler, düşünceler var.
Yıldızlaşanlar var. En son Sorxin’in acısı düştü yüreğime. Son bir
kaç yıldır baharları daha kaygılı bekler oldu. İçerde insan daha kaygılı
oluyor. Nasıl vadide, üstelik korunaklı iken tepedekilerden daha kaygılı
oluyorsa insan, zindanda da öyle oluyor. Yine de o acı haberler bir yana
son yılların performansı, güçlü duruşu hepimizi müthiş mutlu ediyor,
rahatlatıyor. Umarım bu bahar da öyle olur. Bunun güvenle ilgisi yok. Karşı
gücün pervasız zalimliğiyle, kirli yöntemleriyle bağlantılı...
Bunları biliyorsun. Özlem biriktiriyoruz. Olabildiğince beyinsel gelişmeye
çalışıyoruz. Gözümüz, kulağımız doğal olarak gelişmelerde, sizlerde. Belki
bir gün hepimizin öyküsünü yazarım. Yazmak isterim. Bu ilk mektup
olduğundan biraz tutuk. Çok kez kendi içimde yazmış olsam da ilk kez kâğıda
döküyorum. Eğer cevap alırsam daha geniş yazarım. Yedi arkadaşız. hepsi çok
selam iletiyor. Adını sayamadığım bütün arkadaşları sonsuz sevgi ve
saygıyla selamlıyor, barış dolu günlerde buluşmayı diliyorum. Lütfen
gezdiğim o kutsal cennet mekânlara da selam söyle. Son olarak seni büyük
özlemimle kucaklıyor, öpüyorum. Buluşacağımız günlere sohbet
biriktiriyorum. Esen kalın.
19.02.1977
____________________ Biz topraklarından kopartırılarak suçlanıp, Özgürlükleri elinden alınan ve
yok sayılan KÜRT çocuklarıyız...!
|
|
Cevap 14 |
|
Süper Üye   Cevaplar: 57 kayıt olmuş: 2/6/2008 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 28/7/2008 Saat 16:48 |
|
|
bra paylasımın için sagol yüregine saglık.yalnız ben asksız doğmasın
çocuklar şiiri kime aittir ögrenmek istiyorum cvp yazarsan sevinirim bra.
____________________ TANRI ÖLDÜ..............................................
|
|
Cevap 15 |
|
Site kurucusu   Cevaplar: 126 kayıt olmuş: 30/3/2008 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 28/7/2008 Saat 17:48 |
|
|
rica edrim beybun o şiir selver yıldırıma ait.
____________________ Biz topraklarından kopartırılarak suçlanıp, Özgürlükleri elinden alınan ve
yok sayılan KÜRT çocuklarıyız...!
|
|
Cevap 16 |
|
Site kurucusu   Cevaplar: 126 kayıt olmuş: 30/3/2008 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 27/8/2008 Saat 21:31 |
|
|
Bir dünya istiyorum;
insanlığımdan utanmadığım,
Sevgimin yarısını mavzerime değil
Tümünü sevdigime sunabildiğim
Tüm dünya çocuklarının gözlerinde
Gelecek mutlu günleri görebildiğim
Ancak o mutlu güne kadar
Tüm sitemlerimi yüreğime gömeceğim ki,
Yarınlar özgürlügün, emegin, sevginin
Ve umut gülüşlü çocukların olabilsin diye
____________________ Biz topraklarından kopartırılarak suçlanıp, Özgürlükleri elinden alınan ve
yok sayılan KÜRT çocuklarıyız...!
|
|
Cevap 17 |
|
Site kurucusu   Cevaplar: 126 kayıt olmuş: 30/3/2008 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 27/8/2008 Saat 21:43 |
|
|
BURASI TECRİT!duyan oldumu sesımı
Hangı duvara baksan bır renk bozuntusu,sankı tüm gülümsemeleri
dokunusları,insan sıcaklıgını,insanıyetı,insanın o ilk varlıgını hıssetme
duygusunu yutmus bır mezar kıtabesı gıbı duruyor ınsan
karsısında.Duvarların cevreledıgı boşluk yasayan bır :ölüler:semti...
Tanrı Hades!in yalnızca gırısı olan yer altı olum ulkesının
sessız,kettüm,ölümü bekleme soguklugu...
Burası,zaman ve mekan dışı!insan gülüşünün ugramadıgı bır celledın
surat bozuntusu... Burası,insanıyet menzılının dısında zaman otesı bır
mekan!
Kopuk zamanlardan yüz cizgilerine sinmiş tebessum,rastladıgın tek
ınsanıyet ızıdır burada...
Burası Ereşkigal,in cehennemı!innin her itirazı karsısında cehennem
bekcısı NETİ,nin :sus:inin cehennem kuralları kesındir,tartısma inin
cehennemının kurallarını:dedıgını ıtaatkar zamn tersınmesındekı
dehlızdır.
Burası :hükümlü sün:HÜKÜMEDİLENSİN yani;soguk bır nesne gıbı
mesela;idaresızleştırılmıs,bilinci carptırılmıs duyguları metamerfeze
olmus;:terbiyecilerine can atarcasına tutkun;idraksız ve bır objesın
olmalısın NETİ;lerın gozlerınde.
Ve yalnızsın!yalnızlıgında üşüyorsun sessizliği bozan kapı
gumpurtulerınde... Burası tecrit senın sana gomuldugun yer!...
Gün boyu caresizlestırme seansları...ve bir hiç oldugun duygusunu
aşılama yontemleri ve uygulamaları.:SUS:KONUSMA:YÜRÜ  UR:ÞARKI SÖYLEME:SAGA SOLA BAKMA:İTİRAZ HAKKIN YOK:KARSI
GELME:UY:İTAAT ET:diye her gun defalarca dayatılan ;insanı öz
benliğinden,birey olmaktan cıkarılarak,bir baska ruhun bedenıne ve zıhnıne
empoze edılmeye calısıldıgı yerdır burası!ne kımseyı gordugun nede kımseye
gosterıldıgın,yüzünü dahı unuttugun:islah:etme mekanları... BURASI
TECRİT!Bagırsan da duyulmayacagın,görulmeyecegın,yalnızca seni senin
duydugun,ama konustugunu hıssetmedıgın her an ruhsal işkenceden
gecırıldıgıin bır yer..... Oysa insan beseri bır varlık olusundan,bir baska
insana bakmayıibir baska ele dokunmayı,bir cıft dudakla muhabbet
etmeyi,gülmeyı,paylaşmaıyı,insan sıcaklıgını solumayı,bır baska gozun feyz
verici menziline gırmeyı ıster.Yani yasadıgına daır bır kanıt,bir emare...
Mesela insan el sallamak ister bır baska ele.Bu var olduguna kanıttır,iki
elin birbırını sayması,yasam guclu sarılma nedenıdır.Benlıgın
guclenmwsı,kendını aşmasıdır.Var olmada isrardır bır baska ele el
sallamak.Bundandır her baska bır insana el sallayısında azar
işitirsin!Atılırsın beter:islah  dalarına,kapatılırsın.Yasağında yasaklandıgı yer yan,!Ne
görüş,ne mektup,nede bır selam alma ımkanı...:Hükmün:de hükümlendiği
yer...sen de gömme girişimi,seni sende bogma...... Burası ınsanı yalnızlık
duygusunda benliğini ve degerlerını kaybettırme bır hıc duygusunu asılama
muamelesının sergılendıgı yer!Amaç duygu ve düşüncelerın intiharı!Yakılmış
vıran olmus bır sehrın ardından kalan yapragın kıpırdanmaz halı!varlıgının
:yokluk: dayatmasıdır burası...Ne merhametli bır göz ışıltısı ,ne de
ınsanlı bır gezegende yasadıgını ispatlayacak bır yudum ınsan nefesı....
Burada insan yok !!! Burası TECRİT !!! Gecenın veya gunun her hangı bır
saatınde yatagından kaldırılırsın bır suru adamlar
nezaretınde.Arkan-onun-sagın-solun kusatılmıs bu :adamlar: ıdam sehpasına
cıkarılır bır havada istemedıgın bır yere goturulursun,itiraz etmekmi? Neye
yarar soyledıgın her soz kara delıgın bır nesneyı yutar gıbı henuz
dudaklarında ıken sozun yutulur,dıpsız bır kuyuya atılan tas gıbı...
Hastalanırsın doktora cıkmak ıstersın,Duvara sırtın dayatılır,kac kez el
baska cıhazlarla aramadan gecılır,ayakabıların cıkarılır,dokunmadık yerın
kalmaz...Cıkmak ıstemezsın doktora,utanırsın,sıkılırsın,Ama burası
TECRİT:!!! Ziyaretcılerın gelır,cıkarılırsın,Yıne bır suru baska adamlar
nezaretınde cıkarılırsın odadan,didik didik gecırılırsın :aramadan:
üzerınde yalnızca elbise var.Baska bır nesneyı beraberınde
cıkaramazsın,kalem,kÂgıt,sıgara.vb.hıcbır sey.Ailenin,ziyaretcının adresını
bıle yazamazsın,sevdıklerının yanına karsısına dıkılırsın,sevdıklerının
baslarında yıne o :adamlar: duruyor yanı basında tanıdıkların durmus sana
bakıyorlar.Ama onlarla konusmak selam vermek yasaktır cezası agırdır.Ailen
zıyaretcılerın azarlanır, bunun için üzgün donersın mekanına o da adamlar
nezaretınde. Rahatlamak için sarkı soylemek ıstersın ama gereksız yere
sarkı soylemekten beter hucrelere atılırsın gunlerce.Tek! Yalnızlıgında
usuyunceye kadar yanı tövbe diye diz cokunceye degın! Burası TECRİT! duyan
oldumu sesımı.....!!!!!
Yazar: F TİPİ KAPALI CEZA EVİ..kürkcüler adana ____________________ Biz topraklarından kopartırılarak suçlanıp, Özgürlükleri elinden alınan ve
yok sayılan KÜRT çocuklarıyız...!
|
|
Cevap 18 |
|
Site kurucusu   Cevaplar: 126 kayıt olmuş: 30/3/2008 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 19/9/2008 Saat 11:34 |
|
|
KÜLLİYAT
İşaret sıfatıyım bir çocuk parmakta
Menzilinde yaşam
Amatör bir şiirim
Aynı imgede dolanan
Kültabletim Mezopotamya’da
Taşı kırık sözü kadim
Göçebe çadırıyım
Yürek seçiminde mızmız.
Orta nokta değilim
Doğru ile güç arasında
Kurtarılmış bölgeyim, iktitadardan
Dara Hecir şarkısıyım
Ezgisi göğe davet
Aşka dair külliyatım
Medresessi kayıp
Bir kırık ifadeyim dost gülüne
Bir dişil isyan corafyasıyla eş.
Uzlaşı değilim güzel ile çirkin arasında
Kazı bıçağıyım, definesi saflık
Newton’un başına düşen elmayım
Einstein'in beyninde bir paradoks
Olasılık demetiyim
Yaşam kadar zengin
Gerçek ile düş ortasina gerilmiş oluş.
Tarihçinin estetize ettiği zorbalık değilim
Dip notum barış renkli zamanlardan
Fotograf gülümsemesiyim
Objektife ansızın takılan
Harmanı genişlemiş düşüm
Ayağımda özgürlük papucu
Amediye sırtlarında bir ronahi selamım
Çarçela da Berfin gamze
Ve merhem buseyim
"Alıç dikenleriyle yaralı çocuğun"
Kanayan ellerinden öpeceğim.
Selver YILDIRIM
E Tipi Cezaevi/ Adıyaman
____________________ Biz topraklarından kopartırılarak suçlanıp, Özgürlükleri elinden alınan ve
yok sayılan KÜRT çocuklarıyız...!
|
|
Cevap 19 |
|
Site kurucusu   Cevaplar: 126 kayıt olmuş: 30/3/2008 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 15/11/2008 Saat 03:39 |
|
|
F TİPİ CEZAEVLERİ İÇİN İTİRAZIMDIR
Cezadır, insanı sevdiğinden ayırmak,
Kapatmak dört duvara.
İnsan sıcağı, dertleşecek yürek
Azaltır cezayı ama.
Çıkıp yürünecek alan kapalı,
Kapalı gökyüzü pencerelere.
Onurla beklemek kesilen süreyi,
Paylaşmak onurunu korumayı
Genişletir ufku.
İnsanı kendi sesine kapamak,
Kapamak yapayalnızlığına.
Azaltmak insanlığın bir yanını,
Düşü, yüreği, aklı koparmak.
Adı ne olursa olsun tek anlam taşır:
İşkence!
İşkence onura yönelik bir iş,
Ey elinde kalemi olan, ey karar gücü,
İşkence suçtur, ceza değil,
Hücre, işkencedir.
Ey karar gücü, ey eli kalemli bir dakika dur
Kapa göğe pencereni,
Sesini kapa sevdiklerinin.
Kapan kendi ayak sesine,
Bir gececik, bir gececik dene.
Hücreyi savunmadan önce
Dene ıssızda bir ot olmayı,
Akmayı bir dere nasıl çölde akarsa, dene.
Sonra konuş,
Sesin kalmışsa,
Bakabiliyorsan aynada yüzüne.
(Sennur Sezer - 2006)
____________________ Biz topraklarından kopartırılarak suçlanıp, Özgürlükleri elinden alınan ve
yok sayılan KÜRT çocuklarıyız...!
|
|
Cevap 20 |
|
Nu Üye   Cevaplar: 2 kayıt olmuş: 17/11/2008 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 24/11/2008 Saat 18:47 |
|
|
 şiirlerin çok güzel tamda bizleri anlatıyor
|
|
Cevap 21 |
|
Site kurucusu   Cevaplar: 126 kayıt olmuş: 30/3/2008 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 29/11/2008 Saat 23:24 |
|
|
DİSTOPYA
dedim ormanlara ne oldu
dedi çoktan kül oldu
dedim nasıl yandı
dedi insan betonlara kandı.
dedim hayvanlar nerde
dedi avcının olmadığı yerde
dedim neresi orası
dedi yeraltının karası.
dedim sevgi vardı
dedi masallarda kaldı
dedim ona ne oldu
dedi yürek bulamayanca kayboldu
dedim hani kültürler
dedi yok oldu renkler
dedim neden bu zor
dedi kendine sor.
dedim özgürlük
dedi baskın geldi korluk
dedim ne diyorsun
dedi hayal görüyorsun
dedim kardeşlik,barış
dedi yalnızca bir yakarış
dedim neden böyle oluyor
dedi insan kine doymuyor
dedim ne bu savaşlar
dedi insan öldürmeyle yasar
dedim rüyamız bu değildi
dedi belki de suç sizdeydi
dedim demokrasi
dedi çok klasik
dedim moda ne
dedi ego doyum ister, despotluk bahane
dedim ya emekçiler
dedi ütopyayı terkettiler
dedim umutları
dedi unuttular yarınları
dedim ne oldu kadın
dedi ne, anlayamadım
dedim yani cinsler
dedi tarihteydi o isler
dedim çocuklar neden ayni
dedi teknoloji dizaynı
dedim anneleri kim
dedi makinemsi bir cisim
dedim karnim aç
dedi al bir ilaç
dedim canim çorba istiyor
dedi cağımız onu bilmiyor
dedim biraz yürüyelim
dedi ucan daireye binelim
dedim hayır, yayan
dedi bu sisteme dayan
dedim bu yasam çok çirkin
dedi sahip çıkmadınız ilkin
dedim kabul etmiyorum
dedi çabasız rüya bos diyorum
dedim umut nerde
dedi kaybettiğin yerde
dedim nasıl bulurum
dedi özüne don yavrum
1 ocak 2000
Selver YILDIRIM E Tipi Cezaevi/ Adıyaman
____________________ Biz topraklarından kopartırılarak suçlanıp, Özgürlükleri elinden alınan ve
yok sayılan KÜRT çocuklarıyız...!
|
|
Cevap 22 |
|
Site kurucusu   Cevaplar: 126 kayıt olmuş: 30/3/2008 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 31/7/2011 Saat 10:15  |
|
|
Beni duyacak mısınız?
Kendimden söz edeceğim size..
Bu mektubu beş-altı adımlık hücremden yazıyorum.
HEDİYE AKSOY*
Kendimden söz edeceğim size. İçinde bulunduğum koşullardan ve gittikçe
ağırlaşan sağlık sorunlarımdan. Beni duyar mısınız bilmiyorum. Bu siz
dışardakilere yazdığım ilk mektup değil. Öncesinde de mektuplar yazdım.
Yanıtını sevgili kadınlardan aldım. Sesimi duyan duyarlı kadınlardan.
Kimbilir belki bu defa beni duymayanlar da duyar. Ama bilmenizi isterim ki
kendi ellerimle yazmıyorum sizlere. Malum, söylediklerimi başka bir arkadaş
kaleme alıyor.
Şu an yaklaşık bin tutsağın bulunduğu Bakırköy Cezaevi’ndeyim. Bu
cezaevinde üçüncü yılımı doldurdum. Daha öncesinde bir yıl kaldığım Gebze
Cezaevi’nden tedavi olabilmek için buraya sevk istedim. Ne yazık ki
mekanın adı farklı olsa da koşullar ve yaklaşımlar değişmedi, değişmiyor.
Benzer koşullarda ağır sağlık sorunlarıyla yaşama tutunmaya çalışıyorum.
Bir süre öncesine kadar kimi sağlık sorunlarım ve görselliğe dayalı
engeller vardı. Bunları da kendime dert etmemeye çalışıyor, zor da olsa
karanlığı parmak uçlarımla aşıyordum. Parmak uçlarımla evet, parmak
uçlarımla dokunarak görüyordum. Dokunarak yürüyordum, yürümek dediğim,
koğuşun içini gezmek veya havalandırmaya gidip duvar dibinde birkaç volta
atmak. Evet bir süre öncesine kadar mahpusluk böyle bir şeydi benim için.
Ring yolculuğu işkenceye dönüştü
Şimdilerde ise engellerim bununla sınırlı değil. Artık yaşam daha da
zorlaştı benim için. Bu engellere değinmeden önce kısaca kendimi tanıtmak
istiyorum. Kimliğe göre 1975, anneme göre 1977 doğumluyum. Mardin Dargeçit
Ilısu Köyü’nde geçti çocukluğum. Henüz on sekizimdeyken 1994’te
bir patlamada her iki gözümü de kaybettim. 17 yıldır karanlığın oluşturduğu
bütün tuzaklara inat yürek gözümle yaşama tutunuyordum. Daha ne kadar
tutunabilirim işte onu bilemiyorum. Çünkü sağlık sorunlarım hayati. 18
şubat 20011’de göğsümdeki tümörle birlikte mememin ucundan bir bölümü
ameliyat ile alındı. Patolojiden sonra radyo terapi tedavisine başlandı. 31
gün sürmesi gereken ışın tedavisi cihazların bozulması nedeniyle yaklaşık 2
ay sürdü. Her gün ring yolculuğu bir işkenceye dönüştü benim için. Zira
ağır hasta olanlarla mahkemesi olanlar aynı ringe konularak götürülüyor.
Hasta halimle saatlerce adliye ve hastane kapılarında bekletildim. Bazen 4,
bazen 6, bazen 8 saat. Hiçbir zorunlu ihtiyacımı dahi karşılayamadan ringin
içinde öylece bekledim. Tedavim sağlıksız koşullarda sürdüğü için sağlığım
olumsuz yönde daha fazla gelişti. Ring araçlarının hijyenik olmaması hatta
çoğunun klimasız olması bunda etken rol oynadı. Bazen ringin içinde
fenalaştım, ya da fenalaşan insanlara tanıklık ettim.
Her şey yasak, her şey imkansız!
Bu sorunu sadece ben yaşamıyorum üstelik. Benim gibi sayısız kanser hastası
cezaevlerinde aynı koşullarda yaşam mücadelesi veriyor. Cezaevlerinde yaşam
hakları ihlal ediliyor. Cezaevi idarelerine göre her şey ‘yasak,
imkansız’. ‘Sayı çoktur’ denilerek günlerce hastaneye
gitmeyi bekliyoruz. Ringte yer olunca doktor yok, o varsa ringi götürecek
komutan yok. Kimi vakit tüm bunların temin edildiği oluyor, o zaman da
adliyeleri dolaşmaktan zaman kalmıyor. Benim kimi tetkikler öncesi ilaç
kullanmam gerektiği oluyor. Bunun için hiçbir kolaylık sağlanmıyor. İlaç
elime veriliyor ve ‘ringin içinde kullan’ deniliyor. Çoğu zaman
içtiğim ilacı kusuyor, havasız ringin içinde fenalaşıyorum. Dahası
kullandığım ilacın da hiçbir etkisi kalmıyor zaten. Yıllardır bu koşullarda
hastanelere gidip geliyorum.
Son dönemde çekilen yumuşak doku filmiyle birlikte karın boşluğumda bir
tümör olduğu tespit edildi. Şişli Etfal Hastanesi’nin genel cerrah
doktoru ameliyat olmam gerektiğini söyledi. Ancak tümör ana damarlara yakın
olduğu için ameliyatın hayati tehlikesi olduğunu söyledi. Ve ameliyat olup
olmamama benim karar vermemi istedi. Böyle bir kararı hele de bu koşullarda
vermek kolaymış gibi! 18 Şubat’ta geçirdiğim meme ameliyatından sonra
yaşadığım zorlukları biliyorum. Bir daha böylesi koşullarda bu kadar ağır
bir ameliyat geçirmek istemiyorum. Ama başka çarem de yok.
Vicdanlar yok olmasın
İşte bu yüzden siz dışardakilerin desteğini, dayanışmasını bekliyorum. Ben
bu duyarlılığınızı sadece kendim için de istemiyorum. Benim gibi aynı
hastalıkla mücadele edip her şeye rağmen hayata tutunmaya çalışan tüm hasta
tutsaklar için istiyorum. Tedavi süreci boyunca aylarca aynı ringte
hastaneye birlikte gidip geldiğim adli tutuklu Hayat Gül için de istiyorum
ve durumunu yakından takip ettiğim ilik kanseri Abdulsamet Çelik, Mehmet
Aras, İsmet Ayaz, Aynur Epli için de. Hepimizin sorunu ortak,
hastalığımızın adı da aynı. Aynı koşullarda yaşıyoruz ve inanıyorum ki
onların da sizlerden istediği budur.
Evet şu an mahpusluğun soğukluğunda yüreğimi umutlarımla ısıtıyorum.
Göremediğim gökyüzü maviliğini duyumsayabiliyorum. Siz kadınların ak
güvercinini görüyorum, yaşama kanat açan barış girişimcilerinin yüreğine,
yüreğimi akıtıyorum.
Herkese ama herkese adalet ve özgürlük olsun diyorum. Sizlerin bu
anlattıklarıma karşı kayıtsız kalmayacağına inanıyorum. Zaman benim için
olduğu kadar benimle aynı koşullarda olan sayısız hasta arkadaşım için de
önemlidir. Çünkü biliyorsunuz ki sayısız insanımızı yitirdik. Benzer sonlar
kaderimiz olmasın. Önemli olan vicdanların yok olmamasıdır. Sizler için de
zamanın önemli olduğuna inanıyor, dışardaki tedavimi sürdürebilmek için
gereken ilgi ve alakayı göstereceğinize inanıyorum. Şimdiden hepinize
teşekür ediyor, selam ve saygılarımı sunuyorum. Benimle aynı koşullarda
olan bütün hasta tutsaklara özgürlük ve sağlıklı bir yaşam diliyorum.
*Bakırköy Cezaevi
____________________ Biz topraklarından kopartırılarak suçlanıp, Özgürlükleri elinden alınan ve
yok sayılan KÜRT çocuklarıyız...!
|
|
Cevap 23 |
|
Site kurucusu   Cevaplar: 126 kayıt olmuş: 30/3/2008 Durum: ÇevrimdışıCinsiyet: 
|
 |
Yazılış Tarihi: 7/11/2011 Saat 13:32  |
|
|
Mahir Çayan'ın şiirleri 34 yıl sonra ANF'de
İstanbul - "Hindistan’ın Kalküta şehrinde/ Benerci kendini vurdu/
Türkiye’nin İstanbul’unda, / Hüseyin’i vurdular." Bu dizeler Mahir Çayan'a
ait. Bir devrimcinin, sözünü silah eylediği dizelerini ANF 34 yıl sonra
okurlarıyla buluşturuyor.
Türkiye devrimci hareketinin önemli isimlerinden biri olan THKP-C Lideri
Mahir Çayan’ın sadece 1977 yılında Kurtuluş dergisinde yayınlanan
şiirlerini, 34 yıl sonra ilk kez ANF yayınlıyor.
“Derin bir rutubet kokusu yayılıyor etrafa.
Oda ama ne oda: Hücre hücre…
Kapısına kilit vurmuşlar.
Burası Türkiye, Mozambik, Angola, Endonezya, Brezilya.
Güneşi göremeyenler diyarı."
Sözünün arkasında eylemiyle duran bir devrimcinin, sözünü silah ve eylem
haline getirdiği bu dizeler, Kurtuluş Dergisi'nin Mart 1977 tarihli 10.
sayısında yayınlandı. Daha sonra da başka bir yerde rastlanmadı. Mahir
Çayan'ın bir yoldaşının ANF'ye ulaştırdığı bu dizelerde, bir devrimcinin
umudu, özlemi ile kavgası var.
Bu Adam Kurşunların Değil Kahredici Okların Hedefi
“Vedat, Taylan, Battal, Mehmet, Necmi…
Devrim için öldüler…”
Yürüyoruz başkentin sokaklarında,
Önde gidiyor devrim şehidi.
Hep beraber söylüyoruz bu marşı, tek bir adam söylemiyor.
O marşta yaşıyor, marşı söyleyenlerden birisi,
Kendi sırasının yakın olduğunu bilen birisi.
Marştaki şehitler listesine, şeref listesine
Kendi adını sokuyor, sessiz ve mahcupça.
Ve sırası geldi, sırasını bekleyen o neferin.
Ama öylemi gelecekti sırası?
Oysa neler kurmuştu neler…
Erkekçe vurulacaktı kalbinden
“Yaşasın THKP” olacaktı son sözü.
Bu fırsat geçti eline
Ama kahpe kader o kadarını bile çok gördü.
Olmadı olmadı…
O diye yoldaşını delik deşik ettiler.
Kahpenin kurşunu
Ceketini, pantolonunu delik deşik etti
Ama kalbini delemedi.
Ve o kendisini vurdu.
Talih ne gezer bu adamda,
Tetiğini kaldırmayı unuttu, unutmaz olasıca.
Tabancası sarsıldı, kurşun hedefinin altına girdi.
O cezasını çekiyordu, ezeli derdi unutkanlığının ve solaklığının.
Oligarşinin hastahanesi, mapushanesi…
Karanın siyahın her tonu…
Paspal kurbağa Ganzales
Ve ünlü kement atıcı şefkat Kakomço.
Oportünizm atmıştı oklarını yakalanmadan önce,
“Bölücü, kariyerist, pasifist” diye.
Oligarşinin gazeteleri atmıştı oklarını yakalanmadan önce,
“Teslim oldu” diye.
Vuruştu, yine teslim oldu denildi, konuşmadı.
İşkence altındaki arkadaşının bölük pörçük ifadelerini topladılar, tek bir
ifade yaptılar.
Ve konuştu diye ilan etti paspal kurbağa Gonzales.
Bu adamın kaderi bu.
Bu adam kurşunların değil kahredici okların hedefi.
Açık vermişti bir kere
Neden korktuğunu hissettirmişti düşmana.
Anlamıştı düşman,
Bu adam işkenceden, kurşundan değil,
Zehirli oktan korkar.
Üzülme aslanım, hatırla bak, ne diyor usta:
“Düşman bize ne kadar çok ok atarsa, biz o kadar doğru yoldayız.”
Varsın bütün oklar üstüne yağsın.
Devrimcilerin gözleri kör kulağı sağır değil.
Biliyorum seni bu oklar yaralıyor.
Bak ne diyor usta:
“Unutma ki devrim şehidi sadece kurşunla olmaz,
Şefkat Kakamço’nun kementleri de şehit eder adamı.”
-2-
Hindistan’ın Kalküta şehrinde
Benerci kendini vurdu.
Türkiye’nin İstanbul’unda,
Hüseyin’i vurdular.
Perde değişiyor.
İzmir kordon boyu
Hasan Tahsin’i vurdular.
Bolivya’da Guevera kanlar içinde
Pera da param parça.
Çho to Vietnam’da kıvranıyor.
Of bacım off
Bitsin artık bu kıyım.
Orfe güneşi çağırıyor ve THKC
1971 ilkbaharında eyleme geçiyor
Burası SAU PAULO
Karanlığın, loşluğun, ezikliğin diyarı.
Orfe karanlıklar tepesine oturmuş,
Gitarı ile güneşi çağırıyor.
Güneş tutulmuş…
Her taraf simsiyah…
Orfe gitarı ile güneşi çağırıyor.
Yalnız Orfe, garip Orfe, yiğit Orfe.
SAU PAULO tepelerinde doğacak güneşi Orfe göremeyecek,
Biliyor bunu Orfe, yine de güneşi çağırıyor.
Karanlığın yedi başlı ejderi,
Orfe’yi parçalıyor.
Orfe artık güneşte…
Güneş tutulması sona eriyor.
Sau Paulo halkı sambo yapıyor güneşin altında.
Orfe rahat, mutlu ve kıvançlı güneşten gitarı ile tempo tutuyor
Aydınlığı kutlayan Sau Paulo halkının sambasında.
***
Hücrem ve Sivrisinekler
Tarihi Selimiye kışlasının bir odası ve kışlanın bir odası,
Derin bir rutubet kokusu yayılıyor etrafa.
Oda ama ne oda: Hücre hücre…
Kapısına kilit vurmuşlar.
Burası Türkiye, Mozambik, Angola, Endonezya, Brezilya.
Güneşi göremeyenler diyarı,
Tutsaklığın kapısının demir parmaklıkları önünde
Mehmed’i yükseltmişler bacım mehmedi.
Nöbet değişiyor, şimdi kapının önünde bir siyahi var.
Mozambikli galiba.
Yanında iki nöbetçi daha var.
Endonazyalı bir emekçi oğlu emekçi biri,
Öteki de Mozambikli yedi göbek köle çocuğu…
İşte hayatın diyalektiği.
Saat 23.00 hücremde sivri sinekler,
Oligarşinin türküsünü söylüyorlar hep bir ağızdan,
Ve bir adam avazı çıktığı kadar başlıyor bağırmaya.
Sesler yükseliyor.
Ve bir koro, hep bir ağızdan özgürlüğün marşını söylüyor.
Sineklerin vızıltısı duyulmuyor atık.
Genç adam hayretle etrafına bakıyor.
Yanında Hasan Tahsin, Hüseyin, Sinan, Alp ve daha niceleri…
Bu hücre kalabalık bacım, kalabalık.
Asyanın, Afrikanın, Amarikanın devrimcileri,
Ve bütün mazlum uluslar bu hücrede.
Marş bitiyor, hava yine ağırlaşıyor.
Sinirler bozuk, herkes sıkıntılı.
Sivrisinekler oligarşinin türküsünü çığırmaya tekrar başlıyorlar.
Hüseyin, Sinan, Alp, Che, Pera’da ve Benercinin dudaklarında sıkıntılı ve
acı bir tebessüm…
Emekçiler üzgün, kölelerin boynu bükük.
Sivrisinekler memnun ve neşeli…
Bekliyoruz, ne zaman kesilecek bu vızıltı?
Bekliyoruz, sıkıntılı, sinirli ve mutlu.
Bir bekleyiş bu…
Hepimiz biliyoruz ki repertuarları bitiyor sivrisineklerin.
***
Hücredeki Adalının Dünyası
-I-
Taş duvar, demir karyola, ve yerde sayısız izmaritler.
Halanın pis kokusu, rutubetli, sıkıntılı, nikotinli,
İnsanı serseme çeviren kurşun gibi ağır bir hava,
Duvarlar sanki soğuk dalgaları imal ediyor.
İstediğiniz kadar üzerinize kalın şeyler giyin,
Oligarşinin hücresinde soğuğu yenmek imkânsız.
Ranzanın karşısında kafesli demir kapı, arkasında Mehmet.
Görevi dakikası dakikasına beni denetlemek
Mehmedim utanıyor, kahroluyor.
“Askelik ağam n’aparsın” diyor.
Aslında oda tutsak.
Ben hücremde, o hücrenin önünde.
Günde beş kere büyük başlar bakıyor içeriye;
Yüzlerinde tecessüs.
“Çılgın adam, 3-5 kişi ile koskoca karanlıklar imparatorluğuna kafa tutan
adalılar.”
Ama yinede “çılgın adamın” karşısında,
Bir eziklik, burukluk duyuyorlar o başka.
Gündüz gece diye bir ayrım yoktur hücrede,
Sadece koldaki saattir, geceyi gündüzü bild,ren.
Işık yirmi dört saat yanar.
Bir nefes, bir duman yoldaşım,
Cıgaramı her çekişimde duman olur,
Uçar giderim, ta uzaklara.
Çoğu kere ada’ma giderim,
Cıgaramın dumanı, beni memleketime; Ada’ma götürür.
Kahpe İstanbul’un kahpe bir bölgesinde,
Bir evdeyim, yoldaşımla beraber.
Bu ev, yoldaşlık – dostluk – kardeşlik – mertlik - kıvanç ve sevgi
evidir.
Bu evde, her şey o kadar güzel ve o kadar anlamlıdır ki…
***
Ev değil, ada, ada!
Satılmışlığın, kahpeliğin, riyakarlığın, âdiliğin ve her çeşit aşağılık ve
her çeşit yabancılaşmanın karışımı olan,
Karanlık denizin ortasında,
Güneşi batmayan bir ada.
Ben ne şuralıyım ne buralı,
Adalıyım adalı,
Adam ormanlıktır. Dostluk yoldaşlık, mertlik ormanı, bütün adamı kaplar.
Erdemin güneşi yirmi dört saat aydınlatır ada’mı, biz ada sakinleri
bilmeyiz karanlığı.
Ben adalıyım ey kahpe hücre ada’lı.
Doğruya sen nereden bileceksin ada’mı asırlık, feodal-militarist hücre.
Ya, sen, öküze benzemek için kasılan, şişen haset kurbağa, hilkat garibesi
ada’mı?
“Dünya karanlıktır. Güneşi batmayan böylesi bir ada yeryüzünde yoktur.”
Değimli karanlıklar cücesi, zavallı acuze?
Ya sen yarasalar şairi, pişkin Cacomcho?
“Değil şiirlerde, masallarda bile böylesi bir ada yoktur. Böylesi bir ada
eşyanın tabiyatına aykırıdır.”
Senin için değil mi karanlıkların kapkara şairi?
Senin dediğin eşyanın değil, karanlığın tabiatına aykırı.
Karanlık cüceleri, acuzeler, dürzüler…
Yarının Türkiyesinin hayvanat bahçesinde teşhir edilecekler…
Adam kalabalıktır hain hücre:
Elde mitralyözüyle,
Sierra Maestra’da, Falcon da, Vietnam da, Mozambikte, Angola da, Sina
çöllerinde…
Özgürlüğün türküsünü söyleyenler.
Zülme, kahpeliğe, sömürüye karşı…
Dişiyle, tırnağıyla üç kıtada karşı koyanlar benim evlatlarımdır kahpe
hücre.
Benim adamın ormanlarından aldıkları fideleri, birer birer dikiyor,
kahpeler koalisyonunun dünyasına.
Kel dünya, ada’mın ağaçlarıyla ayıbını örtüyor, güzelleşiyor.
İyi bak bana feodal duvar, iyi tanı beni.
Seni yerle bir edecek ada’lıları iyi tanı.
Ada’m ve hemşerilerinin çocukları ne halde diye dudak bükme, orospunun dölü
utanç duvarı.
Evet, ada’mı karanlığın suları bastı.
Evet, benim gibi pek çok ada’lı bu çirkin suların altında,
Ama boşuna sevinme, ada’m batmaz, yok olmaz,
Ada’m, sadece karanlık denizinde yerini değiştirdi. Hepsi o kadar.
-II-
Cıgaram elimi yakıyor.
Maltepe’de etrafı karanlığın cüceleriyle çevrilmiş marş söyleyen iki
ada’lı.
İki ada’lının marş söyleyişinde silâhlar susar.
Maltepe’nin göbeğini derin bir sessizlik kaplar.
Dalga, dalga yayılır, ada’lıların erkek sesi, etrafa.
O anda iki adalının gözünde her şey silinir,
Karanlığın militanları küçülür…
Sanki biraz önce atılanlar tomson kurşunu değil, parmak cücelerinin minik
okları.
O an ne binlerce güvenlik kuvveti, ne polis, ne zırhlı tugay, ne tomson, ne
mitralyöz.
Her şey önemsiz, küçük ve etkisizdir. İki ada’lı için.
Ada’lıların korosu karanlık cücelerinde bir panik yaratır.
Yüzlerinde, ezikliğin, şaşkınlığın biraz da utancı izleri okunur.
Sanki ilahi bir kuvvet onların ellerini, kollarını bağlamıştır. Ta ki, iki
ada’lının marşı bitene kadar.
Ada’lılar sol yumrukları havada, pencerenin önünde boy hedefi oldukları
halde ataş edemezler.
Garip bir andır bu an.
Bu an karanlık cücelerinin, insanlığa dönüş anıdır.
Cüceler konuşmazlar bile bu anı.
Büyülenmişlerdir iki ada’lının havaya kalkan sol yumrukları ile.
Ve kaybolup gitmişlerdir iki koronun nameleri arasında.
Koro susar, büyü bozulur, görevlerini hatırlar cüceler,
Eller tetiklere tarrrr………
Ve Cevahirimi kalbime gömüp dönerim hain hücreme.
ADA’LI
ANF NEWS AGENCY
____________________ Biz topraklarından kopartırılarak suçlanıp, Özgürlükleri elinden alınan ve
yok sayılan KÜRT çocuklarıyız...!
|
|
Cevap 24 |
|
|
| Forum Başlığı > Güncel > Bedeni tutsak, yüreği ve beyni özgür yoldaşa ve şiirlerine selamlar olsun... |  |
|
|
|
|
0,301 saniye - 53 queries
|