Hoşgeldiniz: www.Pertekliyiz.Biz
Ana Sayfa Biz Kimiz Bize Ulasin Bizi Tanitin Köyler Kitap Önerileri Ziyaretci Defteri
  Merhaba Misafir!   
Pertekliyiz.biz Sitesine Hosgeldiniz........Xerhatin.........Xerama
 

RADYO PERTAQ FACEBOOK GRUBU
www.Pertekliyiz.Biz Formu - Demokratik Komünalizm

Radyo Pertaq

 


Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:


icon_home.gif Ana Sayfa
som_downloads.gif Menü
tree-T.gif Pertek Resimleri
tree-T.gif Forum
tree-T.gif Dosyalar
tree-T.gif Alevilik
tree-T.gif Mesaj Panosu
tree-T.gif Etkinlikler
tree-T.gif Linkler
tree-T.gif Dilek Tahtasi
tree-T.gif Ziyaretci Defteri
tree-T.gif En Iyiler
tree-T.gif Anketler
tree-T.gif Kadromuz
tree-T.gif Biyografiler
tree-T.gif Sitenize Ekleyiniz
tree-T.gif Kadin
tree-T.gif Atasozleri
tree-T.gif Saglik
tree-T.gif Dersim Haritasi
tree-T.gif Sifali Bitkiler
tree-T.gif Testler
tree-T.gif Genel Bilgiler
tree-T.gif Mektuplar
tree-T.gif Oyun Eglence
icon_poll.gif Kültür&Sanat
tree-T.gif Gazeteler
tree-T.gif Tv Izle
tree-T.gif Sarki Sozleri
tree-T.gif Siirler
tree-T.gif Fikra Diyari
tree-T.gif Kitaplar
tree-T.gif Kitap Önerileri
tree-T.gif Filmler
tree-T.gif Klipler
tree-T.gif Kose Yazilari
tree-T.gif Dizi Izle
tree-T.gif Genel Kültür
tree-T.gif Eglence
icon_members.gif Üye Menüsü
tree-T.gif Kullanici Kaydi
tree-T.gif Özel Mesajlar
tree-T.gif Üye Listesi
tree-T.gif Ziyaretci Defteriniz
tree-T.gif Bizi Tanitin
tree-T.gif Bize Ulasin
favoritos.gif Haberler
tree-T.gif Haber Gönder
tree-T.gif Tüm Haberler
tree-T.gif Haber Arsivi
tree-T.gif Haber Basliklari
icon_members.gif Bilgileriniz
icon_members.gif Cikis Yap

Kategoriler
oarrow.gif Dersimden Haberler
oarrow.gif Dünyadan Haberler
oarrow.gif Güncel Haberler
oarrow.gif HABERLER
oarrow.gif Pertek Haberleri

Klipler

Yeni Klip
MERVAN TAN - ZARİN

MERVAN TAN - ZARİN
Yeni Klip
Tuncel Kurtiz//Grup Yorum 25.Yıl Konseri

Tuncel Kurtiz//Grup Yorum 25.Yıl Konseri
Yeni Klip
DENIZ YUSUF  HÜSEYIN

DENIZ YUSUF HÜSEYIN
Yeni Klip
DERSIM  MERKEZ

DERSIM MERKEZ
Yeni Klip
BABA BERTAL DA  DAVUL RESITALI

BABA BERTAL DA DAVUL RESITALI
Yeni Klip
PERTEK TANITIM FILMI

PERTEK TANITIM FILMI
Yeni Klip
Goran  Salih-Mn Ashqm

Goran Salih-Mn Ashqm
Yeni Klip
8 MART ETKINLIGI-PERTEK

8 MART ETKINLIGI-PERTEK
Yeni Klip
Kürmes Ezgisi

Kürmes Ezgisi
Yeni Klip
Ciwan Haco-diyarbekir

Ciwan Haco-diyarbekir


Yönetim
g Yönetim Bölümü

www.Pertekliyiz.Biz Formu Sisteme girmen gerek

En son aktif olan: 24/5/2012 Saat 00:36

Aşağı git
« Ön  Diğer »
küçükten büyüğe do;ğru sırala büyükten küçüğe doğru sırala      print
Konuyu açan: Konu: Demokratik Komünalizm
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye

facia62
Cevaplar: 103
kayıt olmuş: 11/3/2005
Durum: Çevrimdışı
red_folder.gif Yazılış Tarihi: 27/8/2007 Saat 16:20  
forum başlığından da anlaşılacağı üzerine demokratik komünalizm nedir ? türkiyede ve kürdistanda bu düşünce nasıl karşılanıyor ? sitedeki arkadaşların kendi şahsi düşünceleri nedir ?

not ( lütfen anlaşılır bir dille yazalımki katılım çok olsun )

herkese iyi çalışmalar

facia


____________________
Genclik Gelecek,Gelecek Sosyalizm...
Profiline gir Web siteyi ziyaret et Bu üyenin tüm mesajlarını göster
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye

facia62
Cevaplar: 103
kayıt olmuş: 11/3/2005
Durum: Çevrimdışı
red_folder.gif Yazılış Tarihi: 29/8/2007 Saat 16:30  
arkadaşlar demokratik komünalizm bugün kürt ulusal mücadelesi veren çevreler tarafından savunulan bir düşüncedir.sizce bu düşüncenin özü nedir ?
türkiye ve kürdistanda bu düşünce nasıl değerlendirilir ?
sosyalist düşünen çevreler bu konuya nasıl bakıyor ?
sizlerin düşünceleri nedir ?

herkese iyi çalışmalar

facia


____________________
Genclik Gelecek,Gelecek Sosyalizm...
Profiline gir Web siteyi ziyaret et Bu üyenin tüm mesajlarını göster Cevap 1
Nu Üye
Nu Üye


Cevaplar: 10
kayıt olmuş: 11/8/2007
Durum: Çevrimdışı
Cinsiyet: Bayan
red_folder.gif Yazılış Tarihi: 30/8/2007 Saat 19:13  
Öncelikle merhaba diyorum okur arkadaslarimiza. Arkadasimiz böyle bir tartisma konusu acmistir bende okudugum bir yaziyi buraya aktarip tartismanin daha verimli olmasini istedim, düsümdümki böyle bir yazi fikir ve düsüncelerimizi daha iyi ön plana cikarir.

Demokratik konfederalizm demokratik sosyalist ideoloji ve teorinin demokratik halk örgütlenmesidir. Dolayısıyla demokratik konfederalizmin bu ideolojik ve teorik çizgide kurumlaşması açısından bir öncülüğe ihtiyaç vardır. Bu öncülük yapılmadan demokratik konfederalizm geliştirilemez. Zaten demokratik komünalizm, PKK önderliğinin ideolojik ve teorik doğrultusunun öngördüğü bir sistemdir. Önderlik bunu PKK olarak tanımladı. PAJK’ı da bu sistemin kadın özgürlük çizgisinde ve toplumsal cinsiyetçiliğini aşılması temelinde kurumlaşması açısından kadın özgürlük hareketinin öncüsü olarak değerlendirdi. Bu nedenle PKK ve PAJK demokratik konfederalizmin demokratik sosyalist çizgide kurumlaşması açısından öncülük rolü olan partilerdir. Her ikisini ayrı birer öncülükten çok birbirini tamamlayan ve bir ideolojik çizginin pratikleşmesini sağlayan öncülük olarak görmek gerekir.
Önderlik demokratik sosyalist toplum kuruluşu öncülüğü diyerek öncülüğü tekrardan tanımladı. Kavramı böyle tanımlarken ne klasik toplum üstü öncülüğü ne de öncüsüz kendiliğindenciliği kabul ettiğini ortaya koydu.
PKK-PAJK tanımı çok açıktır. İktidar, otorite dışı bir öncülüktür. Toplumsal kuruluş amaçlı toplumsal öncülüğün tarihsel bir arka planı vardır. Toplumla birlikte toplumu güç yaparak devletçi sınıflı sistemlerin toplumu dağıtmasının önüne geçerek komünal demokratik toplum yeniden kurulabilir.
Toplumun kuruluşuna neden ihtiyaç duyuldu ve bunun için nasıl bir öncülük gereklidir? Eski öncülükler devletçi etkileri neden aşamadı? Sorularını cevaplandırmak gerekmektedir.
Tarih ve toplumdaki temel çelişki sınıf çelişkisi değildir. Bütün çelişkileri içinde barındıran iktidar-toplum çelişkisidir. Tarihsel toplumsal temel çelişki budur. Toplumsallaşma gücünü kadın eksenli kurduktan ve sonuçlarını gördükten sonra (hemen hemen 15–20 bin yıllık bir süreçtir) tarihsel süreç bir sınıfa dayanan devletçi sistemle bir sapma şeklinde, bu toplumsal üretimi ele geçirmek üzerinden devam ettirildi. Buna sınıfsal-devletçi yapı denildi. Sınıfsal-devletçi yapı, tezi olan kök toplum değerleriyle çatışırken ele geçireceği en önemli değer toplumsallıktı. Gelişen sistem, değer olarak toplumsallığı gasp edecek ve ondan beslenerek kendini var edecekti.
18. yüzyılın ortasından sonra kapitalizmin gelişmesiyle birlikte feodal devletten çok fazla merkezi bir devlet gücü ortaya çıkmıştır. Feodal devlet iktidar ve sömürü yapısı gereği çok fazla merkezileşmeye ihtiyaç duymaz. Kapitalizm ise sömürüsünü geliştirmek ve derinleştirmek için en ücra noktaya kadar hakim olma eğilimi gösterir. Dolayısıyla bu merkezileşmenin ekonomik üretimle sıkı bir bağı vardır. 20 yüzyıl içinde çok sert bir bio-iktidar dönemi başladı ve yüzyılın sonuna doğru güçlendirilerek tüm topluma ve bireylere yaydırılarak sürdürüldü. Yani şu anda iktidarın denenmeyen biçimi hemen hemen kalmamış gibidir. Toplumun iktidara tabi tutulmayan organları kalmamıştır. Duygu ve düşüncesi iktidardan geçmemiş birey ve toplum bırakılmamıştır. Gelinen aşama toplumun var olmasını tehlike altına koymuştur. Toplumcu ideolojiyle mücadele verip toplumu yeniden kurma çabaları sonuç vermeyince insanlık, dağıtılmış bir toplumsallığın kendi sonunu getireceğini görerek demokratik toplumsal kuruluş mücadelesinin aciliyetini daha yakıcı hissetmeye başlamıştır. Neredeyse kapitalist devlete kaptırılmayan bir şey kalmamıştır. Bio-iktidarla şu anda insanın duygu ve düşünceleri en ince ayrıntılarına kadar merkezi üretim sistemine uyumlu hale getirilmeye çalışılmaktadır ki toplumsal var oluş yok olma sinyalleri vermektedir.
İnsanlık bu aşamadan sonra toplumu yeniden kurmayı başaramazsa toplumu tümden kaybetmeyle karşılaşabilir. Kendisini kuramayan bir toplumsal yapılanma, kaybedilmiş bir toplumsal değer sistemi vardır. Şu an toplum devletsiz ve sınıfsız düşünememektedir. Cinsiyetler ve cinsellik bir türlü iktidar alanından kurtarılamamaktadır. Ekoloji başlı başına iktidarın kurbanı olmuştur.
Tüm bunların ardından yeniden bu toplumun ve insanın kuruluşunun gerçekleşebilme ihtimali ve çabaları gündemleşmektedir. Devlete hücrelerine kadar kaptırılan her şeyin yeniden toplumun eline verilmesi insanlığın en temel demokrasi ve özgürlük sorunudur. Sorun, bir sınıfın, bir cinsiyetin ya da sadece doğanın kurtarılması değil, bütün bunları da içeren toplumun kurtarılması ve kurulmasıdır. Bunun için de öncülüğe gerek vardır. Ama toplumsal kuruluşun bizzat içinde yer alan toplumun demokrasi ve özgürlük mücadelesinin toplumla iç içe ve toplumdan kopuk olmayacak öncülüğe ihtiyaç vardır. Toplum içinde devlet de azaltılmak istenebilir ama toplum gibi hareket edilmediğinde bu azaltma mücadelesi başarıya ulaşamamaktadır. “Ben toplumun şu yöne doğru gitmesi için yönetim sisteminin böyle olmasını istiyorum.” denilip, herhangi bir biçimde toplumun üstünde bir organizasyona kavuşulduğu an toplumdan kopuşmuş olunur. Dolayısıyla da toplum için bir şey yapılmamış olur. Devrimci de olunsa toplumun ihtiyacı toplumun dışından belirlenemez.
Toplum doğal demokratik yanlar taşır. Bütün toplumlar özde sosyalist olmak ister. Eşit ve özgür yaşamak ve buna göre örgütlenmek ister. Toplumun bu özlemlerine göre bir öncülük yapılırsa toplum güç kazanır. Devlet azaltılıp, toplum büyütülebiliyorsa öncülük doğru yapılıyordur. Şöyle bir tercihle karşı karşıya bulunmaktayız. Toplumu yönetmek mi istiyoruz, kurmak mı? Bütün yapılanmalar böyle ikili bir karakter taşır. Toplumu kurarken yönetici vardır ama toplumun üstünde bir yerde değildir. Toplumun bu anlamda toplum dışında yönetilmeye ihtiyacı yoktur. Toplumu kurmak toplum alanında olmak, yönetmek ise devlet alanı olmayı ifade eder. Toplumu kurmak isterken iktidar tarafına geçilirse orada bünyesel çelişki başlar. Geçmişte böyle bir negatif duruma düşüldü diye öncülük sorununa ihtiyaç var mıdır, yok mudur biçiminde tartışmalar yapmak yanlıştır. PKK’nin paradigma değiştirdiği bir öncülük gerçeğinde aştığımız paradigmanın etkisinde kalarak tartışma yapmak aslında kapitalist sistemin toplumu öncüsüz bırakmak için bu konuda yaptığı olumsuz tartışma ve saldırıların etkisinde kalmak anlamına gelir.
Bugün 19. ve 20. yüzyıldan daha fazla toplumsal kurtuluş ve kuruluşta öncülüğe ihtiyaç vardır. Çünkü bio-iktidar çok sert uygulanmış ve toplumsal herhangi bir şeyden neredeyse söz edilemeyecek duruma gelinmiştir. Devletin ve iktidarın bırakalım hakim olmadığı alan neredeyse tek tek insanların yüreği, beyni ve hücresi kalmamıştır. Öncülük yapmak merkezileşmek değildir. Bırakalım merkezileşmeyi tabanla, toplumla iç içe olmaktır. Bu açıdan toplumu yönetmekten vazgeçilerek, özgürlük ve demokrasi mücadelesi ile iç içe toplumu kurmak hedeflenmelidir. Bu noktada da demokratik konfederalizm iyi anlaşılmalıdır.
Sınıflaşmanın başladığı dönem insanlığın ilerleme tarihi olarak ele alınmıştır. Burada artık doğanın yönetilmesi normalleşmiştir. Yönetilmeyen insan, toplum ve doğa yerine yönetilen insan, toplum ve doğa gerçeği ortaya çıkmıştır. Toplumdan kopmayan, toplumsal ihtiyaç olarak var olan doğal yönetim yerine siyasal iktidarcı yönetim getirilmiştir. Bir toplumsallaşma bastırılıp yerine saptırılmış yeni bir toplumsallaşma geçmiştir. Zaten devletin kendi başına bir gücü yoktur. Toplumsallaşmanın ele geçirilmesini gizlemek için felsefe, din, doğaya hakim olma anlayışı, klasik ilerleme tarihi, bilimler ve ayrıntılarına göre örgütlenmiş yapıların hepsi kullanılmıştır. Uygarlık paradigması oturmuş bir şekilde kabul edilmekte olup, pek sorgulanmaz. Hatta insanın var oluş biçimi ve kök hücresi doğal topluma ilkel toplum denilerek, toplumsallıktan ne kadar yabancılaşıldığı dışa vurulur.
Tüm bunlara rağmen toplum bütünüyle erimemiştir. Eğer öyle olsaydı toplumun yeniden kurulmasından söz edilemezdi. Toplumun yeniden kurulması da devletin ele geçirdiği tüm toplumsal faaliyetleri yeniden topluma vermek ve devleti anlamsız hale getirmek biçiminde olacaktır.
Demokratik Konfederalizmde ideoloji ve ideolojik öncülük nedir? Demokratik Konfederalizm Önderliği ideolojiyi iradeleşmiş düşünce olarak belirtmektedir. İradeye kavuşmuş, programlaştırılabilen, içinden strateji ve taktik çıkartılabilecek iradi düşünce sistematiğine ideoloji denir. Bu aynı zamanda demokratik sosyalizmdir. Diğer akım ve ideolojilerden farkını ortaya koyduğunda ise demokrasiyle sosyalizmin, demokrasiyle toplumculuğun birleştirilmesinden oluşan bir ideolojik kimlik tanımını yapmaktadır. Bu anlamda durağan bir ideoloji değil, canlı bir ideolojidir. Toplumsal değişim ve bilimsel gelişmelerle kendisini yeniler ve zenginleştirir.
Önderliğin ideolojisi günlük yaşamdan kaynağını alır. Pragmatik ve günübirlik değildir ancak günlük yaşamdan kopuk bir ideoloji ve değerler sistematiği de değildir. Bu nedenle ideolojiyi kalıplaştıran, statükolaştıran yaklaşımlara karşı mücadele eder. İdeolojiyi bir irade olmaktan çıkartan, gevşek ele alan, ihtiyaç olmadığını belirten yaklaşımlara da karşı durur. Toplumsal iradeye denk düşen bir düşünce sistematiğine ihtiyaç duyuluyorsa o zaman onu kalıplaştıran yanlarla mücadele edilmesi kadar, yaşamdan farklı bir şekilde soyutlayan yanlarla da mücadele eder. Sadece bireye ya da topluma ağırlık veren, ya da iktidarcı topluma ağırlık veren yanlarla da mücadele eder. İdeolojinin yaşama vurulup denenmesi içinde kendi dinamizmiyle bir gelişme dinamiğini yaşar. Komünal demokratik eksendeki bir yaşamda tutan yanlar ideoloji içine alınır. Böyle bir yaşamla bağını kurmuş her iradi düşünce sistemi doğru ideoloji olarak tanımlanır. Statükolaştırıyorsa, iktidarlaştırıyorsa o doğru ideoloji değildir. Ölçü demokrasi geliştirip geliştirmemesidir. Özgürlük getirmesidir. Komünal demokratik yaşamla bağını koparmamasıdır.
Demokratik sosyalist ideolojinin çeşitliliklerin ortaklaşmasını sağladığı da nettir. Çünkü artık toplumsal üretim kabul edilmektedir. Toplumda özgürlüğü, adaleti, demokrasiyi, eşitliği toplumsal ahlakı, ekolojik bilinci ve cinsiyet özgürlüğünü zedeleyen ve engelleyen ne varsa tartışılır ve çözüm aranır. Bu ihtiyaçtan demokratik toplumcu sosyalizm çıkar. Bu sınıf ideolojisi değil, toplum ideolojisidir. Dolayısıyla toplum çeşitlilik üretir, ama bunu ortaklaştırır. Demokratik Sosyalizm Önderliği de bunun demokrasi etrafından olabileceğini söyler.
Demokratik konfederalizm içinde öncü örgütler olan PKK ve PAJK klasik sınıfa dayalı bir öncülük değildir. Topluma dayalı bir öncülüktür. İktidar, yetki ve bunun alt zemini olarak şiddet dışlandığı için sosyalist, demokratik, ekolojik, toplumsal cinsiyet özgürlükçü davranış kalıplarıyla öncülük yapma öne geçmiştir. Bunun özü şudur. Toplum oluşturdukça öncülük vardır. Toplumu oluşturuyorsan öncüsündür. Toplumun komple kurulması birden olmayacağına göre öncü çekirdek iktidarcı olmadığı sürece toplum içinde hayati bir rol oynayacaktır.
Toplumsallığın başlangıcında da öncü kesimleri görürüz. Kadın doğal toplumda öncüdür. Şimdi de aynı şekilde toplumsal öncülüğün kurulabileceğine inanıyoruz. PKK, otuz beş yıldır Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesine öncülük etmektedir. Bu öncülükle Kürdistan halkı çok önemli mevziler kazanmıştır. Tamamlanmamış olsa da demokratik devrimi gerçekleştirmiştir. Bu nedenle önderlik Amed’e Kürt demokrasisinin merkezi, dedi. Önderliğimizin belirttiği gibi serkeftın halkı ortaya çıkmıştır. Yeni paradigma temelindeki PKK öncülüğü ise serkeftın halkı ile Kürt halkının özgürlüğü ve demokratik kurumlaşmasını gerçekleştirecektir. Önderliğimiz, Kongra-Gel ile kongresiyle Kürt halkının demokratik kurumlaşmasını yeni paradigma temelinde geliştirmeyi amaçladı. Bu kurumlaşmanın ideolojik ve örgütsel öncülüğünü ise Bilim-Sanat Komitesi içinde örgütlenecek ve bu örgütlülük temelinde öncülüğü her alanda yapacak PKK kadrolarına verdi. Bu nedenle Bilim-Sanat Komitesi, parantez içinde PKK tanımlamasında bulunmuştu. Ancak provokasyonun özgürlük hareketi ve öncülüğünü tasfiyeye uuupsürdüğünü görünce, parantezi kaldırıyorum, hem tedbir hem de gereklilik olarak PKK üç yüz kişiyle kuruluşunu başlatmalıdır, dedi. Bunun için de 12 kişilik hazırlık komitesi önerdi.
Sayı sınırlaması koymasının nedeni, önceden herkes PKK’liyim dediğinden PKK ölçüleri, muğlâklaşıyor, geriye çekiliyor, bu da özgürlük ve demokrasi mücadelesinin doğru öncülükle yürümesini sekteye uğratarak hareketi olumsuzluklarla karşı karşıya getiriyordu. Bu nedenle ölçülerin muğlâklaşmaması için sayı sınırlaması koydu. Böylece herkesin ölçü alacağı gerçek PKK’lik ayan beyan görülecek, PKK’lilik adına yanlışlıklara düşmenin önü alınacak ya da en aza indirilecekti. Çünkü önderliğimizin ortaya koyduğu ve otuz yıllık mücadeleyle olgunlaşan, yeni paradigmayla derinleşerek zenginleşen PKK gerçeğini tüm kadroların hemen herhangi bir burjuva siyasal partiye üye olur gibi katılmakla kendisinde somutlaştıramayacağını bu nedenle sayı sınırlamasının öncülüğün doğru yapılması ve en zor koşullarda sarsılmaması için sayı sınırlamasını gerekli gördü. Bu nedenle PKK’nin kuruluşunun bu çerçevede başlatılıp geliştirilmesi, herkesin örnek alabileceği PKK’nin sağa-sola çekilmeden anlaşılması için gereklidir. Ancak bu sayı dışında kalan kadroların bu ölçüleri dikkate almayacağı anlamına gelmemektedir. Aksine ölçülerin netleştirilmesi ortamında herkesin bu ölçülere ulaşması için çaba göstermesi ve bu çerçevede pratikleşmesi sorumluluğunu tüm kadroların önüne koymaktadır. Bırakalım kadroların, halkın ölçülerini bile yükseltme mücadelesi veren önderliğin başka türlü anlaşılması düşünülemez.
Kongra-Gel ya da Koma Komalên Kürdistan sistemi, Kürt toplumunun demokratik kurumlaşmasıdır. PKK ise bunun ideolojik öncü örgütüdür. Dolaysıyla KKK sisteminin herhangi bir bileşeni değildir. Onun ruhunu belirleyendir. PKK ve PAJK’ sız bir KKK sistemi ya da KJB toplumu kurmak, mümkün değildir. Daha fazla eşit, daha fazla demokratik, daha fazla cinsiyet özgürlükçü yaşamak isteyen herkes demokratik konfederalizmde birleşebilir. Böyle yaşamak isteyen topluluklara demokratik, özgürlükçü topluluklar diyoruz. Ama ideoloji daha sistemli, bazen bunlara öncülük yapabilecek, genel olarak kendisinde paradigmanın daha özelleşmiş biçimini oturtan toplumsallaşmaya da PKK ve PAJK diyoruz.
PKK'nin oturduğu her yerde de Koma Komalên Kürdistan’ın oturacağı bilinmelidir. Yaygın bir Koma Komalên Kürdistan faaliyeti yapılıyor. Ancak PKK’lilik tam oturtulmadığı sürece zayıf kalınacağı açıktır. Bu nedenle de sistem iyi oluşmuyor. Etik tanımlama, işleyiş eksik kalıyor. Kim kime hesap verecek belli değildir. Ortak yöne giden bir emek birikimi olmuyor. Geliştirilen tutumların devletçi mi, toplumcu mu olduğunu söyleyecek yoktur. Bazı çalışmalarda PKK geliştirilmeli denildiğinde; hemen “PKK yi dayatırsanız bizim çalışmamızda kimse kalmaz.” Çünkü PKK demek kalıp demek, PKK demek dar ölçüler demek diye anlaşılıp dayatılmak isteniyor. Bu PKK gerçekliğini anlamamak olduğu gibi inkârcı, sömürgeci sistem gibi PKK hakkında olumsuz yargılar taşımaktır. PKK demek saygı sevgi, işleyiş, yaptığının ortak bir yere akması, devlet olmadan kendi işleyişini oturtma, kimin ne yaptığının belli olması, bozana dur denilmesidir. Çalışmalarda ideolojik öncülüğü oturtmak bu kadar hayati ise her çalışmanın kendilerini ideolojik yaşam öncülüğüne kavuşturmaları gerekmektedir. Bunun için dışarıdan kuruluşlar beklemek de yanlıştır. Bir PKK’li kadro ya da PKK ölçülerini benimseyen ve bu temelde çalışan bir kadro mevcut örgütlerimizde öncülük yapabilir ve PKK çizgisinde demokratik komünal yaşamı oturtup özgürlük ve demokrasi mücadelesinin gelişmesini sağlayabilir.

Demokrasi ve Özgürlük Mücadelesini Geliştirerek Demokratik- Komünal Toplumu Yeniden Kurmak
Kürtler özgürlük ve demokrasisini kazanıp demokratik uluslaşmasını tamamlamamış bir güç olarak, hala sıkıntılar yaşıyorlar. Yaşamın her alanında örgütlülüklerini geliştirememişler ya da geliştirmelerine izin verilmemiştir. Ya devletten bekleme ya da alamayınca isyan etme, son iki yüzyılın önemli bir zihniyet formu haline gelmiştir. Hatta dünyanın en büyük devletsiz toplumu olarak tanımlanmalarına rağmen devletçi zihniyet bütünüyle aşılmamıştır.
Toplum olarak örgütlülük düzeyi önemli bir aşamaya ulaşmış olsa da, nitelik ve nicelik olarak demokratik konfederalizmi karşılamaya yetmiyor. Var olan örgütlülüklerin çoğu dağınık bir düzeyi yaşıyor. Geçmiş alışkanlıklarla hareket etme ve perspektif yoksunluğu, kendini tanımlayamama örgütlerin gelişmesinde yetersizlikler ortaya çıkarmaktadır. Kurumlaşmalar ve kadro çalışma düzeyi geçmiş alışkanlıklar ile yeni perspektifler arasında sıkışmayı aşamamıştır. Çalışmaların dağınıklığı kadar koordineleşmeme sorunları vardır. Örgütlü çalışmalarda geçmiş iktidar perspektifinden kaynaklı bir halktan kopukluğu, yerelleşememeyi, yerelleşirken de birbirini tamamlamamayı ve politika oluşturamamayı yaşıyorlar.
Halka dayalı, toplumcu, dayanışmacı ve kullanım değerini esas alan bir ekonomik üretimden maalesef ki hala bahsedemiyoruz. Bu çok ciddi bir sorun. Hiçbir sistem ekonomik taban tarafından desteklenemeden ayakta kalamaz. Bir sistemi istediğiniz kadar eleştirebilirsiniz, ama ekonomik üretimine alternatif üretimler yaratamadığınız sürece o sistemi aşamazsınız. Kürtlerin en büyük zafiyetlerinden biri olan bu alanı, demokrasilerini, komün ve meclislerini besleyen bir tarzda bir ekonomik üretime kavuşturmaları şart.
Toplum ve bireyin geleneksel alışkanlıklarına seslenme anlamında devlet kadar net gözükmeyen daha karmaşık bir yapıyı ifade eden, demokratik konfederalizmin görünür ve uygulanabilir kılınma sorunları çıkmaktadır. Demokratik konfederalizme parçalı, muğlak katılımı aşmak için demokrasiyi, toplumsal organizasyonları sağlıklı ve verimli tartışıp pratiğe geçirmek gerekmektedir. Bugünden yapılacaklar kadar zamanla yapılacaklar da olacaktır. Önemli olan tarihsel, toplumsal ihtiyaçları fark edip gün gün gerçekleştirmeye çalışmaktır. Ne ertelemek ne de her şeyi birden yapmaya çalışıp yapılamazlığını kendi kendine kanıtlamak ve kendini inançsızlığa düşürmek doğrudur.
Kürtlerin demokratik konfederalizminin, Kürt demokratik uluslaşmasının bölgesel birlik ayakları da her zaman önem kazanacaktır. Kürtler arası birlikteliğin sağlanması ve Kürt sorununun tüm parçalarda çözümü de Kürt demokratik konfederalizminin önüne koyduğu temel sorunlardandır. Parçalar arası demokratik konfederalizm kadar bölge halklarıyla birlikte demokratik konfederalizmi her ülkede oluşturmak da temel görevlerimizdendir.
Milliyetçilik, gerçekten Kürtlerin birlikteliğini ve komşularıyla barış içinde yaşamalarını sağlayamaz. Diğer ulus-devlet deneyimlerinde bu gerçeklik, yeterince açığa çıkmıştır. Şu anda devleti ile krizli bir ortam yaşamayan, devletini ağırlık olarak görmeyen ulus yok gibidir. Ayrıca devletli yapının ulusun sorunlarını çözmediği gibi demokratikleşmesine de katkıda bulunmadığı açığa çıkmıştır. Türkiye uluslaşması, 80 yıllık cumhuriyetçi devlet denemesine rağmen ciddi demokratikleşme sorunları yaşamaktadır. Genelde de ulus-devletin aczi tartışılıyor. Dünya ekonomik siyasal sisteminde aşılan bir evre yaşanırken, bu deneyim hiç yaşanmamış gibi başka toplumların, örneğin Kürtlerin yeniden bu çıkmaza başlangıç yapması tarihsel bir sorun yaratır.
Milliyetçilik ve ulus-devlet, her türlü denemesi ile eninde sonunda en geniş anlamıyla sınıf, en dar anlamıyla oligarşi çevresinde bir iktidar merkezileşmesini dayatır. Bu da yapay görüntüsü dışında bir ulusun milliyetçi ideoloji ile hiçbir zaman birliğe gidemeyeceğini gösterir. Aşiretçi, feodal, mezhepçi, dar sınıfsal vb. her türlü çelişki ile bölünmek istenen Kürtlerin milliyetçi yeni devlet çatılarıyla birleştirilmesi zannedildiği gibi sağlanamaz. Geçici rahatlamalar dışında dar çıkarsal, sınıfsal eksende birlik yaratma, şiddete varan düzeyde bölünmeler ortaya çıkarabilir. Avrupa ve Türkiye tarihi buna iyi bir örnektir.
Kürt varlığını komşu devletlere ve Avrupa’ya kabul ettirmek tüm cumhuriyet tarihine yayılan ve son otuz yılı her iki tarafa da acılar ve sıkıntılar çektiren bir süreçle sağlanabildi. Kürt devletini ise yarar ve zararını bir tarafa bırakırsak, kabul ettirmek demokratik özgür bir birliği gerçekleştirmeden daha zor olacağı gibi belki de hiç mümkün olmayacaktır. Ya da uzun yıllara yayılmış kanlı bir süreci gerektirecektir. Şimdilik ABD’nin dünya sistemindeki yeri ve bölgedeki varlığı rahatlamalar yaratıyor, ama bunun sürekli olacağı kuşkuludur.
Daha da sıralanabilecek gerekçeler, konfederalist çözümün değerini artırıyor. Kürtler de devlet olma kavgası verdi. Daha da verilebilir, bazı sonuçlara da gidilebilir. Belli bir sistemsel yapı ve ekonomik imkâna kavuşulabilir. Egemen sınıfsal yapıda bir gelişkinlik ortaya çıkabilir. Ama uuupsürülerini karşılayacak kadar getiri sağlamayacağı da açıktır. Kürtler artık enerjilerini demokratik ulusun değil de, eninde sonunda bir grubun yönetimsel hâkimiyetini sağlayacak devlet yerine tüm ulusun demokrasisini inşa etmede kullanmayı kararlaştırmalılar. Demokrasi ulus içinde homojen merkezileşmeyi dayatmaz. Ama tüm toplum örgütlenip ilişkilenerek daha güçlü bir uluslaşma ortaya çıkar. Devletlerin merkezi çıkarları doğrultusunda diğer devletlerle bir aradalığı değil, ulusların ve ulus içindeki toplumsal kesimlerin temel değerler etrafında bir araya gelmesini sağlar.
Kürtlerin neye ihtiyacı var? Demokratik konfederasyonu sağlayacak Kürdistan parçalarının kendi ekonomik, sosyal, kültürel ve gerektiğinde siyasal organizasyona kavuşmaları gerekiyor. Kürtler, her bir Kürdistan parçasında parçalı mücadelelerini verdiler. Belirli düzeyde parçalar arasında bir ilişki ve dayanışma da ortaya çıktı. Ancak tüm parçalarda hala demokratik uluslaşma diyebileceğimiz örgütlenmelerin geliştirilip derinleştirilmesinde yetersizlikler bulunmaktadır. Hala parçalarda güçlü ve iradeli bir demokratik duruş ve bunu inkârcı-sömürgeci güçlere kabul ettirmede başarı sağlanmış değildir. Bunda Kürtlerin devletçi arayışları bir engel oldu, bölünmüşlüğü aşacak yaratıcı arayışları geliştiremediler. Şimdi bunun zeminini yakalamış durumdalar. Güney Kürdistan’da oluşacak bir federasyon, parçalar arası demokratik konfederasyonla ilişki geliştirebilecek bir bileşen olabilir. En büyük zaafı dış destekli kurulması kadar, demokrasi az devlet çok içerikli olmasıdır. Ancak bu zaafı gidermek için bu federasyon içinde demokrasi mücadelesini geliştirerek federasyonun içeriğini demokratik konfederal çerçevede doldurmak gerekmektedir.
Görüldüğü gibi Ortadoğu'da ulus devletçi zihniyetle sorunlar çözülmüyor. Neredeyse herkes birbirinin boğazına sarılmış durumdadır. Çünkü keskin çıkar grupları hiçbir zaman çıkarlarını bir ardalaştıramıyorlar. Toplum ise bir araya gelecek organizasyonlarını ya yaratamıyor, ya da hâkim kılamıyor. Hem topluluklar hem halklar arası demokratik konfederasyon modeli bölge düzeyinde hem toplumsal sorunları hem de halkların sorunlarını çözüme kavuşturmada en doğru modeldir. Önümüzdeki süreçte bu model etrafında tüm sorunlara çözüm arayışı hızlanacaktır.
Şimdi çözümlerimizi savunma ve yayma zamanı. Kafa karışıklığını, pratiksizliği aşabilmeliyiz.
Profiline gir Bu üyenin tüm mesajlarını göster Cevap 2
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye

facia62
Cevaplar: 103
kayıt olmuş: 11/3/2005
Durum: Çevrimdışı
red_folder.gif Yazılış Tarihi: 1/9/2007 Saat 10:08  
“Tarih ve toplumdaki temel çelişki sınıf çelişkisi değildir. Bütün çelişkileri içinde barındıran iktidar-toplum çelişkisidir. Tarihsel toplumsal temel çelişki budur.”

Yazıda ilk dikkatleri çeken paragraf bu oluyor.İktidar kimdir ? iktidarı kimler neden ister ?

Bir toplumu yönetmeye çalışan iktidarları parçalamak ve yerine toplumsal yönetim anlayışını koymak gibi bir düşünceyle ortaya çıkan bu mantığa acaba iktidarın nasıl geliştiğini sormak gerekiyor.yani iktidarı oluşturan sebeplerin öncelikle ortaya konulması gerekiyor…

Zaten sınıf mücadelesinin amaçlarından biride iktidarı ortadan kaldırmaktır.ama bu iktidarı ortadan kaldırmak ve yeniden egemen sömürücü sınıfın iktidara geçmemesi içinde mücadele etmek yani iktidarı bir süreliğine ele geçirmek gerektiğini bilmemiz gerekiyor.
Yani iktidarı ortadan kaldırmak için verilen mücadelenin boşa gitmemesi için egemen sınıfın iktidarına son verip yönetimi toplumsal kurumlara devretmek ve o aradaki zamanda ise yönetimi idare etmek gerekiyor…

Bir insanı düşünün bir toplumda çok zengin bir insan olsun ve çıkan savaşlar sonucu bütün her şeyini bir anda kaybetsin.bu insan o kaybettiklerini geri almak istemeyecek mi ???
O kaybettiklerini geri almak için her yolu denemeyecek mi ?? evet normalde o insan genel anlamıyla hiçbir şeyi yok çünkü birileri gelip o insanın elindeki her şeyi aldı peki kafasındaki o düşünceleri nasıl kaldıracağız ???

İşte bütün mesele burada iktidarını elinden aldığımız burjuvazinin yeniden iktidar olmak istemesine karşı bütün devletin kurum ve kuruluşlarında yeniden bir düzenlemeye gidilmeli ve zaman içerisinde ekonomik politik ve kültürel bir mücadele sonucu ( elbette bu öyle kısa bir süre olmayacaktır ) yönetimi toplumlara devretmek mümkün olacaktır.aksi bir durumda burjuvazi yine iktidarı eline alacaktır…

“Şu an toplum devletsiz ve sınıfsız düşünememektedir.” Denilmekte fakat toplumun üretim ilişkileri ve yaşam koşullarından dolayı bu aşamaya geldiği de ortaya konulmalıdır.

“Ben toplumun şu yöne doğru gitmesi için yönetim sisteminin böyle olmasını istiyorum.” denilip, herhangi bir biçimde toplumun üstünde bir organizasyona kavuşulduğu an toplumdan kopuşmuş olunur.” Gibi bir mantıkla hareket etmek ne kadar doğrudur ???
toplumlar yıllardır sadece iktidarların yönetimi altında olduğunu yani feodal dönemde kralların ağaların kapitalist dönemde burjuvazinin yönetiminde olduğundan dolayı toplumu yeniden kendi egemenlikleri altına sokmaya çalışmalarına nasıl engel olunacak acaba ???
üretim araçlarını özel mülkiyetten alıp toplumsallaştırılmadığı sürece gerçek toplumsallık oluşturulamayacağı gibi toplumda iktidar denilen sınıf olan burjuvazinin de yerinde oturmasına engel olunamayacağını da bilmek gerekir.
Toplumda bireyin yerini belirleyen onun üretimdeki yeridir.eğer üretim toplumsallaştırılsa sınıfsal çelişkiler ortadan kalkar yani ortaya konulan sözde iktidar toplumsal çelişkilerde ortadan kalkar.işte toplumun üstünde olmayan ama toplumun gerçekleri görmesini sağlamaya çalışmak toplumun nasıl kendisini daha iyi yönetebileceğini söylemek toplumda yeniden belli bir zümrenin grubun toplumu kendi istediği gibi yönetmesinin önüne geçmek toplumdan kopmuşluk değil aksine toplumsal hareket etmektir…
yoksa iktidarı ele geçirmek toplumu sömürmek için yeni bir iktidarı kurmak anlamına gelmemektedir.


Ulusal sınıfsal ve kurtuluşçu mantık ret ediliyor.

Yerine hangi mücadele anlayışı getiriliyor?

Yerellerde her komün kendi sorunları üzerinden mücadele edecek sorunların çözümlerini bu anlamda ortaya koyacaklardır…
Her alanda mücadele anlayışı hakimdir bu düşünceye.
Demokratik komünalizm devlete göre değil demokrasiye göre şekilleniyor.

Toplumsallığın derin krizlerinin devletçilik anlayışından kaynaklandığı ortaya konuluyor.
Siyasal ekonomik ve politik ve hatta bilimin yaşadığı krizler bile devletçilik anlayışından kaynaklandığı tezi ortaya atılıyor…bireyin kadının ekolojik krizlerinde devletçilik anlayışından kaynaklandığı savunuluyor…

Bugüne kadar kapitalist sistemin sebep olduğu sorunlar sanki devletmiş gibi gösteriliyor. Yani bir anlamda ekim devrimi de dahil olmak üzere sosyalizm mantığı ret edilerek başta demokratik sosyalizm adında bir görüş ortaya konuluyor ve sonunda komünal bir sisteme geçişin olması ortaya konuluyor…
Devlet ortadan kalkarsa bütün sorunların çözüleceği gibi dar bir mantık ortaya çıkıyor.

“Devlet dışı yeni bir sosyalite tanımıyla yeni bir toplumsallık anlayışı geliştirilmiş ve derinleştiriliyor” deniliyor fakat daha önceleri de anarşistler toplumsal otoritenin,tahakkümün,erkin ve hiyerarşinin tüm biçimlerini bertaraf etmeyi savunan sosyal bir harekettiler.yani bu düşünce yeni bir düşünce değil anarşizmin güncelleştirilmiş halidir...

ayrıca kürdistan bir devlet olarak belli sınırlar içerisine konulmuyor bunun yerine kürdistan halkı söylemi ile daha önce Türkiye halkları söylemine karşılık kürdistan halkları söylemi getiriliyor.

Devlet dışında Özgür yurttaş hareketi bilinciyle ve bir sistem dahilinde geliştirildi.

Özgür yurttaş hareketi nedir ??
Bu sistem Özünde bir ulusal ve halk kimliğinden öte yeni bir yurttaşlık anlayışıdır.yani hiçbir ulusa hiçbir halka ait olmayan özgür bireylerin oluşturdukları komünal bir birlikteliktir…

Peki bu birliklerin oluşması şu anki kapitalist bir sistemde mümkün müdür ?

Kapitalist üretim ilişkileri üretim alanlarındaki kapitalist anlayış emek sermaye arasındaki çelişkiler devam ederken komünal toplumlar oluşabilir mi ???

herkese iyi çalışmalar

facia


____________________
Genclik Gelecek,Gelecek Sosyalizm...
Profiline gir Web siteyi ziyaret et Bu üyenin tüm mesajlarını göster Cevap 3
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye

facia62
Cevaplar: 103
kayıt olmuş: 11/3/2005
Durum: Çevrimdışı
red_folder.gif Yazılış Tarihi: 1/9/2007 Saat 11:38  
"Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi (yani yazılı tarih), sınıf mücadelelerinin tarihidir."
(Komünist Manifesto)


sınıf mücadelesinin iktisadi temelleri ve teorik çözümlemelerine kısaca değinmek gerekiyor.çünkü daha önceleri burjuvazinin ideologları tarafından sosyalizme ve onun eşliğinde işçi sınıfının mücadelesinin önünde engel olacak bir dizi düşünce ortaya atılmış fakat gerçekten bilimsel sosyalizmle bu düşünceler bir bir aşılmıştır.
İlkel komünal toplumu bitiren ve sınıfları ortaya çıkaran üretici güçlerin gelişmesidir.üretimi sadece belli bir zümrenin grubun eline geçirmek istemesi bütün bir toplumu etkiledi ve bu ele geçirme sonucu savaşların ortaya çıkması bu ele geçirdiği yer altı ve yerüstü kaynakların üretim araçlarının ve insan üzerindeki sömürüyü başkalarına kaptırmamak içinde devletleşme ortaya çıktı.
Yani üretileni toplumsal olarak kullanmasını sağlayabilselerdi ve üretim araçlarındaki özel mülkiyeti ortadan kaldırabilselerdi zaten devlet denen aygıta da ihtiyaç kalmayacaktı…
Yani devleti yaratan koşullar sınıfsal mücadeleden kaynaklanmaktadır.eğer sınıfsal mücadele verilerek sınıf sömürüsü ortadan kalkarsa devlete de ihtiyaç kalmayacak ve toplumlar düzenlerini devlete göre değil topluma göre şekillendireceklerdi…

Sınıf mücadelesini ret eden her düşünce sosyalizme karşıdır.sosyalizm öyle demokratik sosyalizme yada Euro sosyalizme indirgenemeyecek kadar doğru temeller üzerinde bir sitemdir.onu sadece ismiyle değil sosyalizmi bütünüyle ele alıp inceleyip ona göre uygulamak gerekir.yoksa revize edilerek uygulanmış bir sosyalizm kesinlikle gerçek sosyalizm olamaz…

herkese iyi çalışmalar

facia


____________________
Genclik Gelecek,Gelecek Sosyalizm...
Profiline gir Web siteyi ziyaret et Bu üyenin tüm mesajlarını göster Cevap 4
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye

facia62
Cevaplar: 103
kayıt olmuş: 11/3/2005
Durum: Çevrimdışı
red_folder.gif Yazılış Tarihi: 1/9/2007 Saat 16:27  
Toplumların manevi yaşamı maddi yaşamın bir yansımasıdır.devlette maddi yaşam sonucu meydana gelen ekonomik düzenin koşullarıyla ortaya çıkan bir araçtır.yani şu anki süreçte devleti ortadan kaldırmakla ekonomik düzenin koşulları değişmez.ekonomik koşulların değişmediği durumda ise toplumun politik hukuksal dinsel sanatsal felsefik görüşler ve bunlar tarafından etkilenen kurumlarda da değişiklik olmaz.
Ama hiçbir zaman politik hukuksal dinsel ve sanatsallık küçümsenmemeli çünkü bu üst yapıyı oluşturan kavramlar toplumlar üzerinde çok büyük etki yapmaktadır.ve hiçbir zaman ekonomik koşulların , sınıfların , düzenin niteliğine karşı kayıtsız kalmaz.üst yapı gerici bir rol oynayacağı gibi ilerici bir rolde oynayabilir.

Bir fikri yada bir kurumu değerlendireceğimiz zaman onu soyut olarak ele almamalıyız.devletinde toplumların uzlaşmaz sınıflara bölünüşünden sonra belli bir sınıfın devleti olarak kaldığı ve diğer bir sınıfın gelip eski sınıfı alt etmeden de kendiliğinden gitmeyeceğini de bilmekte yarar vardır.

Tarihte ilkel komünal üretim tarzını incelediğimiz zaman insanın insan üzerindeki sömürüsü iktidar ile toplumlar arasındaki çelişkiden değil üretim ilişkilerinden kaynaklı emek sömürüsünde yatmaktadır.üretici güçlerin gelişmesiyle birlikte toplumun yeni üretici güçleri üretim ilişkilerine uygun düşmediği için bir değişime girmek zorunda kalıyordu.üretim araçlarının özel mülkiyeti ortaya çıkınca belli kabileler arasında servet eşitsizliği meydana geldi buda insanlar arasındaki servet eşitsizliğini meydana getirdi.insanlar zengin ve yoksul olarak bölündüler.
Bu olan bitenler toplumun devletleşmeden önceki durumunu ortaya koyuyor.devlet ise ilerleyen yıllarda insanın insan üzerindeki sömürüsünün daha ilerleyen durumlarında egemen sınıfın ihtiyacı doğrultusunda şekillenen bir aygıt olarak karşımıza çıkar.


herkese iyi çalışmalar

facia


____________________
Genclik Gelecek,Gelecek Sosyalizm...
Profiline gir Web siteyi ziyaret et Bu üyenin tüm mesajlarını göster Cevap 5
« Ön  Diğer »        print
Yukarı git


mxBoard, © 2006 by pragmaMx.org, based on eBoard, XMB and XForum

0,313 saniye - 26 queries