Öncelikle merhaba diyorum okur arkadaslarimiza. Arkadasimiz böyle bir
tartisma konusu acmistir bende okudugum bir yaziyi buraya aktarip
tartismanin daha verimli olmasini istedim, düsümdümki böyle bir yazi fikir
ve düsüncelerimizi daha iyi ön plana cikarir.
Demokratik konfederalizm demokratik sosyalist ideoloji ve teorinin
demokratik halk örgütlenmesidir. Dolayısıyla demokratik konfederalizmin bu
ideolojik ve teorik çizgide kurumlaşması açısından bir öncülüğe ihtiyaç
vardır. Bu öncülük yapılmadan demokratik konfederalizm geliştirilemez.
Zaten demokratik komünalizm, PKK önderliğinin ideolojik ve teorik
doğrultusunun öngördüğü bir sistemdir. Önderlik bunu PKK olarak tanımladı.
PAJK’ı da bu sistemin kadın özgürlük çizgisinde ve toplumsal
cinsiyetçiliğini aşılması temelinde kurumlaşması açısından kadın özgürlük
hareketinin öncüsü olarak değerlendirdi. Bu nedenle PKK ve PAJK demokratik
konfederalizmin demokratik sosyalist çizgide kurumlaşması açısından öncülük
rolü olan partilerdir. Her ikisini ayrı birer öncülükten çok birbirini
tamamlayan ve bir ideolojik çizginin pratikleşmesini sağlayan öncülük
olarak görmek gerekir.
Önderlik demokratik sosyalist toplum kuruluşu öncülüğü diyerek öncülüğü
tekrardan tanımladı. Kavramı böyle tanımlarken ne klasik toplum üstü
öncülüğü ne de öncüsüz kendiliğindenciliği kabul ettiğini ortaya koydu.
PKK-PAJK tanımı çok açıktır. İktidar, otorite dışı bir öncülüktür.
Toplumsal kuruluş amaçlı toplumsal öncülüğün tarihsel bir arka planı
vardır. Toplumla birlikte toplumu güç yaparak devletçi sınıflı sistemlerin
toplumu dağıtmasının önüne geçerek komünal demokratik toplum yeniden
kurulabilir.
Toplumun kuruluşuna neden ihtiyaç duyuldu ve bunun için nasıl bir öncülük
gereklidir? Eski öncülükler devletçi etkileri neden aşamadı? Sorularını
cevaplandırmak gerekmektedir.
Tarih ve toplumdaki temel çelişki sınıf çelişkisi değildir. Bütün
çelişkileri içinde barındıran iktidar-toplum çelişkisidir. Tarihsel
toplumsal temel çelişki budur. Toplumsallaşma gücünü kadın eksenli
kurduktan ve sonuçlarını gördükten sonra (hemen hemen 15–20 bin
yıllık bir süreçtir) tarihsel süreç bir sınıfa dayanan devletçi sistemle
bir sapma şeklinde, bu toplumsal üretimi ele geçirmek üzerinden devam
ettirildi. Buna sınıfsal-devletçi yapı denildi. Sınıfsal-devletçi yapı,
tezi olan kök toplum değerleriyle çatışırken ele geçireceği en önemli değer
toplumsallıktı. Gelişen sistem, değer olarak toplumsallığı gasp edecek ve
ondan beslenerek kendini var edecekti.
18. yüzyılın ortasından sonra kapitalizmin gelişmesiyle birlikte feodal
devletten çok fazla merkezi bir devlet gücü ortaya çıkmıştır. Feodal devlet
iktidar ve sömürü yapısı gereği çok fazla merkezileşmeye ihtiyaç duymaz.
Kapitalizm ise sömürüsünü geliştirmek ve derinleştirmek için en ücra
noktaya kadar hakim olma eğilimi gösterir. Dolayısıyla bu merkezileşmenin
ekonomik üretimle sıkı bir bağı vardır. 20 yüzyıl içinde çok sert bir
bio-iktidar dönemi başladı ve yüzyılın sonuna doğru güçlendirilerek tüm
topluma ve bireylere yaydırılarak sürdürüldü. Yani şu anda iktidarın
denenmeyen biçimi hemen hemen kalmamış gibidir. Toplumun iktidara tabi
tutulmayan organları kalmamıştır. Duygu ve düşüncesi iktidardan geçmemiş
birey ve toplum bırakılmamıştır. Gelinen aşama toplumun var olmasını
tehlike altına koymuştur. Toplumcu ideolojiyle mücadele verip toplumu
yeniden kurma çabaları sonuç vermeyince insanlık, dağıtılmış bir
toplumsallığın kendi sonunu getireceğini görerek demokratik toplumsal
kuruluş mücadelesinin aciliyetini daha yakıcı hissetmeye başlamıştır.
Neredeyse kapitalist devlete kaptırılmayan bir şey kalmamıştır.
Bio-iktidarla şu anda insanın duygu ve düşünceleri en ince ayrıntılarına
kadar merkezi üretim sistemine uyumlu hale getirilmeye çalışılmaktadır ki
toplumsal var oluş yok olma sinyalleri vermektedir.
İnsanlık bu aşamadan sonra toplumu yeniden kurmayı başaramazsa toplumu
tümden kaybetmeyle karşılaşabilir. Kendisini kuramayan bir toplumsal
yapılanma, kaybedilmiş bir toplumsal değer sistemi vardır. Şu an toplum
devletsiz ve sınıfsız düşünememektedir. Cinsiyetler ve cinsellik bir türlü
iktidar alanından kurtarılamamaktadır. Ekoloji başlı başına iktidarın
kurbanı olmuştur.
Tüm bunların ardından yeniden bu toplumun ve insanın kuruluşunun
gerçekleşebilme ihtimali ve çabaları gündemleşmektedir. Devlete hücrelerine
kadar kaptırılan her şeyin yeniden toplumun eline verilmesi insanlığın en
temel demokrasi ve özgürlük sorunudur. Sorun, bir sınıfın, bir cinsiyetin
ya da sadece doğanın kurtarılması değil, bütün bunları da içeren toplumun
kurtarılması ve kurulmasıdır. Bunun için de öncülüğe gerek vardır. Ama
toplumsal kuruluşun bizzat içinde yer alan toplumun demokrasi ve özgürlük
mücadelesinin toplumla iç içe ve toplumdan kopuk olmayacak öncülüğe ihtiyaç
vardır. Toplum içinde devlet de azaltılmak istenebilir ama toplum gibi
hareket edilmediğinde bu azaltma mücadelesi başarıya ulaşamamaktadır.
“Ben toplumun şu yöne doğru gitmesi için yönetim sisteminin böyle
olmasını istiyorum.” denilip, herhangi bir biçimde toplumun üstünde
bir organizasyona kavuşulduğu an toplumdan kopuşmuş olunur. Dolayısıyla da
toplum için bir şey yapılmamış olur. Devrimci de olunsa toplumun ihtiyacı
toplumun dışından belirlenemez.
Toplum doğal demokratik yanlar taşır. Bütün toplumlar özde sosyalist olmak
ister. Eşit ve özgür yaşamak ve buna göre örgütlenmek ister. Toplumun bu
özlemlerine göre bir öncülük yapılırsa toplum güç kazanır. Devlet
azaltılıp, toplum büyütülebiliyorsa öncülük doğru yapılıyordur. Şöyle bir
tercihle karşı karşıya bulunmaktayız. Toplumu yönetmek mi istiyoruz, kurmak
mı? Bütün yapılanmalar böyle ikili bir karakter taşır. Toplumu kurarken
yönetici vardır ama toplumun üstünde bir yerde değildir. Toplumun bu
anlamda toplum dışında yönetilmeye ihtiyacı yoktur. Toplumu kurmak toplum
alanında olmak, yönetmek ise devlet alanı olmayı ifade eder. Toplumu kurmak
isterken iktidar tarafına geçilirse orada bünyesel çelişki başlar. Geçmişte
böyle bir negatif duruma düşüldü diye öncülük sorununa ihtiyaç var mıdır,
yok mudur biçiminde tartışmalar yapmak yanlıştır. PKK’nin paradigma
değiştirdiği bir öncülük gerçeğinde aştığımız paradigmanın etkisinde
kalarak tartışma yapmak aslında kapitalist sistemin toplumu öncüsüz
bırakmak için bu konuda yaptığı olumsuz tartışma ve saldırıların etkisinde
kalmak anlamına gelir.
Bugün 19. ve 20. yüzyıldan daha fazla toplumsal kurtuluş ve kuruluşta
öncülüğe ihtiyaç vardır. Çünkü bio-iktidar çok sert uygulanmış ve toplumsal
herhangi bir şeyden neredeyse söz edilemeyecek duruma gelinmiştir. Devletin
ve iktidarın bırakalım hakim olmadığı alan neredeyse tek tek insanların
yüreği, beyni ve hücresi kalmamıştır. Öncülük yapmak merkezileşmek
değildir. Bırakalım merkezileşmeyi tabanla, toplumla iç içe olmaktır. Bu
açıdan toplumu yönetmekten vazgeçilerek, özgürlük ve demokrasi mücadelesi
ile iç içe toplumu kurmak hedeflenmelidir. Bu noktada da demokratik
konfederalizm iyi anlaşılmalıdır.
Sınıflaşmanın başladığı dönem insanlığın ilerleme tarihi olarak ele
alınmıştır. Burada artık doğanın yönetilmesi normalleşmiştir. Yönetilmeyen
insan, toplum ve doğa yerine yönetilen insan, toplum ve doğa gerçeği ortaya
çıkmıştır. Toplumdan kopmayan, toplumsal ihtiyaç olarak var olan doğal
yönetim yerine siyasal iktidarcı yönetim getirilmiştir. Bir toplumsallaşma
bastırılıp yerine saptırılmış yeni bir toplumsallaşma geçmiştir. Zaten
devletin kendi başına bir gücü yoktur. Toplumsallaşmanın ele geçirilmesini
gizlemek için felsefe, din, doğaya hakim olma anlayışı, klasik ilerleme
tarihi, bilimler ve ayrıntılarına göre örgütlenmiş yapıların hepsi
kullanılmıştır. Uygarlık paradigması oturmuş bir şekilde kabul edilmekte
olup, pek sorgulanmaz. Hatta insanın var oluş biçimi ve kök hücresi doğal
topluma ilkel toplum denilerek, toplumsallıktan ne kadar yabancılaşıldığı
dışa vurulur.
Tüm bunlara rağmen toplum bütünüyle erimemiştir. Eğer öyle olsaydı toplumun
yeniden kurulmasından söz edilemezdi. Toplumun yeniden kurulması da
devletin ele geçirdiği tüm toplumsal faaliyetleri yeniden topluma vermek ve
devleti anlamsız hale getirmek biçiminde olacaktır.
Demokratik Konfederalizmde ideoloji ve ideolojik öncülük nedir? Demokratik
Konfederalizm Önderliği ideolojiyi iradeleşmiş düşünce olarak
belirtmektedir. İradeye kavuşmuş, programlaştırılabilen, içinden strateji
ve taktik çıkartılabilecek iradi düşünce sistematiğine ideoloji denir. Bu
aynı zamanda demokratik sosyalizmdir. Diğer akım ve ideolojilerden farkını
ortaya koyduğunda ise demokrasiyle sosyalizmin, demokrasiyle toplumculuğun
birleştirilmesinden oluşan bir ideolojik kimlik tanımını yapmaktadır. Bu
anlamda durağan bir ideoloji değil, canlı bir ideolojidir. Toplumsal
değişim ve bilimsel gelişmelerle kendisini yeniler ve zenginleştirir.
Önderliğin ideolojisi günlük yaşamdan kaynağını alır. Pragmatik ve
günübirlik değildir ancak günlük yaşamdan kopuk bir ideoloji ve değerler
sistematiği de değildir. Bu nedenle ideolojiyi kalıplaştıran,
statükolaştıran yaklaşımlara karşı mücadele eder. İdeolojiyi bir irade
olmaktan çıkartan, gevşek ele alan, ihtiyaç olmadığını belirten
yaklaşımlara da karşı durur. Toplumsal iradeye denk düşen bir düşünce
sistematiğine ihtiyaç duyuluyorsa o zaman onu kalıplaştıran yanlarla
mücadele edilmesi kadar, yaşamdan farklı bir şekilde soyutlayan yanlarla da
mücadele eder. Sadece bireye ya da topluma ağırlık veren, ya da iktidarcı
topluma ağırlık veren yanlarla da mücadele eder. İdeolojinin yaşama vurulup
denenmesi içinde kendi dinamizmiyle bir gelişme dinamiğini yaşar. Komünal
demokratik eksendeki bir yaşamda tutan yanlar ideoloji içine alınır. Böyle
bir yaşamla bağını kurmuş her iradi düşünce sistemi doğru ideoloji olarak
tanımlanır. Statükolaştırıyorsa, iktidarlaştırıyorsa o doğru ideoloji
değildir. Ölçü demokrasi geliştirip geliştirmemesidir. Özgürlük
getirmesidir. Komünal demokratik yaşamla bağını koparmamasıdır.
Demokratik sosyalist ideolojinin çeşitliliklerin ortaklaşmasını sağladığı
da nettir. Çünkü artık toplumsal üretim kabul edilmektedir. Toplumda
özgürlüğü, adaleti, demokrasiyi, eşitliği toplumsal ahlakı, ekolojik
bilinci ve cinsiyet özgürlüğünü zedeleyen ve engelleyen ne varsa tartışılır
ve çözüm aranır. Bu ihtiyaçtan demokratik toplumcu sosyalizm çıkar. Bu
sınıf ideolojisi değil, toplum ideolojisidir. Dolayısıyla toplum çeşitlilik
üretir, ama bunu ortaklaştırır. Demokratik Sosyalizm Önderliği de bunun
demokrasi etrafından olabileceğini söyler.
Demokratik konfederalizm içinde öncü örgütler olan PKK ve PAJK klasik
sınıfa dayalı bir öncülük değildir. Topluma dayalı bir öncülüktür. İktidar,
yetki ve bunun alt zemini olarak şiddet dışlandığı için sosyalist,
demokratik, ekolojik, toplumsal cinsiyet özgürlükçü davranış kalıplarıyla
öncülük yapma öne geçmiştir. Bunun özü şudur. Toplum oluşturdukça öncülük
vardır. Toplumu oluşturuyorsan öncüsündür. Toplumun komple kurulması birden
olmayacağına göre öncü çekirdek iktidarcı olmadığı sürece toplum içinde
hayati bir rol oynayacaktır.
Toplumsallığın başlangıcında da öncü kesimleri görürüz. Kadın doğal
toplumda öncüdür. Şimdi de aynı şekilde toplumsal öncülüğün
kurulabileceğine inanıyoruz. PKK, otuz beş yıldır Kürt halkının özgürlük ve
demokrasi mücadelesine öncülük etmektedir. Bu öncülükle Kürdistan halkı çok
önemli mevziler kazanmıştır. Tamamlanmamış olsa da demokratik devrimi
gerçekleştirmiştir. Bu nedenle önderlik Amed’e Kürt demokrasisinin
merkezi, dedi. Önderliğimizin belirttiği gibi serkeftın halkı ortaya
çıkmıştır. Yeni paradigma temelindeki PKK öncülüğü ise serkeftın halkı ile
Kürt halkının özgürlüğü ve demokratik kurumlaşmasını gerçekleştirecektir.
Önderliğimiz, Kongra-Gel ile kongresiyle Kürt halkının demokratik
kurumlaşmasını yeni paradigma temelinde geliştirmeyi amaçladı. Bu
kurumlaşmanın ideolojik ve örgütsel öncülüğünü ise Bilim-Sanat Komitesi
içinde örgütlenecek ve bu örgütlülük temelinde öncülüğü her alanda yapacak
PKK kadrolarına verdi. Bu nedenle Bilim-Sanat Komitesi, parantez içinde PKK
tanımlamasında bulunmuştu. Ancak provokasyonun özgürlük hareketi ve
öncülüğünü tasfiyeye uuupsürdüğünü görünce, parantezi kaldırıyorum, hem
tedbir hem de gereklilik olarak PKK üç yüz kişiyle kuruluşunu
başlatmalıdır, dedi. Bunun için de 12 kişilik hazırlık komitesi önerdi.
Sayı sınırlaması koymasının nedeni, önceden herkes PKK’liyim
dediğinden PKK ölçüleri, muğlâklaşıyor, geriye çekiliyor, bu da özgürlük ve
demokrasi mücadelesinin doğru öncülükle yürümesini sekteye uğratarak
hareketi olumsuzluklarla karşı karşıya getiriyordu. Bu nedenle ölçülerin
muğlâklaşmaması için sayı sınırlaması koydu. Böylece herkesin ölçü alacağı
gerçek PKK’lik ayan beyan görülecek, PKK’lilik adına
yanlışlıklara düşmenin önü alınacak ya da en aza indirilecekti. Çünkü
önderliğimizin ortaya koyduğu ve otuz yıllık mücadeleyle olgunlaşan, yeni
paradigmayla derinleşerek zenginleşen PKK gerçeğini tüm kadroların hemen
herhangi bir burjuva siyasal partiye üye olur gibi katılmakla kendisinde
somutlaştıramayacağını bu nedenle sayı sınırlamasının öncülüğün doğru
yapılması ve en zor koşullarda sarsılmaması için sayı sınırlamasını gerekli
gördü. Bu nedenle PKK’nin kuruluşunun bu çerçevede başlatılıp
geliştirilmesi, herkesin örnek alabileceği PKK’nin sağa-sola
çekilmeden anlaşılması için gereklidir. Ancak bu sayı dışında kalan
kadroların bu ölçüleri dikkate almayacağı anlamına gelmemektedir. Aksine
ölçülerin netleştirilmesi ortamında herkesin bu ölçülere ulaşması için çaba
göstermesi ve bu çerçevede pratikleşmesi sorumluluğunu tüm kadroların önüne
koymaktadır. Bırakalım kadroların, halkın ölçülerini bile yükseltme
mücadelesi veren önderliğin başka türlü anlaşılması düşünülemez.
Kongra-Gel ya da Koma Komalên Kürdistan sistemi, Kürt toplumunun demokratik
kurumlaşmasıdır. PKK ise bunun ideolojik öncü örgütüdür. Dolaysıyla KKK
sisteminin herhangi bir bileşeni değildir. Onun ruhunu belirleyendir. PKK
ve PAJK’ sız bir KKK sistemi ya da KJB toplumu kurmak, mümkün
değildir. Daha fazla eşit, daha fazla demokratik, daha fazla cinsiyet
özgürlükçü yaşamak isteyen herkes demokratik konfederalizmde birleşebilir.
Böyle yaşamak isteyen topluluklara demokratik, özgürlükçü topluluklar
diyoruz. Ama ideoloji daha sistemli, bazen bunlara öncülük yapabilecek,
genel olarak kendisinde paradigmanın daha özelleşmiş biçimini oturtan
toplumsallaşmaya da PKK ve PAJK diyoruz.
PKK'nin oturduğu her yerde de Koma Komalên Kürdistan’ın oturacağı
bilinmelidir. Yaygın bir Koma Komalên Kürdistan faaliyeti yapılıyor. Ancak
PKK’lilik tam oturtulmadığı sürece zayıf kalınacağı açıktır. Bu
nedenle de sistem iyi oluşmuyor. Etik tanımlama, işleyiş eksik kalıyor. Kim
kime hesap verecek belli değildir. Ortak yöne giden bir emek birikimi
olmuyor. Geliştirilen tutumların devletçi mi, toplumcu mu olduğunu
söyleyecek yoktur. Bazı çalışmalarda PKK geliştirilmeli denildiğinde; hemen
“PKK yi dayatırsanız bizim çalışmamızda kimse kalmaz.” Çünkü
PKK demek kalıp demek, PKK demek dar ölçüler demek diye anlaşılıp
dayatılmak isteniyor. Bu PKK gerçekliğini anlamamak olduğu gibi inkârcı,
sömürgeci sistem gibi PKK hakkında olumsuz yargılar taşımaktır. PKK demek
saygı sevgi, işleyiş, yaptığının ortak bir yere akması, devlet olmadan
kendi işleyişini oturtma, kimin ne yaptığının belli olması, bozana dur
denilmesidir. Çalışmalarda ideolojik öncülüğü oturtmak bu kadar hayati ise
her çalışmanın kendilerini ideolojik yaşam öncülüğüne kavuşturmaları
gerekmektedir. Bunun için dışarıdan kuruluşlar beklemek de yanlıştır. Bir
PKK’li kadro ya da PKK ölçülerini benimseyen ve bu temelde çalışan
bir kadro mevcut örgütlerimizde öncülük yapabilir ve PKK çizgisinde
demokratik komünal yaşamı oturtup özgürlük ve demokrasi mücadelesinin
gelişmesini sağlayabilir.
Demokrasi ve Özgürlük Mücadelesini Geliştirerek Demokratik- Komünal Toplumu
Yeniden Kurmak
Kürtler özgürlük ve demokrasisini kazanıp demokratik uluslaşmasını
tamamlamamış bir güç olarak, hala sıkıntılar yaşıyorlar. Yaşamın her
alanında örgütlülüklerini geliştirememişler ya da geliştirmelerine izin
verilmemiştir. Ya devletten bekleme ya da alamayınca isyan etme, son iki
yüzyılın önemli bir zihniyet formu haline gelmiştir. Hatta dünyanın en
büyük devletsiz toplumu olarak tanımlanmalarına rağmen devletçi zihniyet
bütünüyle aşılmamıştır.
Toplum olarak örgütlülük düzeyi önemli bir aşamaya ulaşmış olsa da, nitelik
ve nicelik olarak demokratik konfederalizmi karşılamaya yetmiyor. Var olan
örgütlülüklerin çoğu dağınık bir düzeyi yaşıyor. Geçmiş alışkanlıklarla
hareket etme ve perspektif yoksunluğu, kendini tanımlayamama örgütlerin
gelişmesinde yetersizlikler ortaya çıkarmaktadır. Kurumlaşmalar ve kadro
çalışma düzeyi geçmiş alışkanlıklar ile yeni perspektifler arasında
sıkışmayı aşamamıştır. Çalışmaların dağınıklığı kadar koordineleşmeme
sorunları vardır. Örgütlü çalışmalarda geçmiş iktidar perspektifinden
kaynaklı bir halktan kopukluğu, yerelleşememeyi, yerelleşirken de birbirini
tamamlamamayı ve politika oluşturamamayı yaşıyorlar.
Halka dayalı, toplumcu, dayanışmacı ve kullanım değerini esas alan bir
ekonomik üretimden maalesef ki hala bahsedemiyoruz. Bu çok ciddi bir sorun.
Hiçbir sistem ekonomik taban tarafından desteklenemeden ayakta kalamaz. Bir
sistemi istediğiniz kadar eleştirebilirsiniz, ama ekonomik üretimine
alternatif üretimler yaratamadığınız sürece o sistemi aşamazsınız.
Kürtlerin en büyük zafiyetlerinden biri olan bu alanı, demokrasilerini,
komün ve meclislerini besleyen bir tarzda bir ekonomik üretime
kavuşturmaları şart.
Toplum ve bireyin geleneksel alışkanlıklarına seslenme anlamında devlet
kadar net gözükmeyen daha karmaşık bir yapıyı ifade eden, demokratik
konfederalizmin görünür ve uygulanabilir kılınma sorunları çıkmaktadır.
Demokratik konfederalizme parçalı, muğlak katılımı aşmak için demokrasiyi,
toplumsal organizasyonları sağlıklı ve verimli tartışıp pratiğe geçirmek
gerekmektedir. Bugünden yapılacaklar kadar zamanla yapılacaklar da
olacaktır. Önemli olan tarihsel, toplumsal ihtiyaçları fark edip gün gün
gerçekleştirmeye çalışmaktır. Ne ertelemek ne de her şeyi birden yapmaya
çalışıp yapılamazlığını kendi kendine kanıtlamak ve kendini inançsızlığa
düşürmek doğrudur.
Kürtlerin demokratik konfederalizminin, Kürt demokratik uluslaşmasının
bölgesel birlik ayakları da her zaman önem kazanacaktır. Kürtler arası
birlikteliğin sağlanması ve Kürt sorununun tüm parçalarda çözümü de Kürt
demokratik konfederalizminin önüne koyduğu temel sorunlardandır. Parçalar
arası demokratik konfederalizm kadar bölge halklarıyla birlikte demokratik
konfederalizmi her ülkede oluşturmak da temel görevlerimizdendir.
Milliyetçilik, gerçekten Kürtlerin birlikteliğini ve komşularıyla barış
içinde yaşamalarını sağlayamaz. Diğer ulus-devlet deneyimlerinde bu
gerçeklik, yeterince açığa çıkmıştır. Şu anda devleti ile krizli bir ortam
yaşamayan, devletini ağırlık olarak görmeyen ulus yok gibidir. Ayrıca
devletli yapının ulusun sorunlarını çözmediği gibi demokratikleşmesine de
katkıda bulunmadığı açığa çıkmıştır. Türkiye uluslaşması, 80 yıllık
cumhuriyetçi devlet denemesine rağmen ciddi demokratikleşme sorunları
yaşamaktadır. Genelde de ulus-devletin aczi tartışılıyor. Dünya ekonomik
siyasal sisteminde aşılan bir evre yaşanırken, bu deneyim hiç yaşanmamış
gibi başka toplumların, örneğin Kürtlerin yeniden bu çıkmaza başlangıç
yapması tarihsel bir sorun yaratır.
Milliyetçilik ve ulus-devlet, her türlü denemesi ile eninde sonunda en
geniş anlamıyla sınıf, en dar anlamıyla oligarşi çevresinde bir iktidar
merkezileşmesini dayatır. Bu da yapay görüntüsü dışında bir ulusun
milliyetçi ideoloji ile hiçbir zaman birliğe gidemeyeceğini gösterir.
Aşiretçi, feodal, mezhepçi, dar sınıfsal vb. her türlü çelişki ile bölünmek
istenen Kürtlerin milliyetçi yeni devlet çatılarıyla birleştirilmesi
zannedildiği gibi sağlanamaz. Geçici rahatlamalar dışında dar çıkarsal,
sınıfsal eksende birlik yaratma, şiddete varan düzeyde bölünmeler ortaya
çıkarabilir. Avrupa ve Türkiye tarihi buna iyi bir örnektir.
Kürt varlığını komşu devletlere ve Avrupa’ya kabul ettirmek tüm
cumhuriyet tarihine yayılan ve son otuz yılı her iki tarafa da acılar ve
sıkıntılar çektiren bir süreçle sağlanabildi. Kürt devletini ise yarar ve
zararını bir tarafa bırakırsak, kabul ettirmek demokratik özgür bir birliği
gerçekleştirmeden daha zor olacağı gibi belki de hiç mümkün olmayacaktır.
Ya da uzun yıllara yayılmış kanlı bir süreci gerektirecektir. Şimdilik
ABD’nin dünya sistemindeki yeri ve bölgedeki varlığı rahatlamalar
yaratıyor, ama bunun sürekli olacağı kuşkuludur.
Daha da sıralanabilecek gerekçeler, konfederalist çözümün değerini
artırıyor. Kürtler de devlet olma kavgası verdi. Daha da verilebilir, bazı
sonuçlara da gidilebilir. Belli bir sistemsel yapı ve ekonomik imkâna
kavuşulabilir. Egemen sınıfsal yapıda bir gelişkinlik ortaya çıkabilir. Ama
uuupsürülerini karşılayacak kadar getiri sağlamayacağı da açıktır. Kürtler
artık enerjilerini demokratik ulusun değil de, eninde sonunda bir grubun
yönetimsel hâkimiyetini sağlayacak devlet yerine tüm ulusun demokrasisini
inşa etmede kullanmayı kararlaştırmalılar. Demokrasi ulus içinde homojen
merkezileşmeyi dayatmaz. Ama tüm toplum örgütlenip ilişkilenerek daha güçlü
bir uluslaşma ortaya çıkar. Devletlerin merkezi çıkarları doğrultusunda
diğer devletlerle bir aradalığı değil, ulusların ve ulus içindeki toplumsal
kesimlerin temel değerler etrafında bir araya gelmesini sağlar.
Kürtlerin neye ihtiyacı var? Demokratik konfederasyonu sağlayacak Kürdistan
parçalarının kendi ekonomik, sosyal, kültürel ve gerektiğinde siyasal
organizasyona kavuşmaları gerekiyor. Kürtler, her bir Kürdistan parçasında
parçalı mücadelelerini verdiler. Belirli düzeyde parçalar arasında bir
ilişki ve dayanışma da ortaya çıktı. Ancak tüm parçalarda hala demokratik
uluslaşma diyebileceğimiz örgütlenmelerin geliştirilip derinleştirilmesinde
yetersizlikler bulunmaktadır. Hala parçalarda güçlü ve iradeli bir
demokratik duruş ve bunu inkârcı-sömürgeci güçlere kabul ettirmede başarı
sağlanmış değildir. Bunda Kürtlerin devletçi arayışları bir engel oldu,
bölünmüşlüğü aşacak yaratıcı arayışları geliştiremediler. Şimdi bunun
zeminini yakalamış durumdalar. Güney Kürdistan’da oluşacak bir
federasyon, parçalar arası demokratik konfederasyonla ilişki
geliştirebilecek bir bileşen olabilir. En büyük zaafı dış destekli
kurulması kadar, demokrasi az devlet çok içerikli olmasıdır. Ancak bu zaafı
gidermek için bu federasyon içinde demokrasi mücadelesini geliştirerek
federasyonun içeriğini demokratik konfederal çerçevede doldurmak
gerekmektedir.
Görüldüğü gibi Ortadoğu'da ulus devletçi zihniyetle sorunlar çözülmüyor.
Neredeyse herkes birbirinin boğazına sarılmış durumdadır. Çünkü keskin
çıkar grupları hiçbir zaman çıkarlarını bir ardalaştıramıyorlar. Toplum ise
bir araya gelecek organizasyonlarını ya yaratamıyor, ya da hâkim kılamıyor.
Hem topluluklar hem halklar arası demokratik konfederasyon modeli bölge
düzeyinde hem toplumsal sorunları hem de halkların sorunlarını çözüme
kavuşturmada en doğru modeldir. Önümüzdeki süreçte bu model etrafında tüm
sorunlara çözüm arayışı hızlanacaktır.
Şimdi çözümlerimizi savunma ve yayma zamanı. Kafa karışıklığını,
pratiksizliği aşabilmeliyiz.