|
HOZAN SERHAT
Gönderen mayda Tarih: 12.07.2008, 19:07 Puan:   (5 dan 10) İzlenme: 176 Dil: turkish

Bir hozan...
Bir sanatçı... Bir devrimci... Sürekli yenilik peşinde koşan bir
yaratıcı... Kimimiz televizyon programında bir stran seslendirirken,
kimimiz Ulusal Orkestra’yı yönetirken, kimimiz gecelerde tiyatro
sahnesinde, kimimiz sazın telleriyle ’alay’ edercesine oynarken tanıdık
O’nu... Yüreğini ülkesinin dağlarıyla buluşturup, Sefkan, Mizgin, Sarya
ve daha nice isimsiz kahramanın oluşturduğu kültür ve sanat kervanında
yerini aldıktan sonra, bir aydan bu yana da O’nu, ’Hewlêr’le yeniden
’keşfettik’. Kimdi bu özgürlüğün aşığı, özgürlük savaşçısı? O bir
hozan... bir sanatçı... bir devrimci idi... Her şeyden önce O bir
öğretmendi... Bir yenilik arayışçısı idi...
Serhat,
24 Temmuz 1970 yılında, babasının memuriyeti dolayısıyla bulunduğu
Ağrı’nın Eleşkirt ilçesinde doğdu. Henüz bir yaşında iken, babası
Mehmet İhsan (Nuri)’nın yaşamını yitirmesi, annesi Gülsün ve
kardeşleriyle birlikte Patnos’a dönmelerine neden olur. İki kız, üç
erkek olmak üzere beş kardeşten en küçüğü olan Serhat’ın, diğer ismiyle
Süleyman Alpdoğan’ın çocukluk ve gençlik yılları da burada geçer.
Türkiye’deki eğitim sistemine göre ilk, orta ve liseyi Patnos’ta
bitirir.
Derslerinde oldukça başarılıdır. Okuldaki başarısı,
çocukluğundan itibaren arkadaşlarıyla olan ilişkilerine de yansır. O,
her zaman yeni ve farklı birşeyler peşindedir. Bu özelliği kendisini
kültürel ve sanatsal aktivitelere de yönlendirir. Henüz 7 yaşında iken,
ortaokula giden abisinin çaldığı bağlamaya merak sarar ve her
fırsatında "tıngırdatmaya" çalışır. Ancak her seferinde abisinin sert
tepkileriyle karşılaşır ve saz, boyunun ulaşamayacağı yüksekliğe
asılır. Ancak O, pes etmez, direnir. Sonra sazın telleri kopartılır,
yine nafile... İş kendisinden beş yaş büyük olan abisi ile kavgaya
varır. Ancak O bir kere başlamıştır ve geriye dönüş yoktur... O dönemi
abisi Arif Alpdoğan, şöyle anlatıyor; "Evde bir tek bağlamamız vardı. O
bağlamayı almak için annemle bir yıllık emeğimizi sarfettik, O çok
meraklıydı. Bağlamaya birşey olur diye korkuyordum. Çok kavga ettik...
Pes etmedi. Fakat aradan bir yıl geçti, benden daha iyi melodiler
çıkarmaya başladığını gördüm. Ondaki bu hırs ve azmi görünce, destek
olmaya başladım."
İlk kasetini çıkardı
Yıl
1985-86’dır... Kürdistan ve Türkiye’de çocuk sanatçı furyası
başlamıştır. Her gün yeni bir çocuk sanatçı gündemleşmekte, gençlik bu
kanala çekilmektedir. Ulusal bilinç ve Kürt sorunundan uzak, politika
ve siyasetin olmadığı bir ortamda büyüyen Süleyman da, bu furyaya
yakalanır. Kaset yapmak üzere İstanbul’a gider. Bu gidiş aynı zamanda
aileden de ilk ayrılışıdır. Abisinin arajmanlığını yaptığı ’Gülo’
isimli ilk kasetini, Murat Esen adıyla, bugünkü İMÇ (İstanbul
Manifaturacılar Çarşısı) denilen plak şirketlerinin bulunduğu yerde
çıkarır. O dönemle birlikte öne çıkan sanatçılardan birisi de Küçük
Emrah’tır. İstanbul’da bir süre birlikte kalırlar. Ancak ekonomik
şartların zorluğundan tekrar Patnos’a dönmek zorunda kalırlar.
1987’de
liseyi bitirdiği sırada Patnos’ta devlet tarafından bir operasyon
gerçekleştirilir. Birkaç arkadaşı yakalanır. Bu olay üzerine Bursa’da
Belediye Konservatuarı ve aynı zamanda İdari Bilimler Fakültesi’nde
okuyan abisi Arif, acilen yanına götürür. Çünkü, ulusal, ideolojik
duygulara kapılması istenmez.
1988’de 1800 kişinin arasından
ikinci sırada İzmir Ege Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuarı
Bölümü’nü kazanır. Konservatuar’a girdikten sonra bağlama yerine, bir
Azeri enstrümanı olan çift hörgüçlü ’tar’ üzerine eğitim alır. Bunun
yanında kaval, gitar, bağlama, klavye de çalmaya başlar. Konservatuar
yılları Süleyman için, kendini sorgulama ve bir çıkış yolu bulma
dönemidir. Artık hem Kürtlük, hem de Kürt sanatı, müziği üzerine
araştırmalarla başlar.
Tabular yıkılıyor
Kendisi
gibi Konservatuar okuyan abisi Arif, "Türk halk müziğinde Ege yöresinin
türkülerinin çok otantik, müzik motiflerinin çok iyi olduğunu,
içeriğinde kahramanlık sergilendiğini, bunlara yönelmesinin kendisi
açısından daha iyi olacağını" söyler. Süleyman ise, "Aynı makamların
Kürtlerde de var olduğunu, hatta özellikle hicaz parçalarda biraz daha
otantik, güzel ve duygusal işlendiğini" savunur. Araştırmalarını bu
süreçte daha da hızlandırır. Serhat ve Botan yöresinin parçaları
üzerinde durur. "Batmane Batmane" parçasını bu dönemde, Ege’deki gibi
değişik enstrümanlar kullanarak, batı sazları eşliğinde yorumlamaya
çalışır. Böylelikle daha zengin bir müzik kültürünün ortaya çıkacağı
kanısındadır.
1991 Şubat ayına gelindiğinde Süleyman abisini
şaşırtmıştır. Ulusal ve ideolojik sorunlardan uzak tutulmak istenen
Süleyman, politik duruşuyla, inanılamayacak kadar abisini hayrete
düşürmüştür. Tartışmalarında daha bir derinlik vardır. Buna bir de
evlilik kararını açıklaması eklenince, ortalık adeta daha da
karışmıştır. Çünkü bu bir tabuyu yıkmak demekti. O güne kadar küçük,
büyükten önce evlenemez, bu bir gelenekti, töreydi ve şimdi Süleyman
bunu da çiğniyordu. Burada da yine dediği yapılır. Üniversite’de
tanıştığı okul arkadaşı Yıldız’la aynı ay Denizli’nin Kivrili ilçesinde
aile dostlarıyla birlikte sade bir düğün yapılır.
İncelen ip kopuyor...
Artık
Süleyman’la Yıldız için de karar anı gelip-çatmıştır... Ve o güne kadar
düzenle aralarında giderek incelen ip, kopmuştur. 1991 yılının Temmuz
ayında Partiye katılırlar. Yıldız, Cizre’de tutuklanır ve şu anda
tutuklu bulunduğu Amasya Cezaevi’ne konulur. Toplam 12 yıl 6 ay hapse
mahkum edilir.
Süleyman ise önce Haftanin’e, oradan Mahsun
Korkmaz Akademisi’ne geçer. Müzik eğitimindeki yetkinliği göz önünde
bulundurularak Avrupa’da kültür-sanat faaliyetleri için Hünerkom’a
gönderilir. Böylece 4 yıl sürecek bir Kültür maratonu da başlamış olur.
Süleyman sadece müzikle sınırlandırmıyordu kendini. Aynı
zamanda tiyatro oyunlarında da oynuyordu. Kendisine ölçü aldığı başarı
grafiği burada devam ediyordu. Ancak her ne kadar Avrupa ortamı teknik
açıdan insanı geliştirse de, olanaklar sunsa da, "Bir devrimci için
ülkeye dönmek bir görevdir" diyordu. Yine Kürt müziğine, kültürüne,
folkloruna karşı var olan tehlikeleri de sezerek şunlara dikkat
çekiyordu; "Bizim güçlü bir kaynağımız var. O kaynağa dönüş, özellikle
orada Kürt kültürünü ortaya çıkarmak, bize düşüyor. Bugüne kadar
dengbêjler belli bir noktaya getirdiler, biz bunlara el atmazsak ortada
kaybolacak. Zaten Türkleştiriliyor. İzzet Altınmeşe, Nuri Sesigüzel
gibileri örnektir. Eski parçalarımızı çıkaralım, okuyalım, geleceğe
aktaralım, bunlar kaybolmasın." O, klasik parçaları modernizmle
yorumluyordu.
Ve Hozan Serhat 1996 yılında kaynağa dönüşü
gerçekleştirdi. Zap’ta birkaç ay kaldıktan sonra, Hewlêr’de bulunan
Mezopotamya Kültür Merkezi’ne gider. Güney Kürdistan’ın hemen her
yerinde gecelere, morallere katılır. Behdinan ve Süleymaniye’de canlı
ve dinamik tarz ve temposuyla faaliyetlerini aralıksız devam ettirdi.
Süleymaniye’de Güzel Sanatlar Akademisi Orkestrası’nın dikkatini çeker
ve ilk kez bu orkestrada bir tamburwana yer verilir.
16 Mayıs
1997’de PDK peşmergeleri MKM ve Heyva Sor kurumlarını ablukaya alır.
MKM de bulunan sanatçıların bir ksimi öldürülür. Ancak katliamdan dört
gün önce Süleymaniye’ye geçen Hozan Serhat (Süleyman), yine yüzünü
gösteren ihanet üzerine yazdığı "Hewlêr" yaşanılanları tüm gerçekliği
ile ortaya koymaktadır.
Hüseyin Kaytan ve Kameraman Halil
Uysal’ın gruplarının Botan’a gitmesi kararlaştırılır. 91 yılından bu
yana kamera ve fotoğraf makinesinin girmediği Botan’ı duyan Hozan
Serhat da gitmeyi önerir, ancak önerisi uygun görülmez. Botan’a gidip
klip çekmek istediğini bildirir. Israrlar sonunda kabul edilir.10
Temmuz 1999 günü Hakkari’ne şehit düşer.,
[ devam gönder | İncelemelere Geri Dön ] |