
| Bilgileriniz |
 |
Anonymous |
 |
38.103.63.57 |
 |
63.57 |
 |
103 |
|
|
 |
 |
1070 Haber (179 Sayfa, 6 Bir Sayfada bulunan toplam Haber)
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
.. 179
|
|
|
Dersim'in ne kadar ötesindeyiz?
|
|
maya_ bildirdi: "
 Ağıdı halen yakılan, bedeli halen ödenen bir isyanın, bir kıyımın o çok acılı sızısını dindirebilirdik belki, eğer zulüm sürmeseydi sevgili dostlar...
Memlekette yaşayanlar bilir, yada memleketi yaşayanlar; Kürtlerin hayatı hep çok ucuz oldu o güzelim cennet coğrafyada. Hem sadece Kürtlerin mi? Alevi olmak da mesele, Ermeni olmak da, kadın olmak ya da; çocuk olmak. Kendi hayatınıza dair bir söz, bir duruş hakkına sahip olmayı istemek memleketi yangın yerine çevirebilir pekâlâ. Bu yüzden işte, bizim memlekette hayat hiç yeşermez 38'den beri...
Memleket hala cennet değil sevgili dostlar; Dünyanın bize bahşedilmiş bu kültürler coğrafyasında nefesimiz daralıyor, hayatın nabzı düşüyor. Dillere, inançlara, kadına, doğaya yöneltilen öfke dinmiyor çünkü. Hayat kutsanamıyor, ölüm durmadan yüceltildiği için. Farklılıklara yöneltilen hoşgörüsüzlük halen ülkemin en korkunç kâbusu gibi yeni bir güne uyanmamızı engelliyor. Dersimde 70 yıl önce yaşananları konuşuyoruz diye bizlere öfkelenenler hadi diyelim geçmişiyle yüzleşmekten korkuyorlar. Ya bugün? Ya şimdi? Ya şu an?..
Munzurun o muhteşem doğasını yok edecek, Hasenkeyf gibi bir tarihi boğacak-yutacak barajlara ne demeli öyleyse? Cezaevinde Kürtçe konuşmayı, dışarı da Kürtçe gazeteyi yasaklamayı da konuşmayalım. İnançlara ve düşüncelere özgürlüğü de sorun etmeyelim. Demokratik haklar ve toplumsal barıştan da söz etmeyelim!. Ormanların yakılmasından, köylerin yeniden boşaltılmaya kalkışılmasından, işkencede ölümlerden, DTP'nin kapatılmasından, operasyonlardan da habersiz yaşayalım. İyi de, geriye bir hayat kalır mı sevgili dostlar?
Geçmişimizle yüzleşemezsek, bugünle hesaplaşmazsak, geleceğimizi güven ve mutluluk, özgürlük ve eşitlik içinde nasıl yaratabiliriz? İsyanları, bastırmaları, yine isyanları yine bastırmaları konuşmazsak, şimdinin hak aramasına nasıl doğru bakacağız?
Kürtler isyan edip haklarını arasa 'terörist' oluyorlar. Aramasa, o lanetli kaderine buyun eğse, çok daha acı sonuçlar oluşuyor. Tarihin bu en eski, en emekçi halkına dayatılan ve hiçbir ahlaki, felsefi, insani kriterle bağdaşmayan bu acımasız statüyü, bu kapana kısılmışlık halini nasıl izah edeceğiz? Üzülerek belirtmeliyim ki, Kürt olgusu en ileri medeniyeti kurmuş Avrupalılar tarafından bile layıkıyla değerlendirilememektedir. En basit haklardan yoksun olduğumuz halde, en demokratik mücadelemiz bile ideolojik-politik önyargılarla değerlendirilmekten kendini kurtaramamıştır. Kürt sorunu etrafında yaşanan büyük acılar ve trajedilerin bu inkârcı yaklaşımla ilişkisi görmezden gelinemez. Onyıllarca yok sayıldık, binlerce kez öldük, toprağımızdan sürgün edildik; yetmedi dilimiz yasaklandı, isimlerimiz değiştirildi, hiçbir hak ve hukuka reva görülmedik. Kültürel ve kimliksel haklarımızı isteyince de, üzerimizden ordular geçti.. dersim, bu kızılca kıyametin son cehennemidir.
Zamanın cumhurbaşkanı ve isyanın bastırılması emrini veren İsmet İnönü de demişti 8 yıl evvelden, 'Bu ülkede sadece Türk ulusu etnik ve ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur' Ağrı isyanından sonra edilmiş bu sözleri Adalet Bakanı Mahmut Eesat Bozkurt tamamlamıştı �'Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler!'
Ve ne yazık ki sevgili dostlar; 70 yıldan sonra birileri hâlâ farklılıklara hayat hakkı tanımayan o tekçil, o faşizan zihniyetin sürdürülmesi gerektiğine inanıyor. 'ya sev ya terk et' diyen bir dayatmanın baskısı altında farklılığımızı, kimliğimizi korumanın mücadelesini sürdürüyoruz ve inanın bana ülkemizde geleceğe dair, birlikte eşit-özgür yurttaşlık hukuku içinde yaşamaya dair kaygılarımız gittikçe çoğalıyor. Çünkü politik, sosyal ve kültürel hayatımızın ana eksenindeki Kürt sorununu ancak kanla, savaşla, ölme ve öldürmeyle çözülebileceğine dair o kıyıcı inanç, o devletçi tutum, o iktidarcı ideoloji varlığını koruyor ve topluma hükmediyor. Sakarya'da, Altınova da Kürtlere yönelik geliştirilen linçin, ülkenin her karış toprağında yapılan ayrımcılığın, yasağın ve baskının zemini ve nedeni de bundan başkası değildir.
Dersim isyanı ve sonrasında yaşanan o büyük kıyımı bugün burada tartışıyor olmak kimseleri, özellikle de Türkiye devletini telaşlandırmamalıydı. Acıların sömürüsünü yapmak gibi affedilmez bir etik suç işlemiyoruz. Teşhir etmiyoruz, hesap sormuyoruz. Hatta öfkemizi kabartıp suçlamıyoruz da! Tarih hükmünü çoktan vermiştir zaten! Ama bugün de isyan halinde olan Kürtlerin belleğinde halen dipdiri yaşayan bu olayın çağrıştırdığı ezilmişliğin, uğramış oldukları zulmün sorumluluğunu bir özeleştiriyle, bir özürle vermek sizce de yüceltici, saygın bir davranış olmayacak mıdır?
Kürt realitesini tanıyoruz dediler. Devlet geçmişte hata yaptı dediler. Ne oldu peki sevgili dostlar?
Dikkatle dinleyin lütfen: Kürt realitesine karşı aynı hataları işlemeyi sürdürdüler. Zulüm sürüyor. Herkes seyrediyor. Yok edici karakter değişmedi. Yıl 2008''in sonları; halen Kürtçe isimler yasak, anadilde eğitim uygulanmıyor, Kürt kimliği kabul edilmiyor, bir TV'miz bile yok. Kürt kültürünün yaşatılmasına imkân tanınmıyor. Linç kültürü tahrik ve teşvik ediliyor. Soruyorum şimdi; Dersim'in ne kadar ötesindeyiz?
Ve cevaplıyorum: Kürtlere, bunca kırıma-kıyıma rağmen hayatta kalmış olmanın bedeli ödetiliyor!
Sevgili dostlar, değerli katılımcılar;
Toplum olarak nasıl bu hale geldiğimizi-getirildiğimizi anlayabilmek için geçmişimizin hatalarıyla yüzleşmek zorundayız. Binlerce ölü ve yağmalanmış coğrafya üstüne aydınlık ve çağdaş, halklara ait bir ülkeyi, demokratik bir Türkiye'yi kurmak mümkün mü? Biz ne kadar kulaklarımızı tıkayıp, gözlerimizi kapasak ta geçmişteki o büyük acılar kâbusumuz olup kalbimizin ve belleğimizin derininde sızlayacaklar. Kendimizle, kendimizden olmayanla, ötekiyle, farklı olanımızla barışmak zorundayız. Geçmişimizle yüzleşmek, geleceği kurmak adına özeleştirilerde bulunmak durumundayız. Tarihi meseleleri bugünü anlamak için konuşuyorsak eğer, ülkemizin bir kürt meselesi olduğunu kabül etmek ve demokratik çözümünü bulmak zorundayız. İsyan ve inkar dönemini bitirip Cumhuriyeti birlikte kuran halklarımızın demokrasisini, yani demokratik cumhuriyeti kurmak zorundayız!
Kardeşlik hakkımızı istiyoruz sevgili dostlar; eşit ve özgür hukukumuzu, kültürel varlığımıza saygıyı, dilimizi, kimliğimizi istiyoruz. Ne azı ne fazlası; bir toplum, bir halk onuruyla nasıl yaşayacaksa, sadece onu istiyoruz. İsyanımız tarihimizin yok edilmesine, kimliğimizin-dilimizin-kültürümüzün aşağılanmasınadır. Seyit rıza'nın çocukları olarak, onun idam sehpasında söylediğini 70 yıl sonra öldürmelere, tutuklamalara, boynumuzdaki urgana aldırmadan, onurlu barışını arayan Kürtler olarak bir kez daha söylüyoruz:
'günahsızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir!' Hepinizi saygıyla selamlıyorum...
Aysel TUĞLUK
DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk'un AP'de düzenlenen Dersim konferansında yaptığı konuşmadır
"
|
|
İnsanın ‘Deli’ Dediği Kimdir ?
|
|
maya_ bildirdi: "
Hakkında söylenilenleri dinleyen köylü bir kadın, tarlanın ortasında eliyle fiğ biçerken “Kışları mezarına kar yağmıyormuş. Yağmur hiç ıslatmıyor… Mezar toprağından alıp sütün içerisine konulduğunda o süt maya tutar.” Caner CANERİK'in kaleminden Hakkında söylenilenleri dinleyen köylü bir kadın, tarlanın ortasında eliyle fiğ biçerken “Kışları mezarına kar yağmıyormuş. Yağmur hiç ıslatmıyor… Mezar toprağından alıp sütün içerisine konulduğunda o süt maya tutar ve yoğurt olur.” İnanmak zor gibi gelse de, dilden dile yayılan gerçekliği her zaman tartışmalı olan şehir efsaneleri hep böyle başlayıp büyümez mi zaten ?
Bir yerlerde, birileri çıkar ve bir konuya ilişkin bir şey söyler…
O söylenen dilden dile yayılır. Herkes kendince bir “katkı” sunar. Çığ misali yuvarlandıkça, dillendikçe büyür ve tüm gerçekliğin üzerini kapatır. “Efsane” dedikleri zaten nedir ki ? Üzeri kapandıktan sonra kim bilebilir ki altında yatan gerçekliği… Herkes kendi olduğu yerden, kendi görmek istediği açıdan, olmasını hayal ettiği şekilde yönlendirmeye, “katkı” sunmaya çabalar. Hele birde bu sözlü kültürün etkin olduğu bir coğrafyada gerçekleşiyorsa “tutabilene aşk olsun”.
Tüm dezavantajlarına rağmen sözlü kültürün hakim olduğu toplumlara sunduğu tek olumlu yön; olayların, hikaye, masal yada efsanelerin bir tek kişi tarafından yazılmasından öte, adeta tüm toplum tarafından ortaklaşa oluşturulmasıdır…
Dersim’deki “Sey Wuşen” de tüm toplumun gerçekten içerisinde bizzat yer alarak başlattığı ve bu gün dilden dile yayılan bir efsaneye dönüştü… Yaşadığı dönemde adeta onunla vakit geçirmek, fotograf çekilmek, ona takılmak, kızdırmak yada bir günde kirleteceği bilinse bile pahallı elbiseler alıp giydirmek, içebildiği, yiyebildiği kadar yedirip içirebilmek, Dersim halkının birbirleriyle yarışırcasına yaptığı eylemliliklerdi. En sonunda duyanları bile şaşırtırcasına iğrenç bir cinayete kurban gitmesinin ardından heykelinin dikilmesiyle efsane tam anlamıyla somutlaştı.
2008 Yılı içerisinde ise, yaşamı ve halk neznindeki saygın yeri Egemen Adak, Hira Selma Kalkan tarafından belgesel film haline getirildi. “İnsanın deli dediği” adlı filme ilişkin olarak en son söylemem gerekeni, filme ilişkin tesbitlerime girmeden önce söylemeliyim. Bana göre Sey Wuşen’i Dersimlilerin gözünde değerli kılan en önemli unsur onun kutsal Kureyşan aşiretinin bir üyesi olmasıydı. Başka bir şey değil…
Hacettepe Üniversitesi İletişim fakültesi öğrencileri tarafından 2008 yılında hazırlanan belgesel, halkın Sey Wuşen’e yönelik”tanımlamalarıyla” başlıyor. “Seyit, ermiş, Mazlum, fukara, gariban, kimsesiz, deli… “ Kamer Genç noktayı koyuyor. “Bir insan” diyor. “O tüm her şeye rağmen bir insan olduğu için, yaptılarıyla halkın gönlünde taht kurduğu için onun adının, anısının yaşaması için bu heykelin yapımına katkı sundum”
< Yok sayılan gerçeklik : 38
“ İnsanın deli dediği ” Sey Wuşen’e yönelik halkın yaklaşımı aktardıktan sonra yine halkın ve yakınlarının tanıklığıyla hayat hikayesini aktarmaya başlıyor. Askerden önce de çok normal olmadığına yönelik iddialar, askerden sonra eşinin ihanetine yönelik iddialar, Türkçe, Kürtçe hızlı bir şekilde birbirine kovalıyor. Ama Dersim’de hep anlatılan, filmde de sokağa çıkma yasağının yaşandığı zamanlarda çılgınca sokaklarda bağırıp halkın topluca katledildiğine yönelik tepkisi ve bunun sebebi bir anlamda es geçiliyor. Dersim insanı üzerine herhangi bir araştırma ve inceleme yapılacaksa 38 gerçekliği unutularak yapılacak tespitler gerçekçi olmayacaktır.
Çünkü on binlerce insanın öldürüldüğü olayın bu günkü nesiller üzerinde etkisi hala sürmektedir. Sey Wuşen gibi olaya tanıklık etmiş, mağduru olmuş kişilerin yaşamlarını yönlendirmelerinde 38 sürecinde yaşadıklarının etkisinin olmadığını düşünmek, bunu görmezden gelerek tespitler yapmak değil akademik eğitim alan kişilerin, sıradan insanların bile art niyet yada bir takım kaygılar olmaksızın yapabilecekleri bir eylem değildir.
Filmin hiçbir sahnesinde Sey Wuşen’in 38’de görüp yaşadıklarına dair tek cümlenin verilmemesi bir anlamda filmin yapılış niyetini sorgulatıyor, yeterli araştırmanın ve objektif olma ilkesinin yerine getirilmesinde hassas davranılmadığı ve taraflı davranıldığı şüphesi yaratıyor.
Filmde; 38 olaylarının etkisi haricinde, onu Sey Wuşen yapan etmenler oldukça farklı yelpazeden insanlar tarafından karşılıklı olarak dile getiriliyor. 12 Saat boyunca elleri bağlı bir şekilde dövülmesi, askerlik dönüşü eşinin kendisini aldattığının öğrenmesi yada “eskiden de zaten vardı bir şeyler” ( 38 Olaylarının etkisi olsa gerek – c.c.- ) gibi iddiaların ardından tanıklıklarla devam ediyor film. Bu gün tüm Türkiye’nin tanıdığı müzisyenlerden olan Ferhat Tunç, “ Henüz 7 Yaşındayken lokantaya gitmiş ve yemek yiyordum. Geldi ve birden önümdeki yemeği kendine doğru çekerek yemeye başladı. Korktuğumu anlamıştı.
Gözlerini hiç kaldırmadan ‘Korkma. Açım ve sadece yemeğini yiyeceğim. Neden korkuyorsun ki ? ‘ Bende korkumdan çıktım ve gittim” şeklinde ilk karşılaşması ve tanıklığını anlatıyor. Tunç’un anlattığından da Sey Wuşen, kimseye zararı dokunmayan ve sadece ihtiyacı olanı biraz kaba bir şekilde alan bir kişilik. “Deli” yaftası yapıştırılan Wuşe, bir çocuğun korktuğunu anladığında verdiği tepki kesinlikle azımsanacak gibi değil. Ama elbette ki bu onun diğer insanlar gibi “normal” bir kişilik olduğu anlamına gelmiyor.
Tunç gibi arkadaşlarının, akrabaları yada bir tarlada ekin biçen bir insanın tanıklıkları onun halkın nezninde nasıl yer bulduğunun yüzlerce örneğini gözler önüne seriyor… Kamera, tozlu raflarda, Atatürk, Hz. Ali ve Sey Wuşen’in fotoğraflarının yan yana olduğu dükkanları görüntüleyerek tanıklıklara devam ediyor. Filmde tam olarak veril-e-memiş olsa da, muğlak kalsa da “Sey Wuşen” olarak Dersim merkeze geldiği süreçle devam ediyor. Wuşe, köyünden ayrılıp kent merkezine geldiğinde artık farklı bir dünyaya adım atmıştır. İlk süreçlerde inşaatlarda, gündelik işlerde çalışmaya başlar. “Üç kişinin işini tek başına yapacak kadar güçlü bir kişilik”tir artık o birlikte çalıştığı işçi arkadaşına göre…
Bir süre sonra da daha da içine kapanır ve öylece dolaşmaya başlar. Dersim halkı bu noktada devreye girer ve onu sahiplenir. Tüm ihtiyaçları karşılanır. Ama o sadece o anlık ihtiyaç duyduğu kadarını kabul eder. Kendine göre bir sınır çizer ve bu sınır da kulaklarının arkasına kadar gider. Bir tek sigara alır en fazla. Yada kulak arkasına bir yedek…
İnsanın ‘Deli’ dediği filmi, Sey Wuşen’in hayat hikayesini tanıklıklarla anlatıp giderken, Dersim gibi görsel malzeme bolluğu olan bir mekandan aynı açılardan ve neredeyse “kalınılan otelin penceresinden çekilmiş” dedirten görüntülerle anlatı güçlendirilmeye çalışılmışsa da çok fazla başarılı olunduğunu söyleyemeyeceğim. Zaman zaman yakın plan kullanılan ve Sey Wuşen’i çağrıştıracak yüz-sakal görüntüleri, insan detayları, ona mı ait, değil mi gibi muğlaklıkla birlikte sunuluyor izleyiciye... Ki, benzer görüntülerin bir anlatıyı, iddiayı desteklemek için kullanılması filmin ilerleyen bölümlerinde de sık sık karşımıza çıkıyor…
Filmin belki de en eksik yanlarından birisini görselliğin filmin başından itibaren çok fazla önemsenmemesi, geri plana atılarak tanıklıklarla bağlantıların, geçişlerin peşi sıra kullanılması. Bu “tarz” belgeselden öte, klasik haber formatı tadında bir izlenmeye, seyirciye bir saniyelik bile düşünme vakti bırakılmamasına ve yorulmasına, dikkat dağılmasına yol açıyor.
Sey Wuşe’nin 20 saniye kadar bulunan kar altında yürürken çekilmiş görüntüsü adeta renk olsun diye aralara serpiştirilirken, konu anlatımlarıyla paralel genel mevsimsel görüntülerin kullanılması izleyici ilgisini dağıtan bir başka unsur olarak karşımıza çıkıyor. Filme yönelik “teknik” eleştirilere müzik seçimini de eklemeliyiz mutlaka. Çünkü, film tanıtımında yazılanın aksine müziklerde Kahraman kardeşlere ait ezgilere az rastlanıyor. Saz ile yapılan müzik ağırlıklı olarak ve doğru bir şekilde kullanılırken, Kahramanların “Meyman” adlı parçasının “ne alaka” dercesine filmin ortasında ve kentten “rastgele” görüntülerle kullanımı akıcılığı önemli ölçüde bozuyor…
Şarkı sözlerinin alt yazılı olarak verilmesi de bu iddiamızı güçlendiriyor… Filme ilişkin teknik olarak eleştirebileceğimiz bir başka husus ise Sey Wuşen’in öldürülme sürecinin anlatımlarında farklı mekanlarda çekilmiş görüntülerin ve seslerin kullanılması… Anlatılan konuyu güçlendirmesi için kullanılan ağlayan kadın görüntüleri yada ağıt sesleri kullanılması filmin konuya ilişkin “belgesel” niteliğine bir parça gölge düşürmüş… Keza filmde dinsel ritüeller gibi Dersim kültürüne dair bir çok öğenin kullanımında önceki ve sonraki konularla bağlantılarda bariz bir sıkıntı hissediliyor…
İnsanın deli dediği, ele aldığı konunun özgünlüğü, zengin görsel ve kültürel malzemenin bulunduğu bir coğrafyada, görsel olarak kısır sayılabilecek bir görsellikle karşımıza çıkıyor. En büyük eksiklerinden birisi de film dili. Sey Wuşen’in ve tanıkların normal yaşamlarında Kürtçe konuşuyor olmalarına rağmen Türkçe anlatım dilinin seçilmesinin, en önemli renk kayıplarından birisi olduğunu belirtmeliyim. Bu aynı zamanda bana göre filmin “belge” niteliğinin de bir anlamda tartışılır kılıyor.
Filmde, “Dede” olarak tanımlanan kişilerin sözde “komik” görüntülerinin seçilmesi ve bir anlamda “deli” olarak gösterilmeleri seyirciyle iletişimde “başarılı” olsa da, zaman zaman bölge insanının “delilere inanacak kadar deli” olduğu hissi yaratabilecek kadar yönetmenin düşünemeyeceği bir noktaya vardığını da belirtmekte fayda var. Türkiye’de bir çok insanın bilinç altında bulunan, sistem tarafından yıllardır pompalanan gizli ırkçılığa dair izler ne yazık ki bu filmde de zaman zaman karşımıza çıkıyor. Kürt – Alevi inancını ve onun ritüellerinin, sosyal yapısını ve bu inancın belirli insanlara yüklediği kutsal misyonun göz ardı edilerek bir olayın ele alınması bir topluma karşı izleyicide (ön)yargılar oluşmasına sebep oluyor…
Filmi anlatacağını düşündüğüm en iyi cümle ise Sey Wuşen heykelinin açılışını duyuran Kanal D Haber’deki bir cümle : “ …. Böylece Seyit Hüseyin’de heykeli dikilen Türk büyükleri arasındaki yerini aldı. “
Bu anlatıya, tanımlamaya ve olan bitene yaklaşımlarına “Allah ihsan eylesin” demekten başka bir şey denemez sanırım ki…
"
|
|
112, Turkcell ve Çekmeyen Telefonlar...
|
|
maya_ bildirdi: "
Tarih : 18.11.2008
Tunceli'deki kaza sonrası hayatını kaybeden 32 yaşındaki taksicinin ölümü sonrası başlayan çekmeyen telefonlara ilişkin tartışmalar artarak devam ediyor. Vatandaşları canından bezdiren GSM Operatörleri üzerinden yapılan telefon görüşmelerinde acil nu
<em>Foto: Kaza yapılan yer</em>
112 Neden Çalışmadı?
112 Acil Çağrı Numarasıdır? Ancak kaza günü bu numarayı arayan ve Turkcell numarası kullanan kaza yerine gelip arkadaşına yardım etmek isteyen Mustafa Karataş bu numarayı defalarca aradığı halde ulaşamıyor. Bulunduğu yer Tunceli merkezdeki İnönü Mahallesinin bitiminde bir yer. Kent merkezine uzaklığı ise yaklaşık 15 km.
Peki nasıl oldu da Turkcell gibi sürekli en iyi hizmet kalitesine sahip olduğunu söyleyen bir operatörün numarasını kullanan Mustafa Karataş 112 acil servise bağlanamadı?
Kontör olmaması veya çekmeyen yerlerde bile acil çağrılara açık olduğu söylenen ve bu yönde açıklamalar yapan GSM Operatörlerinin güvenirliği nedir?
***
Murat Kılınç…Geçirmiş olduğu trafik kazası sonucunda hayatını kaybetmişti. Belki diyor kaza yerinde yardım arayan arkadaşı, ulaşabilseydim 112’ye, 155’ e ya da herhangi bir yardım numarasına belki arkadaşım kurtulurdu.
Olay yerinde saatler süren yardım çağrılarının telefon şebekelerinin çekmemesinden ötürü gerçekleşmediğini söylüyor Mustafa Karataş…
Bir insanın hayatında saniyeler önemliyken, saniyeler içinde yapılan ilk müdahalede bile bir insanı yaşama geri döndürülebilirken, Murat Kılınç olay yerinde bir saati aşkın süreyle yaşam mücadelesi veriyor. Kaza yerinde bulunanlar bu süre boyunca acil numaraları, o an akıllarına gelen bütün numaraları aradıklarını ancak şebekelerin çekmediğini belirtiyorlar. Ve acı sonuç; Acil bir durumda çekmeyen şebekeler yüzünden 32 yaşındaki bir genç geride 2 yaşında bir kız çocuğu, acılı eş ile anne-baba ve akrabalardan oluşan bir aile bırakıyor. Acısı tüm Tunceli’ye de yayılıyor ki cenaze töreninde kalabalık beklenenin üzerinde oluyor.
Bu olay, Tunceli’de son bir yıldır yaşanan olaylara bir örnek sadece. Şehirde gezen sinyal bozucu askeri araçlar iletişimin kesilmesinde, şebekelerin çekmemesinde büyük rol oynuyor. İşte bu durumdan şikâyetçi, Tunceli’de yaşayan neredeyse herkes. Şehir merkezinde bile önemli görüşmelerin yarıda kalmasından ya da acil bir numaraya ulaşılmamasından.
Peki 112 Neden Çalışmadı?
<p style="MARGIN: 0cm 0cm 10pt; TEXT-INDENT: 35.4pt" class="MsoNormal"> 112 Acil Çağrı Numarasıdır? Ancak kaza günü bu numarayı arayan ve Turkcell numarası kullanan kaza yerine gelip arkadaşına yardım etmek isteyen Mustafa Karataş bu numarayı defalarca aradığı halde ulaşamıyor. Bulunduğu yer Tunceli merkezdeki İnönü Mahallesinin bitiminde bir yer. Kent merkezine uzaklığı ise yaklaşık 15 km.
Peki nasıl oldu da Turkcell gibi sürekli en iyi hizmet kalitesine sahip olduğunu söyleyen bir operatörün numarasını kullanan Mustafa Karataş 112 acil servise bağlanamadı?
Kontör olmaması veya çekmeyen yerlerde bile acil çağrılara açık olduğu söylenen ve bu yönde açıklamalar yapan GSM Operatörlerinin güvenirliği nedir?
Tunceli’deki 112 Acil Servis hizmeti veren Komuta Kontrol Merkezi nasıl çalışır ve arandığında gerçekten hizmet veriyor mu? Kebire Aktağ “ Sistem Başbakan’dan Sonra Bozuldu”
112 Şube Müdürü Kebire Aktağ, kendisine bağlı bir birim olan 112 Acil çağrı merkezindeki sistemin zaman zaman çalışmadığını söylüyor ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Tunceli ziyareti sonrası bozulduğunu, TELEKOM’dan yardım istediklerini gelen teknik elemanların da sorunu gideremediklerini belirtiyor.
Aktağ; “ Bizim bir çağrı merkezimiz var, Başbakanımız gelmeden önce her şey yolunda gidiyordu. Gelmesinden önceki akşam biliyorsunuz bir çatışma olayı yaşandı işte ondan sonra sistemlerimiz alt üst oldu. Çünkü her tarafta sinyal bozucu askeri araçlar bulunuyor, belki bu yüzden sistemimiz arada çalışmıyor. Biz kaç kere TELEKOM çalışanlarını çağırdık. Onlarda bir şey yapamadı. Ben sürekli arıyorum 112’yi. Bir ara yine denetlemek amacıyla aradım, fakat kimse açmadı. Sonra yerine gittim neden açmadınız diye. Onlarda hep telefon başında olduklarını fakat telefonun çalmadığını söylediler. Bizim için sağlık çok önemlidir. Asla ihmal etmeyiz. Biz bu durumu Armakom’ a bildirdik onları bekliyoruz. Belki onlar çözüm bulabilirler bu duruma.’ Diyor.
Armakom Nedir?
Turkcell iletişim merkezinin Armakom’a ilişkin internette yaptığı açıklama şöyle;
“ En son teknolojiler kullanılarak geliştirilen Armakom 112 Acil Operasyon Yönetim Sistemi.
"> Sistem; gereksiz çağrıların önlenmesi, standart veri girişi, sistematik operasyon yönetimi, düzenli veri akışı, performans yönetimi, mobil ekiplerin kontrolü, adres tespiti, ulaşım sürelerinin kısaltılması gibi önemli ihtiyaçlar için etkin çözümler sunmaktadır.
Armakom bir de 2007 yılında Turkcell ve HP sağlık alanında önemli bir işbirliğine imza atmış. Bu çalışma ile; özelleştirilmiş çağrı merkezi uygulamalarıyla çağrılar bilgisayar ortamında karşılanıyor. Asılsız çağrılar otomatik olarak engelleniyor. Tüm telefon ve telsiz görüşmeleri sunucular üzerinde özel bir sistem ile kayıt altına alınıyor. Arayan telefon numarasından otomatik olarak adres tespiti yapılıyor ve olay yeri sayısal haritalar üzerinde belirleniyor. Ekipler GPS uyduları ve sayısal haritalar sayesinde olay yerine yönlendiriliyor ve olay bölgesinden anlık olarak bilgi aktarımı yapılıyor. Hastaneler, ambulans daha yolda iken önceden haberdar ediliyor; Hastanelerdeki boş yatak durumları ve nöbetçi personeller Komuta Kontrol Merkezi’nden çevrimiçi olarak izlenebiliyor.
<p Bol Övgülü Armakom ve Turkcell İşbirliğinin Tunceli’deki Sonucu:
Tunceli kent merkezine yaklaşık 15 km uzaklıktaki kaza yerinden 112 acil servise ulaşılamadığı için 1 saati aşkın süreyle yapılan çağrılarda başarısız olunması ve 32 yaşında hayatını kaybeden bir genç....
Turkcell yetkililerine ulaşmaya çalışıp durumu ilettik. Dileyelim yaptıkları boy boy reklamlara paralel bir hizmet veriyorlar ve bu olayın sorumluluğunu üstlenerek Tunceli’deki sorunun nereden kaynaklandığı konusunda doğru, tereddüte meydan vermeyecek bir araştırma, akabinde de açıklama yaparlar.
"
|
|
Çocuk Hakları Haftası'nda Kürt çocukları cezaevinde!
|
|
maya_ bildirdi: "

Dünyada 'Evrensel Çocuk Hakları Haftası' çeşitli etkinliklerle kutlanırken, Kürt çocukları kaba dayaklı işgencelerle gözaltına alınıp, tutuklu durumundalar. İHD Diyarbakır Şubesi Çocuk Komisyonu Üyesi Sosyolog Aslan Özdemir, Türkiye'nin imzaladığı Evrensel Çocuk Hakları Sözleşmesi'nde etnik kökenlerinden kaynaklı verilen haklardan dolayı çekince koyduğu maddeleri imzalamasını isteyerek, 'Türkiye'de bulunan bütün çocukların hakları vardır, ama Kürt çocuklarının hakları yoktur. Etnik kökenlerinden dolayı anadilde eğitim ve benzer haklar Türkiye'de şu anda geçerli değildir. Bu maddelerin altına imza atmalı' dedi.
Dünyada 20-27 Kasım tarihleri arasında 'Evrensel Çocuk Hakları Haftası' çeşitli etkinliklerle kutlanacak. 20 Kasım 1989'de Evrensel Çocuk Hakları Sözleşmesi'ni kabul etmesi dolayısıyla Türkiye'de de kutlamalar yapılacak. Ancak bölgede yaşayan çocuklar işkence, gözaltı ve tutuklu bulundukları cezaevlerinde kutlamalardan uzak olacak. PKK Lideri Abdullah Öcalan'a yönelik uygulamaları protesto etmek için Türkiye ve bölge genelinde düzenlenen gösterilere katıldıkları ve taş attıkları için çok sayıda Kürt çocuğu şu an cezaevinde tutuluyor.
Çocuklara yönelik uygulamalar
Diyarbakır'da eylem ve etkinliklere katıldıkları gerekçesiyle M.A, F.G, B.Ç, İ.A, M.C, S.D, Ş.A, B.S, H.Y, M.B, V.S, V.D, S.T, E.B, E.G, N.M, S.A, Ş.A, Ö.S, M.A, S.A, M.T, C.B, Ş.Ö, K.B tutuklanarak, Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi'ne konuldu. Hala tutuklu bulunan çocukların çoğunluğu ilköğretim öğrencisi. Tutuklanan 6 çocuk içinse TCK'nin 'Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek' suçunu içeren 314/2. maddesi uyarınca 10'ar yıl, Terörle Mücadele Kanunu'nun 'Örgüt propagandasını yapmak' suçunu içeren maddesi uyarınca 5'er yıl, 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 'Dağılma sırasında silah veya araçlarla mukavemet etmek' suçunu içeren 33/c maddesi uyarınca 8'er yıl olmak üzere toplam 23'er yıla kadar hapis cezası istendi.
Mardin'in Kızıltepe İlçesi'nde yaşanan olaylarda 18 çocuk gözaltına alındı, 9'u tutuklandı. Nusaybin'de ise yaşları 14 olan 13 çocuk tutuklandı. Batman'da yaşanan olaylarda 15 çocuk gözaltına alındı ve işkenceye maruz kaldı. Ayrıca çeşitli yerlerinden yaralanan çok sayıda çocuk da tutuklanma korkusuyla hastanelere gidemedi. Şırnak'ta da durum aynıydı. Şırnak'ta 3, Cizre'de 18, İdil'de 3, Silopi'de 3 çocuk gözaltına alındı. Siirt'te ise 15 yaşındaki F.E. adlı çocuk, polislerce darp edildi. F.E'nin kafasında, sağ kolunda ve ayağında kırık ve çatlaklıklar oluştu.
'Kürt çocukların hakları yoktur'
Çocuklara yönelik uygulanan şiddetin yanı sıra Türkiye, altına imza attığı Evrensel Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin, özellikle anadilde eğitimi, çocukların mensubu oldukları toplulukların kültürel değerleriyle yetiştirilmesini ve haklarının korunmasını öngören 17., 20. ve 30. maddelerine çekince koydu. İHD Diyarbakır Şubesi Çocuk Komisyonu Üyesi Sosyolog Aslan Özdemir, bu durumu şöyle değerlendirdi: 'Türkiye 32 maddeden 3 maddeye çekince koymuştur. 17., 20. ve 30. maddelere çekince konmuştur. Daha çok çocukların etnik kökenlerinden kaynaklı verilen haklar Türkiye tarafından çekince konulmuştur. Bundan anladığımız şudur; Türkiye'de bulunan bütün çocukların hakları vardır, ama Kürt çocuklarının hakları yoktur. Etnik kökenlerinden dolayı anadilde eğitim ve benzer haklar Türkiye'de şu anda geçerli değildir.' Özdemir, 17., 20. ve 30. maddelerine konulan çekincelerin kaldırılmasını istedi.
'23 yıl hapis istemi utançtır'
Özdemir 6 çocuk hakkında 23 yıla kadar hapis cezası istenmesine de tepki göstererek, 'Gözaltına alınan ve tutuklanan çocuklara yapılan işkencelerde çocuklara dönük yaklaşımlar net olarak ortaya çıkmaktadır. Tutuklanan çocuklar sanki çok büyük suçlar işlemişler gibi 23 yıl ağır cezalarla yargılamaları istenmektedir. Böylesi bir iddianamenin hazırlanması bile Türkiye'nin medeniyet ve çocuk hakları noktasında ne kadar geride kaldığının utancıdır' dedi.
DİYARBAKIR (DİHA)
"
|
|
Savcı Kürtleri potansiyel suçlu ilan etti
|
|
maya_ bildirdi: "
ANKARA (DİHA) - Trafik kazası sonucu ayağı kırıldıktan sonra kaldırıldığı Ankara Hastanesi'nde, 17 Kasım'da ameliyat esnasında bir damarı kesilerek 'iç kanama' sonucu yaşamını yitirdiği iddia edilen Orhan Geçgel'in yakınları, hastane yetkilileriyle tartışınca çıkan arbedede hastane camları karıldı. Olayın ardından hastaneye gelen savcının ise Geçgel'in amcası Cemal Geçgel'e "Diyarbakır'da Başbakanı taşlıyorsunuz, Van'da olay çıkarıyorsunuz, İstanbul'da araç yakıyorsunuz, burada ise hastane camlarını kırıyorsunuz ve sonra çocuklar yaptı diyorsunuz" dediği iddia edildi. Yeğeninin üzüntüsünü unuttuğunu söyleyen Geçgel, İHD'ye başvuracağını ve savcı hakkında suç duyurusunda bulunacağını belirtti.
Ankara'da 14 Kasım günü önce sabah saat 09.00 sıralarında işe giderken, Ankara Hastanesi önünde özel bir aracın çarpması sonucu ayağından yaralanan Erzurum Karayazı nüfusuna kayıtlı Orhan Geçgel (40), Ankara Hastanesi'nde dün ameliyata alındı. Ameliyat sırasında ayağındaki bir damarının kesilmesi sonucunda iç kanama geçirerek yaşamını yitirdiği ileri sürülen Geçgel'in yakınları hastaneye akın etti. Geçgel'in akrabaları ve tanıdıkları, görüşmek istedikleri hastane yönetimiyle görüştürülmeyince hastane camlarını kırdı. Polisin araya girip savcının duruma el koyacağını söylemesi üzerine kalabalık dağıldı. Yaşamını yitiren Geçgel'in amcasının oğlu Cemal Geçgel, olay yerine gelen savcının "Diyarbakır'da Başbakanı taşlıyorsunuz, Van'da olay çıkarıyorsunuz, İstanbul'da araç yakıyorsunuz, burada ise hastane camlarını kırıyorsunuz. Sonra çocuklar yaptı diyorsunuz" dediğini öne sürdü.
'Savcının bölücü sözleri bizleri üzdü'
Orhan Geçgel'in, kazadan 4 gün sonra pazartesi günü saat 14.00'da ameliyata alındığını söyleyen Cemal Geçgel, saat 15.00 civarında hastane yönetiminin kendilerine hastayı yoğun bakıma alacaklarını söylediğini belirterek, "Saat 18.00'da beni aradılar, başınız sağolsun dediler. Sonra o akşam hastanenin kapısında bekledik. Gelenler vardı, kardeşleri vardı ağabeyinin ölümünü kabullenemedi, gidip hastanenin camlarını kırdı" dedi.
Daha sonra gelen polislerin araya girmesiyle olayın yatıştığını ifade eden Geçgel, Adli Tıp'ta savcının kendisiyle görüştüğünü kaydederek, "Savcı davacı olup olmadığımızı sordu bizde davacıyız dedik. İfadelerimizi aldı. Sonra kimliğimi istedi kimliğimi verdim. Kimliği hemen bana geri verdi. Bana 'Van'da Başbakanı taşlıyorsunuz çocuk diyorsunuz, Diyarbakır'da Başbakanı taşlıyorsunuz, İstanbul'da araç yakıyorsunuz, burada ise hastane camlarını kırıyorsunuz' dedi. Bende kendisine Van'daki olay ile buradaki olayı birleştirmeyin, bunlar ayrı şeyler dedim" diye konuştu.
Bunun üzerine savcının kendilerini polislerce dışarı çıkarttığını belirten amca Geçgel, sonra dışarı çıkmak zorunda kaldıklarını söyledi. Amca Geçgel, savcının sözleri üzerine savcıdan şikayetçi olacağını belirterek, "Ben savcıdan davacıyım. İnsan Hakları Derneği'ne başvuracağım. Cenaze üzüntümü unuttum. Savcının söylediği kelime beni bir daha üzdü. Ve sanki hepimize bir kurşun sıktı orada" dedi.
Doktorların ve cenazeyi yıkayan imamın da savcının söylediklerini duyduğunu ifade eden Geçgel, savcının bölücülük yaptığını ve kendilerine üvey evlat gibi yaklaştığına dikkat çekti. Geçgel, savcının sözlerinin kendilerini yaraladığına vurgu yaparak, "İnsan dışarı çıkınca en azından bir başınız sağolsun der, çekip gider. Okumuş bir insan, en azından başınız sağolsun demesi lazımdı. Savcı kafasını eğdi arabasına bindi ve gitti" diye kaydetti.
'Ameliyattan önce şakalaştık sapasağlamdı'
Yaşamını yitiren Orhan Geçgel'in yeğeni Çetin Geçgel ise akşam saatlerinde hastane doktorunun kendilerine hastanın yoğun bakıma alındığını söylediğini ve bir gün sonra hasta ile görüşebileceklerini söylediğini belirtti. Yeğen Geçgel, Hastane çalışanlarından birinin telefon numarasını aldığını ifade ederek, "Daha sonra aradığımda hemşire çıktı telefona. Hemşire bana 'hastamızın can damarını kesmişiz kam damlamış' dedi" dedi.
Bunun üzerine tekrardan hastaneyi aradığını belirten Geçgel, doktorun kendilerine hastayı kaybettiklerini söylediğini ifade etti. Hastane yönetiminin ölen Orhan Geçgel'in ailesine yanlış bir numara verdiğini söyleyen Geçgel, ailenin bir türlü verdikleri numaraya ulaşamadığını da söyledi. Geçgel, ameliyat olduğu gün hastayla şakalaştığını ve sapasağlam olduğunu söyledi.
'Sadece ayağı kırıktı'
Orhan Geçgel'in kuzeni Naim Geçgel ise Orhan Geçgel'i sadece ayağı kırık bir şekilde hastaneye uuupsürdüklerini belirterek, şunları söyledi: "Ya fazla narkoz verdiler ya da can damarını kestiler. Bizim kardeşimiz ameliyattan sağlam çıkmadı. Biz bu hastaneden davacıyız. Şimdiye kadar kaç kişi ayağından dolayı ölmüş. MR'ını çektiler kafa filmini çektiler. Bütün filmlerini çektiler. Madem ameliyata elverişli değildi niye bile bile ameliyata aldılar. Yani bu insanlar niye bile bile bu insanı öldürdüler. Ayağı kırılmış bir insanı dört gün bekletiyorlar. Beşinci gün ameliyata alıp, öldürüyorlar. Bu kadar insanla hastanenin kapsında bekledik çıkıp da bize bir açıklama yapmadılar."
Hastane yetkilileri ise olaya ilişkin herhangi bir açıklamada bulunmazken, sorumlulara ulaşılmadığını belirtti. "
|
|
PİLê DERSİMİ SIMA MA VİRİ DERê!
|
|
pertekhaber bildirdi: "15 Kasım 1937 de İdam Edilen Dersim Önderlerini Saygıyla Anıyoruz..."
|
1070 Haber (179 Sayfa, 6 Bir Sayfada bulunan toplam Haber)
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
.. 179
|
|
|  |
| Bütün Üyeler: |
6 500 |
| Bugün üye olanlar: |
2 |
| Dün üye olanlar: |
6 |
| Üye(ler) Çevrimiçi: |
6 |
| Misafir(ler) Çevrimiçi: |
4 |
Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
|
|
|
|