| RADYO PERTAQ FACEBOOK GRUBU |
|
|
 |
 |
Artikel zu dem Thema: aktuelle News |
|
2502 Artikel (313 Seiten, 8 Artikel pro Seite) |
|
'Dersim Soykırımı nedeniyle açılan davaları etkiler'
'AİHM'den Dersim için emsal karar'
Rusya'ya karşı açılan Janowiec ve diğerleri davasında verdiği karar Dersim soykırımı ile yakın tarihin önemli diğer katliamları açısından emsal olacak…
AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) Rusya'ya 1940'lı yıllarda Sovyetler Birliği dönemindeki Katyn katliamında hayatını kaybedenlerin yakınlarının açtığı davada Dersim soykırımı ile ilgili emsal olabilecek çok önemli bir karar verdi. AİHM, ne kadar geçmişte yaşanırsa yaşansın devletin sorumlu olduğu bir katliam nedeniyle yapılan soruşturmalarda gerçeğin ortaya çıkarılmamasının, yakınlarını katliamda kaybetmiş kişiler açısından "insanlık dışı muamele" anlamına geleceğine hükmetti. AİHM kararının 1915 Ermeni olaylarında emsal olabilmesi, AİHM'in katliamda ölenlerle, onlar sağken kişisel veya ailevi ilişki kuranların açtığı davayı kabul edip diğer başvuruları reddetmesi nedeniyle çok zayıf bir olasılık olarak görülüyor.
70 YIL ÖNCEKİ KATLİAM
Tarihe "Katyn Katliamı" olarak geçen katliam 1940'da 2. Dünya Savaşı devam ederken Batı Rusya'da yaşandı. 3 Nisan 19 Mayıs 1940 tarihleri arasında 47 günde yaklaşık 22 bin savaş tutsağı kurşuna dizilerek öldürüldü. Ancak asıl Katyn katliamı olarak 4 bin Polonyalı savaş tutsağının enselerine sıkılan kurşunlar ile öldürülmesi olayı olarak biliniyor. Bu katliamın üzerinden 72 yıl geçtikten sonra AİHM ortada Sovyet Rusya kalmamasına rağmen onun halefi Rusya Cumhuriyeti'ni mahkum etti. AİHM'in katliamda ölenlerin yakınlarının oluşturduğu 15 başvurucunun açtığı davayı görüşmeye karar vermişti. AİHM dün sürpriz bir kararla davayı Rusya aleyhine sonuçlandırdı. Başvurucuların Rusya'nın "yaşam hakkını ihlal ettiği" gerekçesiyle AİHS'in (Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi) 2. maddesinden yaptığı başvuruyu yerinde bulmayan AİHM, sürpriz bir gerekçeyle Rusya'nın mahkumiyetine karar verdi.
İNSANLIK DIŞI MUAMELE
Rusya'yı AİHS'in "Hiç kimse ...insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleye tabi tutulamaz" hükmünü içeren 3. maddesinden mahkum eden AHİM yakınları kaybolan insanların yakınlarını ortaya çıkarmak için yaptığı çabaya karşı Rus makamlarının umursamaz davrandıklarına dikkat çekti. Katliamın her ne kadar AİHM'in henüz olmadığı bir tarihte yaşanmış olsa da, ailelerin olayla ilgili soruşturma taleplerine verilen cevaplardan kaynaklanan acı ve ızdırabın AİHM'in yetkisi dahilinde olduğu belirtilen kararda şöyle denildi:
"Olay 1940'da olmuştur. Aradan geçen süre devletin olayı açığa kavuşturması için çok fazla bir süre olarak kabul edilemez. 1990'da SSCB döneminde başlatılan soruşturma 2004'de kapatılmış ve 2009'da yüksek mahkeme bu konuda bir karar vermiştir. Bir devletin ağır bir katliam sonrasında sadece insanların öldürüldüğünü kabul etmesi yeterli değildir. Konuyla ilgili devletin başvuruculara verdiği cevaplar, bütünlüklü bir şekilde değerlendirilmelidir. Başvuru süresi açısından da bu konuya ilişkin ulusal mahkemelerin verdiği en son kararın üzerinden 6 ay geçmeden yapılan başvuruların görüşülmesi gerekir."
ÖLENLERLE SAĞKEN AİLEVİ İLİŞKİ KURANLAR...
AİHM kararında, başvuranla öldürülenler arasındaki aile ve yakınlık bağına bakılarak öldürülen veya kaybolanlarla onlar sağ iken kişisel ve ailevi ilişki kurmuş 10 başvurucunun davasını kabul eden AİHM, katliamda öldürülenlerin akrabaları olan, ancak onlar yaşarken henüz doğmamış olan 5 başvurucunun davasını ise reddetti. Davası reddedilenler arasında, katliamda babaları öldürülen, ancak onlar öldükten doğmuş 2 kişi de yer aldı.
AİHM, başvurucuların yakınlarının kaderlerini bilmemelerini, ölüp ölmediklerini öğrenmemelerini de "insanlık dışı muamele" olarak gördü.
KATLİAMI KABUL ETMEK YETMEZ, GERÇEK AÇIĞA ÇIKARILMALI
Soruşturmanın hiçbir aşamasında başvurucuların konuya ilişkin belgelere ulaşma şansı olmadığına dikkat çeken AİHM, Rus Askeri Savcılığı'nın konuya ilişkin sorulara hep kısa ve konuya açıklık getirmeyen cevaplar verdiğine dikkat çekti. Kararda AİHM'in Rusya'nın yaptığı savunmaya atıf yapılarak "Rus otoritelerinin Katyn katliamı gerçeğini tanımama konusunda açık çekingenliğinden şok olduğu" vurgulandı. Katliamın Rus mahkemelerinde yüzeysel ve basit şekilde ele alındığına dikkat çeken AİHM, "Bu da Rusya'nın başvurucuların endişelerine karşı tamamen gözü kapalı kaldığını, bunu karartmak için bir çaba içinde olduğunu gösterir" dedi.
Kararda devletlerin bu tür olaylarda sadece ilgili kişilerin öldüğünü kabul etmelerinin yeterli olmadığını gerçeğe ulaşmak için gereken herşeyi yapması gerektiğine dikkat çekildi. Devletlerin kaybolan kişilerle ilgili tek ödevinin ölümün gerçekleştiğini kabul etmeleri olmadığına vurgu yapılan kararda "İnsanlık dışı muamele yasağı, devletlere bundan daha geniş bir ödev yükler. Bu da gerçeğin ortaya çıkarılmasında destek olma yükümlülüğünü de içerir."
"DERSİM SOYKIRIMI NEDENİYLE AÇILAN DAVALARI ETKİLER"
Kararı VATAN'a değerlendiren Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Merkezi'nden Doç. Kerem Altıparmak "Janowiec/Rusya kararının önemi, ağır insan hakları ihlallerinde bu ödevin 70 yıl öncesine de uygulanabileceğini göstermesidir. Bu kararla birlikte başta Dersim olmak üzere tüm katliamlarda etkili soruşturma yapmak uluslararası hukuktan doğan bir yükümlülük haline gelmiştir. Devletin katliam sorumlularını yargılamasa bile gerçeği ortaya çıkarmak yükümlülüğü vardır. Bu yükümlülük, olay ne kadar geçmişte olursa olsun geçerlidir" dedi.
Dersim soykırımında yakınlarını kaybedenlerin Türkiye'de açtıkları davada hükümetin verdiği muğlak savunmalara dikkat çeken Altıparmak, karara göre bu kişilerin gerçeği ortaya çıkarmak için Türkiye'deki mahkemelerden sonuç alamamaları halinde AİHM'in mahkumiyet kararı vereceğine dikkat çekti.
"112 YAŞINDA 1915'İ YAŞAYAN BİR ERMENİ VARSA..."
Altıparmak sadece Dersim değil, yakın tarihteki 1 Mayıs, 16 Mart, Maraş, Sivas ve Çorum gibi katliamlar nedeniyle açcılacak davalarda da aynı yükümlülüğün doğduğunu söyledi. 1915'deki Ermeni soykırımı iddialarına ilişkin olarak ise AİHM'in "başvuranla katliamda hayatını kaybeden arasında, onun sağlığında gerçekleşmiş kişisel ve ailevi ilişki" kriterine dikkat çekti. Altıparmak "Burada 1915'de hayatını kaybetmiş biriyle kişisel ilişki kurmuş bir başvurucu bulma zorluğu yaşanır. En azından 1910 doğumlu birinin olması gerekir. Bu olursa belki o dava da AİHM'e taşınabilir" dedi.
Kemal Göktaş / Vatan
|
‘Varlığımı Türk varlığına armağan etmek istemiyorum’
AMED - Diyarbakır Yerel Gündem 21 Kent Konseyi Çocuk Meclisi'nin 3. Olağan Toplantısı'nda, çocuklar kent yöneticilerine beklenti, sorun ve taleplerini iletti. Çocuklar, bisiklet yolundan tablet bilgisayara, okullarda Kürtçe öğretilmesinden kaldırım işgallerine son verilmesine kadar bir dizi talepte bulundu. Toplantıda bir çocuk, "Okulda her sabah Andımızı okumak istemiyorum. Varlığımı Türk varlığına armağan etmek istemiyorum. Ben de Kürdüm şeklinde haykırmak istiyorum" dedi.
Diyarbakır Yerel Gündem 21 Kent Konseyi Çocuk Meclisi'nin 3. Olağan Toplantısı'nda, çocuklar kent yöneticilerine beklenti, sorun ve taleplerini iletti. Sümerpark Ortak Yaşam Alanı'ndaki Cep Sineması'ndaki toplantıya Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Vali Yardımcısı Cemal Hüsnü Kansu, ilçe belediye başkanları ve yardımcıları katıldı. Çocuk Meclisi Koordinatörü Nazdar Kahramaner'in kısa açış konuşması yaptığı toplantıda Yerel Gündem 21 Kent Konseyi Genel Sekreteri Metin Kılavuz, "çocuk bakış açısının kente hakim olması dileğiyle" sözü çocuklara bıraktı.
Daha sonra Çocuk Meclisi yaptığı eğitim, etkinlik ve duyarlılık çalışmalarından oluşan bir sinevizyon gösterimi yaptı. Çocuk hakları, engelli hakları çevre eğitimi gibi pek çok konudaki etkinliklerden karelerin müzik eşliğinde aktarıldığı gösterim "içimizdeki çocuğu yaşatalım" mesajı ile bitirildi.
BAYDEMİR: ÇOCUKLARINIZI SÜMERPARK’A GÖNDERİN
Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, "Diyarbakır adına hakkını hukukunu bilen bir Çocuk Meclisi'ne sahip olmaktan büyük bir heyecan ve gurur duyuyorum" dedi. Çocukların bir taraftan "öğrenen", diğer taraftan "öğreten" olduğunu belirten Baydemir, "Aile içinde en etkin olan sizlersiniz. Sizler birer öğretmensiniz" dedi. "Masumiyetini korumak isteyenler siz çocuklara bakmalı, o zaman dünya daha güzel olur" diyen Baydemir, "Sümerpark Ortak Yaşam Alanı, Çocuk Şube Müdürlüğü, semt sahaları, Eğitim Destek Evleri, Çamaşır Evleri'ndeki eğitim birimleri, Gezin'deki Çocuk Yaz Kampı, ücretsiz Çocuk Yaz Okulları hep sizin içindir" diye konuştu. Ailelere de seslenen Baydemir, çocuk ile yetişkin, varsıl ile yoksul, kadın ile erkeğin her birlikte istifade ettiği Sümerpark Ortak Yaşam Alanı'na herkesin çocuklarını göndermesini istedi.
‘ANADİL İÇİN ANNE VE BABANIZI ZORLAYIN’
"Ben o çamur içinde oynadığım masum günleri özlüyorum" diyen Baydemir, bugün geriye dönüp baktığında çocuk yaşında kaçırdığı fırsatlara hayıflandığını anlattı ve "Kurmanci'yi biliyorum keşke Zazaki'yi de öğrenseydim. Sizler okullarda zaten Türkçeyi öğreniyorsunuz. Ama mutlaka ana dilinizi öğrenin. Bunun imkanlarını yaratmak için anne ve babalarınızı zorlayın. Bu da yetmez, mutlaka İngilizce veya Fransızca gibi yabancı bir dili öğrenin" şeklinde konuştu.
‘VİCDANLI BİR KUŞAĞA İHTİYAÇ VAR’
"Sorumluluk her zaman mevzuat değildir, en büyük sorumluluk vicdandır" diyen Baydemir, çalışmak veya çalıştırılmak zorunda bırakılan çocuklar ile cezaevindeki çocuklar sorununa değindi. Tek bir çocuğun cezaevinde olmadığı ve sokakların bütün çocuklar için güvenli olduğu mekanlar yaratılması gerektiğini ifade eden Baydemir, vicdanlı bir kuşağa ihtiyaç olduğunu kaydetti.
‘SAFLIĞIN SEMBOLÜSÜNÜZ’
Vali Yardımcısı Cemal Hüsnü Kansu da, Çocuk Meclisi'nin 23 Nisan arifesinde düzenlendiğini, 23 Nisan'ın dünyada çocuklara armağan edilen tek bayram olduğunu söyledi. 23 Nisan'ın artık uluslar arası bir bayram olarak kutlandığını, birçok ülkeden çocukların Türkiye'ye geldiğini belirten Kansu, "Masumiyetin, temizliğin ve saflığın sembolüsünüz" dedi.
Konuşmaların ardından moderatörlüğünü Çocuk Meclisi'nden Sinem Altun'un yaptığı Büyükşehir Belediye Başkanı Baydemir, Vali Yardımcısı Kansu, Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, Bağlar Belediye Başkan Yardımcısı Osman Kaya ile Yenişehir Belediye Başkan Yardımcısı Güler Menteş Turhallı'nın olduğu bir divan kuruldu. Moderatör Altun, tek tek çocuklara söz vererek sorun, talep ve önerileri aldı. Vali yardımcısı ve belediye başkanları ise, sorun ve önerileri not aldı.
‘ANDIMIZI OKUMAK İSTEMİYORUM’
Bir çocuk Sümerpark dahil kentin değişik yerlerine "geri dönüşüm kutusu" konulmasını isterken, bir çocuk bisikleti olduğunu ama sürme alanının bulunmadığını söyledi. Bir çocuk Suriçi'ne doğal gaz getirilmesini isterken, bir başka çocuk da okul önlerinden geçen araçların can güvenliklerini tehlikeye soktuğunu belirtti. Okulların ihtiyaçlarını Vali Yardımcısı Kansu tek tek not aldı. Bir öğrenci Eğitim Destek Evleri'nin ihtiyaçlarına yetmediğini ifade etti. Bir başka öğrenci de okulda Kürtçe öğretilmesini istedi. Bir öğrenci, çantalarının ağır olduğunu, tablet bilgisayar sözü verildiğini ancak yerine getirilmesini söyledi. Bir öğrenci ise, "Okulda her sabah Andımızı okumak istemiyorum. Varlığımı Türk varlığına armağan etmek istemiyorum. Ben de Kürdüm şeklinde haykırmak istiyorum" diye konuştu. Bazı çocuklar da Surların korunması için daha fazla çaba sarf edilmesini, bazıları da Sur içinde oyun ve yeşil alan eksikliğinden söz etti.
Bir kız öğrenci kaldırım işgallerinden dolayı sokakta rahat yürüyemediklerini söyledi. Ali İhsan Aslan Görme Engelli İlköğretim Okulu'nda okuyan bir öğrenci de, görme engelli oldukları için bahçede oyun oynadıklarında düşüp yaralandıklarını bunun için okul bahçesinde plastik park yapılmasını talep etti.
‘EN İYİ TEMİZLİK KİRLETMEMEKTİR’
Çocukların görüş ve taleplerini açıklamasından sonra moderatör Sinem Altun, sözü Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş'a verdi. Demirbaş, Surların etrafının açıldığını, Suriçi'nde yeşil alan yaratmak için ciddi arazi sorunu yaşadıklarını söyledi. Surların korunması için başta Büyükşehir olmak üzere pek çok kurumla birlikte çalışma yürüttüklerini belirten Demirbaş, temizlik konusunda da "En iyi temizlik kirletmemektir" dedi.
Altun tarafından söz verilen Baydemir de, "Bence 'çocuktan al haberi' değil, alacaksan çocuktan al şikayeti, öneriyi, projeyi" dedi. İlçe belediyelerinin görevinin şehri temizlemek olduğunu, Büyükşehir Belediyesi'nin görevinin de toplanan çöpleri bertaraf etmek olduğunu belirten Baydemir, "Bence sizin de göreviniz sokağı kirletmemektir. Her biriniz bir belediye başkanı gibi görevlisiniz. Çöp saati dışında sokağa çöp bırakılmaması için uyarı görevini yapınız" diye konuştu. Baydemir kaldırım işgali ve bisiklet yolu konusunda ilgili belediyelerle görüşeceğini ve çalışma yürüteceklerini söyledi.
Yenişehir Belediye Başkan Yardımcısı Turhallı, çocukları Yenişehir Belediyesi havuzlu piknik alanına davet ederken; Bağlar Belediye Başkan Yardımcısı Osman Kaya, iki Bağlar olduğunu yeni Bağlar'ın yeşil alanları ve parkları ile tüm çocuklara hitap ettiğini söyledi. Vali Yardımcısı Cemal Hüsnü Kansu da "Çocuklar bizim gözümüz kulağımızsınız. Valilik adına söz sahibisiniz. Sorumluluğunuz arttı" diye konuştu.
Toplantının sonunda Baydemir Çocuk Meclisi'ne Kürtçe bir tekerleme öğretti.
|
Veröffentlicht von maya_ am Freitag, 20. April 2012 (47 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | | Punkte: 0)
|
|
|
Karayılan’dan Barzani’ye çağrı
|
|
'Kürt halkının iradesinin kırma savaşına katılma'
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Türkiye’de temaslarda bulunan Federe Kürdistan Başkanı Mesud Barzani'nin AKP'nin politikalarına alet olmaması gerektiğine dikkat çekerek, ‘’Biz Sayın Mesut Barzani'nin bu oyuna girmesini ve Kürt halkının iradesinin kırma savaşına katılmasını istemiyoruz" dedi.
Güney Kürdistan'da yayın yapan NRT Televizyonuna konuşan Karayılan, Erdoğan'ın savaş kararı vererek çözüm niyeti olmadığını ortaya koyduğunu belirtti.
Türkiye ile görüşmelerin 3 yıl boyunca sürdüğünü, ancak Türk tarafının hiçbir vaadini yerine getirmediğini belirtti. Görüşmelerde verilen sözlere karşılık hiçbir pratik adımın atılmadığına dikkat çeken Karayılan, bunun Türk devletinin ikiyüzlülüğünü gösterdiğini söyledi.
Karayılan, Özgürlük hareketi olarak ilan edilen bu savaş kararına karşı gerilla mücadelesi ve Devrimci halk savaşıyla direndiklerini dile getirdi.
Bu politikalar karşısında "Artık yeter" dediklerini söyleyen Karayılan; ‘’Hareket olarak büyük bir birikim ve mücadele tecrübesine sahibiz’’ dedi.
NRT televizyonun "Türkiye neden İmralı, PKK ve BDP'yi muhatap almıyor?" sorusuna ise Karayılan ‘Türk devleti; Kürt halkının, Önderliğinin, PKK'nin, BDP'nin iradesini kırma savaşı yürüttüğünü söyledi.
KARAYILAN'DAN BARZANİ'YE ÇAĞRI
Türkiye’de temaslarda bulunan Federe Kürdistan Başkanı Mesud Barzani'nin AKP'nin bu politikalarına alet olmaması gerektiğine dikkat çeken Karayılan, "Biz Sayın Mesut Barzani'nin bu oyuna girmesini ve Kürt halkının iradesinin kırma savaşına katılmasını istemiyoruz" dedi.
"CIA GÜNEY'DE TASFİYE PLANI İÇİN BİLGİ TOPLUYOR"
Hareket olarak hiç bir zaman ABD karşı bir tutum ve eylemlerinin olmadığını belirten Karayılan, "fakat ABD'nin çıkarları için Türkiye ile işbirliğine girerek Kürt Özgürlük Hareketine düşmanlık yaptığını ve Özgürlük hareketini tasfiye etmeye çalıştığını’’ vurguladı.
CIA'nın Güney Kürdistan'da Özgürlük hareketini tasfiyesi için istihbarat toplama ve faaliyetinin olduğunu kaydeden Karayılan, Güney Kürdistan'da Kürt karştı politikalara kimsenin alet olmayacağını umduklarını söyledi.
AKP'nin çözüm politikasına sahip olmadığını söyleyen Karayılan "açılım" denen şeyin ise oyalama politikaları olduğunu kaydetti.
Güney Kürdistan Halkını selamlayan Karayılan Enfal katliamında yaşamın yitirenleri anarak onları "Özgürlük Şehitleri" olarak gördüklerini söyledi. (ANF)
|
Veröffentlicht von maya_ am Freitag, 20. April 2012 (45 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | | Punkte: 0)
|
|
Dersim Belediyesi’nden ağaçlandırma çalışmaları
Dersim Belediye Başkanı Edibe Şahin, ilkbahar dönemi ağaçlandırma çalışmalarına başladıklarını söyledi.
DERSİM - Belediye Başkanı Edibe Şahin, yaptığı açıklamada, bu yıl yeni park, yeşil alanların oluşturulması ve ağaçlandırma çalışmaları konusunda önemli çalışmalar yapacaklarını belirtti.
2011 yılında 3 adet parkı tamamlayarak vatandaşların kullanımına sunduklarını ifade eden Belediye Başkanı Şahin, ''Planlamalarımız dahilinde bu yılda belirlediğimiz alandalar park, yeşil alan ve ağaçlandırma çalışmaları yapacağız. İlkbahar dönemi ağaçlandırma çalışmalarımız başladı. Şu anda Atatürk Mahallesinde hizmete açtığımız park ve spor ve çocuk oyun alanı etrafında ki boş alanları ağaçlandırma çalışmaları başlattık. ilk etapta 3 bin adet çeşitli fidan dikimi gerçekleştireceğiz. Bu yıl İlkbahar dönemi ağaçlandırma çalışmaları kapsamında hedefimiz 5 bin fidanı toprakla buluşturacağız'' dedi.
Şahin, Dersim kent merkezi ve tüm mahallelerinin daha yeşil ve yaşanılabilir olması için çalışmalara aralıksız devam edileceğini kaydetti. (tuncelininsesi)
|
|
Dersimliler 5. haftadır eylemde
|
|
4 Mayıs'a kadar sürecek olan oturma eylemi 5. haftasında
Dersimliler bu hafta 5.'sini gerçekleştirdikleri oturma eyleminde, 95 kişinin kurşuna dizildiği Zini Gediği Katliamı'nı hatırlatarak, "Devlet Dersimlilerden resmi özür dilemelidir, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklanmalıdır" dedi.
İSTANBUL - Dersim Gazetesi, Munzur Çevre Derneği, Seyit Rıza İnisiyatifi, Alibeyköy Dersimliler Derneği ve Pertekliler Derneği, Dersim Soykırımını'na dikkat çekmek amacıyla başlattıkları oturma eyleminin 5.'sini bugün gerçekleştirdi.
Galatasaray'da bir araya gelen Dersimliler, bu hafta 95 kişinin kurşuna dizildiği Zine Gediği Katliamı'nı hatırlattı.
ZİNİ GEDİĞİ'NDE NE OLMUŞTU?
6 Ağustos 1938 tarihinde Dersim-Erzincan sınırındaki Kılıçkaya, Mağaçur ve Çismikor gibi Alevi köylerinden toplanan 95 köylü, iki gün Kılıçkaya'da kurulan kampta tutuldular. Ardından Zini Gediği mevkiine götürülerek, burada kurşuna dizildiler. Sağ kalanlar ise Balıkesir ve Edirne'ye sürgün edildi.
Katliamdan sağ kurtulan Canpolat Yakar ile katliamda dedesini kaybeden Seyfi Kılıçkaya, 75 yıl sonra Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Savcı Mehmet Can Mıhçı, konuyla ilgili soruşturma başlatarak, önce jandarmaya yazı yazdı., Zini Gediği'nde toplu mezar olup olmadığının tespitini istedi. Sonra da jandarmaya, 73 yıl önce kendisi tarafından yapıldığı katliamı saptaması için süre verildi. Ardından da soruşturma 19 günde takipsizlikle sonuçlandı.
Dersim örgütleri adına açıklama yapan Ekrem Yeter, Zini Gediği Katliamı için, "Ne resmi kayıtlarda geçiyor, ne de tarih kitaplarında" dedi.
'TAZMİNATI KABUL ETMİYORUZ'
Dersim Soykırımı ile ilgili olarak gündeme getirilen tazminata dikkat çeken Yeter, "Hiçbir maddi değer Dersimlilerin yaşadığı acının ve vahşetin karşılığı olamaz. Katliamın bütün yönleriyle aydınlatılması ve hesabının verilmesi için taleplerimiz yerine getirilmediği sürece, tazminat teklif edilmesini de, böyle bir talepte bulunulmasını da kabul etmiyoruz. Bu durumun parçası olan herkes, tarihsel utancın da ortağı olacaktır" dedi.
'DEVLET RESMEN ÖZÜR DİLEMELİ'
Yeter, Dersimlilerin talepleri şu şekilde açıkladı:
"Devlet, Dersimlilerden resmen özür dilemelidir.
Devlet arşivlerinin tümü araştırmacılara açılmalıdır.
Başta Dersim olmak üzere değiştirilen tüm köy, ziyaret gibi isimler iade edilmelidir.
Dersim'de zorla alıkonulan ve ailesinden uzaklaştırılan çocuklarımızın listesi açıklanmalıdır.
Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklanmalıdır.
Dersim sürgünlerinin toprakları iade edilmelidir.
Dersim'de coğrafyamıza dönük olarak barajlarla yok etme politikalarına son verilmelidir.
Asimilasyon ve inkar politikalarına son verilmelidir."
Ekrem Yeter, 4 Mayıs'a kadar eylemlerini sürdüreceklerini belirterek, "Taleplerimiz kabul edilinceye kadar mücadelemizi daha da yükselterek sürdüreceğimizi bir kez daha kamuoyuna beyan ediyoruz" dedi.
Yarım saat oturma eylemi yapan Dersimliler, Dersim Soykırımı üzerine yakılmış şarkılarla eyleme sonlandırdılar.
(etha)
|
Veröffentlicht von maya_ am Freitag, 20. April 2012 (33 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | | Punkte: 0)
|
|
|
Aleviler, Kürtler, Emekçiler
|
|
‘Alevilerin kurtuluşu Kürt ve emek hareketiyle buluşmaktan geçer’
'Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Necdet Saraç ile söyleşi'
"Alevi Hareketi Kürt meselesinde son yıllarda, Uludere Katliamı’nda olduğu gibi çok daha cesur ve doğru çözümler öneriyor olsa da, temkinli ve ağır davranmayı sürdürüyor. Türkiye gerçeğinde, 'İktidar Alternatifi bir Hareket’ ancak ve ancak Kürt hareketi, Alevi hareketi ve emek hareketinin buluşmasıyla şekillenecek.”
Türkiye’de çağdaş bir demokrasinin gelişiminde en önemli dinamiklerden biri olan Alevi hareketi bir yandan kendi içinde yeni örgütlenme modelleri için tartışma ve arayışlarını sürdürürken, bir yandan da siyasal geçmişini sorgulayıp siyasal geleceğinin tavrında bir netleşme yakalamaya çalışıyor. Geçtiğimiz hafta Barış ve Demokrasi Partisi’nden Şerafettin Halis ile Demokratik Alevi Federasyonu’ndan Ali Köylüce’nin görüşlerini yansıtmıştık. Bugünkü söyleşimizde ise Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Necdet Saraç, hem Alevilerin Cumhuriyet’le olan ilişkilerinin gelişimini analiz ediyor hem de Alevilerin gelecekteki siyasal duruşlarına etkide bulunacak faktörleri yorumluyor.
Alevilerin son 25 yıl içinde taleplerini daha gür sesle dile getirebilmelerini neye bağlıyorsunuz? Sizce Türkiye siyasetini etkileyen dinamiklerden hangisi bu konuda belirgin etkide bulundu? Dünyada sosyalist sistemin çökmesi, birçok ülkede dini ve milli eğilimleri güçlendirdi. Ortadoğu ve Balkanlar’da bu açıkça görüldü. Alevi hareketi de bu ‘’boşluk”tan dolayı yeniden şekillendi. 12 Eylül darbesi sonrası ortaya çıkan ve Arif Sağ, Musa Eroğlu, Muhlis Akarsu ve Yavuz Top’tan oluşan ‘’Muhabbet” grubunun dönemindeki müthiş etkisini bile bu kategoride değerlendirmek gerekir. 2 Temmuz 1993 Sivas katliamı ise Alevilerin tarihinde bir sıçrama yarattı. Aleviler belki de uzun süredir ilk kez geri çekilme yerine her yerde örgütlenmeye ve alanlara çıkmaya başladı. Alevilerin görünür hale gelmeleri, doğal olarak taleplerinin de görünür ve duyulur hale getirdi. 12 Eylül darbesinin de ciddi etkisiyle sol önemli ölçüde siyasi alanda ağırlık olmaktan çıkmış, bu boşluk Kürt Hareketi ve Alevi hareketi tarafından doldurulmaya başlanmıştı. Bugün de bu tablo önemli ölçüde bu şekildedir. Eğer sorunuzda özel olarak ‘’Kürt hareketinin Alevi örgütlenmesinde etkisi nedir” diye soruyorsanız, bunun cevabı açıktır. Kürt hareketi Alevi hareketinin örgütlenmesini hızlandıran bir örnek teşkil etmiştir.
Genelde hep sol’da duran Aleviler, Türkiye’nin bugünkü politik yelpazesinde yine aynı yerdeler mi; yoksa kafaları karışık mı? Kentleşme ve kapitalizmin gelişmesiyle birlikte kuşkusuz Aleviler de ‘’homojen” olmaktan çıktılar. Bugün de kuşkusuz Alevilerin genel duruşunda sol ağır basıyor ama, Aleviler içinde de fazla sayıda MHP’li ve son birkaç yıldır da AKP’li var. Alevilik deyince tabi tek bir yorum akla gelmiyor, farklı yorumların sayısı kentleşmeyle birlikte giderek artıyor, bu doğal olarak siyasi tercihlere de yansıyor ama adalet ve demokrasi eksenindeki genel duruş her şeye rağmen değişmiyor. On binlerce Alevi geçtiğimiz hafta Kadıköy Meydanı’nda bunu gösterdiler. Meydanda Alevilerin bütün renkleri vardı. Ulusalcılardan Kemalistlere, sosyal demokratlardan markistlere kadar. Örgütsel yansıması da böyleydi. ABF bileşenlerinin üyeleri ile CEM Vakfının üyeleri ya da Kürt hareketinin Alevi örgütlenmesi aynı alanda birlikte ‘’adalet istiyoruz” dediler… Kafa karışıklığına gelince, Türkiye’de kimin kafası karışık değil ki, Alevilerin olmasın. AKP, tek kale top oynadıkça kafa karışıklığı devam eder…
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), bu güne kadar ‘Alevilerin partisi’ olarak biline geldi. Ancak siz bir panelde (Mersin Cemevi, Şubat 2012), ‘’CHP’nin hiç bir zaman Alevileri karar alma organlarında görmek istemediğini, hep bir figüran olarak kullandığını” söylediniz. Bunu biraz açar mısınız? Evet doğru, Alevilerin ezici çoğunluğu bugüne kadar hep CHP’nin yanında pozisyon aldı. 12 Eylül Anayasa Referandumu ve 12 Haziran seçimleri de bunu gösterdi. Maraş, Malatya, Adıyaman, Sivas, Erzincan, Çorum, Amasya gibi yerleşim yerlerinde Alevilerin yüzde 97’si Anayasa’ya ‘’hayır” dedi. Aleviler kütlesel olarak CHP’yi destekliyor olmasına rağmen bunun karşılığını alamıyorlar. Bugün CHP Genel Başkanı Alevi olduğu için CHP’de Alevi olarak ciddi bir yer bulmak çok zor. Alevilere halen cüzzamlı muamelesi yapılıyor. CHP’deki birçok yönetici de, Türkiye’nin siyasi partilerinin çoğu Alevileri karar mekanizmasına görmek istemiyorlar. Aleviler yalnızca oy veren, destek sunan kişiler olduğunda çok iyiler. Yalnızca saz çalan, türkü söyleyen, iyi rakı muhabbeti olan, önünü ilikleyen Alevi profili halen makbul profil olarak kabul ediliyor. Ancak, Alevi profili de hızla değişiyor. Bu değişim kolay olmuyor, sancı biraz buralardan kaynaklanıyor. Hayatın her alanında, özel olarak da CHP’de karar mekanizmalarında ‘’Alevi kimliği” öne çıkan bir kimlik değil. Şu anda CHP’de Genel Başkan Alevi, örgütlenmeden sorumlu başkan yardımcısı Alevi, sayman Alevi. Ancak bu Alevi kimliğinin öne çıkmasını sağlaması bir yana kimliği bastırıyor da. CHP’ye oy veren Alevilerin oranı düşünülse CHP’de karar mekanizmalarındaki Alevi sayısının çok fazla olması gerekir. Bu anlamıyla Aleviler kimliklerini bir utançmış gibi söylemekten, temsil edilmekten korkmamalılar. Artık Alevilerin figüranlıktan aktörlüğe terfi etme zamanıdır!
Birçok Alevi fikir insanı ve araştırmacının da dile getirdiği gibi, ‘’Alevilerin CHP’ye tek taraflı sevdasının” altında yatan sosyopsikolojik veya siyasi etkenler konusunda neler söyleyebilirsiniz? Bu kuşkusuz zor bir zoru ve cevabı tek bir satır değil. Alevi sorunu bu toprakların en uzun süreli sorunudur. Örneğin Kürt ve Ermeni sorunu bu ülkenin son 100, 150 yıllık sorunudur. Oysa Alevi sorunu bin yıllık bir sorundur. Aleviler Osmanlı döneminde, özellikle 16. Yüzyıldan sonra çok çekmişlerdir. Cumhuriyet’in kuruluşu bu süreci en azından vatandaşlık kavramı çerçevesinde değiştirmiştir. Aleviler, Atatürk’ü ve Cumhuriyet’i kendilerine yakın görmüşlerdir. İşin doğrusu da, Osmanlı ile Cumhuriyet fikriyat düzeyinde kıyaslandığında böyledir de. İslam, siyasal İslam, şeriat, Osmanlı hep Alevilere karşı ‘’katli vaciptir” fetvalarını çağrıştırır. Aleviler ya ‘’yok” sayılırlar, ya da katledilmeleri sevap. Cumhuriyet’te bu laf düzeyinde de olsa bitmiş, ciddi sorunlar olsa da vatandaşlık anlamıyla ‘’eşitlik” öne çıkmıştır. Tarihlerinde ilk kez ‘’adam yerine konulmuşlar” birinci Cumhuriyet meclisinde kendi kimlikleriyle 10-12 milletvekili olarak temsil edilmişlerdir. Yüzlerce yıla yayılan baskı ciddi bir sıkıntı yaratır. Korku hafife alınacak bir duygu değildir. Aleviler yüzlerce yıl ‘’ne zaman basılırız, ne zaman öldürülürüz” diye kaygılanmışlar. Cumhuriyet’te bu bitiyor gibi olmuş. Bitmiş mi, tabi ki hayır. Dersim bu konuda önemli bir örnektir… 1945 sonrası ise Aleviler ve CHP ilişkisi Türkiye’nin siyasi konjektörüne göre değişmiştir. Aleviler güçlü alternatiflerle karşılaştıklarında onlardan hep etkilenmişlerdir. 1950-54 arası DP’yi, 1965-70 arası TİP ve TBP’yi, 1970-80 arası sol hareketleri ve CHP’yi, 1980 çıkışında ise SODEP’i böyle değerlendirmek gerekir… Alevilerin yüzyıllara yayılan ezilmişliği, iktidar duygusunu bilmeme, iktidarsızlık hali kaçınılmaz bir şekilde, öne çıkmama, ‘’ikinci adam” rolünü üstlenme psikolojini yaratmış, bu durumda sürekli olarak ‘’sığınılacak bir liman” aramayı hep beraberinde taşımıştır. Bu ‘’liman”da genellikle CHP olmuştur…
Sanıyorum parlamentoda oran olarak Alevi temsiliyet en fazla Barış ve Demokrasi Partisi’nde (BDP). BDP’nin de desteklediği, Türkiye’nin etnik, inanç ve politik dinamiklerini gerçek bir demokrasinin inşası iddiasıyla buluşturmaya çalışan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) gibi girişimler var. Aleviler bu oluşum ve çabalara nasıl bakıyor? Benim de bildiğim kadarıyla ‘’evet, BDP oransal olarak en fazla sayıda Alevi milletvekilinin temsil ettiği parti”dir. CHP’de Genel başkanı Alevi olduğundan olsa gerek, Alevilere en fazla mesafe koymaya çalıştığı bu dönemde, sanıyorum 1989’lu yılların SHP’sinden sonra ilk kez, bilinen-bilinmeyen 30-32 Alevi milletvekili ile parlamentoda temsil ediliyor. Bilinen-bilinmeyen diyorum, CHP içindeki bazı milletvekilleri halen Alevi kimliğini saklıyor yada söylemiyor… HDK gibi oluşumlar, geçmişte Çatı Partisi girişiminde de olduğu gibi teorik olarak doğru ancak pratik olarak karşılıksız kalan girişimlerdir. Böyle bir girişimin başarılı olabilmesi için Kürt hareketinin ciddi ve güçlü, oy potansiyeli olan bir ‘’Türk partnere” ihtiyacı var. Kürt hareketi son yıllarda çok güçlendi. Bugün seçim barajı yüzde 5 olsa, BDP yüzde 10 barajını çok rahat aşar. Eğer siz bütün engellemelere rağmen yaklaşık 3 milyon oy alıp 36 bağımsız milletvekili çıkartıyorsanız, bu gücü gösterir. Kürt Hareketi’nin ‘’partneri” pozisyonundaki Türkiye sosyalist hareketi ise kendini ne kadar zorlarsa zorlasın oy oranı yüzde birin altında seyrediyor. Doğruları söylemek, doğru tespit yapmak sonucu değiştirmiyor. Siyaset bir sonuç alma sanatı ve bunun ölçüsü de sonuç olarak seçim sandığı. Yani şunu söylemek istiyorum. Kürt Hareketi’nin doğru şeyler söyleyen Türk sol hareketleriyle buluşmasının sandıkta bir karşılığı yok. Nihayetinde Kürtler de, Aleviler de bu ülkede sayıca azınlıklar. Çoğunluğu Türk ve Sünniler temsil ediyor. Diğer yandan, Alevilerin, en azından örgütlü Alevilerin yani ABF’nin, PSAKD’nin, AKD’nin, HBVAKV’nın, AABK’nın ve bu saydığım yapılardan farklı bir yerde konumlanmış olsa da CEM Vakfı’nın Kürt Hareketi’ne ve özel olarak da HDK’ye mesafeli baktığı bir gerçek. Kuşkusuz ben bu örgütler adına konuşamam ama, bildiğim şu: CEM Vakfı’nı kenarda tutsak bile, Alevi Hareketi Kürt meselesinde son yıllarda, Uludere Katliamı’nda olduğu gibi çok daha cesur ve doğru çözümler öneriyor olsa da, temkinli ve ağır davranmayı sürdürüyor. Türkiye gerçeğinde, muhalefet ya da daha doğru bir ifadeyle ‘’İktidar Alternatifi bir Hareket” ancak ve ancak Kürt hareketi, Alevi hareketi ve emek hareketinin buluşmasıyla şekillenecek olmasına rağmen gerçek böyle. Benim gönlümde yatan da kuşkusuz, Türkiye’deki mevcut anti-demokratik, ‘’kendine Müslüman” olan yapıyı değiştirebilecek, adalet ve eşitliği öne çıkaracak yeni bir siyasal iklim yaratmak. Bunun yolu da ortak hareket etmekten geçiyor. Ben böyle bir ortak hareketin ‘’masa başında” kurulabileceğine ise inanmıyorum. Bu tür hareketler sokakta fiili olarak buluşurlar. 12 Eylül referandum süreci, ya da yerel seçimlerde bazı bölgelerde olduğu gibi. Bizim en son Kadıköy’de düzenlediğimiz, geçmişte yine üç büyük şehirde düzenlediğimiz ve yüz binlerce insanın katıldığı mitingler aslında bu işin olabileceğini gösteriyor.
Aleviler artık CHP’yi sorguluyor. Peki Cumhuriyet’i de sorguluyor mu? Örneğin HBV Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, ‘’Alevileri asimile etmeye çalışan bir devlet var” diyor... Bu konuda yukarıda bir iki konuya değindim ancak tamamlayayım. Alevilerin de her inanç ve etnik grubun olduğu gibi ‘’kendi ezber tarihleri” var. Özellikle azınlık grupların tarihleri hep siyasi iktidarların dikte ettirmesiyle yazılır ve öyle ezberlenir. Böylece onların iki resmi tarihi olur. Birincisi hakim iktidar güçlerinin, ikincisi de kendisinin. Aleviler şimdi iki ezberi de bozmak için tartışıyorlar. Ancak onlarca, belki yüzlerce yıla yayılan ezberi bir-iki yılda bozamazsınız. Şu anda Aleviler kendi resmi tarihleri bozulmasın diye bir direnç içindeler. Cumhuriyet’te bunlardan biri. 1920 birinci mecliste Alevi milletvekilleri meclisteyken 1923’ten sonra 1945’lere, 50’lilere kadar hiç olmamalarını, 1923’de Anayasa’nın ikinci maddesinin ‘’devletin dini İslamdır” diye değiştirilmesini, yine ‘’köy tarifine cami”nin girmesini, 1925’de Tekke ve Zaviye Yasası ile Alevi Bektaşi tekkelerinin kapatılmasını, malların yağmalanmasını, 1937-38’deki Dersim katliamını artık dünkü kadar ‘’kolay” izah etme dönemi sona erdi. Yani bütün belgeler artık orta yerde. Yani ‘’bunlardan Atatürk”ün haberi yoktu, olsaydı böyle olmazdı” deme şansı kimsenin yok, dese de inandırıcılığı yok. Bu anlamıyla böyle bir sorgulama süreci başlamıştır, bunun önüne kimse geçemez… Kaldı ki, belegeler ortaya çıktıkça, Osmanlı döneminde yaşanan fiziki katliamların Cumhuriyet döneminde de Maraş, Çorum, Sivas klasik örneklerinde olduğu gibi devam ettiğini görüyoruz, ama bu dönemin asıl ‘’katliamı” şimdi asimilasyon biçiminde oluyor. Hem şehirleşme, hem de merkezi iktidarların sürekli Sünniliği empoze etmesi Alevi dünyasında ciddi bir asimilasyonu beraberinde getiriyor. Dün köylerde ‘’kapalı-devre” yaşayan Alevileri kendi inançlarını baskılara rağmen koruyor ve sürdürüyorlardı. Kentte bu düzen bozuldu. Yalnızca Ramazan ayını bile kriter alsak yapılan Sünni propaganda asimilasyonu hızlandırıyor. Son yıllarda asimilasyon hızının kesilmesinin asıl nedeni Alevi hareketinin büyümesi ve televizyonların kurulmasındandır. Alevi kimliğinin telaffuz ediliyor olması bile asimilasyon karşısında duvarların inşa edilmesini beraberinde getiriyor. Ama bu kolay değil, siyasal İslam cenaze kaldırma işlemi başta olmak üzere müthiş bir Sünnileştirme operasyonu yapıyor.
Mustafa Kemal Atatürk- bir siyasi figür olmasına rağen, fotoğraflarının Alevi cemevlerine asılması da son dönemlerin bir diğer tartışma konusu… Bu tartışmayı kesmenin bir tek yolu var. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun 1997’de programına aldığı bir başlık var: Bayrak ve Atatürk. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi lideridir. Cemevleri gibi inanç merkezi olan kurumlara siyasi liderlerin resmi asılmaz. Siyasi liderler, gelip-giderler ama inançlar hep kalır…
Türk ve Sünni Cumhuriyet, Kürt ve Alevi’yi yok saydı, ezdi, asimile etti; ve bu ısrarını halen sürdürüyor. Alevi Kurultayı’nda (Ankara, Ocak 2012) Aleviler ilk kez belirgin bir şekilde ‘Kürt’ vurgusu yaptı. Uludere’de uçaklarla katledilenlerin ailelerine başsağlığına gittiler… Bu yaklaşımların Cumhuriyet’i sorgulamaya başlamasından daha çok klasik Alevi yaklaşımına, yani 72 millete aynı gözle bakma ilkesine, dolayısıyla halkların kardeşliği ilkesine daha cesur yaklaşmalarıyla ilgili. Alevi hareketi artık kendisine rağmen, ülkemizde gelişen her haksızlığa tavır koymaya çalışıyor, üstelik destek de veriyor. 1 Mayıs’ta olduğu gibi ya da 12 Eylül generallerinin yargılamasında olduğu gibi. Örneğin ABF, Kürt meselesinin çözümü için son zamanlarda Uludere örneğinde olduğu gibi, ülkenin bütün inanç önderlerini, yani Dedeleri, İmamları, Papazları, Hahamları ‘’savaşa durdurmak için” ortak açıklamaya, mücadeleye çağırdı. Bu çağrı halen geçerli. Savaş durmalı, kan ve göz yaşı bitmeli. Kürt sorunun artık yalnızca bir güvenlik sorunu olarak algılanamayacağını, bu sorunun çözümünün demokrasiyi ve eşitlik ilkesini uygulamaktan geçtiğini sağır sultan bile duydu, öğrendi. Bu konuda direnmenin hiçbir karşılığı yoktur. Aleviler de bu nedenle Kürt sorunun çözümünde dün ile kıyaslanmayacak ölçüde doğru çıkışlar yapıyorlar. Bu adımları daha da güçlendirmek ve cesur hale getirmek gerekir.
1990’ların başında Alevi kimliği rahat ifade edilir oldu. Ancak özellikle Kürt Aleviler yalnızca Alevi inanç kimliklerini dillendirebildiler. Bunun nedeni nedir? Aslında bugün bile milletvekili olmasına rağmen Alevi kimliğini saklayan Aleviler var. Yani korku oldukça derinlerde. Tabi bu bir tek korkuyla izah edilemez. Türkiye’de Sünni veya Türk olarak siyaset yaptığınızda kimse size ‘’Türk veya Sünni Milletvekili” diye hitap etmiyor. Ama bu ülkede çoğunluk ‘’Alevi ya da Kürt Milletvekili” diyor ve fiili olarak ayrımcılık yapıyor. Bunun karşısında da birçok kişi bu kimliğini geride tutarak, belki saklayarak ‘’eşitliği”, ‘’laikliği” yakalayabileceğini sanıyorlar ama yanılıyorlar. Eşitlik ancak ve ancak ‘’eşit yurttaşlık ilkesi” Anayasa ile güvence altına alınırsa ve bu karara uygun yasal yaptırımlar olursa gerçekleşir. Birçok Alevi bu ayrımı görmek istemiyor ve kendi kimliğini sağladığında uzlaşma olacağını sanıyor. Oysa bugün Aleviler biliniyor, muhatap alınıyorsa bunun bir tek nedeni örgütlü Alevi gücüdür. Bu güç kendini ne kadar çekim merkezi yaparsa ‘’takiye”de o zaman sona erer. O zaman korkaklık da zayıflık ta önemli ölçüde ortadan kalkar. Tabi benim burada vurguladığım ‘’korkaklık” ta, ‘’zayıflık”ta benim içinde, her ‘’azınlıkta olan” yurttaş için de son derece insani duygulardır. Yüzlerce yıla yayılan zulüm karşısında korkmak, insanidir ve anlaşılırdır. Bütün beceri gücü ‘’karşı tarafa” hissettirerek ve eşit yurttaşlığı sağlayarak bu süreci lehimize çevirmekten geçmektedir.
Kürt Alevilerde artık etnik kimlik sahiplenmesinin de geliştiği izlenimine katılıyor musunuz? Kuşkusuz, Kürt hareketinin gelişmesi Kürt Alevilerde kendi kimlikleriyle buluşmayı çok hızlandırdı. Bu da son derece doğru bir gelişmedir. Kişiler kendi kimliklerine sahip çıktıkça ve bir futbol takımının tuttuğu takımı rahatça telaffuz etmesi gibi, yan yana gelişlerde kimliğini rahatça telaffuz ediyorsa, bir süre sonra kimse kendi kimliğine özel vurgu yaparak, altını çizerek tekrarlamak istemez! Yani bir tek kriter var: ‘’Anayasal Vatandaşlık kapsamında eşit yurttaşlık / vatandaşlık hakkının sağlanması!”
Halil Dalkılıç / Politika
|
Veröffentlicht von maya_ am Sonntag, 15. April 2012 (49 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | | Punkte: 0)
|
|
Heyelan, bahçeyi ve havuzu yuttu!
Dersim'in Nazımiye İlçesi’ne bağlı Aşağı Doluca Köyü’nde meydana gelen heyelanda kaplıcanın yanı sıra Hasan Gül adlı vatandaşa ait bir bahçe de tamamen toprak altında kaldı.
DERSİM - Olayın ardından İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü ekipleri, olay yerinde hasar tespit çalışmaları yaptı.
İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü ekipleri yaptıkları ilk incelemede, tek katlı 12 odalı iki bina, 1 adet mutfak, 2 adet WC ve 2 adet havuzdan oluşan kaplıca ile Hasan Gül adlı vatandaşa ait 30 adet kavak, 12 adet dut ve 18 adet ceviz ağacının tamamen toprak altında kaldığını tespit etti.
|
Fuat Kav'dan çağrı: Bu onurlu direnişimize sahip çıkın!
Strasbourg - Strasbourg’ta 14 arkadaşı ile birlikte 44 gündür süresiz dönüşümsüz açlık grevinde bulunan Kürt siyasetçi Fuat Kav, başlatmış oldukları direnişe tüm kesimlerin destek vererek sahiplenme çağrısında bulunarak, “Devrimciyim, ilericiyim, demokrasi ve özgürlükten yanayım diyen herkes eylemimizi sahiplenmeli. Herkes eylemimizin amacını kendi amacı , direnişimizi kendi direnişi, demokrasi ve özgürlük talebimizi kendi talebi olarak görmelidir“ dedi.
Strasbourg’daki St. Maurice kilisesi yanında açlık grevini sürdüren 15 Kürt siyasetçi ve devrimcinin eylemi 44’üncü gününe girerken, sağlık durumları ise kritik bir aşamaya gelmiş durumda. Kürt siyasetçilerin CPT ve AK’nin başta PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit ve Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için bedenlerini ölüme yatırdığı eylem 44’üncü gününe girerken, CPT ve AK ise halen taleplerine cevap vermiş durumda değil.
Kamuoyu dikkatle bu açlık grevini izlerken, Sosyal Medya’da “Direnişe ses ver” adlı bir kampanya başlatılarak, hem duyarlılık oluşturulmaya çalışılıyor hem de bu duyarlılığın sokağa yansıması isteniyor.
Strasbuorg’ta 44 gündür açlık grevinde bulunan ve daha önce 12 Eylül Askeri Darbesi’nde yine faşist cuntaya karşı gerçekleştirilen ölüm orucu direnişinde yer alan Kürt siyasetçi Fuat Kav, “Hayati anlamda eylemin kritik noktasına gelmiş bulunuyoruz. Başka bir ifadeyle 44 gün süren bir açlık grevi eyleminde ortaya çıkması gereken tüm yan etkilerini yaşamaya başladığımızı söyleyebilirim. Ancak bizim için sorunun bu olmadığı, esas olarak taleplerimize karşı ciddi bir duyarsılığın yaşandığı ve kamuoyunun da bu konuda baskı ve dayatmada belli bir yetersizliği yaşadığıdır“ dedi.
TALEPLERİMİZ İNSANCILDIR
Hak, demokrasi ve özgürlüğün istenmeyeceğin ancak alınacağını vurgulayan Kav,bunun yolunun direnişle, bedelle ve ısrarlı bir mücadeleyle gerçekleşeceğini kaydetti. Talepleri konusunda en vazgeçilmez noktalarının PKK Lideri Abdullah Öcalan’a sağlık ve güvenlik hakkı olduğunu ifade eden Kav, şunları kaydetti: “Biz hak ve özgürlük için ısrarlı bir mücadeleyi ve direnişi yapmaya çalışıyoruz. Hele söz konusu hak, Kürt halkının hakkıysa bu direniş ve bedel birbirini besleyerek daha da anlam kazanır. İsteklerimiz son derece doğal ve haklı taleplerdir. Öncelikle Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü, ikinci olarak da 8 aydır sağlık ve güvenliği hakkında bilgi alınmayan Öcalan’ın durumu hakkında sağlıklı bir bilginin alınmasını talep ediyoruz. Birinci talebimiz genel kampanya çerçevesinde ele alınır, değerlendirilir ve istişare sürecinde belli bir yaklaşım gösterilir. Ama ikinci talebimiz tartışılmazdır. Hemen, acilen ve bir an önce yerine getirilmesi gereken bir taleptir. Zira hem insancıldır, hem insan hakları açısından zorunlu bir görevdir, hem de ahlaki açıdan yapılması gereken bir görevdir.“
KAV’DAN ÇAĞRI: DİRENİŞE SAHİP ÇIKIN
Türkiye’nin de üye olduğu Avrupa Konseyi ve CPT’yi görevlerinin gereklerini yerine getirmeye çağıran Kav, bir çağrıda bulunarak, “ Açlık grevimizin amacı budur.Bizce herkes, devrimciyi, ilerciyim, işkenceye karşıyım, demokrasi ve özgürlükten yanayım diyen herkes eylemimize sahiplenmeli. Eylemimizin amacını kendi amacı , direnişimizi kendi direnişi, demokrasi ve özgürlük talebimizi kendi talebi olarak görmelidir.Bu temelde herkesi direnişimize sahip çıkmaya çağırıyorum.“ (anf)
|
Veröffentlicht von maya_ am Sonntag, 15. April 2012 (41 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | | Punkte: 0)
|
|
2502 Artikel (313 Seiten, 8 Artikel pro Seite) |
|
|  |
Sprache für das Interface auswählen
|
| All members: |
7 575 |
| Register today: |
0 |
| Register yesterday: |
0 |
| Members online: |
0 |
| Guests online: |
13 |
Don't have an account yet? You can create one. As registered user you have some advantages like theme manager, comments configuration and post comments with your name.
|
|
|
Pertekliyiz Biz Sitesinizi dilediginiz dilde tercüme etmek için asagidaki Dil seçenegini kullanabilirsiniz.
|
|
dunyanin en derin cukuru marianne cukurudur
pertekliyiz.biz
|
|