apachi yazdı: "
|
|
Tarih : 28.12.2010 |
|
| Dersim
Belediye Başkanına ceza verilmiş. Bu beni rahatsız ediyor. Edibe
Şahin’in partisini, belediyeciliğini beğenmeyebiliriz, siyaseten
eleştirebilir, hatta kişi olarak hiç haz etmeyebiliriz. Bu sorunu sadece
Edibe Şahin ve partisinin sorunu |
|
| |
Basından
öğrendim. Dersim (Tunceli ) Belediye Başkanı Edibe Şahin ve Belediye
yöneticilerine düşüncelerini açıkladıkları için 10 ay ile 1 yıl arasında
ceza verilmiş.
Cezayı
veren egemenler ve yargıçları açısından bir problem görmüyorum. Zira
onları tanıyor ve biliyoruz. Görevlerini yapıyorlar. Ancak Emekçiler,
ezilenler, demokratlar, devrimciler ve sosyalistler cephesinde problem
görüyorum. Bu problem yalnızca Dersim meselesinde ya da Edibe Şahin
meselesinde yaşanmıyor elbet…
Dersim
merkezli düşünen ve duyarlılık sahibi tüm kesimler açısından çok somut
ve güncel bir sorun var. Bana öyle geliyor ki bu sorun tüm Dersimliler
için aynı önemi taşımıyor.
“Dersim onurdur onuruna sahip çık” derken bu “onur” kavramının içine neler konuluyor diye merak ederim…
Genel
olarak bir kanıksama durumu olmakla birlikte, bazı Dersimliler
açısından kanıksamanın ötesinde bir zihniyet beni rahatsız ediyor.
Ekonomik
ve sosyal yaşamda maddi temelleri olmasa da düşünsel ve siyaset yapma
tarzında önemli bir kültürel miras durumunda olan aşiret zihniyetinin
etkilerini görmek üzücü ve rahatsız edici.
Katliamlara, sürgünlere uğramış, baskı ve zulümle yönetilmiş bir toplumun daha örgütlü, daha bütünlüklü davranması beklenir. Görüyor
ve anlıyoruz ki, bu beklenti gerçekçi değil. Zira egemenler bir toplumu
sadece fiziki olarak parçalayıp yok etmezler. Tüm bu süreçlerin sonunda
duygu ve düşünce dünyalarını parçalamak, tarihlerinden ve
kültürlerinden koparmak, tarihsiz ve akılsız bırakmak gibi kalıcı
yöntemleri uygularlar.
Bu nedenle olsa gerek ki, Dersimlilerin tarih bilinci ve bilimsel aklı oldukça zayıftır…
Düşünce
ve duyguları, yurtları ve yaşamları gibi parçalanmış Dersimliler diğer
bütün sorunlarda olduğu gibi kendi sorunları konusunda da bütünlüklü bir
düşünüş ve istikrarlı bir duruşa sahip olamıyorlar.
Bölünmüş,
parçalanmış, sosyal ve siyasal gerçekliklerinin yönetilmeye elverişli
hali üzerinde başlı başına durmanın gerekli olduğunu düşünüyorum.
Cumhuriyet
Devleti Şark İslahat Planıyla Türk ve Sünni olmayan herkesi “Türk ve
Türkçü” yapmayı amaçladığı yerlerden biride Dersim’dir. 1926’lardan
itibaren feodal aşiret yapısı üzerinden oynayarak, aralarındaki
çelişkileri körükledi. Zaten parçalı olan aşiret toplumunu iyice
parçaladı ve bir kısmını satın alarak kullandı. “Türkleştirme” ve
“medenileştirme” politikalarıyla Cumhuriyet tarihinin en vahşi
katliamını gerçekleştirdi.
Aşiretçilik
zihniyeti öyle ilkel, öyle körleştirici bir zihniyet ki, katliam
politikalarının başarıya ulaşmasında küçümsenmeyecek rol oynadı. Devlete
güvenerek, devletin gücüne yaslanarak diğer aşiretlere karşı üstünlük
kurmak isteyen örnekler tüm Dersimliler tarafından bilinir. Buna rağmen
bu zihniyet sahipleri kendilerini, ailelerini katledilmekten
kurtaramadılar.
Dersim
katliamını yapan devleti haklı göstermeye çalışanların sayısı az değil.
Suçlu olan devlet değil, kendi rakipleri olan aşiretlerdi onlara göre…
İşte travma tamda böyle bir şey. Parçalanma ve gerçeklerden uzaklaşma…
Birinci kuşaklar da yaşama güdüsüyle kendini inkar; tarihini, kültürünü, değerlerini egemen olana tabi hale getirme durumu…
Bu
travmalı düşünüş sonraki kuşaklara da aktarılıyor. Ancak ikinci
kuşaklar daha reaksiyonel olurken üçüncü kuşak ise sorgulamayı ve
hesaplaşmayı ön plana çıkarır.
İşte burada yeni problemler başlıyor. Sorgulama ve hesaplaşma nasıl yapılacak?
Dün aşiretler şöyle düşünüyordu: “Nasıl olsa devlet bana bir şey yapmaz, öteki aşiretlerle sorunu…” Oysa
devlet hiçbir zaman onların düşündüğü gibi düşünmedi... Devlet
açısından Dersimli Dersimlidir. Onun şu ya da bu aşiretten olması; Kürt,
Zaza ya da Ermeni olması fark etmezdi…
Peki,
bu gün nasıl düşünüyor ve nasıl davranıyor Dersimliler? Dünü nasıl
sorguladı, nasıl çözümledi ve hangi sentezler ürettiler?
Dersim
de siyasi çevreler, aşiret çevreleri ( ne yazık ki zihniyet olarak
aşiretçilik hala var) çeşitli kurumlar, kişiler hala enerjilerinin büyük
kesimini birbirlerine karşı harcamaktadırlar. İçten içe bir rekabet ve
didişme var. Birbirinin kurdu olma durumu…
Dayanışma, ortak düşünme, birlikte gelişme, birlikte ileriye yürüme duygu ve düşünceleri son derece zayıf ve istikrarsız…
Kısacası çok şey olmak isteyen ancak bir türlü kendi olamayan bir toplumun insan tipi…
Tüm
bunları söylerken Dersimin tarihsel ve toplumsal gerçekliğini yeterince
bilemeyenler açısından sözlerimin şaşırtıcı; sadece şaşırtıcı değil,
aynı zamanda rahatsız edici olacağını da biliyorum elbet.
Evet,
gerçekler rahatsız edicidir. Sarsar insanı. Sorgulatır, düşündürür ve
harekete geçirir. Bende bunun için yazıyorum. Sorgulatmak ve harekete
geçirmek için…
Bu gerçekler karşısında rahatsız olduğum için yazıyorum.
Dersim Belediye Başkanına ceza verilmiş. Bu beni rahatsız ediyor. Dersimliler
Beklediye Başkanı’na sahip çıkmamış düşüncesi sadece rahatsız etmiyor,
sarsıyor beni. İşte bu sarsıntı yeniden düşünmeye ve sorgulamaya itiyor
beni...
Edibe
Şahin’in partisini, belediyeciliğini beğenmeyebiliriz, siyaseten
eleştirebilir, hatta kişi olarak hiç haz etmeyebiliriz. Ancak Dersim
halkının ve tarihinin düşmanı olan bir zihniyet onu yargılıyor ve
cezalandırıyor. Buna hep birlikte tepki göstermeyen, karşı
duruş gösteremeyen bir Dersim beni rahatsız ediyor. Bu sorunu sadece
Edibe Şahin ve partisinin sorunu olarak gören ve tavır almayanların,
Dersim’in tarihsel ve toplumsal sorunlarına sahip çıkacağı düşüncesi ve
inancında değilim.
Kimse
kendini ve başkalarını kandırmaya çalışmasın. Eleştiri yapandan, farklı
düşünenden, kendine oy vermeyenden “düşman” yaratan bir düşünüş tarzına
asla güvenmedim. Kendisini pohpohlayandan, her dediğini alkışlayandan,
itaatkar kölelerden “dost“ yaratan bir anlayışa da asla saygı duymadım.
Farklılıklara rağmen bir arada durabilen ve birlikte yürüyebilenlere güvendim ve saygı duydum.
Dost
ve düşman kavramlarının bu kadar anlamsızlaşması ve birbirine karışmış
olması insanları yanlış düşüncelere ve yanlış davranışlara götürüyor.
Belediye başkanlarına yönelik saldırı karşısındaki yanlışlıklar gibi.
Dersimlilerin kendi insanına, tarihine, değerlerine sahip çıkacak yeni bir düşünüşe ihtiyaçları var.
Bunun
için tarih ve toplum bilincinin ortaklaşması sürecinin yaşanması
gerekir. Yaşanan travma ve toplumsal bellek yitiminin düşünce ve
duygular üzerindeki tahribatının giderilmesi için mücadeleye ihtiyaç
var.
Resmi
ideolojinin yarattığı yabancılaştırma kadar, aşiret zihniyetinin
körleştiricilinden de, dar grup zihniyetinin yıkıcı ve rekabetçiliğinden
köklü bir kopuşa da ihtiyaç var.
Bu kopuş bilimsel akıl, evrensel düşünüş ve toplumsal çıkarlar üzerinden olmak durumundadır.
Bu
kopuş ve mücadele doğasına, tarihine, toplumuna, ilerici değerlerine
ortak akıl ve ortak duruşla sürdürülürse kalıcı olur ve değişimi de
gerçekleştirebilir.
Yeni bir düşünüşle hareket edildiğinde belediye başkanlarına veya her hangi bir Dersimliye verilmiş cezayı, kendilerine ve tüm Dersimlilere verilmiş ceza olarak değerlendirip, ona uygun bir karşı duruş gösterilebilir.
Tarihinden ders almalıdır Dersimliler. Dersim’de sınıf farklılıkları bile Dersim’e yönelik planlar karşısında çoğu kez silikleşiyor. Dersimli ağayı da vuruyor devlet, Dersimli köylüyü de. Ayrım yapmıyor. Kürt olanı da, Kürtçü olanı da; Zaza olanı da Zazacı olanı da vuruyor. Burjuva solcu olanı da sosyalist olanı da. Alevi olanı da ateist olanı da vuruyor…
Herşey bu kadar açık ve berrak.
Peki, Dersimlilerin düşünüşü berrak, duruşu sağlam mı?
Üzgünüm ve kaygılıyım...
Kazım GÜNDOĞAN
"