| RADYO PERTAQ FACEBOOK GRUBU |
|
|
 |
 |
Articles for topic: aktuelle News |
|
2503 Articles (313 Pages, 8 Articles per Page) |
|
DERSİM - Dersim'de 1 Mayıs’ı kutlamak çin alana giren binlerce kişiye polis gaz bombaları ile saldırdı. Saldırıya taşlarla karşılık veren emekçiler, polis bariyerlerini yıkarak, "Kürdistan faşizme mezar olacak" sloganları eşliğinde miting alanına girdi.
Dersim'de sendikalar, odalar ve siyasi partiler tarafından Seyit Rıza Parkı'nda düzenlenen 1 Mayıs mitinginde kitle polis terörüne maruz kaldı. Kentin değişik noktalarında bir araya gelen binlerce emekçi alkış, slogan ve zılgıtlarla miting alanına doğru yürüyüşe geçti. Miting alanını bariyerlerle çeviren polis, önce gelen emekçilerin 1 Mayıs'ını kutladı. Alana girişler devam ederken polis kısa süre sonra alana giren emekçilerin üstlerini arayarak, kamera çekimi yaparak gelenleri görüntülemek istedi. Uygulamaya tepki gösteren emekçiler ile polis arasında gerginlik çıkarken, polis kitleye gaz bombaları ile saldırdı. Alana girmek isteyenlerin üzerine gaz bombası atan polis ile emekçiler arasında çatışma çıktı. Saldırıya taşlarla karşılık veren kitle, polis bariyerlerini yıkarak miting alanına girdi. Miting Tertip Komitesi ile emniyet yetkilileri arasında yapılan görüşmelerin ardından olaylar sona erdi. Binlerce emekçinin "Kürdistan faşizme mezar olacak" ve Faşizme karşı omuz omuza" sloganları ile miting alanına akını sürüyor.
|
38 Soykırım ağıdını birlikte söylediler
Dersim Soykırımı’nda yaşanan trajedi müzikal bir çalışma ile sese dönüştü. “Piya Va 38” ismiyle ortaya çıkarılan projede yer alan 5 ülkeden 42 sanatçı, Dersim ağıdı olan “Daye Daye” şarkısını seslendirdi. Proje yürütücüsü Kerem Sevinç, çalışmanın ikinci ayağının ise Şeyh Said senfonisi olacağını belirtti.
38 için birlikte söylediler
Dersim Soykırımını günümüze aktaran önemli anlatılardan biri ağıtlar oldu. O dönemde yaşananlar karşısında sözün anlamını yitirdiğini düşünenler soykırımı ağıtlar aracılığı ile dile getirdiler. Dersim Soykırımı günümüzde ise ağıtlardan yola çıkılarak oluşturulan müzikal bir çalışma ile sese dönüştü. “Piya Va 38 (38’i birlikte söyledik)” adıyla yayınlanan projede 5 ülkeden 42 sanatçı Daye Daye şarkısını seslendirerek soykırım ile birlikte direnişin öncü isimlerinden Seyit Rıza ve arkadaşlarını anıyor. Projenin yürütücüsü olan Kerem Sevinç, altyapı çalışmalarına bir yıl önce başladıklarını kaydediyor. Sevinç, günümüzde soykırımın belgesel ve filminin çekildiğine kitaplarının yazıldığına ama müzikal anlamda ifade bulacak eserlerin yapılmadığına dikkat çekerek proje ile müzikal anlamda var olan boşluğu doldurmak istediklerinin altını çizdi. Projenin iki ayaklı bir çalışma olduğunu ifade eden Sevinç, birinci ayağı olan Piya Va 38’de Seyit Rıza’yı ve soykırımı ele aldıklarını projenin ikinci ayağında ise Şêx Said ile birlikte idam, katliam ve sürgünlere dikkat çekeceklerini belirtti.
Ağıtta bir annenin serzenişi var
Projede kullanılan eseri, herkesin aşina olduğu sayısız kere dinlediği bir ağıttan oluşturduklarını belirten Sevinç, “Daye Daye ağıdını seçmemizin nedeni kulakların aşina olması ve konuyu iyi anlatması. Ağıtta bir annenin serzenişi var, çocuğun ona söyledikleri var. Bu biraz ilgimizi çekti ve bu ağıt üzerinden yola çıktık” dedi. Projeyi oluştururken işin özüne inmenin önemine vurgu yapan Sevinç şunları ifade etti: “Ben özellikle şekilcilikten kaçındım. Çünkü işin dejenerasyon kısmından sıyrılıp özüne inmeyi daha mantıklı buluyorum. Laç deresini, soykırım yaşandığı yerleri çekebilir, videoları orada oluşturabilirdik, Seyit Rıza’yı afişte kullanabilirdik. Ama hiçbirini yapmadık. Çünkü bizim için işin özü önemli.”
İkinci ayak Şêx Said senfonisi
Projeyle Kürt tarihinde çok önemli yeri olan iki tarihsel trajediye yer verdiklerini kaydeden Sevinç çalışmanın birbirini tamamlayan yönlerini şu şekilde özetledi: “Proje iki ayaklı bir çalışma. Birinci ayağı Seyit Rıza ve o dönem yaşanan soykırıma dikkat çekiyor. Projenin hazırlanacak ikinci ayağında ise Şêx Said’e ve yine o dönemki idam, katliam ve sürgünlere dikkat çekeceğiz. Henüz üzerinde çalışıyoruz, tam olgunlaştıramadık. İkinci aşama daha senfonik olacak yani biraz belgeselvari ve süresi uzun olacak. Müzikal yönü ön planda olmakla birlikte tanık görüntü ve görüşlerinden elimizdeki belgelere kadar zengin bir çalışma olacak. Bildiğimiz batı senfonisinin dışında etnik senfoni, yöresel sazlarla, erbanelerle, doğu sazlarıyla senfonik bir çalışma düşünüyoruz.”
Acıları diri tutmak istedik
Bu ülkede sanatsal ürünler ortaya çıkaran müzisyenlerin kafalarını gömdükleri kumdan çıkarıp etraflarına bakmaları gerektiğine inandığıni ifade eden Sevinç, geçmişte yaşanan acıları unutturmamak ve insanların hafızasında diri tutmak istediklerini kaydetti. “Acılar diri kalsın ki, nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi bilelim” diyen Sevinç müziğin bu konuda çok önemli bir işleve sahip olduğunu belirtti.
Gençler tarihlerine sahip çıkıyor
Projede yer alan Kürt sanatçılardan Ayfer Düzdaş, soykırımda yaşanan acılar karşısında insanların sustuğunu o dönemde sadece ağıtların yaşananları günümüze aktardığını söyledi. Müziğin özellikle sözlü geleneğe sahip olan Kürt halkının duygu ve düşüncelerini aktarma konusunda temel bir noktada durduğuna değinen Düzdaş, “Piya Va 38 projesi aynı zamanda soykırımı yaşayanlardan sonra gelen kuşakların kendi tarihlerine sahip çıkması anlamına da geliyor. 5 ülkeden 42 müzisyenin katılımı ile gerçekleşen çalışma gelecek kuşaklara müzikal anlamda bir belge bırakıyor. Geçmişten aldığımız acıyı, yüreğimizin derinliklerinden süzdüğümüz sesimizle hem bugüne hem de geleceğe aktarıyoruz. Bu sese kulak verenler acıların dili ve renginin olmadığını hissedecekler” dedi.
Toplumun vicdanına sesleniyor
Yine projede yer alan sanatçılardan Soner Soyer ise soykırımın hala vicdan muhasebesinin yapılmadığını, bu proje ile insanlara o dönemin acılarını hatırlatarak vicdanlarına tekrar döndürmek istediklerini kaydetti. Vicdanlı insanların onlarca yıl geçmesine rağmen soykırımı kabul etmediklerinin altını çizen Soyer, “Bu projede Kürt olmayan bir çok insan var. Onlarda toplumun ortak vicdanı olarak projeye katılarak soykırımı kınamış oldular” dedi. Projeye Dersim’den katılan Munzur Kaya’da soykırımın bugün de farklı boyutlarıyla sürdüğünü kaydetti. “Bugün Dersim’de insanından doğasına kadar her şeyi yok etmeye çalışan cellatlar kol geziyor. Kendi aralarında paylaşmışlar sen kültürü, sen dilini, sen coğrafyasını yok edeceksin diye. Onlara karşı mücadele olmasa bugün yok edilirdik” diyen Kaya, Piya Va 38 projesinin de mücadelenin sanatsal boyutunu oluşturduğunu ifade etti. (Özgür Gündem)
|
Dersim'de her tabela, 38 Soykırımını hatırlatıyor
Dersim'de soykırıma yol açan askeri operasyonda son belgeler ışığında 4 isim zikredildi:
FRANKFURT - Atatürk, dönemin başbakanları İsmet İnönü, Celal Bayar ve Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak.
Ancak operasyonu bizzat yürüten ve 1936'da olağanüstü yetkilerle donatılıp "genel müfettiş" olarak bölgeye gönderilen General Abdullah Alpdoğan ve katliamın başka aktörlerinin ismi Dersim’deki okul ve devlet dairelerinde sessiz sedasız yaşatılıyor.
SEYİT RIZA'NIN OĞLU ONUN EMRİYLE ÖLDÜRÜLDÜ
Dönemin hükümeti tarafından görevlendirilen General Abdullah Alpdoğan, Dersim'e gelir gelmez bölgedeki aşiret liderleriyle görüşmeler yaptı.
O görüşmeler için Seyid Rıza, oğlu İbrahim'i Alpdoğan Paşa'ya yollayarak kanın durdurulmasını istemiş; fakat İbrahim; Alpdoğan'ın emriyle öldürülmüştü. Bunun üzerine Dersim'de fitil ateşlenecek ve Seyit Rıza'nın adamlarının bir köprüyü yıkması ve karakol baskını iddiası "Dersim"de bir dönüm noktası oldu, çünkü devlet bunu isyan sayarak zaten hazırlıkları uzun zaman önce tamamlanan askeri operasyonu bu gerekçeyle Nisan 1937'de başlattı.
Bu açıdan bakıldığında özellikle dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak ve Abdullah Alpdoğan, Dersimlilerin zihninde kötü bir yara olarak kalmaya devam ediyor.
İSTANBUL'DA SABİHA GÖKÇEN...
Dersim Soykırımından sonra Dersim'de bir çok yerlerde isim değişikliğine gidildi, Kürtçe isimler değiştirildi.
Operasyonda bir şekilde söz sahibi olan isimler, caddelere, sokaklara ve okullara kondu.
İstanbul'da ise Dersim'e uçaklarla bomba yağdıran Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen'in ismi bir havaalanına verildi.
Bununla ilgili olarak son olarak AK Partili milletvekili Mehmet Metiner, bu ismin değiştirilmesi için harekete geçtiğini açıkladı.
PEKİ YA DERSİM'DEKİ İSİMLER?
Dersim ve ilçelerindeki okullarda özellikle Fevzi Çakmak, Abdullah Alpdoğan ve İsmet İnönü'nün isimleri bir hayli fazla; ama buna devam etmeden önce Van'ın Özalp ilçesinde bundan 68 yıl önce 33 kişinin ölüm emrini verdiği gerekçesiyle 20 yıl hapis cezasına çarptırılan Orgeneral Mustafa Muğlalı'yı anmak gerek.
Zira Muğlalı'nın ismi 2004 yılında Özalp ilçesindeki "2'nci Hudut Tabur Komutanlığı" kışlasına verilmişti. Fakat yoğun bir kamuoyu baskısı, halkın beklentisi ve sivil toplum kuruluşlarının harekete geçmesi sonucu o isim 27 Haziran 2011 yılında o kışladan kaldırıldı.
O İSİMLER DEĞİŞECEK Mİ?
"Dersim Soykırımı"nın gündeme gelmesiyle birlikte eskiden "Dersim" olan Tunceli'nin isminin iade edilmesi için de beklenti oluştu.
ALPDOĞAN VE FEVZİ ÇAKMAK OKULLARI
Bu tartışmalar sürerken kısa bir araştırma yaptık ve önemli bir bilgiye ulaştık. Bugün Dersim'de ve ilçelerinde "Dersim Soykırımı"nın sorumluları olarak gösterilen özellikle iki ismin General Abdullah Alpdoğan ve Mareşal Fevzi Çakmak'ın isimlerinin bazı okullara verildiğini gördük.
DERSİMLİLER NEDEN SESSİZ KALDI?
Dersim'de, Milli Eğitim Müdürlüğü'nün sitesinde yer alan bilgilere göre Dersim'nin Ovacık ilçesinde tek lise olan okulun ismi Mareşal Fevzi Çakmak.
Mareşal Fevzi Çakmak, Dersim harekatı sırasında Genelkurmay Başkanlığı görevini yürütüyordu. Fevzi Çakmak, bölgeye giderek bizzat operasyonu yürütmüştü.
Yine Dersim'in ilçesi olan Pertek ilçesindeki bir ilkokulun ismi Alpdoğan İlköğretim Okulu. Yani 1936'da geniş yetkilerle donatılıp "genel müfettiş" olarak bölgeye gönderilen General Abdullah Alpdoğan... Onun da ismi bir ilköğretim okuluna verilmişti.
Bu arada Elazığ'daki bir kışlanın ismi de General Abdullah Alpdoğan...
Abdullah Alpdoğan, mahkeme kararlarını imzalamaya, düzeni ve güvenliği sağlamak açısından gerekli gördüğü durumlarda ilde yaşayan kişileri ve aileleri, il sınırları içinde bir yerden bir başka yere göndermeye ve il sınırları içinde oturmalarını yasaklamaya da yetkiliydi.
Dersimliler yıllardar "Dersim" ismini geri verilmesi için uğraşırken, General Abdullah Alpdoğan ve Mareşal Fevzi Çakmak okullarına 1937 ve 1938 katliamını hafızalardan silerek çocuklarını bu okullara göndermişler.
Hükümet 68 yıl önce 33 köylünün ölüm emirini veren Orgeneral Mustafa Muğlalı'nın ismini Van'daki o kışladan kaldırmış, askeri harekatta ölü sayısının 50 bin olduğu Dersim'de ise operasyonu bizzat yürüten General Abdullah Alpdoğan ve Mareşal Fevzi Çakmak'ın isimlerini kaldırmak için harekete geçmemişti.
ATATÜRK VE İNÖNÜ İSİMLERİ DE YAYGIN
Dersim ve ilçesindeki bir çok okulda yine operasyon sırasında haberleri var mıydı yok muydu tartışması sürdürülen Atatürk ve İsmet İnönü'nün isimleri de bolca yer alıyor.
"Dersim Soykırımı" tartışması yeni bir perdeyi aralarken, şimdi akıllardaki soru işareti ise "Dersim" isminin geri verilip verilmeyeceği.
Ve her şeyden önemlisi askeri harekat sırasında sorumluluğu olan özellikle General Abdullah Alpdoğan ve Mareşal Fevzi Çakmak'ın adlarının o okullardan silinip silinmeyeceği. Bu konuda BDP eski Dersim Milletvekili Şerafettin Halis dahil, Türkiye ve Avrupada çeşitli Dersimli kurum ve kuruluşları ile çevrelerin yetkilileri de zaman içinde bu konuda bir çalışma yürüttükleri biliniyor.
Yapılan görüşmeler, faaliyetler, etkinlikler, konferanslar vb çalışmalarla birlikte ise "Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın, Dersim ismi iade edilsin, Dersim halkından özür dilensin, sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi açıklansın, Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük istiyoruz, Munzur'daki baraj projeleri iptal edilsin, Sabiha Gökçen'in ismi havaalanından çıkarılsın, Dersim'deki operasyonu yürüten görevlilerin isimleri kamu kurumlarından silinsin" gibi öne çıkan talepler dikkati çekiyor..
|
apachi writes "
|
|
Tarih : 27.04.2012 |
|
| Belediye
Başkanı Edibe Şahin, İspanya’nın Guernika kentindeki katliamın 75. Anma
programına katılmak üzere bu ülkeye gitti. Peki Guernika'da ne olmuştu
ve onlarla Dersim tarihi arasında nasıl bir paralellik var? |
|
| |
Belediye Başkanı Edibe Şahin, Guernika Katliamı Anma Programı'na katıldı.
Tunceli EMEK- Tunceli Belediye Başkanı Edibe Şahin, İspanya’nın Guernika kentindeki katliamın 75. Anma programına katılmak üzere bu ülkeye gitti. Konuya
ilişkin belediyeden yapılan yazılı açıklamada şu cümlelere yer verildi:
“Belediye Başkanımız Edibe Şahin 19-26 Nisan 2012 tarihlerinde
yapılacak olan" Guernika Katliamı Anma" programı kapsamında İspanya'nın
Guernika kentine gitti.
Guernika,
Bask halkının özgürlüğünün simgesi olan büyük meşe ağacıyla Bask
halkının kutsal kentidir. Ayrıca tüm dünyada Pablo Picasso'nun ünlü
Guernika tablosuyla tanınmaktadır. Guvernika 26 Nisan 1937 yılında,
General Franko'nun milliyetçi cephesini desteklemek için Nazi Almanyası
tarafından İspanya'ya gönderilen Kondor Lejyonu tarafından
bombalanmıştır.Bombalama kentte pazar kurulduğu gün ve insan
kalabalığının pazarda bulunduğu gün yapılmıştır.Kentin
bombalanması üzerine bütün kent yanmıştır.Bu acı olay üzerine Picasso
ünlü Guernika tablosunu çizmiştir.
Program
kapsamında Belediye Başkanımız Edibe Şahin'de "Guernika ve Diğer
Guernikalar" başlığıyla gerçekleşen panelde "Dersim 38'"de yaşananları
anlattı.”
Bir tablo ve bir hatırlatma
Guernica, Pablo Picasso tarafından 1937'de yapılan, İspanya İç Savaşı sırasında Nazi Almanyası'na ait 28 bombardıman uçağının 26 Nisan 1937'de İspanya'daki Guernica şehrini bombalamasını anlatan, 7,76 m eninde ve 3,49 m yüksekliğinde anıtsal tablodur. Saldırı sırasında 250 ila 1.600 kişi hayatını kaybetmiş, çok daha fazla sayıda kişi de yaralanmıştı.
İspanyol hükümeti, Paris'teki 1937 Dünya Fuarı kapsamındaki Modern Hayatta Sanat ve Teknik sergisinin İspanya'ya ayrılan bölümünde sergilenmek üzere, Pablo
Picasso'ya büyük bir duvar resmi sipariş etti. O sırada gerçekleşen hava
saldırısından etkilenen Picasso, saldırıdan sonraki 15 gün içinde bu
duvar resmini tamamladı. Tablo ufak bir dünya turu kapsamında çeşitli
ülkelerde sergilendi ve beğeni topladı. Böylece İspanya'daki iç savaşa
diğer ülkelerin ilgisi de çekilmiş oldu. Guernica, savaş
trajedilerinin ve savaşın bireyler üzerindeki acı verici etkilerinin bir
özetidir. Tablo zaman içinde, savaşın yarattığı trajedilerin
anımsatıcısı, savaş karşıtı ve barış yanlısı düşüncelerin sembolü haline
gelmiştir.
"
Note:
|
apachi writes "
|
|
|
|
| Tunceli’de
geçtiğimiz yılın Mayıs ayında gözaltına alınan 5 öğrenci mahkemeye
çıkarıldı. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava sonrasında 5
öğrenciye toplam 80 yıl ceza verildi. Ceza Malatya'da verildi ancak
protesto gösterisi |
|
| |
Tunceli’de
geçtiğimiz yılın Mayıs ayında gözaltına alınan 5 öğrenci mahkemeye
çıkarıldı. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava sonrasında 5
öğrenciye toplam 80 yıl ceza verildi.
Tunceli EMEK- Gözaltına
alınanlara verilen cezalara yönelik bir protesto gösterisi daha
yapıldı. Geçtiğimiz yıl mayıs ayında Tunceli’de gözaltına alınan 5
üniversite öğrencisine 80 yıl hapis cezası verildi. Kararı veren Malatya
3. Ağır Ceza Mahkemesiydi. Protestocu grup ise Tunceli’den
arkadaşlarına destek olmak istedi. Verilen cezanın kabul edilebilir yanı
olmadığını belirten Dersim Öğrenci Derneği üyesi bir grup, Meslek
Yüksek Okulu bahçesinde bir araya gelerek bir basın açıklaması yaptı.
Başta
Kürtler olmak üzere tüm muhalif güçleri, seçilmiş milletvekilleri,
belediye başkanları, gazeteciler, siyasetçiler, aydınlar, demokratlar,
akademisyenler, üniversite öğrencilerinin herhangi bir somut delil
aranmaksızın tutuklandığının savunulduğu açıklamada şu cümlelere yer
verildi: “Arkadaşlarımız da son dönemde gerçekleştirilen bu hukuk
katliamının, bu keyfi tutumun sonucu olarak ceza almışlardır.
Her
fırsatta toplumun karşınına çıkarak “İleri Demokrasi” den bahseden,
Suriye Başbakanı Esad’a halkın taleplerine kulak verilmesi gerektiğini
hatırlatan Başbakana sesleniyor ve kendi halkınızın sesine kulak verin, diyoruz.
Bizler
demokratik, bilimsel özgür ve özerk bir üniversitede eğitim görmek,
düşünce ve ifade özgürlüğümüzün, dil, kimlik ve inanç özgürlüğünün
anayasa ile güvence altına alındığı bir ülkede yaşamak istiyoruz.
Bizler
arkadaşlarımıza dönük bu saldırıyı, hukuksuzluğu ve anti demokratik
tutumu kınadığımızı ve kabul etmediğimizi, arkadaşlarımızın uğradığı
hukuksuzluğun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması gerektiğini ifade
ediyoruz."
Grup açıklamanın ardından olaysız bir şekilde dağıldı. "
Note:
|
apachi writes "
|
|
|
|
| Hentbol
Türkiye Yarı Finalleri ilimizde yapılacak. 16 ilden takım halinde
sporcuların katılacağı karşılaşmalar Atatürk Mahallesindeki Şehir
Stadında oynanacak. Pazartesi günü başlayacak karşılaşmalara bakın hangi
illerden sporcular katılıyor |
|
| |
Okul Sporları 2011/2012 Yıldızlar Kız/Erkek Voleybol Türkiye Yarı Finalleri 30 Nisan-3 Mayıs tarihleri arasında Tunceli’de yapılacak.
Tunceli EMEK-Hentbol
Türkiye Yarı Finalleri ilimizde yapılacak. 16 ilden takım halinde
sporcuların katılacağı karşılaşmalar Atatürk Mahallesindeki Şehir
Stadında oynanacak.
Hentbol
Türkiye Yarı Finallerine kızlar grubunda
Antalya-Amasya-Samsun-Elazığ-Tokat-Sivas-Adıyaman ve Gaziantep
illerinden sporcular katılacak.
Erkekler
grubundaysa Adana-Trabzon-Batman-Erzurum-Diyarbakır-Elazığ- Mardin ve
Rize illeri Tunceli’ye konuk olarak gelip karşılaşacak takımlar.
"
Note:
|
apachi writes "
|
|
|
|
| Munzur
Vadisi Milli Parkı’nın 1. Derecede Doğal Sit Alanı ilan edilmesi
talebiyle bir grup, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü önünde bir araya
geldi. Munzur Vadisi geleceğe miras bıraılmalıdır çağırısı yapılan eylem
sırasında konuşan Barış Yıldırım, |
|
| |
Munzur
Vadisi Milli Parkı’nın 1. Derecede Doğal Sit Alanı ilan edilmesi
talebiyle bir grup, Tunceli Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü önünde bir
araya geldi. Munzur Vadisi geleceğe miras bıraılmalıdır çağırısı yapılan
eylem sırasında konuşan Avukat Barış Yıldırım, vadinin Milli Park
statüsüne sahip olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Tunceli EMEK-Bir grup çevreci Tunceli Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü binasının önünde eylem yaptı ve binanın girişine “Munzur Vadisi 1. Derece Doğal Sit Alanı İlan Edilsin” pankartı asıldı.
Aralarında
Belediye Başkan Vekili İbrahim Kasun, avukatlar, çeşitli siyasi parti
yöneticileri ve üyelerinin de bulunduğu grup adına açıklamayı Avukat
Barış Yıldırım yaptı.
Munzur
Vadisi Milli Parkı’nın Doğal Sit Alanı ilan edilmesi talebiyle sürekli
davalar açtıklarını belirten Yıldırım; Doğal sit alanlarını
tespit-teşhir ve belirleme yetkisinin 2011 yılı içerisinde yürürlüğe
giren bir Kanun Hükmünde Kararname ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığına
verildiğini belirtti.
8
Aralık 2011 tarihinde yayımlanan bir genelgeyle başvuruların öncelikle
talebe konu, alanın bulunduğu ildeki Valilik Çevre ve Şehircilik İl
Müdürlüğüne yapılacağını söyleyen Yıldırım konuşmasını şöyle sürdürdü;
“Doğal Sit Alanlarının tespit ve teşhirine ilişkin başvurular Çevre ve
Şehircilik İl Müdürlüğü’nde Tabiat Varlıklarını Koruma Şube Müdürlüğü
var ise (ki burada olmadığını öğrendik) başvuruya ilişkin bilgi ve
belgeleri inceler. Eksik belgelerin tamamlanmasını sağlar, gerekli değerlendirmeleri ve gerekirse arazi incelemelerini yapar. Görüşünün
de yer aldığı inceleme raporunu bağlı olduğu Tabiat Varlıklarını Koruma
Bölge Komisyonunun bulunduğu ildeki Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne
gönderir. Biz şu an önceden olduğu gibi Erzurum Tabiat Varlıklarını
Koruma Bölge Komisyonuna bağlı durumdayız. Geçen hafta içerisinde Kültür
ve Turizm Bakanlığı Hukuk Müşavirliğini bizzat aradık. Bu kararın
gereklerinin derhal yerine getirilmesini, kararların tüm ilgili kamu
kurum ve kuruluşlarına gönderilmesi gerektiğini ifade ettik. Aksi
durumun hukuka, aykırı olacağını da belirttik.
Onlar
da bu doğrultuda işlem yapacaklarını söyledi. Şimdi biz burada
Dersimliler olarak şunu talep ediyoruz: Munzur Vadisi Milli Park
statüsüne sahiptir. Bu gün Türkiye Cumhuriyeti Devletinin de taraf
olduğu 14 Şubat 1983 yılında Dünya Kültürel ve Doğa Mirasının
Korunmasına dair sözleşmenin 2. Maddesinde doğal sitlere hiçbir şekilde
fiziki ve inşai müdahalenin yapılamayacağı belirtiliyor. Bu bakımdan
doğal sitler hali hazırda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin mevzuatına göre
en üstün doğal koruma statüsü durumundadır.
Munzur
Vadisinin üstün bir doğa alanı olduğu özellikleri ve güzellikleri
itibariyle birçok unsura sahip olduğu daha önce tarafımızca ifade
edilmişti. Tekrar vurgulayalım. 1518 çeşit bitki türü var. 227 si
Türkiye’ye 55’i Munzur’a endemik türlerden. Bunun altını özellikle
çiziyoruz. Bu faunanın bu floranın bu biyolojik çeşitliliğin korunması,
Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası Sözleşmelerin, Çevre Yasasının,
Milli Parklar Yasasının ve birçok kanun hükmünün gereğidir. Biz bir an
önce Munzur Vadisinin park statüsünden çıkartılarak doğal sit alanı
statüsüne alınmasını buradan talep ediyoruz.”
"Munzur Vadisi Geleceğe Miras Bırakılmalıdır"
"Bugün
Munzur Suyu’nun kaynağı durumunda bulunan Munzur Gözeleri 1. Derecede
Doğal Sit alanı. Fakat şu an hali hazırda adeta açık hava restorantı
görüntüsü taşıyor. Orada çok ciddi tahribatlar var. Buradan da yetkili
ve görevlilere ihbarda bulunuyoruz. Orada koruma amaçlı imar planı
yapılmalı, tel örgülerle çevrelenmelidir. Munzur Gözeleri’ne ticari
yaklaşım, su kaynaklarına ticari yaklaşım ortadan kaldırılmalıdır.
Munzur ne devlete, ne de sadece, Dersimlilere aittir. Munzur gelecek
kuşakların, çocukların, onların çocuklarının çocuklarınındır." "
Note:
|
|
Kurşungeçirmez Son Dersimli
|
|
'Dersim halkı hiç bir zaman "deli" dememiş Bawa'ya'
Bawa: Kurşungeçirmez Son Dersimli
Bawa Bertal'in adıyla anılan sayısız efsaneye rağmen, nisan ayında bir pazar gününü cenazeye katılarak geçiren kalabalıkları aşkınlığa kaçmadan anlatmalı; çünkü onun doksan yıla tanıklık etmiş ömrünün sonu, bir çağın da kapanışını haber veriyor.
"Ah güzel Ahmet abim benim İnsan yaşadığı yere benzer"
İlk fotoğraf Andrzej Dragan'ın "Piyano Akortçusu" adlı bir portresi. Dragan, iyi bir portrede modele dair bir hakikatin açığa çıkacağını düşünen seyircilerini onun fotoğraflarında böylesi bir amaç bulamayacakları konusunda uyarıyor.
İkinci fotoğraf, Dersim'in efsanevi kişilerinden Bawa Bertal'e ait bir portre. Öyle yüklü bir bakışı var ki; fotoğrafçının kimliğini de koca bir tarihle birlikte o bakışa hapsetmiş gibi görünüyor. Sanki ardındaki duman sigarasından değil de bakışının yuttuğu savaşlardan tütüyor. Belki bu yüzden piyano akortçusunun piposundan çıkan duman kadar estetik değil dumanı; ama kül bile düşecek olsa utanacakmış gibi duruyor Bawa Bertal'in vakur duruşundan. Tütünün kızıllaştırdığı bıyıklarına düşen güneş ışığına inat, süveydasındaki karanlık besliyor onu sarmalayan haleyi.
Bawa Bertal öldü. Eskiler, ölenler için "gözlerden gönüllere intikal etti" derler ama ardında bu efsunlu fotoğrafı bırakan ihtiyar adamın sadece gönüllerden değil, gözlerden de göç etmeye pek niyeti yok gibi.
Bawa Bertal'in adıyla anılan sayısız efsaneye rağmen, nisan ayında bir pazar gününü cenazeye katılarak geçiren kalabalıkları aşkınlığa kaçmadan anlatmalı; çünkü onun doksan yıla tanıklık etmiş ömrünün sonu, bir çağın da kapanışını haber ediyor.
Dersim'de "ermiş" olarak görülen biri Bawa. 1938'e tanıklık edip hayatta kalmış olmanın ağırlığıyla yaşadıkça aklı bir başka biçimde çalışır olmuş.
Halk, "deli" dememiş Bawa'ya; ne de olsa bu hafıza onların da hafızasıymış. Hatta 1980'lerde sokağa çıkma yasağı ilan edilince polis karakolunu taşlayıp "Siz 38'i geri mi getirdiniz?" diye bağırdığında gidip yatıştırmışlar öfkesini; ama Bawa'nın iktidarın sürekliliğini gözler önüne seren tavrını da metafizik bir haleyle kuşatmadan edememişler. Zaman içinde, boşaltılmış köylere gidip askeri bölgelere girdiği için üzerine ateş açılan ama kurşunlara rağmen ölmeyen birine dönüşmüş Bawa.
Sözcükler bile önce 1938'in, ardından diğer yılların kayıplarının yasını tutmadan dökülmez olmuş diline, bundandır ki kekemeymiş.
Hep bayılma taklidi yaparmış ama bu kez öldü Bawa; Dersim'in isyankâr ruhlarını saklayan bedeni toprakta yayılıyor şimdi. Bir mit bulmalı hemen; isyanın ve ölümsüzlüğün bu son kalesini fethettirmemeli!
"Bawa Munzur'un sularını seyredalmışken akışa karıştı" demeli mesela da baraj yapmaya kalkışan olursa korkup kaçsın. Hem neden Dersim'in mitleri ulus-devletin mitlerinden daha az anlamlı olsun ki?
Dragan'ın piyano akortçusu, Bawa'ya çok uzak bir diyardan onunkine benzer bakışlarla bakıyor dünyaya.
Oysa biz; toprağımız, suyumuz, göğümüz bunca yakınken nasıl da ayrıyız ondan. Bawa'nın isyankâr ruhuyla ölümde değil de yaşamda "bir"leşmenin bir yolunu aramalı öyleyse; hiç kurşun yemeden kurşun-geçirmez olup olmadığımızı nasıl bilebiliriz ki?
* Bawa Bertal'in bu bin anlamlı fotoğrafını çeken Sevil Arılı'ya teşekkürlerimle...
** Şiir: Edip Cansever'in Mendilimde Kan Sesleri'nden
Can Bostan / Munzurnews
|
2503 Articles (313 Pages, 8 Articles per Page) |
|
|  |
Select Interface Language:
|
| All members: |
7 575 |
| Register today: |
0 |
| Register yesterday: |
0 |
| Members online: |
0 |
| Guests online: |
10 |
Don't have an account yet? You can create one. As registered user you have some advantages like theme manager, comments configuration and post comments with your name.
|
|
|
Pertekliyiz Biz Sitesinizi dilediginiz dilde tercüme etmek için asagidaki Dil seçenegini kullanabilirsiniz.
|
|
nukleer bi felaketten sadece hamambocegi ve akreplerin kurtulabilecegini biliyormuydunuz?
pertekliyiz.biz
|
|