| RADYO PERTAQ FACEBOOK GRUBU |
|
|
 |
 |
Haber bu kategoriye: Güncel Haberler
234 Haber (30 Sayfa, 8 Bir Sayfada bulunan toplam Haber) |
|
|
Zilan deresinden Haseki'ye bir Kürd'ün dramı
|
|
maya_ yazdı: "
ZEYNEP KURAY -ANF
15:36 / 23 Aralık 2010
İSTANBUL - Türkçe bilmediği için Haseki Hastanesi’nde muayene edilmeyen 70 yaşındaki Ferzi Melek Turanlı’nın maruz kaldığı muameleyi ANF daha önce duyurmuştu. Ama Turanlı’nın Kürtçe hikayesi Haseki’den değil Zilan Katliamı’ndan başlıyor.
Zilan Deresi'nde 1930 yılında meydana gelen ve adı tarihe ‘Zilan Katliamı’ olarak geçen olaylar sırasında 15 bin kişi yaşamını yitirdi. Katliamın yaşandığı dönemde 45 köy ateşe verilerek yakıldı. Dönemin yarı resmi ‘devlet gazetesi’ olan Cumhuriyet Gazetesi, bu katliamı şu satırlarla duyurmuştu: 'Ağrı eteklerinde eşkıyaya katılan köyler yakılarak, ahalisi Erciş'e sevk ve orda iskan olunmuştur. Zilan harekatında imha edilen eşkıya miktarı, 15 binden fazladır. Buradaki harp, pek müthiş bir tarzda cereyan etmiştir. Zilan Deresi, lebalep cesetlerle dolmuştur.'
‘Lebalep cesetlerle dolu’ olan Zilan deresinde, cesetlerin altında kalarak kurtulanlardan biri de Zayide Teker’di. Erciş’e bağlı Burhaniye köyünde oturan Teker, 1930 Temmuz’unda büyük bir katliama tanıklık edecekti.
KANLI BİR TEMMUZ SABAHI
Bir Temmuz sabahı köyü basan askerler çoluk çocuk demeden herkesi köy meydanına topladı ve ardından ‘Nüfus sayımı yapacağız’ diyerek Zilan Deresi’ne götürdü. Birliğin başında yakın geçmişten bildiğimiz Alparslan Türkeş’in babası Derviş Bey ve Cevat Bey vardı. Teker de diğer köylüler gibi, 5 çocuğuyla beraber Zilan Deresi’ne götürüldü. Nüfus sayımı bekliyorlardı ama derede yalnızca silahlar ve askerler vardı. Askerler silahları üzerlerine doğrultarak öğle namazından yatsı namazına kadar öylece beklettiler. Ve sonra kızıl kıyamet koptu. Uçaksavarların namlularından çıkan o korkunç ses ve arada bir gümleyen bombaların sesi.
HAMİLE KADINLARI SÜNGÜYLE ÖLDÜRDÜLER
Çığlıklar, bağırışlar ve çocukların ağlama sesi geliyordu. Ama bu çığlığı duyan hiçbir kimse yoktu. Cellatların kulakları tıkalıydı ve gözlerini kan bürümüştü. Hamile kadınlar süngülerle parçalanıyor ve üzerlerindeki altın yüzük ve bilezikleri alınıyordu. Devletin hazinesi boş kalmasın diye.
Teker altı kurşun yarası almıştı bedeninden. 3 kurşun bacağına, ikisi göğsüne ve biri de koluna gelmişti. Ama hâlâ yaşıyordu. Gözleri çocukları arıyordu. Ceset yığınları arasında kolundan ve omzundan kurşun yarası almış kızını gördü. Ama bir şey yapamadı, yavaşça gözlerini yumdu. Askerlerin onların sağ kaldıklarını bilmemesi gerekiyordu. Sabahın ilk ışıkları bugün daha bir kızıldı. Ve geriye sağır eden bir sessizlik vardı.
CESETLERİN ALTINDA KALARAK KURTULDU
Askerler gider gitmez, Teker cesetler arasında çocuklarını aramaya koyuldu. Yaralıydılar ama 5 çocuğu da kurtulmuştu. Teker, 5 çocuğu ve katliamda cesetlerin altında kalarak sağ kurtulan diğerleri ile birlikte Muş Malazgirt’in yolunu tuttu. Bir Ermeni köyüne sığındılar. Ermeni bir hekim onları tedavi etti. Ama gidecekleri ne bir evleri ne de yurtları vardı. Teker’in eşi de katliamda ölmüştü ve artık tek tesellisi çocukları idi. Ama onlara bakacak halde değildi. Ve burada ikinci evliliğini yaptı. Teker, evlenir evlenmez, eşi ve çocukları ile birlikte boşaltılan Aynalıhoca isminde bir Ermeni köyüne yerleşti. Burada yeni çocuklar dünyaya getirdi. Ve bir süre sonra eşi ve kaynı askere götürülünce yoksulluk içinde 5 yıl yaşamak zorunda kaldı.
5 yıl sonra eşi askerden dönünce, katliamda boşaltılan köylerine gitmek istediler ama gittiklerinde topraklarının devletçe kamulaştırılıp Afganların yerleştirildiğini gördüler. Yapacakları bir şey kalmamıştı. Tekrar kaldıkları Ermeni köyüne geri döndüler. Ama askerler burada da kendilerini rahat bırakmadı. Her gün köye baskın düzenleniyor ve köyün erkekleri sıra dayağından geçiriliyordu. Çocuklar ise saklanarak kurtuluyorlardı.
TURANLI’NIN HİKAYESİ BÖYLE BAŞLAR
Ve Teker’in ikinci evliliğinden olan kızı Ferzi Melek Turanlı’nın hikayesi de böyle başlıyordu. Ermeni köyünde hayata gözlerini açan Turanlı daha 13 yaşında iken Berdel usulüyle Mevlüt Turanlı ile evlendirilir. Evlilik sonrası Muş’ta bulunan Hanoğlu köyüne yerleşen Turanlı da tıpkı ailesi gibi askerin zorunda kurtulamaz.
Öyleki bir gün köye baskın düzenleyen askerler çocuklarını dövmeye kalkınca onları tandırın üzerindeki demir çubukla kovalar. Onca acıdan sonra ölüm korkusu artık kalmamıştır onda.
EŞİNİ KAYBEDER
Acı ve Keder Turanlı’nın da peşini bırakmaz. Bir süre sonra eşi suda boğularak can verir. Ama o bir daha evlenmeyi düşünmez. Ve 12 Eylül askeri darbesi yaşanır. Darbe ile birlikte baskılar daha da artar ve artık köyde hayat çekilmez olur. 1990’lı yıllara geldiğinde baskılar katmerleşir ama o dönem bir isyan da başlamıştır. Turhanlı’nın deyimiyle “Gençler daha çıkmaya başlayınca baskılar biraz da olsa hafifler.” Ama hiç bitmez.
VE YİNE BİR GÖÇ BAŞLAR
Bu kez koruculuk dayatılır köylere ve Turanlı’nın oğlu Maaz korucu olmak yerine İstanbul’un yolunu tutar. Oğlu Maaz’ın gidişinden kısa bir süre sonra diğer oğlu askerde hayatını kaybeder ve Turanlı artık dayanamaz ve ölen oğlumdan arda kalan torununu alarak o da İstanbul’un yolunu tutar. Ve günden beridir Turanlı ailesi İstanbul Sefaköy’de yüreğinde memleket hasreti ile yeni bir yaşam kurar.
Turanlı’yı burada başka zorluklar beklemektedir. Çünkü geldiği bu şehirdeki insanların dilinden anlamaz, insanlar da ondan. Kürt olması ‘kabahat’ olduğu gibi dili de yasaktır. Dili yasak olunca gittiği hastanede derman bulamadığı gibi hakaretlere maruz kalır.
DERT ETMEZ TÜRKÇE DE ÖĞRENİRDİM
Artık dilinden ve kültüründen dolayı zulüm görmeyi istemediğini söyleyen Turanlı, “Benim çocuklarım nasıl ki onların dilini öğrendi, onlar da bir gün olsun bu baskıyı yapacaklarına bizim dilimizi öğrenmeye çalışsınlar. Ya da en azından saygılı olsunlar. Ben başka dil bilmiyorum, benim anadilim Kürtçedir. Bizim zamanımızda okul yoktu. Olsaydı Türkçeyi de öğrenirdim. Bunu sorun etmezdim. Onlar neden sorun ediyorlar ki?”
İNCİNDİM
Turanlı, gittiği Haseki Devlet Hastanesi’nde Türkçe bilmediği maruz kaldığı hakaretlerin kendisini incittiğini belirterek, “ Ben o doktorlardan şikayetçi olmayacağım ama ben incindim. Bizim işimizi halletmesi için ona resmen yalvardım. Ancak Kürtçe konuştuğum için sinirlendi. Hastayım, hem gözümden ameliyat olmuşum hem yürüyemiyorum. Bizi sabahtan itibaren çağırarak saatlerce bekletmeleri yetmemiş gibi, bir de sonra bize böyle davranmaları kabul edilebilecek bir durum değil’’dedi.
“BEN AFFETMİYORUM”
Annesi kadar yufka yürekli olamayacağını, bu keyfi ırkçılığa karşı sessiz kalmayacağını vurgulayan Maaz Turanlı ise,’’Ben bu doktor hakkında suç duyurusunda bulunacağım. Bir birey,bir insan olarak bu tavır bana öyle bir oturdu ki sinirden elimdeki tüm evrakları yırtmışım.Bunun adı hakarettir’’ dedi. Bu tahammülsüzlüğe karşı artık sabrının kalmadığını ifade eden Turanlı, “Biz senelerdir bu baskıyı çekiyoruz yeter artık. Ne demek yeminli tercüman istemek? Sen noter misin? Ne demek 70 yaşındaki annemi ‘Çık çık çık’ diye kapı dışarı etmek? Ne demek? Bu nasıl bir ahlak bu nasıl bir çarpık zihniyet? Kardeşlik bu mu?’’diye konuştu. Bir oğlu olduğunu ve onun anadilinde eğitim görmesini istediğini de aktaran Turanlı,’’Bir insanın kendi kültürünü yasaklamak bir kimliği yok etmek demektir. Ben dilimin yok olmasını istemiyorum ve çocuklarım da Kürtçe eğitim alsın istiyorum” dedi.
ANF NEWS AGENCY
"
|
Nazdrovya yazdı: "'Müslüman değiliz, çocuğumuza din dersi istemiyoruz' diye dava açan aileyi mahkeme haklı buldu: Bu ders İslam'ı öğretiyor."
|
|
Dersimlilerden zazaca dil kursu
|
|
maya_ yazdı: "
Kürtçe önündeki engeller devam ederken, Kürtler de, kendi anadillerini yaşatmak için yoğun bir çaba sarf ediyor
Kürtçenin Kurmanci lehçesinde açılan çok sayıda amatör kursa, BM'nin "yok olma tehlikesi var" dediği Zazaca lehçesinde açılan kurs da eklendi. Diyarbakır'dan sonra Ankara'da da Zazaca kurs açan Dersimliler Derneği yetkilileri, verdikleri uğraşın dili yaşatmak için yeterli olmadığını belirterek duyarlılık çağrısında bulundu.
Anadilde eğitim talebiyle okulların boykotu ile Kürtlerin gündemine oturan anadil tartışmaları hükümet tarafından gündemden düşürülmüş olsa bile, Kürtlerin anadil talebi ve bu konudaki arayışları devam ediyor. Siyasi kampanyaların yanı sıra anadilin öğretilmesi ve geliştirilmesi konusunda atılan adımlara da her gün bir yenisi ekleniyor. KURD-DER, KURDİ-DER, TZPKurdi ve Kürt Enstitüsü'nün değişik yerlerde organize ettiği Kürtçe kurslara her gün bir yenisi ekleniyor. BM'nin "yok olma tehlikesi altında" gösterdiği Kürtçenin Zazaca lehçesinde de kurs başlatıldı. Ankara Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği, anadilde eğitimin temel haklar kapsamına girdiğini belirterek, Zazaca kurs açtı. Yok olma tehlikesi altında bulunan Zazacayı geliştirme ve yaygınlaştırma iddiasıyla başlatılan ve haftada iki saat verilen kursların yeterli olmadığını belirten dernek yetkilileri bunu geliştireceklerini ifade etti.
'Zazaca gelişsin ve eğitim dili olsun'
Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Leyla Akyıldız, başlattıkları kursun temel amacının, savaş ve sürgünler nedeniyle metropollere göçen ailelerin buralarda dillerini özgürce konuşamamanın yarattığı olumsuz sonuçların ortadan kaldırılması olduğunu dile getirdi. "Biz istiyoruz ki çocuklarımız gençlerimiz kendi anadillerinde konuşmayı, yazmayı öğrensin" diyen Akyıldız, yeni neslin kendi anadillerinde okuyamadıklarını, konuşmakta zorluk çektiklerini belirtti. Akyıldız; "Eski nesil yani bizler daha şanslıydık, anne babalarımız bizimle Zazaca yani ana dilimizde konuşuyordu. Ama yeni neslin böyle bir şansları yok" dedi. Zazacanın yok olma tehlike altında olmasının temel nedeninin anadilin her ortamda konuşulmamasından kaynaklı olduğuna dikkat çeken Akyıldız, bu durumun olumsuz sonuçlar doğurduğunu ve Zazacaya Türkçe kelimelerin girdiğini belirtti. Başlattıkları kursla Zazacanın gelişmesi ve eğitim dilinin haline gelmesini amaçladıklarını bildiren Akyıldız, böylece Zazacaya akademik düzeyde bir gelişim kazandırmayı hedeflediklerini söyledi.
' Anadil de eğitim temel ihtiyaçtır'
Başlattıkları kursun 2 kurdan oluştuğunu belirten Akyıldız, "Kursa gelenleri yeni başlayanlar ve konuşabilenler ancak okuyamayanlar yazmakta zorlananlar diye ikiye ayırdık" şeklinde konuştu. Kursun yeni olmadığını önceki yıllarda da benzer çalışmalar organize ettiklerini ancak bu kurslara sadece dernek yöneticilerinin katıldığını belirten Akyıldız, ilk kez Kürtçe anadil kampanyası kapsamında kursu geliştirdiklerini ve dışarıdan da kursiyer aldıklarını ifade eddi. Başlattıkları kursa kampanyalar nedeniyle yoğun bir ilgi olduğunun altını çizen Akyıldız, "Anadili zazaca olmayıp da bu dili öğrenmek isteyenler de geliyor. Ayrıca Zazaca Dersim dışında, Palu, Siverek, Varto gibi bölgelerde konuşuluyor ve bu durum şive ve ağız farklılıklarını beraberinde getiriyor. Bu nedenle yaptığımız kursla aynı zamanda dilin standartlaşması ortak bir Zazacayı da yaratmayı hedefliyoruz" dedi. Akyıldız, kurslar da eğitmen eksikliği yaşadıklarını bu nedenle KURD-DER'in kendilerine destek sunduğunu belirterek, ortak bir çalışma yürüttüklerinin altını çizdi. Akyıldız, "her insanın yemek yeme su içme gibi temel ihtiyaçları gibi anadilinde eğitimin de temel ihtiyaçlar arasındadır. Kurslarla yürütülen çalışmanın yeterli olmadığını biliyoruz, bu yüzden temel talebimiz Zazaca konuşulan yerleşim yerlerinde eğitim dilinin Zazaca olmasıdır" dedi.
Kaynak: DİHA
"
|
|
Dersim'de gerilla cenazeleri toplu gömüldüğü iddiası
|
|
maya_ yazdı: "

AMED - Dersim'de çıkan çatışmada yaşamını yitiren ve savcı tarafından cenazeleri çatışma alanında bırakıldığı belirtilen 3 HPG gerillasının Ovacık kırsalında topluca defnedildiği iddia edildi. Cenazelerin defnedildiğini öğrenen 3 gerilladan 2'sinin aileleri, cenazeleri almak için İHD Diyarbakır Şubesi'ne başvurdu.
Dersim'in Ovacık İlçesi'ne bağlı Karipuşağı Köyü ile Dibek Köyü kırsalında 14 Ekim tarihinde çıkan çatışmada yaşamını yitiren 3 HPG gerillasının cenazelerinin Ovacık kırsalında toplu olarak gömüldüğü iddia edildi. Cenazeleri almak için 2 kere savcılığa başvuran 1984 Diyarbakır doğumlu Hüseyin Akkuş (Agit Amed) ve 1980 Van doğumlu Şükran Gülsün'ün (Şilan Ekin) aileleri başvurusuna, savcı tarafından cenazelerin çatışma alanında bırakıldığı belirtilmişti.
Savcılığa yaptıkları başvuruları sonuçsuz kalan aileler, geçtiğimiz gün özel bir numaradan aranarak, cenazelerin Karipuşağı Köyü ile Dibek Köyü arasında bulunan derenin birleştiği yerde gömüldüğü bilgisi verildi. Bilgiyi alan aile tekrar savcılığa başvurarak, cenazleri çıkarılmasını istedi. Ancak savcı araştırmanın sürdüğünü ve cenazelerin bulunması durumunda ailelere haber verileceğini söyledi. Bunun üzerine harekete geçen Akkuş ve Gülsün'ün aileleri, cenazeleri almak için İHD Diyarbakır Şubesi'ne hukuki yardım talebiyle başvuruda bulundu.
HPG gerillası Akkaş'ın babası Aziz Akkaş, "Yaşatılan bu mağduriyeti anlamış değilim. Şayet ölen asker olmuş olsaydı her türlü imkanı devreye sokacaktılar. Ama söz konusu Kürt gençleri ve gerillası oldu mu her türlü engelli yaşatıyorlar" dedi.
ANF NEWS AGENCY"
|
|
Kürtler en misafirperver 10 halktan biri
|
|
maya_ yazdı: "MONTREAL - Kanada'nın en popüler seyahat şovunun sunucusu Chris Robinson, dünyadaki en misafirperver 10 halk arasında Kürtleri de gösterdi.
MSN.ca websitesinde yayınlanan yazısında Robinson yıllar önce Türkiye-İran sınırında bir kamp kurduklarını ve bunu gören Kürtlerin kendilerini kamplarına davet ettiğini anlattı. Burada Kürtlerle birlikte sabaha kadar eğlendiklerini anlatan Robinson karşılaştıkları misafirperverliği "olağanüstü etkileyici" olarak tanımladı.
Robinson Kürtlerin yanı sıra İrlanda, Tayland, Labrador, Yeni Zellanda, Tahiti, Barbados, Yunan halkları ve Aymera ve Quecha Kızılderileri ile Nepal'deki Sherpaları da bu listeye dahil etti.
Seyahate çıkmak isteyen Kanadalıların en çok rağbet ettikleri şovun sunucusu olan Robinson, ayrıca msn.ca websitesinin de turizm/seyahat konularındaki yazarlarından biri.
İşte misafirperver halkların sıralandığı Top 10: http://travel.ca.msn.com/international/rogers-article.aspx?cp-documentid=24240400
ANF NEWS AGENCY"
|
|
Metin Altıok'tan gerilla ağıdı
|
|
maya_ yazdı: "Sivas'ta katledilen şair Metin Altıok 1979 senesinde hayatının dönüm noktalarından birini temsil eden Bingöl'e felsefe öğretmeni olarak atanır. Bingöl Lisesinde öğretmenlik yapan Altıok'ta derin izler bırakır bu şehir. Devrimcilerle kurduğu derin dostluklar, şahit olduğu trajediler ve şarktaki yaşam mücadelesi bambaşka bir dünyanın kapılarını açar ona.
Türkçe şiirin en önemli isimlerinden biri olan Altıok hayatını Bingöl'den önce ve Bingöl'den sonra diye ayırır hep. Bingöl'den sonra şiirinin bambaşka bir hal aldığını, dünyasının başka bir mecraya girdiğini defalarca dile getirmiştir Altıok.
Altıok'un bahsettiği derin etkilerin en çarpıcı olarak hissedildiği olay 1980'lerin ortalarında Bingöl'de iki gerillanın cenazelerinin teşhir edilmesi olayıdır. Altıok katledilen gerillalar için bir şiir kaleme alır. Ve öyle yakındır ki onlara, çırılçıplak teşhir edilen kadın gerilla için “kızım” der.
Altıok'un bu ağıdı ve onun evvelinde gelişen olayların tek kaydı Epigraf dergisine verdiği bir röportaj. Bu röportajda Altıok, Bingöl için “benim için ikinci üniversite oldu” der ve anlatmaya başlar:
“Bir gün Bingöl’e iki ceset getirdiler. Bingöl bu ölülerle çalkalandı. Herkes görmeye gidiyor. Ben de gittim. Morga götürüyorlardı cesetleri. Biri erkek, daha bıyıkları terlememiş, öbürü bir kız. Erkeğin elbiseleri üstünde, kız çırılçıplak. Ama erkeğin yüzü dümdüz, burnu yok, baldırından da lop et koparılmış, parmakları mürekkepli. Parmak izi almışlar. Çok etkilendim bu olaydan ve tabii rakıya vurdum. Sonra bir de şiir yazdım”
Altıok’un o gün kaleme aldığı şiir şöyledir:
“Öyle ak öyle ak ki teni
ipekten biçilmiş sanki
duyulmamış bu yüzden üstünü örtmek gereği
Çırılçıplak incecik, sedyede bir kız cesedi
Onparmağı boyalı
Bulaşmış ıstampa mürekkebi
Bir kızım sağsa eğer
bir kızım morgta şimdi”
Tüm araştırmalarımıza rağmen bu olayın ne zaman yaşandığını ve söz konusu gerillaların kimler olduğunu öğrenemedik. Ancak bir erkek ve bir kadın gerillanın hayatını kaybetmesinden hareket edersek sözkonusu iki gerillanın 30 Mayıs 1987 tarihinde Kiğı'da yaşanan bir çatışmada öldürülen Nafiye Öz ve Haydar Kuru olması ihtimali oldukça güçlü.
Ve yine Bingöl'de yazdığı bir başka şiiri var Metin Altıok'un. Kim için yazdığı belirsiz. Orada da kimliksiz bir cenazeden bahseder:
“Yanında dağılmış kağıtlar
Ve tütün tabakası var
Bir bez parçasıyla
Ağzını tıkamışlar
Cesetini sırt üstü
Boyunca uzatmışlar
Bir deniz kabuğunda
Dalgaları duyanlar
Boş bir mermi kovanı
Sizce nasıl uğuldar”
Altıok'un Bingöl'den bir öğrencisi ünlü şairin şehirdeki tüm demokrat ve aydınlarla yakın ilişkide olduğunu ve onların bir anlamda öncülüğünü yaptığını anlatıyor. Ve o dönemdeki birçok öğrencisinin de sonra gerillaya katıldığından bahsediyor tabii ki.
Aslında bu olaydan çok uzun zaman önce yani 1979'da Altıok, Kürdistan'daki gerçeklikle çok acı bir şekilde tanışmıştır.
Bingöl'de faşistler tarafından kurşunlanarak katledilen avukat Şakir Elçi ile Metin Altıok çok yakın dost olmuşlardır. Bingöl Lisesinde yeni göreve başlayan Altıok sürekli olarak bir araya geldikleri Elçi ile birlikte oturup Kürt müziğinden, şiirinden, siyasetten konuşurlar. Şakir Elçi'nin eşi Sema Elçi de bu süreçte Altıok'un görev yaptığı Bingöl Lisesinde öğretmendir. Bu nedenle çok daha sık görüşürler.
Altıok tam da Şakir Elçi'nin vurulduğu gün Ankara'dan otobüsle Bingöl'e gelir. Haberi alır almaz kağıt kaleme sarılır ve eşi Nebahat Çetin'e şunları yazar: “Nebahat sevgilim, Bingöl'e gelir gelmez aldım kötü haberi; Şakir Elçi'yi kent alanında beş kurşunla vurmuşlar, ölmüş. Şiir düşkünü güzelim Kürd, iki çocuk babası herkesin meccani avukatı Şakir kardeş öldürülmüş. Sana anlatmışttım beni yemeğe davet etmişti evine. Rakılar içip şiirden, Cigerxun'dan, Nazım'dan söz etmiştik. Müthiş sarsıldım. Ne kadar üzüldüm bilemezsin.”
Sonrasında yaşanan olayları ve öğrencilere uygulanan vahşeti de kaleme alır Altıok: “Biim lise boykota girdi. Öğrenciler okula gelmedi. Polis geldi, jandarma geldi. Hepimizi sorguya çektiler. Ben iki gün geç geldiğim için paçayı kurtardım. Öğrencileri boykota teşvik eden öğretmenleri arıyorlar –sanki varmış gibi- oysa hiçbir öğretmenin boykotla bir ilgisi yok.
Bingöl iyice karıştı. Hepimiz dehşetli huzursuzuz. Ders bile veremiyoruz. Baskı üstüne baskı, zulüm. On iki Mart hortladı. Ellinin üstünde öğrenci gözaltına alındı. Cop, elektrik. Çocukların gövdeleri sigara yanığıyla çiçek açtı. Kötü günler geçiriyorum.”
Ve şu sözlerle seslenir Altıok eşi Nebahat'e: “Nebahat seni çok özledim. Rüyalarıma giriyorsun. Kendine iyi bak. Beni bekle. Ne olursa olsun dönem sonuna kadar kalacağım burada. Yılmayacağım. Benim kanım Şakir'inkinden daha kırmızı değil. Amaçları hepimizi yıldırmak. Hevesleri kursaklarında kalacak...”
Metin Altıok kendi için der ya “şair olmanın günün tehlikesini bir sis çanı gibi duyurmak” olduğunu tam da buydu işte. 2 Temmuz 1993'te yakılan Madımak Otelinden yaralı kurtulan tek kişiydi. Ancak girdiği komadan çıkamadı ve 9 Temmuz'da hayata gözlerini yumdu.
Bingöl onda, o Bingöl'de derin izler bıraktı.
Hatta Fazıl Say onun için bestelediği Metin Altıok Oratoryasında “Bingöl Soneleri” adlı bir bölümde şairin Bingöl'de kaleme aldığı şiirleri besteledi.
Ve o Kürtlerin dünyasına giren ve onların yüreğine dokunan nadir Türkiyeli şairlerden biri oldu.
ANF NEWS AGENCY"
|
|
Mesai Saatinde Ölmek Yasak!
|
|
Misafir yazdı: " 1990'larda kimine göre 2.5, kimine 4.5 milyon Kürt göç ettirildi.Kürdler Göç Ve Asimilasyon İle Özdeşleşti "
|
Misafir yazdı: " Katliam, soykırım ve asimilasyonlarla sonuç alamayan egemen sistem, şimdi de inceltilmiş haliyle ırkçı/faşist yüzünü her alanda gösteriyor."
|
234 Haber (30 Sayfa, 8 Bir Sayfada bulunan toplam Haber) |
|
|  |
| Bütün Üyeler: |
7 575 |
| Bugün üye olanlar: |
0 |
| Dün üye olanlar: |
0 |
| Çevrimiçi Üye(ler): |
0 |
| Çevrimiçi Misafir(ler): |
11 |
Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
|
|
|
Pertekliyiz Biz Sitesinizi dilediginiz dilde tercüme etmek için asagidaki Dil seçenegini kullanabilirsiniz.
|
|
insan vucudu isitildiginda 1 milyondan fazla pilden cok daha buyuk bir enerji kaynagi saglanir.
pertekliyiz.biz
|
|