| RADYO PERTAQ FACEBOOK GRUBU |
|
|
 |
 |
Artikel zu dem Thema: aktuelle News |
|
2225 Artikel (279 Seiten, 8 Artikel pro Seite) |
|
Haber Merkezi - PKK lideri Abdullah Öcalan, AİHM’e sunduğu son savunmasında ilk kez İmralı adasında kendisine uygulanan tecridi anlattı.
Uluslararası komplonun 14’üncü yılına girdiğimiz bu sıralarda PKK lideri Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecrit ve izolasyon politikaları daha da ağırlaştırılarak yürütülüyor. Bu politikalar nedeniyle avukat ve aile görüşmelerine izin verilmeyen Öcalan’dan yaklaşık 6 aydır haber alınamıyor.
Şimdiye kadarki tüm yazılı savunmalarında ve sözlü diyaloglarında kişisel yaşamına pek değinmeyen Öcalan, “Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunmak” adlı son savunmasında 21 Aralık 2010 tarihli ek bölümünde “İmralı adasında cezaevi yaşamıma dair” başlığıyla yaşadığı son 12 yıla değiniyor.
Öcalan, tecride karşı nasıl direndiğini ve yalnızlığa nasıl dayandığına değinirken en çok merak edilen konu olan mutlak yalnızlığa ve durağanlığa karşı geliştirdiği yaşam deneyimlerini aktarıyor.
TEK KİŞİLİK HÜCREDE 12 YIL
“Mitolojik tanrılar düşünselerdi, herhalde İmralı kayalarına bağlamak kadar ağır bir cezayı akıl edemezlerdi. Buna rağmen tek kişilik hücredeki on iki yılımı doldurmuş bulunmaktayım” ifadelerini kullanan Öcalan, şimdiye kadarki tüm yazılı savunmalarında ve sözlü diyaloglarında değinmediği kişisel yaşamıma bu savunmasında yer veriyor.
TECRİDİN ADI HAVA MUHALEFETİ
İmralı’nın, tarihte devletin üst yetkililerine uygulanan cezaların infaz edildiği bir ada olduğuna dikkat çeken Öcalan, buradaki yaşam koşullarını şu sözlerle anlatıyor:
“İmralı iklimi hem çok nemli hem de serttir. Fiziki olarak insanın bünyesini çökertmeye yatkındır. Kapalı oda tecridi eklenince, bünye üzerindeki yıpratıcı etkisi daha da artar. Ayrıca yaşlanma sürecinin başlangıcında adaya alındım. Uzun süre Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın denetiminde tutuldum. Son iki yıldır sanırım Adalet Bakanlığı’nın denetimi devreye girdi. Birer kitap, gazete, dergi ve tek kanallı bir radyo dışında iletişim imkânım yoktu. Tabii birkaç ayda bir yarım saatlik kardeş ziyaretleri ve ‘hava muhalefeti’ gerekçesiyle sıkça kesilse de, haftalık avukat görüşmeleri iletişim evrenimi teşkil ediyordu. Şüphesiz bu iletişim etkenlerini küçümsemiyorum, ama ayakta durmak için yeterli ilişki değildirler. Ayakta durmayı, çürümemeyi zihnim ve iradem belirleyecekti.”
İMRALI’YA DAYANMA GÜCÜ İZAH EDİLEMEZ
İmralı’daki dayanma gücünü hiçbir şeyin izah edemeyeceğini belirten Öcalan, tecride ve izolasyon politikalarına karşı eski deneyimlerini örneklendirirken şu ifadelere yer veriyor:
“Daha dışarıdayken kendimi hem yalnızlaştırmış hem de yalnızlığa karşı hazırlamıştım. Çok önemli bir bağımlılık ilişkisi olan aile, yakın akraba, hatta yakın arkadaş ve yoldaş ilişkisini soyutlaştıracak deneyimlerim olmuştu. Kadın ilişkisi önemli olmakla birlikte, o da soyutlaştırdığım bir ilişki alanıydı. Nazım Hikmet’in tamamen tersiydim. Çocuk edinmemeye ahdım vardı. Daha lisedeyken edebiyat hocasından on numara alan kompozisyon yazımın başlığı şöyleydi: “Sen benim için hiç doğmayacak çocuksun!” Sanırım bu yazıyla zorlu geçen çocukluk yaşamlarını konu edinmek istemiştim. Fakat tüm bu deneyimler İmralı’daki dayanma gücümü izah etmeye yetmez.”
ÖCALAN’LA KÜRT HALKI ESİR ALINDI
Kürtlerin ulusal önderi olarak milyonlarca kişiyi temsil eden ve milyonlarca kişi tarafından kendi iradesi olarak kabul edilen Öcalan, daracık bir mekanda bir yandan idam cezasının infazı ve diğer yandan ise psikolojik savaşa karşı direnişini ise şöyle kaleme alıyor:
“İmralı sürecinde bana dayatılan komplo, umudun zerresini bırakmayan cinstendi. İdam cezasının infazı ve psikolojik savaşın uzun süre gündemde tutulması bu amaçlaydı. İlk günlerde nasıl dayanabileceğimi ben bile tahayyül edemiyordum. Yıllar bir yana, bir yılı bile nasıl geçirebileceğimi düşünemiyordum. Kendi kendime yerindiğim şöyle bir düşüncem oluşmuştu: “Milyonlarca kişiyi daracık bir odada nasıl tutabilirsiniz!” Gerçekten Kürt Ulusal Önderliği olarak, zindana giriş koşullarında kendimi milyonların sentezi haline getirmiş veya getirilmiştim. Halk da böyle algılıyordu.”
MEKTUP GÖNDEREMEDİM
“İnsan ailesinden ve çocuklarından yoksunluğa hiç dayanamazken, ben ölümüne birleşmiş milyonların iradesinden bir daha hiç kavuşmamacasına ayrılmaya nasıl uzun süre dayanabilecektim!” diyen Öcalan, üzerindeki ağır tecride dikkat çekerek, şöyle devam ediyor:
“Halktan insanların birkaç satırlık mektupları bile verilmiyordu. Şimdiye kadar zindandaki yoldaşların büyük kısmı verilmeyen ve sıkı denetimden geçmiş az sayıdaki mektupları dışında ve birkaç istisna haricinde, dışarıdan hiç mektup almadım. Mektup gönderemedim. Bütün bu hususlar tecridin yol açtığı durumu kısmen anlaşılır kılabilir. Fakat benim konumumun özgün yönleri vardı.”
Öcalan, toplumsal açıdan zindan sürecinin ne zaman başladığına değinirken çarpıcı bir örnek vererek, şunları ifade ediyor:
“Kürtlere ilişkin birçok ilke çıkış yaptıran kişi konumundaydım. Yarım kalan bu çıkışların hepsi özgür yaşamın olmazsa olmazlarıydı. Halkımızdan herkese, her toplumsal alana ilişkin ilk çıkışı yaptırmış, ama hiçbirini güvenilir eller ve koşullara terk edememiştim. Bir aşığı düşünün: İlk aşkı için çıkış yapmış, ama tam tutuşacakken elleri hep havada kalmış. Benim toplumsal alanlardan özgürlük çıkışlarım da hep böyle havada kalmıştı. Kendimi toplumsal özgürlük alanlarında adeta eritmiştim. ‘Ben’ diye bir şeyi de pek geride bırakmamıştım. Toplumsal açıdan zindan süreci böylesi bir anda başlamıştı.”
TECRİDE RAĞMEN BÜYÜK BİR YAŞAM
Öcalan, cezaevinin koşullarına değinirken nasıl bir ikna ile tecrit koşullarına karşı direndiğini ve nasıl bir yaşam sergilediğini şöyle anlatıyor:
“Aslında dış koşullar, devlet, idare ve cezaevinin kendisi saraylara özgü bir donanımda olsa dahi, bana özgü tecride nasıl dayanıldığını açıklamaya yetmez. Temel etkenler koşullarda ve devletin yaklaşımlarında aranmamalıdır. Belirleyici olan, benim kendimi tecrit koşullarına ikna etmemdir. Öyle büyük gerekçelerim olmalıydı ki tecride dayanabileyim, tecritte de olsa büyük bir yaşamın sergilenebileceğini kanıtlayayım.”
Öcalan, İmralı direnişinde ve büyük yaşam duruşunda önemsediği ikinci kavramsal düşüncesinin ise ahlaki ilkeye bağlılık olduğunu belirterek, “Kendini mutlaka bir topluma bağlı olarak yaşanabileceği konusunda bilinçli kılacaksın” diyor.
VARLIK VE ÖZGÜRLÜK SAVAŞI
Ahlâklı ve onurlu bir Kürt için yaşamın, günün yirmi dört saatinde varlık ve özgürlük savaşçısı olmasıyla mümkün olacağının altını çizen Öcalan, yaşanan yanılgıları şöyle açıklıyor:
“Kürtlerin mutlak köle hali -ki, halen öyledir- benim “özgür yaşam mümkünmüş” gibi hayal kurmamı kesin olarak engelledi. Şuna ikna oldum: “Senin içinde özgür yaşayacağın bir dünyan yoktur. Burada, yani İmralı’da iç ve dış cezaevi arasında epey mukayesede bulundum. Sonuçta dışarıdaki tutsaklığın birey için daha tehlikeli olduğunu fark ettim. Bir Kürt bireyinin kendini dışarıda özgür sanarak yaşaması büyük bir yanılgıdır. Yanılgı ve yalanın egemenliği altında geçecek bir yaşam, kaybedilmiş ve ihanete uğramış bir yaşamdır. Bundan çıkardığım sonuç, dışarıda ancak bir şartla yaşanabileceği, onun da günün yirmi dört saatinde Kürtlerin (kapitalizm koşullarında Türk emekçilerinin) varlık ve özgürlüğü için savaşım içinde olmakla mümkün olabileceğidir. Ahlâklı ve onurlu bir Kürt için yaşam, kesinlikle günün yirmi dört saatinde varlık ve özgürlük savaşçısı olmakla mümkündür.”
SAVAŞSIZ BİR YAŞAM SAHTEKARLIKTIR
Savaşsız bir yaşamın sahtekârlık ve onursuzluk olduğuna işaret eden Öcalan, cezaevi koşullarına dayanmamayı yaşam gerekçesine aykırı bulduğunu şu sözlerle ifade ediyor:
“Dışarıdaki yaşamımı bu ilkeye vurduğumda, ahlâklı yaşadığımı kabul ediyordum. Bunun karşılığının ölüm veya cezaevi olması savaşın doğası gereğidir. Savaşsız bir yaşam koca bir sahtekârlık ve onursuzluktan ibaret olduğuna göre, ölüm veya cezaevine katlanmak da işin, eylemin doğasında vardır. Cezaevi koşullarına dayanmamak yaşam gerekçeme aykırıdır. Mücadeleden, varlık ve özgürlük savaşının her biçiminden nasıl kaçınılamazsa, cezaevinden de kaçınılamaz. Çünkü o da uğruna savaşılan özgür yaşamın bir gereğidir.”
ANF NEWS AGENCY
|
Dersim ve Kürdistan buz kesiyor
Dersim’de devam eden kar yağışı nedeniyle 150 köy ulaşıma kapalı.
DERSİM - Dersim’de iki haftadan beri devam eden kar yağışı Dersim şehir merkezi ve ilçelerinde hayatı ve ulaşımı olumsuz etkiliyor. Kar yağışı nedeniyle Dersim merkez, Hozat, Nazımiye, Ovacık, Pertek ve Pülümür ilçesine bağlı 150 köy yolu ulaşıma kapalı. Kapalı köy yollarının açılması için İl Özel İdare Genel Sekreterliği ve karayollarına bağlı karla mücadele ekipleri kapanan yolların ulaşıma açılması için çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.
İl Özel İdare Genel Sekreteri Hüseyin Şimşek, il genelinde etkili olan kar yağışı nedeniyle Dersim merkez, Hozat, Nazımiye, Ovacık ve Pülümür ilçelerine bağlı 150 köy yolunun ulaşıma kapalı olduğunu söyledi. Şimşek, kapanan yolların ulaşıma açılması için çalışmaların devam ettiğini ifade etti.
Dersim şehir merkezinde de vatandaşlar ev işyerlerinde tehlike saçan buzları dökerken, Dersim Belediyesi ekipleri de mahallelerde iş makineleri ile Cadde ve sokaklarda aralıksız kar temizleme çalışması sürdürdü.
Kar yağışının tadını çıkaran bazı vatandaşlar ise kardan adamı yaparak kar’ın keyfini çıkardı.
Öte yandan dondurucu havanın etkisi altına giren Kuzey Kürdistan’da gece hava sıcaklığı eksi 25 dereceye ulaşırken, Erzurum ve Ağrı’da 158 köy yolu ulaşıma kapandı.
Erzurum Meteoroloji Bölge Müdürlüğü’nün verdiği bilgiye göre, Sibirya üzerinden gelen yüksek basınç sisteminin etkisi altında olan Kuzey Kürdistan’da gece en düşük hava sıcaklığı eksi 25 derece olarak Erzurum'da ölçüldü.
Bölgede diğer illerdeki hava sıcaklığı Kars'ta eksi 20, Ardahan ve Bayburt'ta eksi 16, Ağrı'da eksi 14, Erzincan'da eksi 10, Iğdır'da eksi 1 derece olarak kaydedildi.
Günün en yüksek hava sıcaklığının Erzurum'da eksi 7, Ardahan'da eksi 6, Kars'ta eksi 5, Ağrı'da eksi 3, Bayburt'ta eksi 2, Erzincan'da 1, Iğdır'da 2 derece olması bekleniyor.
Kar yağışı ve tipi dolayısıyla Erzurum'da 48, Ağrı'da 110 köyle ulaşımın sağlanamadığını bildirdi.
Meteoroloji yetkilileri, Kuzey Kürdistan genelinde yarın kar yağışı beklendiğini belirtti.
Newededersim
|
|
Dr. Sivan ve Kürt trajedisi
|
|
Dr. Sait,in “49lar Davası’nda” savcıya; “Türk ve Kürk halkının birliğinden ” söz etmesi, başta sağ ve muhafazakar kesin olmak üzere,
“Dr. ŞIVAN Sait Elçi-Süleyman Muini ve KÜRT TRAJEDİSİ “ ( yazarı Salahattin Ali Arik, kasım 2011, Peri Yayınları)
Kitabı iki bölümde ele alıp incelersek; 1)Dr. Sait’le ilgili bölümler. 2- “Saitler komlosunu” karartan bölümler.
1- Dr. Sait’le ilgili bölümler: Kitabın ilk dokuz bölümde Dr. Sait Kırmızıtoprak (Dr. Şıvan); tutuklanması, yargılanması, hakkında yazılanlar, değişim ve dönüşümü, Türkiye ve Kürdistan hakkındaki düşünceleri, O dönem kuzey Kürdistan’daki gelişmeler, T de KDP 1.Kongresi, T de KDP program ve tüzüğü, T de KDP 2. olağan üstü Kongresi ve Dil çalışmaları ile devam eden, salt Dr. Sait’in anlatıldığı 318 sayfası, eksiğine karşın okurların zevkle okuyabileceği bir derleme. Bu bölümler de Dr. Sait’in, kısa süren ömrüne sığdırdığı olağan üstü bir mücadelesine tanık oluyoruz. Bu mücadele; bu gün Türkiye’nin demokratik bir ülke olması önündeki en büyük engel olan Kürt Sorunu üzerinedir. Sorunla ilgili herkesin okumasında yarar var. Dr. Sait’in yarım asır önce “Kürt zulmü” ile ilgili ileri sürdüğü ve savunduğu düşünceler, bu gün yeni yapılacak anayasa için, halk, demokratik kitleler ve hukukçularca ön görülen, yeni anayasanın “olmazsa olmazı” olarak yer alıyor. Kitaptan bir iki örnek: “….İşte,Türkiye ırkçı-faşist hükümetleriyle, bu hükümetleri kontrolünde tutabilen baskı kuvvetleri (cunta grupları) tarafından bir millet adına zorla sürdürülen milli ezme tatbikatından doğan Dahili Milli Çelişki kısaca budur. Yani Kürt halkının rızası hilafına ve kaba kuvvet yoluyla inkar etmek.. horlamak, tahkir etmek, baskı altında tutmak ve de yok etmektir.(s.279) . … “Türkiye Kürdistancında yaşayan Kürt halkının kendi kaderini bizzat kendisinin tayinine hakkı bulunduğuna inanır, bu amaca varmak için Kürt milli varlığının resmen tanınması ve Kürt milli demokratik haklarının istirdadını temel şart sayar.” (s. 260) “Bu nedenle …; sadece milli varlığı ve milli demokratik hakları gasp edilmiş ve bu hakların istirdadı uğruna savaşan Kürt halkının değil; daha insanca ve daha mutlu bir taşama düzeyine, serbest iradesi ve gerçek iktidarıyla ulaşmak çabasında bulunan kardeş Türk halkının da mücadelesidir”.(s.279) “YAŞASIN, HAKLARIN KADERLERİNİ SERBESTÇE YAYIN HAKKI..YAŞASIN, MİLLETLERİN TAM HAK EŞİTLİĞİ..HÜR YAŞAMA VE MUTLU OLMA HAKKI “YAŞASIN TÜRK VE KÜRT KALKLARININ KARDEŞLİĞİ VE BİRLİĞİ .. “(s.279) Dr. Sait,in “49lar Davası’nda” savcıya; “Türk ve Kürk halkının birliğinden ” söz etmesi, başta sağ ve muhafazakar kesin olmak üzere, çoğu sol görüşlü tanıdık ve tanımadık Kürtler tarafından da tepki ile karşılanmış, taviz verme , sorunu saptırma, kendi çıkarına alet etmekle vs. ile Sait insafsızca eleştirilmişti. O gün bu yaygarayı koparanlar bu gün “ya Tayyip sen bilirsin” demektedir.
2- Kitabın 10. ve sonraki bölümleri 10. bölüm ve sonrasın da ; Ortadoğu çürümüşlüğünün pis kokularını yayma, “yalan-dolan, duka ve akıl almaz çelişkili uydurma” söylemlerle Dr. Sait’i (Şıvan’ı), ailesini, yakınlarını ve onu sevenleri töhmet ve zan altında bırakılarak hakaret edilmektedir . Dr. Sait (Şıvan) gibi kendi adına siyasal hareketler oluşturan etkili bir lideri, rant için kullanılması anlaşılır değil. Şöyle ki: a) Gerçek BİLİKİŞİ RAPORU’ ile ortaya çıkarılmışken, Şınan’ı sevenlerinin bilemediği “yalan dolan dubara iftira “ ile bezenmiş, halk tabiri ile “biri kalk gidelim der diğeri b..k yeme otur yerine” çelişkili “Kürt trajedisi” rezaletleri ile okurların kafalarını karıştırmak. b) İki ön söz ve her şeyi ile kendilerinin yazıp hazırladığı kitabın yazarlığını, bir yakınına (Sait bu mücadeleye başlarken henüz doğmamış, ancak Sait’e bağlılığın verdiği heyecan ve sınırsız coşkusu içindeki bir gence) yükleme, sinsice kurulan, oynanan bir kurt kapanı. c) Saitler katillerinin ve “Şıvan hareketine” içten-dıştan ihanet eden katiller işbirlikçileri ile,BİLİRKİŞİ RAPORU”nca“ açığa çıkan gerçeği karartma çabası bu sinsiliğin göstergesidir. Kitabın yazarı yapılan Salahattin Ali Arik Dr. Şıvan’la teyze çocukları. Genç olduğu kadarda dürüst, kötü niyetten uzak, Kürt Trajedisi’i deneyimsizi bir delikanlı. Nitekim kitabın ilk önsözünde (kitabın üç ön sözü var) kitabı yazanları tek açılıkla belirliyor. “….ön söz ve anlatımlarıyla Kek Osman Aydın’a; anlatımı ve kitaptaki yazılarıyla , Kek Ziya Avcı’ya, hasta yatağında görüşmeyi kabul eden, içten ve samimi anlatımıyla Kek Ömer Çetin’e, ..www.Nevroz.com da yazdığı ve çevirirlinden dolayı Kek Aso Zağrosi’ye , “Kürtçe metinleri Türkçeye çeviren ve asıl önemlisi bu çalışmayı kitap olarak basımını yapan Sayın Ahmet Önal’a teşekkür ederim” demektedir. Böylece kitabın kimlerin tarafından yazıldığını dürüstçe belirtiyor. Ne ki bu Keklerin katillerin”itirafçılaştırdıkları” olduğunu bilmiyor. Peki kimdir bu Kek dedikleri önce ona bir atalım. Çünkü Dersim Kültüründe Kek ananesi yok
Kek Osman Aydın, Şıvan hareketinin güvenilir elemanıydı. Dr. Şıvan tutuklanınca, Şıvanışeriata teslim edip lider ve partisini ortada bırakanlardan. Ahmet Ünal; “..Osman Aydın her koşulda tarihe karşı sorumludur“ “..Şıvan geleneğinin devamı olduklarını iddia edenler bir süre sonra rehabilite sürecine uygun olarak terk ettiler… dahası katillerle kol kola görünmekte bir beis görmediler. İşbirlikçiler, Şıvan ve arkadaşlarının Sait Elçi’nin katledilmesinde ki rolleri su yüzüne çıktığı halde suçlamalarını tekrarlamaya devam ediyorlar
Kek Ömer Çetin: “Sait Elçi öldürme” suçlamasıyla tutuklanır. Sonrası mı! “Ömer çetin’in babası ve Ömer’in bacanağı eski milletvekili İskan Azizoğlu’nun girişimiyle de güneydeki Kürt hareketi ve Barzani nezdinde etkinlikleri olan bazı kişilerden Ömer Çetinin serbest bırakılması için toplanan imzalar Ömer Çetin amcası İzzeddin ağa tarafından götürülüp IKDP polit bürosuna teslim ediliyor (Sait Aydoğmuş İki Sait s.154) “Evet Ömer’in Soro ve Mele Abdulkerim’in özellikle olay sonrasındaki tutumları olumsuzdur, talihsiz ve onursuzdur ( ege s.150) ve “..Nüfuzlu Kürt aşiret reislerinin Barzani nezdinde ki girişimiyle Ömer Çetin serbest bırakılır ( s.488) Mesut Barzani, “…Sonra TKDP bizden bir kongre yapma isteminde bulundu bizde kabul ettik”( Kürdistan Pres 16/10/1987 sayı 24-16 ) denilen kongrede beş bine yakın Kürt ;“Dersim kızılbaşı, dinsizi, imansızı komünisti, hain, casus..vb Dr. Sivan adamımızı öldürdü bize verin linç eldim yoksa sorumlu IKDP olur.. ve bu karalamaları içeren binlerce sahte imzalı dosya, TKDP adına Şerefattin Elçi ve Derveşe Sado Barzani’ye iletir. Böylece Ömer Çetin ( Soro Şakir) yargılanmadan itirafçılaştırılarak “Saitler olayını” aklamak koşuluyla serbest bırakılıca şeriatın ön gördüğü 3 kişiden biri eksik olur. Bu eksiklik için Dr. Şıvan’ın arkadaşı Dersimli Hasan yıkılmış beş ay sonra tutuklanır ve kurşuna dizilir. Bu kendi başına bir vahşettir. Bu basına,“ şeriatın üç kurbanı üç Zaza oldu” diye yansır. Nedense bunların hiç birinden söz etmiyor. İşte size “Kek Ömer Çetin”. . Kitap her yönüyle, editör ve katiller işbirlikçilerinin eseri. Bunlardan biri kitabın yazarlığını yüklenmiyor, içindeki bu”yalan-dolan duka iftiraların” sorumluk ve vebalini Dr. Şıvan seveni bir gence yüklüyor. Şıvan’ın oğlu, kardeşlerinden biri, Şıvan’dan kalan eşya ve yazılarını alan ve içlerindeki sahte bir belgeyi anında piyasaya süren Ateş kardeşlerden biri de olabilirdi. Hiç biri yalan dolanı yüklenmiyor. Çünkü Türkiye kesiminde oynananlar ortada:. Sait Aydoğmuş, “Şakir ve Derweşin WAR dergisinde bir çok kez Kürtçe Türkçe yayınlanan “komplo senaryoları ilgili okurca defalarca okunduğu, bu günde “BİLİRKİŞİ RAPORU” ile çürütüldüğü için yeniden bu hayali mantıksız tutarsız çelişkili hain varsayımlarla bulandırmak istemiyorum…”der. Yeni bir bilimsizliğe pirim vermez. Katiller ve işbirlikçileri neyin peşinde olduklarını bilmiyoruz. Ancak ilk akla gelen “bu yalan dolan iftira dukaların bir vicdanı, insani sorumluluğunu yüklenmemek. Kiap yazarının Şıvan’ın bir yakını olması düşlediği “rantı” sağlama almak. En önemli bir nedende petrol zengini M.Barzani’den bir kitap siparişi alınma yolu nu bulma. İçte size bir komplo ya da “Kürt Trajedisi”. Asıl Kürt Trajedisi, Kürt coğrafyasını paylaşan devletlerin Kürt Liderliğini Barzani ipoteğinde bulundurmasına karşı Barzanilerin onlara teslimiyetçiliğinden kaynaklanır. Bunu bilmeyen Kürt siyasetçisi yoktur. Ancak söylemleri değişik kitaptan örneklemekte yarar var: Canip Yıldırım.“Barzani hiçbir zaman Türkiyede bir hareketin içinde olmak istemiyor (s.467) ve bunu Türkiye’nin verdiği “yağ şekere..vs” yardımına bağlıyor. Sonra ekliyor “Evet yargılanıp sonra da kurşuna diziliyor” oysa Şıvan ve arkadaşlarının yargılanmadığını kendisi iyi bilir. Musa Anter arzani olaya çok kızmış, Şıvanla Kulplu Çeko adlı genci tutuklayıp meşhur şeriat mahkemesine veriyor . Olay şeriat olunca kısas yoluyla Sait Kırmızıtoprak ve Çeko aynı şekilde kurşuna dizilerek şehit oluyorlar (s.466) Apo Musa “şeriata” destek! Hasan Cuni Deweşe sado Kurtalan’ hiç rahatsız edilmeden yaşayabilmenin sırrını açıklasın. Dewreşe Sado, Şerefettin Elçi ve ekibinin Barzanilerin Türkiye Temsilcileri oldukları bilinirken devletin güvenini nasıl kazandıkları izah edilmeye muhtaç değil mi? Necmettin Büyükkaya. “Hareketi istismar etmek için yanıp tutuşan bazı Türkiye Kürdistanı sahte milliyetçi zadeganları sınıfsal ağırlık ve dalaverelerini Barzani nezdinde, Şıvan aleyhine kullandılar Mehmet Cemil Paşa oğlu Mustafa Cemil Dr. Hüsnü Haco Ziya Şerefhanoğlu vsgibi (s.473) Dr. Mahmudi Osman (IKDP ikinci yetkilisi) “… Mele Mustafa Şıvan ve Elçi’ye casus gözüyle bakıyordu…ikisine de karşıydı o dönemde. Esat ve İşe’nin Türkiye ile ilişkileri vardı. Şıvan’nın öldürülmesi Barzaninin buyruğuyla olmuştur. Esat Bize Sait (Elçi) bizin hapishanedeydi “dedi..(s.474) yargılama ile ilgili de “ Yargılanmadılar. Ancak politbüroya yazılı bir metin gönderilir. Yargılanmış gibi bir belge getirdiler. Bazı şeyleri Şıvanın ağzıyla yazmışlardı . İyi biliyorum bunlar Şıvan’nın sözleri değildi. Çünkü Şıvanın el yazısını iyi tanıyorum. Daha sonra onu öldürmek için götürdüklerinde Şıvan; Bizi niye yargılamıyorlar? Biz suçsuzuz diye haykırdı”. Üzücü olan, kitapta “.. Dewşe Sado TKDP nin başına getirilerek parti tamamen MİT’in denetiminde bir parti haline getirilmiştir” dendikten sonra MİT işbirliği ile yapılan “Saitler Komplosu”nu tek dayanağı olan Kürtçe yazılmış “Dr. Şıvan’ın kendi el yazısı ile ifadesi, itirafi ve Elçi’yi ben öldürdüm” denen dört sayfalık belge; Mannheim Üniversitesi Akademik Heyetinin 27/eylül/2005 tarihinde ki 40 sayfalık BİLİRKİŞİ RAPORU ile bu yazının Dr. Şıvan el yazısı olmadığı, bu belgenin sahte olduğu, dolayısıyla Dr. Şıvan’ın aklandığı gerçeğini göz ardı ediliyor. Tüm işbirlikçiler bu gerçeğe arkasını dönüyor. “Saitler Komplosu” olayında çoğu, bire bir olayı içinde olan ya da bilenlerin, iki Sait’in öldürülmesi ile çelişkili beyanları, tutarsızlığın, çürümüşlüğün, yıkılmışlığın riyakarlığın, basit ve ilkel taraf oluşunun birer belgesi oluyor. İşte bir kaçı: Mesut Barzani .”Biz” dedi “ Kararı Türkiye Kürtlerine bıraktık. Onlar idam edilmesini istediler. Bizde kararı uyguladık ( s.488) “.. TKDP bizden resmi olarak ..Dr. Şıvan’ın kendilerince sorgulanıp ondan hesap sorulmasını, aksi taktirde IKDP yi sorumlu tutacaklarını bildirdi. Bundan sonra Dr. Şıvan’ı biz değil TKDP yargılayıp ölüm cezasına çaptırdı.(s.479) Musa Anter “…Osman Gazinin yanında iki Sait bir araya gelir. . Şıvan yanına aldığı Elçi ve Bege’yi bir yede arabadan indirerek kurşuna diziyor ve oraya gömüyor. (M.A. hatıralaım s.215) “.. gizliliğe uymayan Musa Anter’in üyeliği askıya alınır sonra parti ile ilişkisi kesilir. Ahmet Arasta gizliliğe uymadığı için ciddi bir soruşturma ve kovuşturma geçirir ve parti ile ilişiği kesilir.(s.483) Osman Gazi, bu buluşmayı yalanlar. Kemal Burkay “..ama Şıvan kendi bölgesine ulaşır ulaşmaz, Bir süre sonrada bir iki arkadaşıyla birlikte ötekilerden habersiz kurşuna dizip, gömmüş.. (Şıvan) bazı arkadaşlarına “buradan gemilerimizi yakıp çıkacağız eğer yenilirsek Sovyetlere sığınırız” demişti.(s.465) M.Emin Aslan “Sait Elçi’yi bir şekilde bulundukları yere getiriyor. Kulplu Hikmet Buluttekin’e emrederek Sait Elçiyi öldürüyor. Dr.Faik Savaş’ın amcasının oğlu. Faik’i görmek için Elçiyle beraber gelmiş ve Elçi’nin öldürülmesine tanık olmuştu. Delilleri yok etmek için onu da Ömer Çetine emrederek öldürt türüyor… Dr. Sait’i halkın sevdiği iddiasının da gerçekle bir alakası yoktur”.(s. 487 ) Serhat Bucak “….İdris Barzani, Her iki Saitt’te Kek Faik gibi ayni yöntemle öldürüldü. Dr. Şıvan Karargahta hapse kapatır. Başına nöbetçi olarak Siirtli eski eşkıya Tilki Selimi koyar. Tilki Selim’den Esat Xoşevi’ye gidip kendsinin geldiğini ve Zaxo’dalduğunu bildirmesini ister. Tilki Selim Dr. Şıvan’dan çekindiğinden haber vermez. Üç gün sonra Sait Elçi ve Mehmedé Begé kurşuna dizilir. İnfaz sırasında Dr. Şıvan , Çeko ve Brusk birlikteler (s.490-491) Derviş Sado- Tilki Selim “Dr. Şıvan, çeko ve brusk tanımadığım iki kişiyi getirip, nöbetçi olduğumuz cephanelikte hapsettiler. Bize bu adamların Türk casusu olduğunu söylediler. Çekoyu yanımıza bıraktılar. Bir hafta sonra Dr. Şıvan ve Brusk geldiler , bu adamları çıkarıp infaz ettiler” (s.505) Mele Hamdi “ .. Dr.Şıvan’a Sait Elçi ile Osman Gazi’nin yazıhanesinde görüştükleri söylenir. Dr. Şıvanda “Doğrudur, görüşmüşüz ancak görüşmeden sonra Sait çekip gitti bizde kampımıza döndük.” ..Eli Teha nın (Şıvan’ı koruması) anlatımına göre; Biz Dr. Şıvan’nın emriyle kamp yakınında iki kişi öldürdük, ancak bunlar kidi nedenini bilmiyoruz. . Dr. Şıvan bize Mele Mustafa ile Eshad Xoşveri’nin telgırafı var ..onları öldürün “8 s. 482) Merhdad R.Izady “..Dr.Şıvan ve onun iki arkadaşı, Barzani liderliğindeki IKDP si tarafından kurşuna dizilmiştir ve KDP temsilcilerinin huzurunda yapılmıştir. IKDP bu işi bizzat MİT temsilcilerinin huzurunda yapılmıştır. IKDP Şıvan’ı Sait Elçiyi öldürmekle suçlamıştır….” Ömer Çetin “.. Dr. Şıvan yakalandıktan sonra Tilki Selimi de yakalıyorlar. Selim Tilki’ye soruyorlar;size kim emir verdi, Sait Elçi ve onları oldürdünüz? O da Esat Xoşewi’den gelen bir belge üzerine vurduk der (s.260) Ziya Avcı Tilki Selimden aktarma; “ Bir gün İse(Şiwar) iki kişi yanında birde mektup getirip bize teslim etti. Mektupta bizim onlara dikkat etmemiz gerektiği yazılı idi.Üş-dört gün sonra da İse tarafından onları infaz etme emri bize ulaştırıldı. Bizde onları götürdük, Dr. şıvan’ın kampına bir az uzaklıkta onları infaz ettik (s.407) Mahkeme kayıtlarına geçen bir mektup Ali Şimgali’nin Şerefettin Elçi’ye gönderdiği mektupta; Şıvan arkadaşlarını ele verinceye kadar! Yaşayacağını söylemektedir: “ T-KDP İllegal Örgütü davasının …dizi sırasında mevcut Ali Şingali’nin sanığa yazdığı 3.9.1971 günlü ve Kürt Demokrat Partisi Cizre Komitesi’nin sayın Şerafettin’e …(Şerafettin Elçi-SA) mektupta “ Siz Dr. Şıvan (Sait Kırmızıtoprak’ın ) öldürülmesini istiyorsunuz. O yanındaki arkadaşlarını söyleyinceye kadar öldürülmeyecektir. Bizden giderken Sait Elçi’nin yerine birini seçeceğini söylemiştiniz. Şimdiye kadar niye seçmediniz.(S:501) Oysa bu tarihte önce Dr.Şıvan’ın sözde “el yazısı ile itirafı var” deniliyor.
Bütün bu deli saçması çelişkili beyanlar, sorumsuz hezeyanlar, çoğu bire bir olayın içinde, ya da yakın gözlemcisi Kürt siyasetçisine ait. Bu da bu siyasetçilerin, seçimlerde % 70-80 oy alan halktan yana olmadığı, Kürt coğrafyasını paylaşan devletlerin politikasını güttüklerinin bir göstergesi. Ancak Türkiye’deki yirmi milyon Kürt iradesini Irak’ın bir aşiret ağası ipoteği altına alma çabaların da birlikler. Onun için Dr. Şıvan Hareketini ortadan kaldırdılar. Gerçeklere arkalarını dönmeleri ondan. Gerçeği gören yazan de var ama onlar görmezlikten gelirer.işlevleri o.
Dr Mahmud Osman (İKDP eski 2. başkanı) ” Mele Mustafa Şıvan ve Elçi’ye casus gözüyle bakıyordu…ikisine de karşıydı o dönemde. Esat ve İşe’nin Türkiye ile ilişkileri vardı. Şıvan’nın öldürülmesi Barzaninin buyruğuyla olmuştur. Esat Bize Sait (Elçi) bizin hapishanedeydi “dedi..(s.474) yargılama ile ilgili de “ Yargılanmadılar. Ancak politbüroya yazılı bir metin gönderilir. Yargılanmış gibi bir belge getirdiler. Bazı şeyleri Şıvanın ağzıyla yazmışlardı . İyi biliyorum bunlar Şıvan’nın sözleri değildi. Çünkü Şıvanın el yazısını iyi tanıyorum.” (s. 474-5) Sait Aydoğmuş “Şakir ve Derweşin WAR dergisinde bir çok kez Kürtçe Türkçe yayınlanan “komplo senaryoları ilgili okurca defalarca okunduğu, bu günde “BİLİRKİŞİ RAPORU” ile çürütüldüğü için yeniden bu hayali mantıksız tutarsız çelişkili hain varsayımlarla bulandırmak istemiyorum. .(HA. Saitler komplosu. s.147) “Mele Mustafa kararını vermişti. İstim arkadan gelecek. Derviş ve Şerafettin Elçi’nin “muhakeme” için topladıkları imzalar “göz önünde bulundurarak”ölüm karaları verilecek” ve “ yukarıda adları belirtilen düzmece mahkeme üyeleri diye de bu “çetenin” önemli üç adamının Mele M. Barzani, Derwiş ve Şerafettin Elçi olduğunun altını çiziyor.(age s.141) “Evet Ömer’in Soro ve Mele Abdulkerim’in özellikle olay sonrasındaki tutumları olumsuzdur, talihsiz ve onursuzdur (age s.150) Diyar Nezan “…Belgeler: özellikle yok edilmiş, var olanlar da mezcut senaryonun olumlanması sonuşlanmiştır. Görgü tanığı olarak anlatımda bulunan kişi; Derweşe Sado, Şerafettin Elçicellat olarak rollerini oynamış ve Türk devletiyle karanlık ilişkileri yandaşları tda kabul görmüş kişilikler…. diğer taraftan Dr. Şıvan’ın arkadaşlarından olayla ilgili bilgisi olanlaritirafçılaştırılıyor. ve böylelikle ömür boyu susmaları sağlanıyor. Suskunluğun bu kadar bu kadar uzun süreli olması karşı tarafın elinde bu olumsuz rollerle ilgiligüçlü belgelerin varlığından kaynaklanıyor… o dönemlerde sadece parti üyesi olan Necmettin Büyükkaya ise yodaşlarına bağlılığı ve yoldaşlarının katledilmelerinin acısını yaşamış ve hayatı boyunca bu olayın arkasını araştırmaya başlamıştır. Dr Şıvan’ın arkadaşlarındaki bu çöküş ve teslimiyete; komplo sahiplerine kolaylıklar sağlamıştır (s.495-97-98). Hasan Cuni “..Şıvan geleneğinin devamı olduklarını iddia edenler bir süre sonra rehabilite sürecine uygun olarak terk ettiler… dahası katillerle kol kola görünmekte bir beis görmediler. İşbirlikçiler, Şıvan ve arkadaşlarının Sait Elçi’nin katledilmesinde ki rolleri su yüzüne çıktığı halde suçlamalarını tekrarlamaya devam ediyorlar. ***(Dersim dağlarında “Pepo Keko kami kişto” diye sızılanan bir kuş var (pepuğ )
DR. ŞIVAN
taşı çatlatan çığlık dinmeyen sızı kanayan bir yara kimliksiz bir halk coğrafyasıyla paramparça yeşil /sarı / kırmızıbedro-sülbüs koyağında açan karanfil (us)un gücü inancın solmaz yüzü umudun göz pınarında ki acı şıvanmunzur’a atar üç taş biri umut biri özgürlük biri kurtuluş coşar dicle fırat mezopatamya ana mezopatamya avrat kanayan yarayı / akan kanı durdurmak “soreş” uğruna / “sorek’e sadakat özgürleşemeyen bir irade / heyhat aşiret ağası / inanç mollası / ulusal ebe aşiretine dek milliyetçi / işgalcisine gebehaykırır Şıvan “kafatasım duvar değil beynime hain olmam ilmik geçse de boynuma” ölümüne cesur şeriata kurban vurulur şıvan sülbüs’ün “tan” yerinden bir yıkılmaz ar oldu yorgun /yalnız / üryan yersiz / yurtsuz / hukuksuz bir mezar taşından yoksun şeriat ilinde ***
Hüseyin Akar
|
Veröffentlicht von maya_ am Mittwoch, 01. Februar 2012 (22 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | | Punkte: 0)
|
|
Kız doğurdu diye öldürüldü
Afganistan'ın kuzeybatısında bir kadın üçüncü kez bir kız bebek dünyaya getirdiği için kaynanası ve eşi tarafından öldürüldü. Kaynana tutuklanırken kaçan eş aranıyor.
Kunduz eyaletindeki Hanabad şehrine bağlı Mahfalay köyünde yaşanan olayla ilgili bilgi veren yerel polis şefi Sufi Habib, iki ay önce bir kız bebek dünyaya getirdiğini ve eşi ile kaynanasının kadını boğarak öldürdüğünü söyledi.
Kaynana Wali Hazrata'nın Stori adındaki ayaklarını bağladığı bu sırada da katil eşin kadının boğduğu bildirildi.
Afgan kadın örgütleri konuyla ilgili uluslararası alanda girişim başlatırken kırsal kesimlerde her gün onlarca kadının benzeri nedenlerle öldürüldüğünü duyurdu.
Kunduz Kadın Hakları Merkezi direktörü Nadira Gya, olayı kınayarak bunun suçsuz bir kadına yönelik vahşi bir suç olduğunu söyledi.
Yerel liderler ise kaynana ve eşin hızlı bir şekilde cezalandırılması için çağrılar yayınladı. Kunduz eyaleti yasalarına göre cinayete yardım dahi idam gerektiren bir suç.
Feodalitenin egemen olduğu Afganistan'da erkek çocukların doğumu kutlanırken kız bebekler ise yük olarak görülüyor.
|
Veröffentlicht von maya_ am Mittwoch, 01. Februar 2012 (24 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | | Punkte: 0)
|
|
Kışanak'tan Erdoğan'a cevap: Üç paşayı güdemiyorsun
Ankara - BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, Roboski katliamıyla ilgili Başbakan Erdoğan’a cevap vererek, “Üç paşayı güdemiyorsun, halkı kandırarak güdeceğini zannediyorsun” dedi. Kışınak AKP milletvekilinin izlediğini açıkladığı Heron görüntülerinin TRT’den yayınlanmasını istedi
Partisinin grup toplantısında konuşan Kışanak, BDP’ye yönelik gözaltı ve tutuklamaları eleştirerek, “Bu operasyonlar açıkça siyasi iktidar tarafından yürütülen siyasi bir katliam operasyonudur” dedi.
Son dönemde 14, önceki dönemlerle birlikte 24 belediye başkanının aralarında olduğu 6 bini aşkın arkadaşlarının tutuklu olduğunu söyleyen Kışanak dosyaların komedi düzeyinde olduğunu belirterek, “AKP hükümeti teslim alma, irade kırma, korkutma, sindirme ve böylece kendisini bir sonraki seçimlere hazırlama süreci içinde” diye konuştu. Basına yansıyan Midyat kaymakamının AKP ilçe başkanlığını ziyaretinde, “Bu kaleyi kaptırmayın” yönünde sözlerini anımsatan Kışanak, bu sözlerin AKP’nin BDP’ye karşı yürüttüğü siyasi operasyonun itirafı olduğunu söyledi.
Tutuklu BDP Van Milletvekili Kemal Aktaş hakkında kesinleşen 2 yıl cezayı, “garabet” olarak nitelendiren Kışanak, “Bir politikacı düşüncelerini açıklayamayacak mı, bunu terör suçlusu nasıl ilan edebilirsiniz? Aktaş’ın yaptığı tek şey çözüme yönelik düşüncelerini açıklamak ve halkla paylaşmaktır. Milletvekili seçildikten sonra yargılamanın durması gerekir ama durmuyor, Yargıtay bu cezayı onaylayarak yürürlüğe konulmasını istiyor. Bu hukuk garabetini yaratan AKP hükümetinin 2005-2006 arasında reform adı altında bize yutturduğu yasal değişikliklerdir” dedi.
Kışanak verilen cezanın infazıyla ilgili işlemlerin derhal durdurulması gerektiğini belirterek, “Anayasa 83’üncü maddesi de bunu emreder. Kendisinin derhal serbest bırakılması gerekiyor" dedi.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste” sözlerini tekrarlayan Kışanak, “Bu mazlum halkın hakkını yiyenler, bu mazlum halka zulmedenler abad olamayacaklar. Bu söz doğrudur ama bu sözü kendin için söylemiyorsan bir kıymeti yoktur. Kimseyi kandırmaya oyalamaya çalışma” dedi.
‘FARKLILIKLAR ANAYASAL GÜVENCEYE ALINMALI’
Erdoğan’ın BDP’ye yönelik irade tartışmasını eleştiren Kışanak, BDP’nin iradesinin de çözüm önerilerinin de ortada olduğunu ifade etti. BDP’nin çözüm önerilerinin ‘’terör’’ çalışması diye KCK davasında sorgulandığını belirten Kışanak, “Tüm farklılıklar anayasal güvence altına alınmalıdır. Kürtler anadillerini kamusal alanda kullansınlar, kime ne zararı var. Kürtler anadilde eğitim yaptığında Türklerden, Çerkezlerden bir şey eksilir mi, niye kabul etmiyorsun” dedi.
BDP’nin üçüncü vazgeçilmez talebinin özyönetim hakkı olduğunu anlatan Kışanak şunları söyledi: “Bir halk varsa farklı kültürü dili varsa kendisini özyönetim hakkına kavuşturma imkanı vardır. Yerel yönetimlere özerklik vermeyen hiçbir yönetim demokratik kabul edilmiyor. Çözüm önerilerimiz yok sayılıyor. Daha neyin iradesinden söz ediyorsun. ‘Bunları konuşmayalım’ diyorsan çıkıp iradeniz yok demeyeceksin.
Halka yalan söylemek en büyük siyasi ahlaksızlıktır. Kürt sorunu gibi sosyolojik ekonomik nedenleri olan büyük bir sorunu terör olarak nitelemek de cahilliğin daniskasıdır. Halkın taleplerini görmemek cahilliktir. Bir siyasi sorunu terör diye tankla copla bitireceğini zannetmek cahilliktir.
Demokratik siyasetten zerre anlamıyorlar. Bunlar bildiğimiz sürü siyasetini sürdürmek istiyorlar. Onun için Başbakan çıkıp ‘5-10 koyun güdemezler’ diyor. Sayın Başbakan halk koyun değil, biz onları gütmeye değil onların taleplerini gerçekleştirmeye adayız. Siz hala siyaseti ‘sürü siyaseti’, ‘halkı peşine tak kandır’ anlayışı olarak görebilirsiniz. Biz bununla mücadele ediyoruz sizinle kavgamızın temelinde de bu var zaten. Niye halk mahalle meclisi kursun, sendika kursun, bunların temel derdi burada. Bırakın halk sürü olsun, biz de kebap yapalım. Sizin anlayışınız bu. Hırsızlık yolsuzluk yapan sizsiniz, kebap siyaseti bu işte.
‘KÜRDİSTAN COĞRAFİ VE TARİHİ BİR GERÇEKLİK’
Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) bütün bir Kürdistan coğrafyasının iradesi olduğunu söyleyen Kışanak, “Biz ‘Kürdistan’ dedik diye birileri bunun demagojisini yapabilir. Bu bir tarihsel gerçektir. Osmanlı’nın belgelerinde de, Cumhuriyetin kuruluş belgelerinde de vardır. Bu coğrafi tanımlama tarihsel bir gerçektir. Bir coğrafyanın ismini doğru söylemek de doğru siyasetin gereğidir” dedi.
DTK’nın açıklamasında yer alan eşit yurttaşlık hukuku içinde yaşama, dili, kültürü korumayı içeren önerilerin bir çözüm iradesi olduğunu AKP’nin de Kürt sorununu çözebilmek için diyalog müzakereyi gündemine almak zorunda olduğunu ifade eden Kışanak şöyle devam etti:
“Diyalog ve müzakerede İmralı kritik bir rol oynamaktadır. Sayın Abdullah Öcalan’a diyalog ve müzakerenin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve barışın ortaya çıkması için gerekli koşulların sağlanması gerekir. Hem devlet oraya heyetler gönderip hem de cezaevinde tutmaya devam ederse buradan sonuç çıkmaz. Görüşmeler doğru ama eksik bir yoldur. Sayın Öcalan’a rolünü oynayabileceği koşullar yaratılmalı.”
ÖCALAN’IN KOŞULLARI YARATILMALI
"Ya yenme yenilme ya da diyalog kurarak çözme" şeklinde iki siyaset yolu olduğunu söyleyen Kışanak şöyle dedi: “Türkiye hep yenme yenilme siyasetini tercih etti, bir halkın taleplerini savaş politikalarıyla bastırmaya çalıştı. Türkiye’nin bu yoldan vazgeçmesi, İmralı’daki tecritin ortadan kaldırılması, Öcalan’ın muhataplık için koşullara kavuşması lazım.
Diyalog ve müzakerede İmralı kritik bir rol oynamaktadır. Sayın Öcalan'ın diyalog ve müzakereyi sağlıklı şekilde yürütebilmesi, doğru sonuç doğurması ve oradan bir başarının ortaya çıkması için Öcalan'ın rolünü oynayabileceği koşullara sahip olması gerekiyor. Bu olmadan yürütülen görüşmelerin sonuç vermediğini gördük. Devlet hem heyet gönderdi hem de onu cezaevinde tutarsa buradan çözüm çıkmaz. Devletin geçmişte yaptığı görüşmelerin doğru olduğunu ama eksik olduğunu söylüyoruz. Bundan sonra eksikler tamamlanarak geri dönülmeli doğru yola. Öcalan'ın rolünü oynayacağı koşullar yaratılmalıdır. Dünyadaki benzer sorunlar diyalog ve müzakere ile çözüldü. Türkiye'nin bu yolu denemekten başka seçeneği yoktur. Bir halk ile düşmanlık hukuk üzerinden mücadele etmeye çalışırsanız yenilirsiniz. İki yol var. Ya yenme-yenilme siyaseti ya da konuşarak diyalog siyasetidir. Türkiye hep birincisini kabul etti talepleri bastırmaya çalıştı. Bu yoldan derhal vazgeçilmesi İmralı'daki tecridin ortandan kaldırılması gerekiyor."
Kışanak, Kürt sorununda çözüm bağlamında DÖKH'ün yaptığı mitinglerin önemli olduğunu, ancak AKP hükümetinin kadınların bu mücadelesine de tahammül edemediğini belirterek, "AKP'nin talimatı ile mitingler yasaklandı. Hiçbir gerekçesi yoktur. Bu yasakçı zihniyete karşı kadınlar meydanlarda taleplerini haykırdı. AKP'nin sindirme siyasetine Kürt kadınları izin vermedi. Baksınlar. Orada kucağında çocukları olan kadınlar ve bir halk vardı. Bunu neden polis zoruyla engellemeye çalışıyorsun. Bunu yapan diktatördür. Bu halk o copa, gaz bombasına ve AKP terörüne rağmen orayı terk etmedi. Tüm kadınlara yürüttükleri bu cesur mücadeleden dolayı sevgilerimi saygımı sunuyorum. Kadınlar demokrasi mücadelesinin vazgeçilmez unsurudur. Biz rolümüzü en güçlü şekilde oynamalıyız" ifadesini kullandı.
‘SENARYO TEZGAHLIYORLAR’
Roboski’de34 kişinin yaşamını yitirdiği katliamla ilgili bir ayı aşkın zaman geçmesine karşın ne yaşandığıyla ilgili resmi bir açıklama yapılmamasını eleştiren Kışanak, AKP’li bir milletvekilinin heron görüntülerini izlediğiyle ilgili açıklamalarını hatırlattı. Olaydan 28 gün sonra milletvekilinin, “kaçakçı oldukları görülüyor” yönündeki açıklamasını aktaran Kışanak şöyle dedi: “Peki nasıl oldu bu katliam. Genelkurmay ‘istihbarat vardı bunun için vurduk’ dedi. Başbakan Genelkurmay’a biat etti, aynı açıklamayı yaptı. Şimdi gerçeği kapatamayacaklarını anlayınca üzerini kapatmaya çalışıyorlar. Ortada kirli bilgi dışında hiçbir şey yok, belli ki yeni senaryo tezgahlıyorlar.”
Kışanak, “Bu katliamı kim reva gördüyse bu halka hesap verip bu halktan özür dileyecek. Bu işin başka temizlenme yolu yok” diyerek taleplerini şöyle sıraladı:
“Bu soruşturma üzerindeki gizlilik kararı kaldırılmalı, bilgi belgeler açıklanmalı. AKP milletvekilinin izlediği görüntülerin halkın izlemeye hakkı var. TRT’den yayınlanmalı. İstihbaratı kim verdiyse açıklanmalı.”
‘ÜÇ PAŞAYI GÜDEMİYORSUN’
ABD Büyükelçisinin istihbaratla ilgili “biz vermedik” yönünde açıklama yaptığını, MİT’in de olaydan sonra istihbaratla ilgilerinin olmadığı yönünde açıklama yaptığını hatırlatan Kışanak şöyle devam etti:
“O zaman ortada belki bir istihbarat da yok. Genelkurmay başkanı bu yalanı söylemişse, Başbakan da bu yalanın peşine takılmışsa, çıksın bunu söylesin. ‘Genelkurmay’ın yaptığı açıklama yalandır, ortada böyle bir istihbarat yoktur. Ben onu cezalandırıyorum’ desin. Demokratik yönetim, askeri vesayetten sıyrılmak budur. Üç paşayı güdemiyorsun halkı kandırarak güdeceğini zannediyorsun.”
Katliamla ilgili telefon görüşmelerinin tapelerinin açıklanmasını, ‘hangi makamlara görüntü aktarımları yapılmış, kimler izlemiş, değerlendirmeleri kimler yapmış, vurulması talimatını kimler vermiş’ bunların açıklanmasını isteyen Kışanak, “Bunlar açığa çıkmadığı sürece bu katliamın vebali başbakanın üzerindedir” dedi.
İnandırıcı bir soruşturma için bu mekanizmalar içinde yer alanların tamamının görevden el çektirilmesi gerektiğini söyleyen Kışanak, “Bir ay sonra heron görüntüleri savcılığa gidiyorsa o görüntülerde montaj yapılıp oynanmadığını kim garanti edebilir. Herkes görevinin başında. Örtbas için herkes elinden geleni yapıyor, göstermelik soruşturma ile avutmaya çalışıyorlar” iddiasında bulundu.
Diyarbakır İçkale’de ortaya çıkan insan kemiklerine de değinen Kışanak, kazı yapılan yerin JİTEM’in sorgu, işkence infaz merkezi olduğunu söyledi. Orada restorasyon değil adli bir soruşturma yapılması gerektiğini söyleyen Kışanak, bu konuya sahip çıkmadıkları yönündeki açıklamaları eleştirdi. İnsan Hakları Derneği’nin kayıplarla ilgili bilgileri de içeren tüm arşivinin KCK soruşturması adı altında emniyette olduğunu söyleyen Kışanak, “Gerçekten Ergenekon, JİTEM’in halka karşı işlediği suçları ortaya çıkartmak istiyorsanız, önce KCK kapsamında aldığınız raporları bırakın” dedi.
AKP’nin topyekün savaş konseptinden vazgeçmediğini infaz değil cezaevi seçeneği ile süreci götürmeye çalıştığını vurgulayan Kışanak, “JİTEM bu topluma karşı suç işlemiş bir devlet örgütüdür. Devlet ‘bunu yaptım halka karşı suç işledim, özür diliyorum’ diyecek başka da yolu yok” dedi.
‘ÖĞRETMENLER HEDEF GÖSTERİLİYOR’
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Anadilde eğitim projeleri olmadığı yönündeki açıklamasını anımsatan Kışanak, eğitimin önemli bir asimilasyon aracı olduğunu savunarak, “Bu proje yoksa asimilasyondan vazgeçtik diyemezsiniz” dedi. Kışanak Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in yerellerdeki sözleşmeli öğretmenlerin örgütün baskısı altında olduğu yönündeki açıklamalarını ise “Oradaki öğretmenleri hedef, atanamayan öğretmenleri suçlu gösteriyor” diye eleştirdi. Sözleşmeli öğretmenlerin uyguladığı programın merkezi olarak planlandığını söyleyen Kışanak, “Yerel öğretim bunun dışına çıksa müfettişler tepesine atlar. Ama yerel öğretmen teneffüste Kürtçe konuştu diye öğrencinin kulağını çekmez. Bundan endişe ediyorlar” dedi. (anf)
|
Veröffentlicht von maya_ am Mittwoch, 01. Februar 2012 (21 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | | Punkte: 0)
|
|
Diyanet İşleri Başkanlığıından Alevilere hakaret: "Böyle bir din yok"
İnancı gereği Alevi piri görüşmek isteyen siyasi tutuklu Bülent Özdemir’e, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Kandıra F tipi cezaevi, "Böyle bir din yok" gerekçesiyle izin vermedi.
Kandıra F tipi cezaevinde kalan siyasi tutuklu Bülent Özdemir, inancı gereği Alevi Piriyle görüşme talebinde bulununca Diyanet İşleri Başkanlığı, cezaevi yönetimine "Böyle bir din yok" yanıtını verdi. Yanıtı referans alan cezaevi yönetimi de görüşme talebini reddetti.
"Alevilik sosyo kültürel bir yapıdır" 3 yıldır tutuklu bulunan Özdemir, Alevi Piriyle görüştürülmek için 13 Nisan 2011 tarihinden bu yana cezaevi yönetimine defalarca dilekçe sundu. Özdemir, mensubu olduğu dinin görevlilerince ziyaretinin yasal olarak uygun olduğunu belirterek Alevi Piriyle görüştürülmek istediğini belirtti. Konuya ilişkin cezaevi yönetiminin yanıt istediği Diyanet İşleri Başkanlığı, "Alevilik bir din değil İslam dini bünyesinde sosyo kültürel bir yapıdır" şeklinde açıklama yaptı.
Fetvayı alan cezaevinden ret Okullardaki zorunlu din dersi uygulamalarına ve Cem evlerinin ibadethane statüsüne alınmamasına karşı birçok sorunla mücadele eden Alevilerin inancını yok sayan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın fetvayı andıran açıklamasını referans alan cezaevi idaresi de, Aleviliğin İslam dini içerisinde değerlendirildiğini söyleyerek Alevi Piri ile görüşme talebini reddetti.
Cezaevlerinde Alevi kanalları da yasak Öte yandan periyodik olarak tutuklulara din dersi faaliyetleri düzenlenen cezaevlerinde ayrımcılık sadece inanç önderleriyle görüşmelerin engellenmesiyle yaşanmıyor. Cezaevinde Samanyolu, Hilal, Kanal 7 gibi kanallar dini içerikli yayınlar yapılırken Alevi yayın yapan kanalların izletilmemesi ve cezaevi kütüphanelerinde Fethullah Gülen, Said-i Nursi kitapları bulunurken Alevi inancını kapsayan kitaplara yer verilmemesi de inanç ayrımcılığını vurguluyor.
Newededersim
|
Veröffentlicht von maya_ am Mittwoch, 01. Februar 2012 (34 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | | Punkte: 0)
|
|
Sıra Alevilere geldi: PSAKD yöneticileri gözaltına alındı
Sarıyer'de önceki gün gerçekleştirilen operasyonlar sonucunda Pir Sultan Abdal Derneği (PSAKD) MYK üyesi ve İzmir Şube Sekreteri Zeynep Yıldırım ile şube yöneticisi Metin Doğan gözaltına alındı.
İSTANBUL - ABF, İstanbul'un Sarıyer İlçesi'ne bağlı Küçükarmutlu Mahallesi'ne gerçekleştirilen operasyonlarda, Pir Sultan Abdal Derneği MYK üyesi ve İzmir... Şube Sekreteri Zeynep Yıldırım ile şube yöneticisi Metin Doğan'ın gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Konuya ilişkin yapılan açıklamada, gözaltına alınan kişilerin ortak özelliğinin Alevi örgütlenmesi içinde yer almaları ve Küçükarmutlu'da kentsel dönüşüme karşı mücadele etmeleri olduğu belirtildi.
Gözaltılarla demokrasi ve toplumsal barışa inanmış kurum ve bireyler üzerinde korku yaratılmak istendiğini vurgulanan açıklamada, bu ve benzeri gözdağı girişimlerinin toplumsal muhalefeti susturamayacağı kaydedildi. Açıklamada, gözaltına alınan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticisi ve üyelerin derhal serbest bırakılması istendi.
Pir Sultan Abdal Derneği Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül yaptığı açıklamada gözaltılara sert tepki göstererek, ‘’Siyasi iktidarın toplumsal muhalefeti susturmaya, yok etmeye ve halka korku salmaya yönelik baskı ve zor uygulamalar devam etmektedir. AKP, farklı toplumsal kesimlere uyguladığı operasyonlarda, bazı başkaca toplumsal muhalefet odaklarının zımni onayını alarak başarılı olmaktadır. İktidarın baskıcı uygulamalarını protesto ediyor gözaltına alınan yönetici ve üyelerimizin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz’’ dedi. (anf)
|
Veröffentlicht von maya_ am Samstag, 28. Januar 2012 (56 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | | Punkte: 0)
|
|
Dersim Belediyesi'nin karla mücadelesi
Etkisini hala devam ettiren kar yağışında cadde ve kaldırımları kullanmakta zorlanan vatandaşın yardımına belediye yetişti.
Günlerdir yağan etkili kar yağışı Dersim'de hayatı felç ediyor.
Dersim'in Ovacık ve Hozat belediyeleride karla yoğun bir mücadele diyor..
Etkisini aralıksız sürdüren kar yağışı hayatı olumsuz yönde etkilemeye devam ederken kentte kar kalınlığının yaklaşık 40 cm'ye ulaştı.
Dersim kent merkezinde vatandaşlar cadde ve kaldırımları kullanmakta zorlandığı gözlenirken belediye ekipleri harekete geçti.
Dersim Belediyesi yoğun kar yağışı nedeniyle işçiler ve iş makinesiyle cadde ve kaldırımlarda kar temizliğine başladı.
Kar yağışının önümüzdeki günlerdede devam edeceği bildiriliyor..
|
2225 Artikel (279 Seiten, 8 Artikel pro Seite) |
|
|  |
Sprache für das Interface auswählen
|
| All members: |
7 549 |
| Register today: |
0 |
| Register yesterday: |
0 |
| Members online: |
0 |
| Guests online: |
17 |
Don't have an account yet? You can create one. As registered user you have some advantages like theme manager, comments configuration and post comments with your name.
|
|
|
Pertekliyiz Biz Sitesinizi dilediginiz dilde tercüme etmek için asagidaki Dil seçenegini kullanabilirsiniz.
|
|
uzerinde barkodu olan ilk urun wrigleys marka sakizdir..
pertekliyiz.biz
|
|