| RADYO PERTAQ FACEBOOK GRUBU |
|
|
 |
 |
Artikel zu dem Thema: aktuelle News |
|
2225 Artikel (279 Seiten, 8 Artikel pro Seite) |
|
Cumartesi Anneleri'nden acı öyküler
Cumartesi Anneleri, "PKK ile ilgili bilgi vermezsen eşini çırılçıplak soyup, köy meydanında teşhir ederiz" diye tehdit edildiği için kendisini kayalıklardan aşağıya atan Ömer Çetin'in öyküsünü anlattı.
Faili meçhul cinayetlerle katledilen ve kaybedilen yakınlarının bulunması ve faillerin yargılanması için her Cumartesi Galatasaray Meydanı'nda oturma eylem yapan Cumartesi Anneleri, 358. haftada "adalet" arayışlarını sürdürdü.
"Failler belli, kayıplar nerede?" pankartı açan kayıp yakınları, katledilen ve kaybedilen yakınlarının fotoğrafları ve onları simgeleyen kırmızı karanfiller taşıdı. Oturma eyleminde ilk olarak 1995'de kaybedilen Fehmi Tosun'un eşi Hanım Tosun söz aldı. Geçen hafta TBMM İnsan Hakları Komisyonu'na çağırıldığını belirten Tosun, kendisine orada eşiyle ilgili sorular sorulduğunu, oysa tüm kayıpların bulunması için çalışılması gerektiğini ifade etti. Eşinin İstanbul'un göbeğinde gözaltına alındığını ve kaybedildiğini belirten Tosun, her toplu mezar ve kayıpların gündeme gelişinde içlerindeki yaranın sızlamaya başladığını aktardı. Diyarbakır İçkale'deki JİTEM üssünde ortaya çıkan kemiklerden sonra geceleri uyuyamadığını ifade eden Tosun, "Biz asit kuyularından JİTEM binalarından insanları araştırmaktan utanıyoruz, siz utanmıyor musunuz" diye sordu.
'Gözlerimiz sürekli televizyonda'
Tosun'un ardından 1994'de kaybedilen Kasım Alpsoy'un eşi Erdoğan Alpsoy, Kürtçe konuşma yaptı. Alpsoy, devletin kayıpların mezarlarının, kemiklerinin nerede olduğunu bildiğini, çünkü kendisinin yaptığını kaydetti. Çocuklarının ağladığını, gözlerinin sürekli televizyonda olduğunu ifade eden Alpsoy, "Yakınlarımızın cenazelerini istiyoruz. Bizim suçumuz Kürt olmaktı" dedi.
'Oğlunun mezarına bir avuç toprak atma hakkı elinden alındı'
13 Eylül 1980'de Kars'ın Göle İlçesi'nde gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan 12 Eylül'ün ilk kayıplarından Cemil Kırbayır'ın kardeşi Mikail Kırbayır da söz alarak, çeyrek asırdır adalet arayışında olduklarını ancak hala o adalete ulaşamadıklarını söyledi. Yıllarca oğlu Hayrettin Eren'in akıbetini soran Kemalettin Eren'in oğlunun mezarına bir avuç toprak atmadan yaşamını yitirdiğini hatırlatan Kırbayır, "Oğlunun mezarına bir karanfil bırakma hakkı elinden aldılar. Oturdukları koltuklarda, taktıkları kravatlarda, Hayrettin Eren'in, Cemil Kırbayır'ın nicelerinin kan lekesi var. Bu kan lekeleri temizlenmediği sürece demokrasiden bahsedilemez" dedi.
'Askerler köylüleri çukura koyarak üzerini bomba attı'
Konuşmaların ardından haftanın basın açıklaması yapıldı. Açıklamayı okuyan Sebla Arcan, toplu mezarların planlı ve Minesota Protokolü'ne uygun şekilde açılmasını istedi. Kamuoyunun da bu konuya duyarsız kaldığını belirten Arcan, Şırnak'ın Güçlükonak İlçesi'ne bağlı Özbaşoğlu Köyü'nde 1993 yılında askerler tarafından öldürülen köylülerin hikayesini anlattı. Köyü basan askerlerin köy halkını okula topladığını, Ömer Çetin'i işkenceden geçirdikten sonra, eşini köy meydanına getirdiklerini, "PKK ile ilgili bilgileri vermezsen karını çırılçıplak soyup, halka teşhir ederiz" diye tehdit ettiklerini aktardı. Bunun üzerine Çetin'in kendisinin kayalıklardan aşağı attığını ve askerler tarafından üzerine ateş edildiğini belirten Arcan, Çetin'in sonra yaralı olarak tekrar köy meydanına getirildiğini, önce okulun önünde bulunan foseptik çukuruna sokulduğunu, ardından üzerine odun parçaları konulup canlı canlı yakıldığını anlattı. Cesedin daha sonra 5 köylüyle birlikte götürüldüğünü aktaran Arcan, "Köylülerden, Abdullah Güler, Sait Şen, Beşir Başkak, Ahmet Güler ve aynı ismi taşıyan Ahmet Güler'den PKK'ye ait sığınakların gösterilmesi istendi. Sığınakları bilmediğini söyleyen 5 kişi çukura konuldu, üzerlerine ateş edildi, sonra el bombası atıldı. Parçalanan bedenlerin arasından yaralı olarak kurtulan Ahmet Güler, ortalık sakinleştikten sonra çukurdan çıktı ve uzun bir yürüyüşten sonra köyüne vardı. Bedenine 10 kurşun isabet etmişti. Savcılığa gidip şikayette bulundu. 19 yıl hiçbir işlem yapmayan savcılar, kayıp ailelerinin mezar açılması ısrarı üzerine nihayet harekete geçti" dedi.
Arcan, Özbaşoğlu Köyü ile Yağızoymak Jandarma Taburu arasında yapılan kazılarda, Abdullah Güler, Beşir Başkak ve Sait Şen'in kemiklerine ulaşıldığını, Ömer Çetin ve Ahmet Güler'in bedenlerine ise henüz ulaşılamadığını ifade etti.
'Eşimi işkence yaparak öldürdüler'
Şırnak'ın Cizre İlçesi'nde Dayikên Şemîyê (Cumartesi Anneleri) eyleminde 1993 yılında kaybedilen Mustafa Aydın'ın hikayesini anlatan eşi Medine Aydın, "Eşimi evden alıp dağa çıkardılar, orada işkence yaparak öldürdüler" dedi.
Şırnak'ın Cizre İlçesi'nde Dayikên Şemîyê (Cumartesi Anneleri), faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması ve gözaltında kaybedilenlerin akıbetlerinin açıklanması talebiyle Cizre Lisesi önünde oturma eylemi yaptı. Anneler, 1990'lı yıllarda kaybedilen ve faili meçhul cinayetlere kurban giden yakınlarının fotoğraflarını taşıdı. Eylemlerini her hafta aralıksız devam ettiren anneler, 1993 yılında kaybedilen Mustafa Aydın'ın hikâyesini anlattı. Kaybedilen Aydın'ın eşi Medine Aydın, 1993 yılında Cizre'ye bağlı Güzle (Serav) Köyü'nde oturduklarını ve evlerine gelen yüzlerce askerin eşini alarak gittiğini belirtti. Aydın, "Eşim gitmek istemeyince Cemal binbaşı hepimizi ölümle tehdit etti. Cemal binbaşı eşimden Cudi Dağı'na yapılacak olan operasyonda onlara yardım etmelerini istedi. Buna karşılık eşim korucu olmadığını ve bunu yapmayacağını söyleyince zorla götürüldü. İ iki gün sonra işkenceden geçirilmiş ve terk edilmiş bir vaziyette Cudi Dağı eteklerinde eşimin cesedine ulaştık" dedi. Aydın, eşinin cesedini Cudi Dağı eteklerinde iplerle bağlanmış bir şekilde bulunduğunu kaydetti.
Adalet arayışlarının süreceğini belirten Aydın, tek isteklerinin faillerin yargılanması olduğunu belirtti. Açıklamanın ardından 5 dakikalık oturma eylemi yapıldı.
Newededersim
|
'Gaddar Aygün' demeden verilen ceza kararı Politiktir'
İki Kürt gazeteciye daha hapis cezası
DERSİM (DİHA) - CHP Dersim Milletvekili Av. Hüseyin Aygün'ün engelli müvekkilinin tekerlekli sandalyesine haciz getirmesi ile ilgili haber yapan DİHA Muhabiri Ferhat Arslan ile haberi yayınlayan Gündem Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Ziya Çiçekçi'nin yargılandığı davadan Arslan ve Çiçekçi'ye 2'şer ay ceza verildi.
CHP Dersim Milletvekili Av. Hüseyin Aygün'ün avukatlık masrafını vermediği gerekçesiyle yüzde 91 iş göremez raporu olan müvekkili Ali Ağu'nun (80) tekerlekli sandalyesi, oksijen tüpü ve hasta yatağına haciz getirmesi ile ilgili haber yapan DİHA Muhabiri Ferhat Arslan ile haberi yayınlayan Gündem Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Ziya Çiçekçi'nin yargılandığı davanın 2. duruşması görüldü. "Müştekiye basın yoluyla hakaret" iddiasıyla Tunceli Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya muhabirimiz Arslan'ın avukatı Barış Yıldırım, Reyhan Helin Kuloğlu ile Aygün'ün avukatı Alişer Ölmez hazır bulundu. İlk duruşmada mahkeme heyetine birçok emsal dava, haber konusu olan haciz dosyaları, Aygün'ün davadan men edilmesi tutanakları ve haberin ajansımızda yayınlanmış hali mahkeme heyetine sunulmasına rağmen mahkeme muhabirimiz Arslan ve Çiçekçi'ye 2'şer ay hapis cezası verdi.
Arslan: Politik bir karardır
"Gaddar" kelimesinin haberinde geçmemesine rağmen kendisine ceza verildiğine tepki gösteren Arslan ise, savcılıkta ifade verdiği sırada azar işittiğini, yargılama sürecinde Hüseyin Aygün propagandası yapan dersimnews internet sitesi üzerinden tehdit edildiğini ifade ederek, "Davaya baştan sona kadar politik yaklaşıldı. Özellikle savcı ifademi alırken beni azarlayıp susturmaya çalıştı. Ardından söz konusu haberi 'Gaddar' kelimesinden dolayı dava konusu yaptı. Nasıl olsa böyle bir dava kesin beraat kararı çıkar diye düşündüm. Kararın politik olmadığına mahkeme heyeti beni inandıramaz. Kaldı ki protesto amaçlı davanın temyize gitmesin istiyorum. Varsın 2 ay bu politik karardan dolayı cezaevi yatayım. Bu traji-komik dava AİHM'e gidecek. Meclis İnsan Hakları Komisyonu'nda yer alan Hüseyin Aygün'ün ne kadar demokrat olduğu herkesçe bilinmelidir" dedi.
105 GAZETECİ VE 30 DAĞITIMCI CEZAEVLERİNDE
Türkiye gazeteciler açısından tartışmasız bir şekilde dünyanın en büyük cezaevi durumunda. Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’na (TGDP) göre 19’u imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü olmak üzere 105 gazeteci cezaevlerinde bulunuyor. ANF’nin hesaplarına göre bunlardan en az 71’i Kürt gazetecilerden oluşuyor.
Tutuklular arasında 27 DİHA muhabiri, 4’ü eski yazı işleri müdürü ve biri yayın müdürü olmak üzere Azadiya Welat’ın 16 gazetecisi ve Özgür Gündem’in 12 gazetecisi bulunuyor. 3 gazeteci de Fırat Haber Ajansı’na (ANF) çalıştıkları gerekçesiyle tutuklu.
Tutuklu gazetecilerin yanı sıra, onlarca gazete dağıtımcısı da cezaevlerinde bulunuyor. Bianet’in 31 Ocak’ta yayınladığı son rapora göre 2011 sonu itibariyle en az 30 dağıtımcı cezaevlerinde bulunuyordu.
|
Tuncelispor'dan Dersim spor'a geçişin öyküsü..
Spor, umut ve Dersim spor
Zafer Emre
Dersim, Türkiye’nin özgün bir bölgesi. İsmi, politik kimliğinin yanında sürekli muhalif duruşuyla anılmıştır.
Acı ve zulüm ile birlikte anılan Dersim ismi şimdi farklı bir alanda dikkat çekiyor.
Türkiye’de ilgili ilgisiz sohbetlerin genelde gelip dayandığı bir nokta olan futbol, Dersim ismi ile çok fazla anılmazdı. Halbuki 70‘li yılların temel çekişme alanlarından biri siyaset öteki ise futboldu. İlçelerin, mahallelerin yanında okullar arası rekabet bile futbolla hatırlanır. Yaşanan bu rekabetin üzerinden geçen darbeler, çekilen acılar ve yoksulluk Dersim’de futbolu geri plana itmiştir. Bu geri plana düşüşte çoğu kimse, kentin çok politize olmasının etken olduğunu söyler.
Yapılan tespit yadsınmamakla beraber, tümüyle doğruyu da ifade etmez, zira 70’li yıllar Türkiye ve Dersim’de siyasetin, zirve yaptığı bir dönemdir; ama futbol bir rekabet alanı olarak varlığını korur.
Darbe sonrasında futbolun geriye düşüşünün sebeplerini biraz toplumun yaşadıkları ile açıklamak gerekiyor. Darbe sonrasında büyük göç veren ve hızla yoksullaşan kentin, futbol ile güçlü bağlar kurması herhalde abes olurdu. Bunun içine bir de devletin spora ve siyasete yaklaşımını kattığımızda uzak duruşun sebepleri tümü ile olmasa da az çok anlaşılır hale gelir. Bir kentte yaşama garantisi yoksa, insanların temel kaygısı geçim ise, doğaldır ki spora zaman ayırmak lüks olur. Spor normal yaşamların uğraşı olabilir, bundandır ki yaşam normale döndükçe sporda toplumun gündemine girmeye başlıyor.
Kentin yeniden futbolla tanışması
Her kent futbol takımı ile anılır, Dersim’in ise böyle bir şansı olmamıştı. Futbol endüstrileştikçe, daha fazla para ihtiyacı ve rekabet belirmiştir. Büyük bütçelerle hazırlanan takımların arasında amatör ruh ile ayakta kalabilmek mümkün olmuyor. Nitekim Tunceli Spor da bundan kaynaklı başarılı olamamış ve sürekli irtifa kaybederek kapanma aşamasına gelmiştir. Bu yönüyle Dersim’de futbol az sayıdaki taraftarın dışında desteksiz ve sahipsiz bir şekilde yaşamaya çalışmıştır.
İktidarın Kürt sorununda “açılım” iddiası ile başlattığı süreç, Dersim’de futbolunda yeni dönüm noktası olmuştur. “Açılımın takımı” olarak lanse edilen ve medyanın ilgisini çeken Dersim Spor bir anda kentte yeniden futbolun gündemleşmesine sebep olmuştur. Dersim Spor’un gündemleşmesinin çeşitli sebepleri vardır. Öncelikle devlet ve iktidar, sporu apolitikleştirme ve siyaset dışı bırakmanın dolaysıyla asimilasyonun aracı olarak görüyor.
Her iktidarın benzer yaklaşımları olmakla beraber Türkiye’de ve özellikle Dersim’de bu misyon devlet açısından daha günceldir. Geçmişte devletin Van Spor ve Diyarbakır Spor yaklaşımları devlet algısının özetidir.
Dersim Spor da devletin bu algılayışından kaynaklı gündemleştirilmiş ve desteklenmiştir. Kötü mü olmuştur, bunu zaman gösterecektir; lakin kimin nasıl yaklaştığı anlaşılırsa oynanmak istenen oyun boşa çıkarılabilir. Spora sadece ve sadece spor olarak yaklaşılırsa Dersim Spor’a faydası olacaktır, aksi takdirde ise misyonu dolduğunda destek de bitecektir.
Dersim Spor’un ilgi görmesinin diğer bir nedeni ise isminden kaynaklıdır.
Asimilasyonun simgesi olan Tunceli isminden Dersim Spor’a geçiş kabul etmeli ki kentte ve diasporadaki Dersimliler arasında bir heyecan yaratmıştır. Asimilasyon spor yoluyla da olsa aşılmış, kentin takımı kendi ismi ile sporun içerisine girmiştir.
Yaşanılan bu heyecanda belediyenin katkılarını da unutmamak gerekiyor. Kısıtlı imkânlarına rağmen Dersim Spor’a sahip çıkan, maddi ve manevi desteğini esirgemeyen Dersim Belediyesi, bu anlamda övgüyü hak etmektedir. Kimi çevreler kısıtlı olan bütçeden Dersim Spor’a katkı sunulmasını eleştirse de bir kentin yaşamının önemli bir parçası olan kentin takımına sahip çıkmak belediyenin de görevlerindendir. Bu anlamıyla Dersim Spor’a sahip çıkan Dersim Belediyesi halkın desteğini görmektedir.
Hızla yükselen Dersim spor
Dersim Spor isim değişikliğinin ardından müthiş bir performans göstermiş, rakiplerini adeta ezerek şampiyonluk yolunda ilerlemişti. Ne var ki ligin sonuna gelindiğinde peş peşe alınan başarısız sonuçlar ve oynandığı iddia edilen ayak oyunları ile Dersim Spor hedefine ulaşamamıştı. Bu yıl ise yapılan transferler, hoca değişikliği ile lige başlanmış ardından yönetimi de değişmiştir. Erdal Güntaş başkanlığında oluşan yeni yönetim, takımı hedeflerine ulaştırmak için seferberlik ruhuyla çalışmaya başlamıştı. Takımın kurumsallaşması ve özlenen başarıyı yakalaması için çalışan başkan Erdal Güntaş ve yönetimi bir ilki başarmak istiyor. Dersim Spor’un yeni yönetimi devraldığı bayrağı daha ileri taşımak için kolları sıvamış ve takımda ciddi bir hareketlilik başlamıştır; fakat bu hareket ve canlılık sonuçlara yansımamış, yaşanan başarısızlığın ardından ligin ortasında teknik direktör değişikliğine gidilerek takımın başına Mustafa Dalcı getirilmiştir. Yapılan müdahaleler ile takım toparlanmış ve ligi 3.sırada bitirmeyi başarmıştır.
Lige verilen arada kadrosunu güçlendirmek ve ligin ikinci yarısına bambaşka bir takımla girmek isteyen Dersimspor, yaptığı transferlerle toplam 13 futbolcuyu renklerine bağladı. Daha önce 6 futbolcuyla sözleşme imzalayan takım, son olarak Yaptığı 7 transferle rakiplerine şimdiden ciddi bir mesaj verdi. Yaptığı transferlerle spor kamuoyunda büyük yankı uyandıran turkuaz- beyazlı Dersimspor, ligin ikinci devresinde şampiyonluğun en güçlü takımı haline geldi. Ligin ikinci yarısı başlarken yeniden umutlanan ve başarıya şampiyonluğa susayan Dersim’de hasreti dindirmek isteyen başkan Erdal Güntaş” tek hedeflerinin şampiyonluk olduğunu, Dersim’in ve Dersimlinin bunu fazlasıyla hak ettiğini “belirtiyor. (Dersim Gazetesi 2012 Şubat sayısından
|
'Müslüman Kardeşler'den Alevilere ölüm çağrısı
* Müslüman kardeşler örgütü yöneticisi Memun El Hımsi’nin, devlet destekli kamplarda kalıp, “Alevileri öldüreceğiz” açıklaması yapması, bölgede infial yarattı…
Suriye’deki çatışmalardan kaçan insanların- misafirlerin kaldığı Hatay mülteci kampında kalan Müslüman Kardeşler örgütü sorumlularından Memun El Hımsi, yaptığı görüntülü açıklamada; “Suriye’yi Alevi mezarlığı haline getireceğiz…” dedi.
Devlet destekli kamplarda kalıp, böylesine insanlık dışı katliam çağrıları yapması, bölgede yaşayan halk üzerinde infial yarattı. CHP Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu, “Müslüman Kardeşler örgütü Suriye’de Alevi-Sünni çatışması yaratabilmek için her türlü provokasyonu denemekten geri durmadı. Türkiye topraklarında devletin yarattığı olanaklarla barındırılan bu cinayet şebekesi yöneticisinin de yapmaya çalıştığı budur. Antakya gibi çok farklı mezheplerin ve etnik kimliklerin yaşadığı bir alanda ve Türkiye devletinin koruması altında ‘Alevileri katledeceğiz’ biçimde bir açıklama yapması, Türkiye açısından da ciddi bir tehdittir” dedi. Alevi ve Sünni halkı karşı karşıya getirmek için yapılan bu çağrının bölgede yaşayan Türkiyeli Arap Alevi vatandaşlarda ciddi tepkiler yarattığının altını çizen Ediboğlu;
“Müslüman Kardeşler örgütü, Alevi yöneticilerini kendisine öncelikli hedef olarak seçmiştir. Böylelikle, çatışmaları daha da yaygınlaştırarak tüm ülkeye taşımayı ve dış müdahale için uygun zemin yaratmayı amaçlamaktadır. Suriye resmi haber ajansı SENA şimdiye kadar yapılan saldırılarda 2000 güvenlik görevlisinin ve pek çok sivil vatandaşın yaşamını kaybettiğini duyurmuştur” dedi.
Mehmet Ali Ediboğlu, kamuoyuna (ya da hükümete) şu üç soruyu yöneltti:
1- Türkiye topraklarında barınan, Türkiye devletinin beslediği bu adamın böyle bir açıklama yapmasına nasıl izin verilir? 2- “Alevilere katliam çağrısı” yapacak cüreti kimden alıyor? 3- Böylesine insanlık dışı bir katliam çağrısını yapan birinin, mağdur olduğunu, Türkiye’de yalnızca misafir olarak barındığını düşünmek mümkün müdür?
* * *
Memun El Hımsi’nin video görüntülü açıklaması şöyle:
“Kahraman Suriye halkına selam, Suriye’nin kahramanlarına ve Suriyeli Sünnilere selam, selam vatanı ve dinini savunan erkek adamlara, Ey hakir Aleviler,
Bugünden sonra, ya Esad’dan vazgeçersiniz ya da Suriye size mezar olacaktır. Suskunluğunuz yeter, Sünni kıyımınız yeter. Bugünden sonra susmayacağız, göze göz dişe diş ilk başlayan da zalim olandır. (Aleviler) Bugünden sonra sizi ne azınlık ne taife olarak bırakacağız, bunu bekleyin. Yemin ediyoruz ki, Bu çeteden ve kavgasından vazgeçmezseniz, size hayatınızda unutamayacağınız bir ders vereceğiz. Sizleri Suriye topraklarından ve Suriye’den silip süpüreceğiz. 10 aydır kadınlara ve çocuklara yaptığınız kıyım yeter. Bugün Meydan yaralı, Humus yaralı, Hama ve Der el Zor yaralı, bundan sonra susmayacağız. Sizi (Alevileri) yeryüzünde hiç kimse kurtaramayacaktır. Kavga durmazsa, Suriye’yi Alevi mezarlığı haline getireceğiz. Yaşasın Suriye, kahrolsun hain sefiller (Aleviler). Kahrolsun, hakir siyasi Şiiler. Bugünden sonra, Sünnilerin kim olduğunu öğreneceksiniz. Kahrolsun hain sefiller (Aleviler)… Kahrolsun, hakir Şiiler… Bugünden sonra, Sünnilerin kim olduğunu öğreneceksiniz…”
Kaynak; Yurt gazetesi
|
Veröffentlicht von maya_ am Montag, 06. Februar 2012 (30 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | | Punkte: 0)
|
|
Dersim'de Kamer Genç'e yönelik çığ tepkileri ise artarak sürüyor
Dersim-Pülümür karayolunun 40.'ıncı kilometresinde düşen çığ nedeniyle çok sayıda araç yolda mahsur kaldı.
DERSİM - Dersim genelinde 29 Ocak tarihinden itibaren etkisi altına alan yoğun kar yağışı hayatı ve ulaşımı olumsuz etkiliyor.
Aralıksız devam eden kar yağışının ardından Dersim-Pülümür karayolunda düşen çığlar vatandaşları tedirgin ederken ulaşımı da olumsuz etkiledi. Dersim-Pülümür karayolunun 40'ıncı kilometresinde bulunan Ağlayan Kayalar mevkiinde akşam saatlerinde düşen büyük çığ nedeniyle, 2 yolcu otobüsü ve onlarca araç yolda mahsur kaldı.
Saatlerce yollarda aç ve susuz kaldıklarını belirten yolcular ve araç sürücüleri yolların bir an önce açılmasını istedi.
Yollarda aç ve susuz kalan yolcu ve araç sürücüleri ise Milletvekili Kamer Genç'e tepki gösterdiler.
Araç sürücüleri ve yolcular, milletvekilinin Dersim ile ilgilenmek yerine mecliste şov yaptıklarından yakındılar.
Dersim'de iki haftadan beri süren kar yağışı nedeniyle 30'un üzerinde çığın düştüğü Dersim-Pülümür ve Pülümür-Erzincan karayolunda vatandaşlar zor anlar yaşıyor.
Çığın ardından bütün ekiplerini bu bölgeye sevk eden Karayolları ekipleri, saatlerce kar savurma aracı ve iki adet kepçe ile yol açma çalışması başlattı.
Çığ nedeniyle önü kesilen Pülümür Çayı donarken, çığ tünelleri içinde ise ikinci tünel oluşması ilginç görüntüler oluşturdu. Karayolları ekipleri çığın büyük olması nedeniyle yolu açmak için saatlerce çalıştıklarını, yolun kısa bir zaman içinde ulaşıma açılacağını belirtti.
Bilindi üzere Dersim'de yoğun kar yağışı hayatı büyük ölçüde etkilerken vatandaşlar çığ düşmeleri sonucu sattlerce yollarda mahsur kalıyorlar.
Bir çok köye ulaşım yapılamaz ve elektirik verilemezken seçilmiş milletvekillerinin bölgeye duyarsızlığı ve salt kendilerini öne çıkaran bazı kişisel tartışmalar ise Dersim il ve ilçelerinde, özelliklede köylerde mahsur kalanlar arasında ayrı bir tarışma konusu olmaya devam ediyor.
|
Peri Vadisi’nde, peri suyunun özgürlüğü için 150 gündür nöbet tutulan direniş çadırı 17. Köyler arası futbol turnuvasının final maçıyla şenlendi. İstanbul’da organize edilen turnuvanın final maçı için Elazığ Karakoçan’a gelen yaşam savunucuları polis engelini aşarak çadırın konuğu oldu
Elazığ Karakoçan-Dersim sınırında bulunan Peri Suyu üzerine 3 ayrı HES inşa etmek isteyen Limak’a karşı köylülerin direnişi sürüyor. Geçmişte şantiyeyi basarak şirkete karşı tavrını net bir biçimde gösteren köylüler 150 gündür şantiye bölgesinde kurdukları çadırla “Peri suyu özgür akacak” nöbeti tutuyor. Nöbet çadırı geçtiğimiz günlerde İstanbul’dan ziyaretçiler ağırladı.
Kiğı Karakoçan, Adaklı, Yayladere ve Yedisu İlçeleri Sosyal Yardımlaşma, Kalkındırma ve Kültür Derneği’nin (KAYY-Der) İstanbul’da düzenlediği 17. Köyler Arası Futbol Turnuva’sının finali Elazığ Karakoçan’da yapıldı. Karakoçan’da 29 Ocak günü oynana final maçından önce turnuva katılımcıları Peri Suyu direniş çadırını ziyaret etti. Limak şirketinin alarma geçerek ziyareti engelleme çabasına jandarma bölgeyi ablukaya alarak ortak oldu. Fakat tüm engellemelere rağmen çadır ziyareti gerçekleşti.
Peri Suyu direnişçilerinin verdiği bilgiye göre turnuva için ilçeye gelenlerin direnişçilerle kurduğu dayanışma polis ve jandarmayı turnuva final maçının oynandığı gün de rahatsız etti. Polis maçta “herhangi bir içerikle pankart açılması durumunda maçın oynanmasına izin vermeyeceğini” belirterek Peri Suyu direnişçilerine gözdağı vermek istedi. Peri Suyu direnişçileri, polis-jandarma engellemesine ve yer yer 2 metreyi bulan kar yağışına rağmen gerçekleşen dayanışma ziyareti ve maçın direnişin güçlendirdiğini belirtt
|
|
Alevi örgütlerinden ortak tepki
|
|
“Müslüman Kardeşler” bizim kardeşimiz değildir!
ANKARA -Hatay mülteci kampında kalan Müslüman Kardeşler örgütü sorumlularından Memun El Hımsi’nin “Suriye’yi Alevi mezarlığı haline getireceğiz” şeklindeki açıklamasının basında yer almasına rağmen, bugüne kadar bu haberle ilgili hiçbir yalanlama olmadığı gibi, soruşturma açıldığı da henüz duyulmadı. Bu nedenle, Alevi kurumları olarak aşağıdaki ortak açıklama yapmayı bir zorunluluk olarak gördüğümüz için basını ve kamuoyunu bilgilendiriyoruz:
Hainler ve işbirlikçiler bir taşla kaç kuş vurabilirler sorusunun cevabını biliyor musunuz? Düşünmemiştiniz ya da bilmiyorsunuz değil mi?
Öyleyse öğrenelim; Zira önümüzdeki süreçte toplumun diğer kesimleri gibi Alevileri de bir bütün olarak meşgul edecek işlerin altına daha fazla imza atacaklar! Hainlik ve işbirlikçilik sıfatlarının bu metin konusundaki muhatapları; Suriye’nin yasal ve meşru iktidarına savaş açan kişi ve gurupları ülkemizde Hatay’da açtığı kamplarda barındıran, onlardan ülkemiz topraklarında ordular oluşturup eğitim almalarını sağlayan, onlara silah ve para yardımı yapıp ülkemiz halklarına ” mağdur” muhaliflere insani yardım yaptığını propaganda eden ”AKP iktidarı” ile emperyalizmle işbirlikçilik, yurtsever Suriye halklarına düşmanlık ve ülkesine ihanetle dinci gericilikte AKP iktidarından geri kalmayan ”Müslüman Kardeşler ve türevleri” olan gerici örgütlerin temsilci ve yandaşlarıdır.AKP, Aleviler, Suriye, Emperyalizm, gericilik, Müslüman Kardeşler gibi kavramlar yan yana sıralandığında lafın ucunun nerelere gideceği de yavaş yavaş ortaya çıkıyor.
Müslüman Kardeşler örgütünün Hatay’daki çadır kentte kalan yöneticilerinden Memnun El Hımsi adlı kişi ”ey hakir Aleviler bugünden sonra ya Esad’dan vazgeçersiniz ya da Suriye size mezar olacaktır sizleri Suriye topraklarından ve Suriye’den silip süpüreceğiz” biçiminde bir açıklama yapmıştır.
AKP iktidarı El Hımsi’nın Alevilere karşı kan kin ve nefret dolu bu açıklamaları yaptığından şüphesiz ki haberdardır. Emperyalistler de! Peki, niye yapılır bu açıklama ve AKP’den bu konuda niye ses seda çıkmaz?
Hatay deki Alevi yurttaşlarımızın Suriye de akrabaları vardır. Açıklama her iki taraftaki Alevilere gözdağı vermek için yapılmıştır.
Ülkede Alevi Sünni ayrımını körüklemek din üzerinden siyaset yapan iktidarın işine gelmektedir. Bu ayrım üzerinden, yarın emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin Suriye’ye yapacağı olası müdahalelerin Sünni yurttaşların gözünde meşrulaştırılması ve onların bu işe bugünden hazırlanması için yapılmıştır.
Dinci gericiliğin Libyalısı, Suriyelisi, Mısırlısıyla uluslararası kardeşliğini ve bu kardeşliğin emperyalizmle işbirlikçiliğini ispatlamak için yapılmıştır.
Ülkemizin bağımsızlığının ayaklar altına alınması, yeni Osmanlıcı dış politika, dinci gericilik ve emperyalizmle işbirlikçilik; eşit yurttaşlık isteyen Alevilere de tüm halkımıza da düşmandır.
Aleviler ve halkımız yerli gerici örgütlenmelerin Suriye’ye karşı Karkamış ve Kilis provakasyonlarına geçit vermemişlerdi. Müslüman kardeşler ve türevlerinin provakasyonlarına da geçit vermeyeceklerdir.
Susmak kabullenmekse susmayacağız. Direneceğiz!
Barışa ve halklarımıza düşman provakatörlerin ülkemizden sınır dışı edilmelerini istiyoruz!
Ortak açıklama yapan Alevi kurumları;
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF)
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Merkezi
Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkezi
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı
Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim vakfı
Newededersim
|
Veröffentlicht von maya_ am Montag, 06. Februar 2012 (16 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | | Punkte: 0)
|
|
|
Diyarbakır'da insan hakları semineri
|
|
Amed - Diyarbakır'ın merkez Bağlar İlçe Belesiyesi'nin Bağlar Kadın Kooperatifi ortaklığı ve İngiltere Büyükelçiliği'nin katkılarıyla düzenlediği "Gençlerle İnsan Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi" eğitim seminerleri başladı.
Bağlar Belediyesi Ferzad Kemanger Eğitim Destek Evi Seminer Salonu'nunda başlayan "İnsan Hakları" eğitimine gençlerin ilgisinin yoğun olduğu görüldü. İHD aktivisti Av. Reyhan Yalçındağ tarafından verilen eğitim seminerde Anayasa'da bulunan ama uygulanmayan konulara dikkat çekildi. Yalçındağ, eşitliğin bir anayasal madde olduğunu ancak bu yasa kapsamında yaşayan 80 milyon insanın eşit bir biçimde bireysel ve politik haklardan yararlandığının söylenemiyeceğini ifade etti. 1., 2. ve 3. kuşak insan hakları şeklinde bir değerlendirme yapan Yalçındağ, "Birincisi, bireysel haklar yanında kimi toplumsal ve siyasal oluşumlara da hayat veren haklar var. İkincisi ekonomik-sosyal-kültürel haklar ve üçüncüsü de dayanışma hakları. Evrensel insan hakları çerçevesinde bütün bu haklarında herkesin eşit bir şekilde yararlanması gerekir. Kürtçe ve Türkçe çok ayrı dil gruplarına ait. Türkçe Ural Altay ve Kürtçe de Hint Avrupa dil ailesine ait. Alfabeleri farklı. Şimdi Kürtçe'nin içinde X, W, Q olmayan isimler kullanacaksınız diyorlar. Peki, biz içinde bu harfleri de barındıran bir ismi çocuğumuza veremediğimiz sürece aslında Türkiye'de Kürtçe isim yasağı sürüyor deriz. Yani gerçekte yaşananla kağıt üzerinde yazılı olan ne kadar ciddi bir fark varsa o ülke o kadar anti-demokratiktir. Ülkedeki hukuk düzeni ve siyasal anlayış hakların kullanımı ve uygulamasını da içerir" dedi. Ailenin korumasına dair bir yasa olan 4320 sayılı kanundan da bahseden Yalçındağ, bu yasalara rağmen kadın ve çocukların korunmadığını söyledi.
Yalçındağ, "Sözde bazı düzenlemeler oldu. Farklı nedenlerle gittiğiniz zaman 4320 sayılı kanun var. Ailenin korunmasına dair bir yasa bu. Ancak daha çok kadın ve çocuk öldürülüyor. Koruma kararı alınıyor. Çünkü ciddi ölüm riski var. Koruma kararı verilen birçok kadın sokak ortasında eşi ve boşanma davası süren eski eşi tarafından öldürüldü. Öldürülen kadınların çantasında koruma kararları çıktı. Yine 2002 yılında bu yana 420 çocuk çeşitli nedenlerle öldürüldü. Dolayısıyla ben böyle demokrat bir ülkeyim diyemezsiniz" ifadelerini kullandı.
|
Veröffentlicht von maya_ am Montag, 06. Februar 2012 (14 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | | Punkte: 0)
|
|
2225 Artikel (279 Seiten, 8 Artikel pro Seite) |
|
|  |
Sprache für das Interface auswählen
|
| All members: |
7 549 |
| Register today: |
0 |
| Register yesterday: |
0 |
| Members online: |
0 |
| Guests online: |
18 |
Don't have an account yet? You can create one. As registered user you have some advantages like theme manager, comments configuration and post comments with your name.
|
|
|
Pertekliyiz Biz Sitesinizi dilediginiz dilde tercüme etmek için asagidaki Dil seçenegini kullanabilirsiniz.
|
|
70 kg agirliginda bir insanin gunde ortalama 250 gram tukettigini, bunun 170 gramini beynin tuketigini...
pertekliyiz.biz
|
|