| RADYO PERTAQ FACEBOOK GRUBU |
|
|
 |
 |
2813 Haber (352 Sayfa, 8 Bir Sayfada bulunan toplam Haber) |
|
Dersim Kesk ve Eğitim Sen protesto eylemi gerçekleştirdi
Dersim’de bir araya gelen Kesk ve Eğitim Sen üyesi memurlar, sevk eylemi yaparak Kamu Çalışanları Sendika Yasa Tasarısını ve 4+4+4 yasa taslağını protesto etti.
DERSİM - Dersim Sanat Sokağında toplanan kalabalık grup, Yer altı Çarşısına kadar sloganlar eşliğinde yürüyüşe geçti.
Davul zurna eşliğinde halay çeken ve düdükler çalan grup daha sonra bir basın açıklaması gerçekleştirdi.
Başbakan’ın “Dindar nesil yetiştirmek istiyoruz” söylemlerinden hemen sonra gündeme gelen zorunlu eğitimin kendi içinde kademelendirilerek 12 yıla çıkarılması girişimlerinin, bütün itirazlara rağmen sürdüğünü belirten Eğitim Sen Dersim Şube Başkanı Hasan Ölgün, “AKP hükümeti, zorunlu eğitimin süresini arttırma bahanesiyle, temel eğitimi 4+4+4 şeklinde kademelendirerek, eğitim sistemini kendi siyasal ve ideolojik amaçlarına uygun bir şekilde biçimlendirmek istemektedir. 12 yıl kademeli zorunlu eğitim tartışmaları, milyonlarca öğrenci başta olmak üzere, tüm ülke nüfusunu yakından ilgilendirmektedir. Bu nedenle eğitim ve bilim emekçileri olarak bizlerin çocuklarımızın, öğrencilerimizin ve ülkenin geleceği açısından son derece önemli ve tehlikeli düzenlemeler içeren söz konusu yasa teklifine karşı sessiz kalmak, yaşananları ve gelecekte yaşanacakları kabul etmek mümkün değildir.”dedi.
Konuşmaların ardından 4+4+4 oturma eylemi ile protesto edilmesinin ardından açıklama sona erdi.
|
Mahir Çayan'ın hayatı ve mücadelesi
MAHİR ÇAYAN (1945-1972)
Türkiye Halk Kurtuluş Partisi ve Cephesi(THKP-C)'nin kurucularından, Mahir Çayan, 14 Ağustos 1945'de Samsun'da doğdu.
Babası devlet memuruydu. İlköğretimine Üsküdar'da Halil Güçlü İlkokulu'nda başladı ve Paşakapısı İlkokulu'nda tamamladı. Ortaokul ve liseyi Haydarpaşa Lisesi'nde tamamlayan Mahi...r Çayan, 1963'te İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdi. Ancak burada bir yıl öğrrenim gördükten sonra Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne kaydoldu.
Bu arada Türkiye İşçi Partisi(TİP)'ne ve Fikir Kulüpleri Federasyonu(FKF)'na bağlı SBF Fikir Kulübü'ne de giren Çayan, 1965'de bu örgütün başkanlığını yaptı.
1967'de kısa bir süre için Fransa'ya gitti.
1968'de İzmir'de 6.Filo'yu protesto gösterilerinde gözaltına alındı, sonra serbest bırakıldı.
Bu yıllarda TİP ve FKF içinde başlayan tartışmalarda Milli Demokratik Devrim(MDD) görüşünü benimsedi. SBF içindeki etkinliğinde bu görüş doğrultusunda davrandı. Yusuf Küpeli'nin FKF genel başkanı olduğu bu dönemde, gerek SBF'de gerekse Ankara'daki devrimci mücadele içinde aktif olan Çayan, TİP adına Zonguldak'da ve Karadeniz Ereğlisi'nde çalışmalarda bulundu.
Bu gezide Sadun Aren ile TİP Senatörü Fatma İşmen'in tutumunu eleştirdi. Bu konudaki görüşlerini "Aren Oportunizminin Niteliği" adı altında Türk Solu adlı dergide yayınladı. Bu arada Milli Demokratik Devrim doğrultusunda ideolojik çalışmalarını yoğunlaştıran Mahir Çayan, Emek dergisinde Kenan Somer'in "Devlet Devrim ve Lenin" ve "Devrim Nasıl Tanımlanmalı" başlıklı yazılarına Türk Solu'nda "Revizyonizmin Keskin Kokusu" adlı iki yazıyla cevap verdi.
9-10 Ekim 1969'da Ankara'da yapılan ve Türkiye Devrimci Gençlik Federasyonu(Dev-Genç) adını alan FKF kurultayında yapmış olduğu uzun konuşmayla dikkati çekti. Bu dönemde Yusuf Küpeli ve Münir Aktolga ile davranan Mahir Çayan, 1970'de Gülten Savaşçı ile evlendi. 17-18 Ekim 1970'te divan başkanlığını Yusuf Küpeli'nin yaptığı son Dev-Genç genel kurulunda da önemli bir konuşma yaptı.
Bu konuşmada Mihri Belli ile olan ayrılıkların üstüne giden Çayan, MDD stratejisinin bir savaş stratejisi olduğunu ve bunun bir savaş örgütü yani bir parti ile gerçekleşebileceğini savundu. Bundan sonra 29-30 Ekim 1971'de Ankara'da TİP Genel Kurulu toplandığı sırada, bu kongreye katılmamış MDD görüşünü benimseyen delegelerle ve delege olmayan işçi ve öğrencilerle birlikte düzenlenen "Proleter Devrimcilerin Sohbet Toplantısı"ndan sonra Mihri Belli ve grubu ile olan anlaşmazlık kopma noktasına geldi. Mahir Çayan, Yusuf Küpeli, Ertuğrul Kürkçü ve Münir Ramazan Aktolga imzasıyla yayınlanan 'Aydınlık Sosyalist Dergi'ye Açık Mektup" ise bu süreci noktaladı.
Bu sırada birlikte hareket ettiği arkadaşlarıyla birlikte Türkiye Halk Partisi(THKP)'nin kuruluş çalışmalarını da yürüten Mahir Çayan, örgütün genel komitesi tarafından Yusuf Küpeli, Münir Ramazan Aktolga ile birlikte Merkez Komitesi'ne getirildi.
Komite içinde yapılan görev bölüşümü sonucunda, THKP'nin siyasal ve ideolojik görüşlerinin biçimlenmesinden sorumlu oldu. Bu konuda Kurtuluş dergisinde yazılar yazdı. "Yayın Politikamız" ve "Devrimde Sınıfların Mevzilenmesi" başlıklı yazılarda partinin devrim anlayışını formüle etti. Daha sonra bu görüşlerini "Kesintisiz Devrim I-II-III" adlı broşürde daha açıklayıcı biçime sokarak, kesinleştirdi.
Bu arada THKP'nin şehir gerillası eylemlerini de planlayan Çayan, 12 Şubat 1971'de Ankara'da Ziraat Bankası Küçükesat Şubesi soygununa katıldı. Şubat 1971'de Hüseyin Cevahir, Ulaş Bardakçı, Ziya Yılmaz, Kamil Dede, ve Oktay Etiman'la birlikte İstanbul'a geldi ve örgütün eylemlerine burada devam edilmesi için hazırlıklarda bulundu.
15 Mart 1971'de Türk Ticaret Bankası Erenköy Şubesi soygununa katıldı. Bunun ardından 4 Nisan 1971'de işadamları Mete Has ve Talip Aksoy'un kaçırılıp 400 bin liralık fidye alınması eylemini arkadaşlarıyla birlikte gerçekleştirdi.
Bu arada Türkiye Halk Kurtuluş Partisi'nin tüzüğünü Münir Ramazan Aktolga'yla birlikte hazırladı. Aynı günlerde "İhtilalin Yolu" adlı parti bildirisini de kaleme alan Mahir Çayan, 17 Mayıs 1971 günü İsrail'in İstanbul Başkonsolosu Ephrahim Elrom'un kaçırılması eylemini Ulaş Bardakçı ve Hüseyin Cevahir'le birlikte gerçekleştirdi. 29 Mayıs 1971'de Hüseyin Cevahir'le birlikte kaldıkları evden kaçıp, sığındıkları bir başka evde Sibel Erkan'ı alıkoydular. Burada güvenlik kuvvetleri tarafından kuşatıldılar.
1 Haziran 1971'de polisin açtığı ateş sonunda Hüseyin Cevahir öldü. İntihara teşebbüs eden Mahir Çayan yaralı olarak ele geçti. Bir süre hastanede yatan Çayan, daha sonra tutuklanarak hakkında TCK'nın 146. maddesini ihlal etmekten dolayı dava açıldı. Mahir Çayan duruşmasının savunma aşamasında 29 Kasım 1971 günü Ziya Yılmaz, Cihan Alptekin, Ulaş Bardakçı ve Ömer Ayna'yla birlikte Kartal-Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçtı. Bir süre İstanbul'da kalan Çayan, bu süre zarfında örgüt içinde başgösteren anlaşmazlığı tartışmak üzere 12 Aralık 1971'de Yusuf Küpeli ve Münir Aktolga ile görüştü. Ancak bu görüşmede bir sonuç sağlanamadı ve Çayan içerde oldukları süre içinde partinin çizilmiş olan stratejisini terkettikleri gerekçesiyle Merkez Komitesi'ndeki bu iki arkadaşını suçladı.
Daha sonra Genel Komite'deki diğer üyelerin de onayını ile Yusuf Küpeli ve Münir Ramazan Aktolga'nın THKP'den ihraç edilmelerini sağladı. Ocak 1972'de İstanbul'dan Ankara'ya gelen Çayan, burada Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu(THKO)'yla birlikte bir eylem yapılması konusunda Ertuğrul Kürkçü, Cihan Alptekin ve Ömer Ayna'yla görüş birliğine vardı.
Mart 1972'de Fatsa'ya gelen Mahir Çayan ve arkadaşları 26 Mart 1972'de Ünye'deki Radar Üssü'nde çalışan üç İngiliz teknisyeni kaçırdılar.
Bundan sonra İngilizlerle birlikte Niksar'ın Kızıldere köyüne gelen Mahir Çayan ve arkadaşları, gizlendikleri evi kuşatan güvenlik güçlerinin açtığı ateşle 30 mart 1972'de yaşamını yitirdi..
|
|
İki yıl sonra Cihan Kırmızıgül'e tahliye
|
|
25 aydan beri tutuklu bulunan Cihan Kırmızıgül'ün yargılandığı davaya bugün devam edildi. Savcının tutukluluğun devamını istediği duruşmada, mahkeme heyeti karar için ara verdi.
Kırmızıgül'ün avukatı Fehmi Demir, müvekkilinin tutukluluğunun devamını gerektirecek hiçbir şartın kalmadığını söyleyerek, tahliye kararı verilmesini istedi. Verilen aradan sonra mahkeme Cihan Kırmızıgül'ün tahliyesine karar verdi.
|
'Ortada yeni bir strateji yok, iflas var'
AMED - BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, bugün bazı gazetelerde yer alan hükümetin yeni Kürt stratejisine ilişkin haberlerle ilgili, "Ortada yeni bir strateji falan yoktur, iflas eden strateji sorgulanmasın diye yeniymiş gibi sunulan şey çaresizlikten başka bir şey değildir" dedi.
BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhuriyet ve Taraf gazetesinde yer alan AKP’nin yeni Kürt stratejisi haberlerini twitter üzerinden değerlendirdi.
“Bugün bazı gazetelerde AKP’nin Kürt sorununda yeni stratejisi diye sunulan şey, devam etmekte olan güvenlik stratejisinin bizatihi kendisidir” diyen Demirtaş devamla şunları kaydetti: “Newrozla birlikte fiyaskoyla sonuçlandığı tescillenen güvenlik konseptini yeni cümlelerle ifade etmek zevahiri kurtarmaya çalışmaktır. Ortada yeni bir strateji falan yoktur, iflas eden strateji sorgulanmasın diye yeniymiş gibi sunulan şey çaresizlikten başka bir şey değildir.”
‘ALÇAKÇA İFTİRA’
Demirtaş ayrıca Cizre’deki Newroz kutlamaları sırasında bir polisin ölümüne yol açan silahlı saldırının BDP İlçe binasından yapıldığı yönünde Yeni Şafak, Bugün ve Yeni Akit gazetelerinde yer alan habere sert çıkarak “alçakça bir iftira” olarak tanımladı:
“Cizre’de BDP binasından polise ateş açıldığı iddiası alçakça bir iftiradır. Tam tersine ilçe binamız polis tarafından taranmış,ilçe başkanımız dipçiklerle feci şekilde dövülerek göz altına alınmış ve şu anda Dicle Üniversite Hastanesi’nde yoğun bakımdadır. İftiralar, partimize dönük bu saldırıların üstünü örtmeye dönük karalamadan başka bir şey değildir.”
AKP'nin sözde yeni strateji diye yutturmaya çalıştığı yaklaşım ise Kürt halkının resmi, meşru ve seçilmiş vekilleri dahil, PKK liderini, KCK ve bir bütün olarak Kürt halkını bu günlere getiren bütün değerleri, bedelleri yok sayıyor, inkar ediyor..
İŞTE ‘YENİ’ DENEN STRATEJİ
Milliyet yazarı Fikret Bila, hükümetin PKK ile mücadelede yeni bir strateji izleyeceğini yazarak bunu maddeler halinde sıraladı. Bila hükümetin PKK ile mücadele ve Kürt sorununda “yeni stratejisini” anlatırken, bu stratejinin temel taşlarını ve öngördüğü yol haritasını şöyle özetliyor:
1- Kürt sorununun çözümünde sivil siyaset kanalı dışında hiçbir kanala itibar edilmeyecek, kullanılmayacak.
2- İmralı’da Abdullah Öcalan, Kandil’de veya Avrupa’da PKK muhatap alınmayacak, devre dışı bırakılacak.
3- Güneydoğu’da ve diğer bölgelerde yaşayan Kürt vatandaşlar, PKK ve KCK’nın baskısından kurtarılacak.
4- Bu amaçla doğrudan halk muhatap alınacak ve sivil siyaset kanalıyla çözüm aranacak.
5- Çözüm yeri olarak parlamento dışında hiçbir zemin kabul edilmeyecek; ipleri İmralı ve Kandil’in elinde olmayan, demokratik yollarla seçilerek Meclis’e gelmiş, siyasi inisiyatif kullanabilecek parti veya partilerle muhatap olunacak.
6- PKK, silahlı eylemlere devam ettiği sürece silahlı mücadele devam edecek.
7- PKK ile bir daha görüşülecekse bu ancak silah bırakması için olacak.
8- PKK silahlarını Türkiye’ye teslim ettiğinde, yargısal sorumluluğu olmayanlarla ilgili nasıl bir prosedür uygulanacağı belirlenecek.
9- Yeni anayasada Kürt kimliği veya özerklik düzenlemesi olmayacak. Yeni anayasa, insan haklarını ve vatandaşların kanun önünde eşitliğini esas alacak.
10- Yerel yönetimler güçlendirilecek, uluslararası hukuka dayalı ilkeler esas alınacak.”
|
|
‘Oğlum Kürtsün, Solcusun, Alevisin vururlar seni’
|
|
8 Eylül 2011 tarihinde Maraş 5. Zırhlı Tugay 1.Mekanize Taburunda askerlik yaparken öldürülen Eren Özel’in annesi Zeynep Özel oğlunun cinayetiyle ilgili mektup yazdı.
“Vatan sağ olsun, demiyorum. Benim vatanım oğlumdu. Vatanımı öldürdünüz işte. Ölüler sağ olur mu? Gitme askere dedim gitme sen Kürtsün, Solcusun, Alevisin vururlar’’ diyen Anne Özel, mektubunu yayınlıyoruz.
‘’Nedense hep bebekliğini hatırlıyorum bugünlerde. Kara gözlerin, tombul beyaz yanakların, alt çenende iki dişinle gül goncası gibi gülen ağzın… Hep bebekliğini hatırlıyorum bugünlerde nedense…
Eren, askerde vurulmuş, dediklerinde Pirpirim döndü, Malatya döndü, Beydağları döndü, Fırat nehri döndü… Ben, hepsinin altında kaldım. Yavrum, sen hepsinin altında kaldın. Boğazıma bir taş, göğsüme koca bir kaya oturdu. Soluk alamadım. Almak da istemedim.
Bebeğim soluk almayacaksa, Pirpirim sokaklarında yürümeyecekse… Gülen gözleriyle, anne ben geldim, demeyecekse… Sokağın başından dayeeeeee, halteeeey, aneeeey diye seslenmeyecekse…
Artık, yürüsem, soluk alsam, konuşsam neye yarar? Ayaklarım, her gün senin üstünü örten toprağa götürüyor beni. Soluğum, senin acınla ağıtlar söyletiyor bana. Göğüs kafesim dar geliyor senin acını taşımaya. Ölüm, beni de al, götür Eren’ime diyorum. Duymuyor sesimi.
Eren’im, babasız büyüdü. Eren’im okula çoğu gün aç gitti. Eren’im çocukluğuna, gençliğine doymadı. Gitme, dedim; Eren’im gitme. Sen daha küçüksün; vururlar seni. Sen Kürtsün; vururlar seni. Sen Alevisin, vururlar seni. Sen solcusun vururlar seni… Sen daha çocuksun, vururlar seni…
Siyasi hükümlü babanı ziyarete cezaevlerine gittiğimizde itilip kakılarak kendiliğinden öğrenmiştin bu ülkedeki yerini. Bu ülkedeki değersizliğini…
Borcumu ödeyeceğim, dedin. Ne almıştın ki borcun olsun? Babanı elimizden alıp seni babasız bıraktıkları mıydı sana verdikleri? Borcun, babasızlığın mıydı? Borcun, okula aç gitmen miydi? Borcun, okulunu yarıda bırakarak ayak işlerinde çalışmak zorunda kalışın mıydı? Borcun, köyünü sevmen miydi? Borcun, aileni, komşularını, akrabalarını, ülkeni sevmen miydi?
Eren yaşamayı severdi, neşeliydi. Yavrum süslüydü. Güzel giymeyi severdi. Kefeni de güzel giydirdiler yavruma. Daha 19 yaşındaydı. Nasıl kıydınız yavruma, ben saçının teline kıyamazken? Nasıl vurdunuz gözünden, ben öpmeye kıyamazken? Askerim, çocuk askerim, anan öleydi yavrum…
Vatan sağ olsun, demiyorum. Benim vatanım oğlumdu. Vatanımı öldürdünüz işte. Daha niye diyeyim sağ olsun vatanım, diye? Öldürdünüz vatanımı. Ölüler sağ olur mu?
Erenim’i vurduranlar, sizin yavrunuz yok mu? Evlat sevgisi tatmadınız mı hadi evlat acısı tatmadınızsa da. Siz hiç gözünden vurulan, yüzünün yarısı parçalanan yavrunuzu kucakladınız mı? Ben indim mezarına yavrumun. Yüzünün, parçalamadığınız yanını öptüm. Ellerini okşadım, öptüm ellerini. Yüzünün sol yanı yoktu yavrumun.
Yavrumu vurduranlar, kardeşi kardeşe vurduranlar, siz hiç yavrunuzu toprağın altına koydunuz mu? Çocuğunuzun üstüne toprak attınız mı? Yavrum, diyerek taşı toprağı kucakladınız mı? Ben, artık, taşı toprağı kucaklıyorum. Eren’imin başucuna dikilen bir kalas parçasını öpüp okşuyorum. Artık, böyle yaşamak da istemiyorum…”
ANF NEWS AGENCY
|
Kefensiz-mezarsız gidenlerimize saygı duruşu
4 Mayıs 1937 Dersim'in tarihinde kara bir gün,insanlık için utancın adıdır.
4 Mayıs soykırımın siyasi emrinin veildiği tarihtir.
İSTANBUL - Onbinlerce Dersimli'nin vahşice öldürüldüğü,onbinlercesinin sürgün edildiği,ailelerin parçalandığı,çocukların zorla evlatlık alındığı bu büyü...k kıyımın,soykırımın resmi imzası o gün atılmış,Dersim'in fermanı o gün yazılmıştır.
Dersimli için 4 Mayıs acı ve öfkenin adıdır.Katliamcıları lanetleme,katledilenleri anma günüdür.
....
Her damın altında bir törendir perşembe.
Perşembe mumdur,çıladır.Teberiktir,duadır.Düzgün Baba'ya yakarıştır.
Yeni gelene sevinçli karşılama,göçüp gidene matem ve uğurlamadır.
Ne çok kefensiz-mezarsız gideni vardır o toprakların.37-38'den beri matemi çoktur Dersim'in,perşembe gecelerinin yükü ağırdır.
Yük bu kadar ağırken yalnız edilen dua güçsüzdür,tek mumun ışığı cılız.Ortaklaşırsa acı hafifler,berabersek öfke güçlenir.Yüzleşmek ve hesaplaşmak mümkün olur.
....
Biz aşağıda imzası olanlar,4 Mayıs'a kadar her perşembe akşamı yanyana geleceğiz.Soykırımda yitirdiklerimizi anacağız.Onlar için mum ve çıla tutuşturup ağıtlar yakacağız.Anıları önünde saygı ve selam duracağız.
Başta Dersimliler olmak üzere,tüm vicdan sahiplerini acımızı ve öfkemizi paylaşmaya çağırıyoruz.Bu büyük insanlık suçunun bütün yönleriyle aydınlatılması ve hesabının verilmesi mücadelemize omuz vermeye çağırıyoruz. İlk toplanma: 22 Mart Perşembe
Saat: 20:oo
Yer: Galatasaray Lisesi önü DERSİM GAZETESİ, MUNZUR ÇEVRE DERNEĞİ, SEYİT RIZA İNSİYATİFİ
|
|
Dersim'de görkemli Newroz
|
|
Dersim'de Newroz Seyid Rıza meydanında coşkuyla kutlandı
NEWROZ PIR SEYID RIZA MEYDANINDA KUTLANDI !!..
Dersim'de on bini aşkın kişi Newroz kutlaması için Seyit Rıza Meydanı'na akın etti.
DERSİM - Devlet Hastanesi ününde toplanan binlerce kişi, sarı, kırmızı, yeşil flamalar ve "Bijî Serok Apo", "Dersim Ovası Apocular Yuvası" pankartının arkasında yürüyüşe geçti. Kent merkezinde düzenlenen uzun bir yürüyüşün ardından kitle, kutlamanın yapılacağı ala...na geldi.
Kutlamaya, BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, BDP Parti Meclis üyeleri Hayri Ateş ve Yıldız Aktaş, Dersim Belediye Başkanı Edibe Şahin, Pertek Belediye Başkanı Kenan Çetin, Hozat Belediye Başkanı Cevdet Konak ve binlerce kişi katıldı. Konuşmaların ardından, Newroz ateşini Kışanak, Gürkan ve Şahin birlikte yaktı.
Başbakan Erdoğan'ın BDP milletvekillerine ilişkin, "Bunlar halkın oyuyla seçilmiş, ama halkı dinlemiyor, Kandili dinliyor" sözlerine cevap veren BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, "Başbakan diyor ki halkın oylarıyla seçilen BDP milletvekilleri, halkı dinlemiyor, Kandili dinliyor. Senin aklın bu kadardır, Kandil'dekiler bu halkın evlatları değil mi?" diye konuştu.
Newroz ateşi etrafında çekilen halaylarla etkinlik sona erdi.
|
Seyid Ozan Mahmut Baran
DERSİM’DE BİR DERVİŞ: SEYİD OZAN MAHMUT BARAN
Dersim müziği denilince akla gelen ilk isimlerden biri olan Mahmut Baran’ı 53 yaşında kaybettik.
Ali BARAN
Kısa süren yaşamına birçok beste, kılam ve ağıt sığdıran Baran, kılamlarıyla, şarkılarıyla bu topraklardaki varlığını ve etkisini devam ettiriyor. Mahmut Baran’ın yaşamı birçok Dersimlide olduğu gibi acılar, sürgünler, gurbetler ve özlemlerle geçmiştir. Verdiği eserler irdelendiğinde yaşadığı bu duyguları bulmak mümkündür. Bir dönemin canlı tanığı olarak yaşadıklarını kılamlarıyla günümüze taşıyan Mahmut Baran, anlaşılması ve unutulmaması gereken önemli değerlerimizdendir.
Mahmut Baran 1922’ de Dersim’in Hozat-Bargeni köyünde dünyaya geldi. Babası Mehmet Baran, Bargenli seyit ve halk ozanı olup saz ve keman çalmaktadır. Halk içinde sevilen, sayılan bir aileden gelir. Mehmet Baran, 1938’ de yakılan Seyit Turabi’nin kardeşidir. Mehmet Baran köklü bir aileden gelir ve yine kendisi gibi Alevi ocağından olan Sarı Saltıklı Besime Baran’la evlenir. Mahmut, Besime ile Mehmet’in onuncu çocuğudur. Baran Kürtçe dilini ve Zazaca lehçesini iyi konuştuğu gibi Türkçe de türküler söyler, ölenlerin cenazelerinde ağıt yakar. Ağıtlarının çoğunda Dersim Katliamı’nı, Axdad’ı, Keki Ağa’yı, Ali Ağa’nın Erzincan’a vali olmasını, Axzonik’te insanların nasıl kasatura ile lime lime edildiğini, Hozat’taki zalim Sait Sağıroğlu’nun tutukluların kafalarını postallarıyla vurup vurup dağıttığını, hatta Ali şer’in Koçgiri direnişini dile getirir. Mahmut Baran düğün ve eğlencelerde ise Kürdün aşkını, Xezalı ve Tew le Tew le gibi klamlarını söyler. Türküleriyle yöresinin kılam, stran, ağıt ve beyitlerini diğer halklara taşır.
Tew lê Tew lê Baranek jî bari yo, hey lê hey lê heyl canê Huwra kýrýn xurme xurme, tew lê tew lê tewl canê Ramîsana jinebîyan, dilo hayê Nanê nanê garisî, tew lê tew lê tewl canê Lo rabe lawik rabe Lo rabe xortik rabe Gul mîvanê me hatin Li ser çavan û rûyanê…
Ew gulê gula zerê, hey lê hey lê heyl canê Ew dukan û bajare, tew lê tew lê tewl canê Ramisana qiz û bukan, dilo hayê Nanê nanê genime, tew lê tew lê tewl canê Ramisane qîzan, dilo hayê Derdê mira dermane, hey lê hey lê heyl canê Lo rabe lawik rabe...
Mahmut Baran 1940’larda askere gider, savaş dönemi olduğu için dört yıl askerlik yapar ve askerliğini yaptığı Gelibolu’da nalbantlık mesleğini öğrenir. 1945’ te evine döndüğünde önce geçimini nalbantçılık yaparak sağlar, daha sonra ise hayvan alıp satar. Hozat’taki, Elazığ’daki mezbahalara hayvan toplayıp getirir. Bir taraftan da diğer üç kardeşiyle rençberlik yapar. Baran ikinci kez evlenir, iki hanımını ve on çocuğunu geçindirmek için daha fazla çalışmaya başlar. Hayatı daha da zorlaşır; ama direnir ve tütün toplayıp Erzincan, Bingöl ve Elazığ üçgeninde satarak geçimini öyle sağlamaya çalışır. Baran ailesi müzikle iç içe olan bir ailedir. Çok dilli bu ailede, Kürtçenin Kurmaci ve Kirmanckî lehçelerinde ve ayrıca Türkçe eserler söylenir. Müzik ve çok dillilik Baran ailesinin önemli bir özelliğidir…Mahmut Baran sadece dışarıda değil aile içinde de müziğe önem verirdi, o yüzden de çocukları doğalında müzisyen olarak yetişti. Baran’ın yaşamı sevda üzerineydi. Klamlarında aşkın tüm güzelliğini bulmak mümkündü. Onun parçalarında aşk, özlem, acı aynı zamanda yaşamın doğasının bir zorunluluğuydu.
Aşkın Divanesi
Aşkın divanesiyem yar yar düştüm yollara Merhametin yok mu yok mu halim sorasın Zari zari ağlar ağlar yanar gezerim Merhametin yok mu yok mu halim sorarsın…
Haydar’ımın ahı yar yar tuttu cihanı Tahammül edemem yar yar verin dermanımı Ayrılık günlerinin yar yar geldi zamanı Merhametin yok mu yok mu halim sorasın
Mahmut Baran oldukça sosyal bir insandı. Çevresiyle hiçbir sorunu olmayan, bir sorunu olsa dahi mahkemeye gitmek yerine, bu sorununu sevdiği dostlarıyla hal ettiği çok anlatılır. İki eşli olduğu halde, iki hanımı ve on çocuğu bir arada tutabilen, biz çocuklarıyla oturup konuşan; hatta dertleşen bir babaydı. Yaşadığı zorlukları bize anlatır ve küçük görevler verip çalışmalarına ortak ederdi. Bize hep okumanın önemini ve her dilin bir insan olduğunu anlatır ve dilin yaşatılmasının çok önemli olduğunu vurgulardı. Dede olması itibari ile halkının sorunlarını kendine dert etmiş, çektiği acıları klamlarına yansıtmıştır. Baran’ın hanımı Bese de çok ağıt söylerdi. Annem, yakılan yirmi dört canın üzerine yakılan ağıdı, genellikle babamın çaldığı keman eşliğinde söylerdi.
SEKESUR Bira Aziz tu Çawuşe şirkete Tu dermekev daira Hukmate Ev zamlıman te dinivisine Bıra telve mala bav u Xale…
Bıra Erde Xane hındık e, Mın tede ajot qefleyek fidan u dendike Mın nezani va zaliman a ten Bı kok u riçiken va hıldikın
Yine Hozat klamında Zabit Sağıroğlu’nun zalimliğini ve kendisinde yaratmış olduğu duyguları keman eşliğinde şöyle ifade eder:
Dayê narim Xozatê Hundirê mın ditırse Saxır oxlî kafıre bavo lemin mın dekuje
Derê Hepısxanê babo wi dayê li mın vekırın Lı ser mın bekesi li min babo kilit û zırze kırın Qehreman axa, li mın derdo Rıca Ali kekan qebul nekırın were li mınê babo li minê daye…
Na ser Xozatê dayê hevrên tarî Tav li tavê nasekınê dıbare tav lı tavê Kesek tune ku xeberê bıde qîza sur oxli Destê zaruyên xwa bıgre here mala bavê
Axzonig katliamını anlatırken Cemşi ve Memed Ali Ağa’nın, devletten söz aldığını kendilerine dokunulmayacağını; ama Dersim Katliamı’nın sonunda tarafsız kalan Memed Ali ve Cemşi gibi ağaların devlete inanmakla hata ettiklerini anlatır. Hozat bölgesinin önce tarafsızlaştırıldığını; ama en sonunda onların da katledildiklerini ve Hozat halkının da onlarla birlikte yakılıp yıkıldığını anlatıyor.
AXZONİG A WESAYE Axzunig kowo vêsayi yo wi lemin No çi miz û duman o wayi lemine biko Cemşi Axayi be Memed Ali Axayi re Bınê sungiyan de mılqi danê wayi lemın lemın! De wayi wayi wayi,lemin lemın wayi !..
Cemşi vano To dıma yeno niyade No çıko ma sero voreno lemin wayi Koyê Axzunige mız û dumano Na hukmatê tereşi rê itivar nêbeno lemin wayi! De wayi wayi, lemın wayi!
14 Ağustos 1938‘de köye baskın yapan askerler Seyid Turabi Baran ve Seyid Hasan Canan ailesinden 24 canı tutuklar. Tutukladıkları insanları elleri kolları tellerle bağlanarak Sekesur denen yerleşim alanına getirirler. Zulüm ise burada başlar; askerler tutukladıkları bu insanları, kasaturalarla delik – deşik ettikten sonra, samanlıkta benzin döküp diri – diri yakarlar. Mahmut Baran klamında bu acıyı şöyle dile getirir:
MEZREK A SEYİDAN Mezrêk a Seyidana way pepo pepo way lemin bi çekeri Bejna biraye mı henikı rindo têlêka mina na ipegi Wakılaminê ez mırena wi wİ. Mıra ta biya deste kıtabane mıne Ecemi dana kami Şima na deste kıtabane mine Ecemi dana kami
Mezrêk a Seyidana wiy pepo pepo Way lemine bi Zembule Bejna bırayê mi hêni kı rındo têlêka mina na Tembure Da bıra wezo çimanre korbi wiy lemin bıra Dorme çımane bıraye mıda sono kepega na sabune
Mezrêk a Seyidana way lemine bira vay lemine bı kemeri Bıraye mi wano cılamı bere yolaxa na teberi Na kıla minê dinya gevrikı zaf şirina wiy lemin Ez be teyna teyi sebıkeri, Ez di teyna sebıkeri
Mahmut Baran 1964 yıllarında sanatçı olarak Ankara TRT’de bir müzik programında misafir konuk olarak katılır. Türkçesi iyi olmadığı için: ‘Senin diksiyonun kötü. Türkçe öğrenmen lazım’ derler; ama o: “Ben dilimle söylemek isterim” der ve oradan ayrılır. Bir yıl sonra da 1965’te Almanya’ya işçi olarak çalışmaya gider. Anadiline verdiği önemi daima önde tutmuş, yaşadığı acıları, zorlukları anadilinde klamlarına dökmüştür. Hayatının bir dönemini oluşturan gurbet yıllarının kılamlarını ise Almanya’da yapar. Almanya’dan izine gelen gurbetçi Dersimliler getirdikleri bant teyiplerde hep Mahmut Baran’ın eserlerini çalardı ve birbirlerinden kopyalayıp çoğaltırdı. Böylece Baran’ın sesi sınırları aşmış; Almanya, Fransa, Hollanda’dan Türkiye’nin çeşitli bölgelerine ulaşmıştı.
DERDO DERDO
Derdo derdo derdo derdo derdo Lo lo kuro kur maro min go Sibeye kavilê gundê we ye bisewûtî li yane Delal ya dilê min sekinî li roka der û li orta erd û Ewliyane Êv dibarîne istrê çavane Ez çi bikim bê bext bû qîza heramê mêrane,wayê De hayê hayê de wiy derdo derdo kula bê mirinê derdo
Derdo derdo derdo Lo lo kuro kur maro mi go sibeye Karwanek di bin gundê meda derbas bû qêy naleqê Ez çum pêþiyê, min go karwancî tu bi xwe kî bi xudê dekî barê te çiye Go Ez terim welatê xerîb xerîbîstana sewûtî Ser barê min kulê bin barê min meraqe Xelk û alêm bûn masûqê malê dinyayê ez terk nakim suretê bi xal û deqê De hayê hayê li welatê xerîb xerîbîstana sewûtî Seva sevên resini xewa çavên min nayê
Mahmut Baran bu dönemde büyük bir acıyı, akrabalarıyla birlikte yaşar. Oğlunu devlete asker olarak veren amcazadeleri, İstanbul’da oğlunun ölüsünü dahi alamaz. Yaşadığı bu büyük acıyı Baran sözlerine döker. Oğluna yaktığı ağıtta ise ciğer acısının zor olduğunu, Allah’tan böyle bir acıyı dağa taşa vermemesini diler.
Daye estenbolo way lemine istenbol o Tayine re na gol o tayinre waye na çol o Piye kokim vano; ez şiyo xestexane Heyder Paşayi Mi te de niya da ke cile cigere mi tip u tol o Ez pey ser vejiya teber wax biko oy oy …
De urze urze cigere mi urze Welate xeribe weşaye de ti sere xo we dare Piye xoye kokimi re weşiyane xo biye oy oy biko biko Xebere de piye kokimi, vane"lace te zeweciyo To sera ciya beno be hesa cigera xo xo dest ra ci de wax lemine
1975 yılına kadar Almanya’da işçi olarak çalışan Baran, aynı yılın yazında ülkeye izne gelir. Keban Barajı’nda arkadaşlarıyla eğlenirken, kalbi durur ve hayatını kaybeder. Sağlığında sevdiklerinin teyplerine klam söyleyen Baran’ın stranları, ağıtları ve beyitleri birçok Dersimlinin evinde, en değerli hazine olarak halen saklanıyor. Dersim’in bu değerli hazinesini geleceğe taşımak ve daha derli toplu bir arşiv oluşturmak için bu kayıtları bir araya getirmeye çalıştım. Bu amaçla Mahmut Baran’ın 1985 ‘te Almanya’da Hunerkom tarafından 'Derdo Derdo' adlı ilk albümünü çıkardık. 2001’ de ise KOM müzik tarafından Türkiye’de aynı albümü çıktı. Mahmut Baran anısına 2010 yılında Dersim Hozat Bargeni köyünde ölümünden 35 yıl sonra bir anıt mezar yaptık. 29 Temmuz 2010 tarihinde anıtın açılışını BDP Dersim Milletvekillisi Şerafettin Halis, Hozat, Pertek belediye başkanları ve birçok sanatçının da katılımıyla yaptık ve ilk kez bir anma etkinliği yapıldı. Bu anma etkinliği ile Dersim halk ozanı Mahmut Baran bir kez daha halkı ile buluştu ve sesi yeniden kendi topraklarından yükseldi.
XEZALXEZAL Hey le Xezal xezal Delalya dıle mın sebe çave reş û belek bum filar û be Mal Lê lê te ez helandım lı welaten xerib sebe Çaven reş û belek Qey heliyam bum pırpırekan Wi Xezal wi bemal wi delal Eman eman sebe çaven reş û belek, bejna zırav coten ser memıken ferfuri heliyam neman xezal wi delal
Hey le haye haye Delalya dıle xwe caran jı bira dılen xwe nekır Şeva şeva reşini xwa çaven min naye wiy xezal wiy delal wi bemal Ez xezalım xezalım xezalım mina berxa ber gazê dıkalım xezal wi delal Eman eman sebe çaven reş û belek heliyam nemam wiy xezal
Hey le xezal delalya dıle mın çıma isali te lı mın varkır Te ez helandım omre mın tevakır Qeyi te lı soza xwe û kula dıle mıne sadıq boa xude fedi nekır xezal wi delal oy le le dine dina dine eman eman sebe çaven reş û belek, bejna zırav cote ser memıken ferfuri heliyam nemam xezal wi bemal
Yazılı bir tarihe sahip olmayan Dersim Kürt tarihinde sözlü tarih çok önemlidir. Bir dönemin sosyal yaşamından, tarihsel olaylarına, acılarından sevinçlerine kadar her duygu ozanların sesinde dile getirilmiştir. İşte Mahmut Baran’ı önemli kılan en önemli yönlerden biri budur. Mahmut Baran, Dersim’in bir dönemini anlatır eserlerinde. Bizler geçmişimizin acılarını, sevinçlerini Mahmut Baran ve diğer ozanlarımızın o yürek dağlayan klamlarından öğrendik. Mahmut Baran gibi ozanlar olmasaydı tarihin bir parçası yok olurdu ya da eksik kalırdı. Bunun yok olmasını engellemek, günümüze taşımak tabii ki her insanın görevidir. Eğer Mahmut Baran, Dersim için bir ozan ve bir değerse hepimizin o değere sahip çıkması lazım. Bu da bu ozanlarımızı, türkülerimizi gençlerle buluşturmaktan geçer kanısındayım.
(Dersim Gazetesinin Mart 2012 sayısından)
|
2813 Haber (352 Sayfa, 8 Bir Sayfada bulunan toplam Haber) |
|
|  |
| Bütün Üyeler: |
7 575 |
| Bugün üye olanlar: |
0 |
| Dün üye olanlar: |
0 |
| Çevrimiçi Üye(ler): |
0 |
| Çevrimiçi Misafir(ler): |
11 |
Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
|
|
|
Pertekliyiz Biz Sitesinizi dilediginiz dilde tercüme etmek için asagidaki Dil seçenegini kullanabilirsiniz.
|
|
yataktan duserek ölme olasiligi iki milyonda birdir.
pertekliyiz.biz
|
|