| RADYO PERTAQ FACEBOOK GRUBU |
|
|
 |
 |
2813 Haber (352 Sayfa, 8 Bir Sayfada bulunan toplam Haber) |
|
maya_ yazdı: "

ANKARA (DİHA) - Hükümetin "Alevi açılımı" kapsamında yaptığı Alevi çalıştayı Alevi örgütlerinin taleplerinin ortaklaştırmasıyla sona erdi. Alevi örgütleri Diyanet İşleri Başkanlığının lağvedilmesi konusunda görüş birliğine varamazken, çalıştayı değerlendiren Pir Sultan Derneği Başkanı Fevzi Gümüş, "Ortak taleplerimizi hükümetin önüne koyduk. Bundan sonra sorumluluk hükümettir. Artık hükümetin mazeret üretme şansı yok" dedi.
Hükümetin Alevilerle yaptığı ve iki gün süren çalıştay sona erdi. Hükümeti Diyanetten sorumlu Devlet Bakanı Faruk Çelik'in temsil ettiği çalıştayda değişik Alevi örgütlerini temsil eden 35 örgüt temsilcisi ve kanaat önderi katıldı. İki gün süren toplantılar, özellikle Alevi Bektaşi Federasyonu ve bünyesinde bulunan örgütler daha önce kamuoyuna da açıkladıkları, "Zorunlu din dersleri kaldırılsın, Madımak müze yapılsın, Alevi köylerine cami yapılmaktan vazgeçilsin, Cemevleri resmi statüye kavuşturulsun ve Diyanet işleri Başkanlığı lağvedilsin" gibi taleplerini dile getirdiler.
Edinilen bilgilere göre, çalıştaya katılan ve bir çok nokta da ayrı düşünen bütün Alevi örgütleri "Zorunlu din derslerinin kaldırılması, Madımak'ın müze yapılması, alevi köylerine cami yapılmaması ve cemevlerinin resmi statüye kavuşturulması" gibi konularda ortaklaştı. Alevi toplumunun ortak talepleri hükümete iletilirken, Diyanet İşleri Başkanlığının lağvedilmesi konusunda da, hükümete yakınlığıyla bilinen Cem Vakfı ve diğer alevi örgütleri ortaklaşamadı. ABF'nin "Diyanet işleri başkanlığı lağvedilsin" talebine, "hayır yeniden düzenlensin" şeklinde karşı çıkan Cem Vakfı, diğer örgütlerden farklı olarak alevi dedelerine maaş bağlanmasını da talep etti. Buna karşı çıkan ABF ve diğer örgütler ise alevi dedelerine maaş bağlanmasının dedeleri devletin memuru haline getireceğini belirterek karşı çıktılar.
'Taleplerimizin karşılanması konusunda net bir irade göremedik'
Çalıştaya ilişkin bilgi veren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Fevzi Gümüş, çalıştayda taleplerini dile getirme fırsatı bulduklarını belirterek, "Diyanet dışındaki taleplerimiz tüm katılımcılar tarafından onaylandı, ortak talep haline geldi. Bu talepleri gerçekleştirecek bir siyasi irade var mı? Ne devlet bakanı (Faruk Çelik) nede danışman net bir şey söylemedi" dedi. Taleplerinin ortak hale getirilerek hükümetin önüne konulduğunu ve sorumluluğun bundan sonra hükümette olduğunu belirten Gümüş, bu talepleri karşılanmadı taktirde, 9 Kasım'da yaptıkları gibi sokaklara çıkacaklarını söyledi. Gümüş şöyle konuştu: "Biz diyalog konusunda üzerimize düşen yükümlüğümü yerine getirmiş olduk. Bugüne kadar siyasi iktidarlar 'Bunların her biri ayrı fikirde aynı talepleri dile getirmediler' gibi gerekçeler bahane edilerek taleplerimiz karşılanmıyordu. Ama bugün 4 ana talep konusunda siyasi isteklerimizi iktidara iletmiş olduk. Bundan sonraki yükümlülük, hükümet olmaktan kaynaklı olarak AKP iktidarındadır. Bu günden sonra sorunların çözülmesi konusunda alevi toplumunun temsilcilerine yönelik bir mazeret üretme şansları kalmadı."
Bu çalıştayların bundan sonra da devam edeceğini bilgisini edindiklerini belirten Gümüş, bu çalıştayda ortaya çıkan taleplerin karşılanması için sivil toplum örgütleri, siyasi partiler, akademisyenlerle toplam 6 çalıştay daha yapılacağını ve bundan görüş isteneceğini belirtti. "
|
|
Güncel Haberler: Barış grubu üyelerine hücre cezası verilerek, 4 yıllık infazları yakıldı!
|
|
maya_ yazdı: " ANKARA (DİHA) - Kürt sorununun çözümüne ilişkin tartışmaların yoğunlaştığı bu günlerde, PKK'nin barış elçisi olarak Türkiye'ye gönderdiği Barış Grubu üyeleri Hacı Çelik ve Haydar Ergün'e 3 aylık hürce cezası verilirken, 4 yılık infazları da yakıldı. Tahliye edilmesi gereken 'barış grubu' üyelerinin cezalarının 2013 yılına uzatılması ise dikkat çekti.
Bir yandan çözüm tartışmaları sürerken, öte yandan demokratik kurumlar ve kesimler üzerindeki baskılar da her geçen gün artıyor. Bu dönemde DTP, KESK ve değişik kesimlere yönelik yapılan operasyonlar ve hafif gerekçelerle tutuklamalar devam ederken, PKK'nin iyi niyet elçileri olarak 1999 yıllında Türkiye'ye gönderdiği Barış Grubu üyeleri hakkında skandal niteliğinde bir karara imza atıldı. Avrupa'dan Türkiye'ye gönderilen Barış Grubu üyeleri Hacı Çelik ve Haydar Ergül'ün 4 yılık infazları İstanbul 11. ve 13. Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından verilen disiplin cezası gerekçesiyle yakıldı.
Cezaları 2013'e ertelendi
Açlık grevi yaptıkları ve verdikleri dilekçelerde "Sayın Öcalan" ibaresi kullandıkları gerekçesiyle disiplin cezalarına çarptırılan Barış Grubu üyeleri Çelik'e Ergül, 2002-2005 yılları arasında 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirleri İnfazı hakkındaki kanunda yapılan değişiklikle disiplin cezaları gerekçesiyle infazları yakıldı. Böylece 1 Ekim 1999 yıllında tutuklanan ve örgüt üyeliği gerekçesiyle önce 15 yıl ağır hapis cezasına çarptırılan ancak daha sonra "iyi halden" cezaları 12.5 yıla düşürülen Ergül ve Çelik infaz yasası gereği cezalarının 3/2'i oranında hapis yatacaktı. Bu nedenle yaklaşık 10 yılık cezalarını kısa süre sonra tamamlayıp tahliye edilmeleri gereken Ergül ve Çelik'e verilen hücre cezaları gerekçesiyle 4 yılık infazları yapıldı. Böylece barış tartışmalarının yürütüldüğü bir dönemde, barış elçileri olarak adlandırılan Ergül ve Çelik'in tahliyeleri 2013 yılına ertelenmiş oldu.
Cezaya tepki: Kamuoyu sesiz kalmasın
Kandıra 2 Nolu F tipi'nde cezaevinde bulunan ve yazdıkları mektupla duruma tepki gösteren Hacı Çelik, demokratik kamuoyunun duruma sessiz kalmaması isteyerek, "Kürt sorunun çözümüne yakın olduğumuz bu süreçte bizlere yapılan bu uygulama manidar ve acımasızdır. Bu bağlamda ortaçağ engizisyon mahkeme uygulamalarını andırmaktadır. Sorun ne silahla ne de ceza yaptırmaları ile çözülür. Çözüm demokratik, hak ve özgürlükler sağlanarak çözülür. Onun için şahsımıza yapılan bu adaletsizliği kamuoyu olarak teşhir etmeye çağırıyoruz" diye seslendi. "
|
maya_ yazdı: "
KCK'nin eylemsizlik süresini 15 Temmuz'a kadar uzatmasının yankıları sürerken Genelkurmay Başbuğ, Hürriyet gazetesinden Metehan Demir'e Kürt sorunu ve PKK'nin 15 Temmuz'a kadar uzattığı ateşkesle ilgili açıklamalarda bulundu.
'Bir tarihi fırsattan bahsediliyor. Kürt açılımı da bu çerçevede çok konuşuluyor. TSK bu tartışmanın neresinde' sorusuna Başbuğ, 'sadece ekonomik ve sosyo kültürel alanlarda atılan adımlarla terör bitirilir diye düşünmek büyük bir hata olur. Burada, terörü hemen çözemiyoruz diye sabrımızı yitirmemek ve mücadele azmimizi kaybetmememiz gerekir. TSK'nin görevi teröristleri tamamen ortadan kaldırana dek mücadelesine devam etmektir' yanıtını verdi.
KCK'nin eylemsizlik kararından sonra toplum örgütlerinin Türk ordusunun operasyonlarını durdurma çağrılarını da değerlendiren Başbuğ şöyle konuştu:
'Bize bu konuda kimse akıl vermesin. Ne dururum, ne de teröristler gelsin diye beklerim. Aksine, gider, arar bulur ve yok ederim. Bir terörist grupla karşılaştığımızda, ister eylem yapsın, ister yapmasın teslim olmaları istenir. Hep böyle oldu. Bundan sonra da böyle devam edecek. Aksi halde de anında operasyon yapılır. Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde Türk askerinin, vatandaşının canına, ülkenin toprak bütünlüğüne kasteden teröristlere karşı kimse TSK'den barış adına operasyon yapmamasını, sessiz kalmasını veya bir köşeye sinmesini beklemesin. Nerede olursa olsun herhangi bir teröristle karşılaşıldığında en ağır şekilde yanıt verilecektir.'
'Murat Karayılan'ın açıklamaları çok konuşuldu. Ne düşünüyorsunuz?' sorusuna ise Başbuğ şu yanıtı verdi: 'Umurumda değil. Herhalde, Türkiye'de süreci bir terörist ve açıklamaları belirleyecek değil. Ya da onun açıklamalarını bizim muhatap alacak halimiz yok. Terörizmi bitirmek için biz kendi işimize bakıyoruz.'
PKK'nin bitirilmesi konusunda devletin ilgili tüm kurumlarının uyum içinde çalıştıklarını söyleyen Başbuğ, 'Kuzey Irak'ın artık kendileri için bir cennet olmadığını, silahla bir yere varamayacaklarını, anladılar. Ama bitti demek çok yanlış olur. Ancak, bugün gelinen nokta daha önce benzeri olmayan bir noktadır demek mümkün. O nedenle önemli bir süreç içindeyiz. Devletin ilgili tüm kurumları da bunun farkında ve bir uyum içinde çalışılıyor' diye konuştu.
PKK'ye karşı Barzani ve Talabani güçlerinin operasyon yapmasını isteyen Başbuğ, 'Eğer gerçekten dostlar ve bu örgütün bir an önce kendilerinin selameti için de bitmesini istiyorlarsa öncelikle onların bu operasyonu yapması gerekiyor' dedi.
Başbuğ, Kerkük Yumurtalık boru hattı kapasitesinin daha da arttırılabileceği ve bu hatta paralel bir de gaz hattı kurulabileceği mesajını verdi.
"
|
maya_ yazdı: "
Türkiye’de bir süreden beri yoğunlaşan tartışmalara dikkat çeken Avrupa Barış Meclisi, “Türkiye’ye kan ve gözyaşından başka birşey vermeyen şiddet politikasının terk edilmesi, savaşın sona erdirilmesi ve Kürt halkının demokratik talepleriyle demokratik iradesine saygı gösterilmesi temelinde yürütülen tartışmalar, yoğun operasyonlara ve yaşanan can kayıplarına rağmen devam ediyor. Avrupa Barış Meclisi olarak; Türkiye tarihinde alışık olmadığımız kadar yaygın ve yoğun bir biçimde Kürt sorununun tartışılıyor olmasını önemsiyor ve tartışmaların ülkeyi barışçıl bir sürece yönlendirmesi gerektiğine inanıyoruz” dedi. Türk Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün konuyla ilgili olarak, ‘daha fazla vakit kaybedilmeden çözülmelidir’ uyarısına değinen Avrupa Barış Meclisi, açıklamasının devamında, Kürt sorununun halklararası boğazlaşma gibi vahim durumlara yol açmadan çözülmesi için herkesi sorumlu davranmaya çağırdı. Avrupa Barış Meclisi açıklamasını şu şekilde sonlandırdı: “Barışçıl fırsatın heba edilmemesi için giderek yayılan askeri operasyonların derhal durdurulması gerekiyor. Ayrıca DTP, Kamu Emekçileri Sendikası (KESK) başta olmak üzere sivil ve demokratik kurumlara yönelik polis baskınları, gözaltı ve tutuklamalar da son bulmalıdır.”
Artık ölüm istemiyoruz
“Akan kan derhal durdurulsun ve Kürt sorununa barışçıl ve demokratik bir çözüm bulunsun” şeklinde başlayan Türkiye-Almanya İnsan Hakları Derneği (TÜDAY) açıklamasında ise, hergün gelen ölüm haberlerinin, giderek Kürt düşmanlığını körüklediğine dikkat çekildi. Açıklamada şöyle denildi: “Cenaze törenleri Kürt düşmanlığına dönüşmekte, milliyetçi ve faşist çevreler bu kirli savaşı kendi politik amaçları doğrultusunda kullanmakta, savaş giderek bir kan davasına dönüşmekte.
Ulusal ve toplumsal kaynaklarını halkın refahına ayırmak yerine, on yıllardır çirkin ve kirli bir savaş mazlum Kürt halkına karşı yürütülmektedir. Türkiye- Almanya İnsan Hakları Derneği olarak Türkiye kamuoyuna acil çağrıda bulunuyoruz: Son günlerde, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere hükümet ve Kürt tarafının, başta DTP olmak üzere dile getirilen barış söyleminin kamuoyunda yarattığı olumlu havayı halkın vicdanını rahatlatan ve savaşı sona erdirecek açıklamaların tüm çevrelerce ciddiye alınması ve her kesimin üstüne düşen görev ve sorumluluğu taşımasını ve barış girişimine katkı sunmasını gerektirmektedir. Bu olumlu havaya karşılık ne yazık ki şiddet yanlılarının savaşı tekrar şiddetlendirmelerini kınıyoruz. Kan kanla yıkanmaz! Viranelikler üzerine mutluluklar inşa edilmez! Genç evlatlarımızın ölmesini istemiyoruz.” TÜDAY, son olarak Türk basınına da savaş kışkırtıcılığından vazgeçmesi çağrısında bulundu. TÜDAY, bunun yapılması durumunda barış ve huzurun gelmesine katkının sağlanmış olacağına dikkat çekti.
"
|
maya_ yazdı: "
Şemdinli ilçesine birkaç saat yakınlarında bir gerilla birliğindeyiz. Herkesin konuştuğu gerillalarla tartışmak ve haber yapmak için bir süredir buralardayız.
Bu dağlarda dünyada olup bitenler radyo üzeri takip ediliyor. Ancak bazı gerilla birliklerinin tv izleme imkanı da oluyor. Akşam burada konuk olduğumuz gerilla birliğinde bir televizyon var. Haber saatinde birkaç dakika açılıyor. Fırsat bulduğumuzda gerillalarla, komutanları ile Türkiye’nin gündemini işgal eden Kürt meselesini, çözümü, barışı konuşuyoruz.
Birkaç dakika sonra başlayan haberlerde Lice’de yaşamını yitiren 4 gerilladan bahsediliyor. Garısadaki 4 gerillanın haberi buna ekleniyor. Onlar televizyona bakıyorlar, ekranda arkadaşlarının resimlerine odaklanıyor.
Sınır bölgelerine yakın bu gerilla birliğinde 21 yıllık gerillada var, 1 yıllık gerillada. Kadın erkek, Urmiyeli, Amedi, Botanlı, Afrinli, Süleymanıyeli gerillalar var burada. Bu bileşimi anlamak, yazıya dökmek ve nereden, nasıl, ne tür badireler atlatarak buraya geldiklerini anlamak çok güç değil. Garısa ve Lice’deki yaşamını yitiren gerillaların tv’de konuşan anneleri, dağdaki çocuklarını gururlandırıyor.
Ardından biraz önce ölüm haberini aldıkları arkadaşları ile son anılarını, hatıralarını anlatmaya başlıyor. Beraber resim çekebilmiş olanlar resimleri gösteriyorlar. Öğrenmek istediğimiz çoğu şeyi burada, bu gerilla birliğinde, izlediğimiz haber bülteninde ve ardında oluşan duygu ve düşünce dünyasında aslında bulmak mümkün.
Kürdistan’ın bu sarp, zahmetli, zor, uzak ve yüksek dağlarındaki Kürt çocukları, her gün gelip giden keşif uçaklarına, F16’lara, İran’ın attığı havanlara karşı son derece titiz ve dikkatliler.
Kandil’den, Xinere, Xakurke ve bütün bu yol güzergahlarında geziyoruz. Gerilla birliklerinin konumlandıkları yerlerden geçerek daha içlere doğru ve hayatın daha ciddi, daha yakıcı dağlara çıkıyoruz.
‘Neden buradasınız?’ Karşılaştığımız gerillaların bazılarına bunu soruyoruz. Tanıştığımız Xemgin isimli genç bir gerilla, ‘Neden burada olmayalım ki. Kürdüz, genciz, halkımızın hakları gasp edilmiş, ülkemiz parçalı, başkanımız tutuklu. Burada olmayıp da nerede olmamız gerekiyor’ yanıtını veriyor.
İstanbul’dan üniversite eğitimini yarıda bırakıp gelen kadın gerilla, Şam’da tıp fakültesini son sınıfta terk edip yönünü dağlara veren gerilla, Urmiye’de babası ve amcası ile zaman zaman kaçakçılık yapan gerilla, Rusya Kürtlerinden olan kuryemizin verdikleri cevaplar Xemgin’in söyledikleri aşağı yukarı aynı.
Gerillalarla görüşmeler, röportajlar yapıyoruz. Yaklaşan 1 Haziran süreci, devam eden operasyonlar, yaşamını yitiren arkadaşları ve burada tüm bu olanlara nasıl baktıklarını soruyoruz.
PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Ağustos ayında açıklayacağı yol haritası gerillaların da gündeminde bulunuyor. Burada gerillaların Türk yetkililerin açıklamalarına karşı temkinli olduklarını görüyoruz.
Barış süreci gelişebilir, ancak devletin Kürt hareketine yönelik ‘devre dışı bırakma’ amacı sonderece berrak bir şekilde görülüyor. Gelişen operasyonlar gerillalardaki bu düşünceyi derinleştiriyor. Onlar Kürt halkının garantiye alınmış hakları için dağlardan inmeye hazırlar.
Mardinli, Adana’da büyümüş, Çukurova üniversitesinde öğrenci iken çantasını alarak Kürdistan dağlara yol alan ve 4 yıldır burada bulunan Ruken isimli gerilla, ‘biz dağlara bireysel kararlarımızı vererek geldik. Şimdi bir hareketin üyeleriyiz. Halkımızın özgürlüğü için geldik. Şimdi özgürlük hareketinin üyeleriyiz. Bizim için bağlayıcı olan hareketin tutumu, başkanımızın tutumudur. Kimin ne dediği önemli değil. Dağlara bireysel kararımız ile geldik, dağdan inmek ve kalmak ise kolektif kararımız ile olur’ diyor.
Ertesi gün yola çıkıyoruz, başka bir gerilla bölgesindeyiz. Henüz yeni gelmiş eğitimini tamamlamamış gerilla adayları ile tanışıyoruz. Onlar yeni gelmişler, dağlardaki ilk adımlarını atıyorlar.
Genel af, ‘iyi şeyler’, çözüm tartışmalarının olduğu bir sırada gerillalarla birlikte olmak ilginç bir deneyim. Aşağıda nasıl görünüyor bilemiyorum ama burada şöyle görünüyor; bu iş devletin atacağı adımlara bağlı, burada kendilerinden sonderece emin, her gün arkadaşları öldükleri halde sağduyulu ve kontrollü binlerce Kürt genci var. Bir gerilla, ‘bizim dağa çıkma nedenlerimiz ortada oldukça kimse bunu beklemesin. Devlet bu nedenleri kaldırsın işte o zaman çözüm süreci başlar’ sözüyle Türkiye’deki tartışmalara da cevap vermiş oluyor.
Gerillalar sadece kendileri ve mücadeleleri hakkındaki tartışmaları değil, hayatı ilgilendiren tüm konuları sınırlı olanaklar ile takip ediyorlar. İzlenmeye, aktarılmaya değer kareler, imgeler çok burada. Biz gerilla komutanları ve PKK yöneticileriyle Kürt sorunu bağlamındaki tartışmaları soracağız. Kürt sorunu nereye gidiyor, Cemil Bayık ile bu konudaki sohbetimizi aktarmaya devam edeceğiz.
ANF NEWS AGENCY
"
|
|
Binlerce kişi 'Fırat suyu kan akıyor baksana' dedi
|
|
İHD'nin çağrısıyla, Ergenekon sürecine toplumsal muhalefet cephesinden müdahale etmek için halkta duyarlılık yaratılması
İHD'nin çağrısıyla, Ergenekon sürecine toplumsal muhalefet cephesinden müdahale etmek için halkta duyarlılık yaratılması amacıyla kurulan Gerçek ve Adalet İnisiyatifi, ilk eylemini "Fırat suyu kan akıyor baksana" sloganıyla Türkiye genelinde oluşturduğu insan zinciri ile gerçekleştirdi. Eylemlerde, Kürt illerinde yaşanan cinayetlerin açığı çıkarılması talep edildi.
DİYARBAKIR
Aralarında insan hakları örgüt, siyasi partiler, sendika, girişim ve derneklerin bulunduğu 25 kuruluşun oluşturduğu Gerçek ve Adalet İnisiyatifi, Yaşam Hakkı Anıtı önünde insan zinciri oluşturdu. Eylemden önce 25 kuruluş adına basın açıklaması yapan İHD Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey, oluşturulan oluşumun amacını şöyle açıkladı: "Biz de Türkiye'de son yıllarda yaşadığımız acıları, katliamları ve halka karşı işlenen suçları ortaya çıkarmak, özellikle de Fırat'ın doğusunda yaşananları dünyanın, Türkiye'nin görmesi için buradayız. Sadece olanların görülmesi değil, sorumluların ortaya çıkarılması ve yargılanması talebiyle buradayız."
Ergenekon süreci ile beraber Türkiye'de "derin-gizli" bir çok gerçeğin açığa çıkarıldığını dile getiren Erbey, köy boşaltmalar, faili meçhul, cinayetler, cezaevlerindeki katliamların, gözaltındaki kayıpların sorumlularının yargılanmasını istedi. Ergenekon davasında hükümetin olayın üzerine gittiği izlenimi vermek istediğini belirten Erbey, hükümete "Darbe teşebbüsünde bulunan varsa bulun yargılanmasını sağlayın. Ancak, biz size 12 Eylül darbecilerinin açık adreslerini ve yaptıklarına ilişkin binlerce adres, dosya ve tanık sunabiliriz. Demokrasi yanlısıysanız, darbelere karşıysanız, suç işleyenleri arıyorsanız anayasanın geçici 15. maddesini kaldırın ve binlerce kişinin ölümünden, işkencesinden sorumlu olan 12 Eylülcülerin dokunulmazlığını kaldırın" dedi. Açıklamanın ardından el ele tutuşan grup Yaşam Hakkı Anıtı önünde insan zinciri oluşturdu. Oluşturulan zincirde "Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek" sloganı atıldı.
MALATYA
Malatya'da İHD öncülüğünde bir araya gelen İHD, KESK, ESP, DTP, ÖDP, EMEP, Mazlum-Der ve PSAKD, İHD Malatya Şubesi önünden Merkez postanesine doğru yürüyüş düzenledi. Eyleme Halk Cephesi de destek verdi. Basın açıklamasını okuyan İHD Malatya Şube Başkanı Özgür Karakavak, şunları kaydetti: "Ezilen, sömürülen, baskı gören, dili, inancı, kültürü yasaklanan tüm toplum kesimleri olarak Türkiye'nin demokratikleşmesi talebiyle, daha özgür ve eşit yurttaşlar olmak, güvenli bir ülkede yaşamak için tüm Türkiye'de sokaklardayız. Biz Türkiye'de son yıllarda yaşadığımız acıları, katliamları ve halka karşı işlenen suçları ortaya çıkarmak, özellikle de Fırat'ın doğusunda yaşananları dünyanın, Türkiye'nin görmesi için buradayız."
BATMAN
Batman Gerçek ve Adalet İnisiyatifi, Batman Belediyesi önünden Atatürk Parkı'na doğru insan zinciri oluşturularak yürüyüş yapıldı. Yüzlerce kişinin katıldığı eylemde, sık sık "Batı'da arama Ergenekon burada", "Barışa bir ses çift taraflı ateşkes", "Savaşa hayır barış hemen şimdi", "Bijî biratiyan gelan", "KESK'e uzanan eller kırılsın" sloganları atıldı. Yürüyüşün ardından Eğitim Sen Batman Şube Başkanı Selim Aratemur, konuşma yaptı. Aratemur'un ardından Batman Gerçek ve Adalet İnisiyatifi adına basın açıklamasını okuyan Genel İş Batman Şube Başkanı Halis Yakut, Ergenekon sürecinin Türkiye'de derin gizli birçok gerçeği ortaya çıkardığını ancak gerçeklerin buzdağının altında olduğunu söyledi.
MARDİN
Mardin Yenişehir Taksi Durağı'nda eylem yapıldı. Eyleme İHD Mardin Şubesi, Barış Meclisi, Mazlum Der, KESK Mardin Şubesi, TTB, TİHV, DTP, 78'liler Girişimi, Belediye İş Sendikası Mardin Şubesi'nin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi katıldı. İnsan zincirinin oluşturulmasının ardından basın açıklamasını okuyan İHD Mardin Şube Başkanı Erdal Kuzu, Türkiye'de son dönemlerde yaşanan katliamlara ve halka karşı işlenen suçlara dikkat çekmek amacıyla alanlarda olduklarını söyledi. Kuzu'nun açıklamasından sonra Eğitim Sen Mardin Şube Başkanı Doğan Anğay, KESK'e yönelik yapılan operasyonları kınadıklarını belirtti.
VAN
İHD, Barış Meclisi, ÇHD, DTP, Mazlum-Der, KESK ve TMMOB'un oluşturduğu Gerçek ve Adalet İnsiyatifi üyeleri, Mavi Plaza önünden Sanat Sokağı'na doğru yürüyüş düzenledi. Eylemde, "Fırat suyu kan akıyor baksana" yazılı dövizi ile faili meçhul şekilde katledilenlerin fotoğraflarının bulunduğu dövizler taşındı. Grup adına açıklama yapan KESK Dönem Sözcüsü Şaban Çiftçi, Türkiye'de 1950'li yıllarından itibaren Gladyo-Kontrgerilla kurulduğunu ve bu örgütlenmenin bir çok olaya karıştığını ifade etti. Konuşmasında Çiftçi, Fırat'ın öbür yakasında işlenen suçların ortaya çıkarılmasını istedi. Açıklamanın ardından 5 dakikalık oturma eylemi yapıldı.
HATAY
Hatay Gerçek ve Adalet İnisiyatifi, Ulus alanında insan zinciri oluşturdu. Eylemde konuşma yapan İHD Hatay Şube Başkanı Semra Berrak, demokrasi talebiyle, daha özgür ve eşit yurttaşlar olmak, güvenli bir ülkede yaşamak için tüm Türkiye'de sokaklarda olduklarını belirterek, 1950'li yıllardan itibaren kurulduğu bilinen Gladyo- kontrgerillanın dağıtılmasını istediklerini ifade etti.
KOCAELİ
Kocaeli Gerçek ve Adalet İnisiyatifi üyeleri Belediye İş Hanı önünde insan zinciri oluşturarak, Sabri Yalım Parkı'na yürüyüş düzenledi. "Kürt sorunu demokratik ve barışçı yollarla çözülsün", "Türkiye'de yaşayan herkesin dil, inanç ve kültürel hakları güvenceye alınsın" pankartlarının açıldığı eylemde, sık sık "Barışa bir ses çift taraflı ateşkes", "Bijî bratiya gelan", "Gözaltılar, tutuklamalar, baskılar bizi yıldıramaz" sloganları atıldı. Sabri Yalım Parkı'nda yapılan basın açıklamasını okuyan Gerçek ve Adalet İnisiyatifi ve KESK Kocaeli Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Akın Şişman,Türkiye'deki aydınlar, sanatçılar, işçiler, memurlar, sendikacılar olarak, ezilen, sömürülen, baskı gören, dili, inancı, kültürü yasaklanan tüm toplum kesimlerinin demokratikleşmesini, eşit özgür yurttaşlar olarak yaşamak istediklerini talep etti.
ÇANAKKALE
Çanakkale'de Turuva Atı önünde bir araya gelen Gerçek ve Adalet İnisiyatifi üyeleri insan zinciri oluşturdu. Eylemde oluşturulan insan zinciriyle "Fırat suyu kan akıyor baksana" yazıldı. Eylemde sık sık "Yaşasın halkların kardeşliği", "Gün gelecek devran dönecek katiller halka hesap verecek" sloganları atıldı. Eylemde konuşan Pir Sultan Abdal Derneği Çanakkale Şube Başkanı Mustafa Korkmaz, Türkiye'de son dönemlerde yaşanan acıları, katliamları ve halka karşı işlenmiş suçları ortaya çıkarmak, özellikle de Fırat'ın doğusunda yaşananları dünya ve Türkiye'nin görmesi için alanlarda olduklarını belirtti.
MERSİN
İHD, Alevi Bektaşi Federasyonu, Barış Meclisi, ÇHD, DTP, EMEP, ESP, EHP, SEH, Halk Evleri, MAZLUMDER, KESK, ÖDP, SDP, Sosyalist Parti, TTB, TİHV, 68'lililer, 78'liler, Limter İş, Yeşiller Partisi, Haçova Kültür Derneği, Akdeniz Göç Der ve Toplumsal Özgürlük Platformu gibi demokratik kitle örgütleri ve siyasi partiler, İHD Mersin Şubesi önünde eylem yaptı. "Fırat suyu kan akıyor baksana" yazılı şapkaları takan eylemciler göğüslerine yapıştırdıkları harflerle "Fırat suyu kan akıyor baksana" yazdı. Kurumlar adına basın açıklamasını okuyan İHD Mersin Şube Başkanı Mirze Mehmet Söylemez, Türkiye'de son yıllarda yaşanan acıları, Fırat'ın doğusunda yaşanan katliam, baskı, kayıplar, işkenceleri ve işlenen suçları ortaya çıkarmak için eylemde olduklarını dile getirdi. Çevik kuvvet polisinin geniş güvenlik önlemi aldığı eylem olaysız sona erdi.
ADANA
Adana'da İHD öncülüğünde biraya gelen Adana Barış Meclisi Girişimi, ÇHD, KESK, DTP, EMEP, ESP, EHP, Halkevleri, KESK, ÖDP, SDP, Sosyalist Parti, TİHV, TÖP yöneticilerinin de aralarında bulunduğu yüzlerce kişi insan zinciri oluşturdu. 5 Ocak Meydanı'nda biraya gelen kitle, üzerlerine her kartona bir harf yazılı kartonları asarak "Fırat suyu kan akıyor baksana" yazdı. Ele ele tutuşarak insan zinciri oluşturan kitle, İnönü Parkı'na yürüdü. Eylemde, "Biji biratiya gelan", "Fırat'ın ötesi kayıplar ülkesi", "Kayıplar bulunsun hesap sorulsun", "Susurluktan Ergenekon'a katiller halka hesap verecek", "KESK'e uzanan eller kırılsın" sloganları atıldı.
ANKARA
GİMA önünde bir araya gelen ve aralarında İHD, THİV, ABF, Barış Meclisi, ÇHP, DTP, EMEP, ESP, EHP, Halkevleri, MAZLUMDER, KESK, ÖDP, SDP, Sosyalist Parti, TTB, THİV, 78'liler Girişimi, Limter-İş, Yeşiller Partisinin üye ve yöneticilerinin de bulunduğu kalabalık grup, Ziya Gökalp Caddesi boyunca insan zinciri oluşturdu. Zincir oluşturulmadan önce inisiyatif adına açıklama yapan İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Yazar Yaşar Kemal'in kitabından esinlenerek eyleme "Fırat suyu kan akıyor baksana" ismini verdiklerini belirterek, ‘’Biz de Türkiye'de son yıllarda yaşadığımız acıları, katliamları ve halka karşı işlenen suçları ortaya çıkarmak, özellikle de Fırat'ın doğusunda yaşananları dünyanın Türkiyenin görmesi için buradayız. Sadece olanların görülmesi için değil, sorumlularının açığa çıkarılması ve yargılanması talebiyle buradayız" dedi.
İZMİR
İHD, Alevi Bektaşi Federasyonu, Barış Meclisi, ÇHD, DTP, EMEP, ESP, EHP, Halkevleri, Mazlumder, KESK, ÖDP, SDP, Sosyalist Parti, TTB, TİHV, 78'liler Girişimi, Limter İş, Yeşiller Partisi'nin de aralarında bulunduğu çok sayıda kurum Konak Eski Sümerbank önüne kadar, insan zinciri oluşturarak yürüdü. "Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana" pankartının açıldığı eylemde, "Barışa bir ses çift taraflı ateşkes", "Anayız barıştan yanayız", "Hepimiz DTP'liyiz, hepimiz KESK'liyiz", "Biji biratiya gelan" sloganları atıldı. Basın açıklamasını okuyan İHD İzmir Şube Başkanı Ahmet Alagöz, binlerce faili meçhul cinayetlerin, aydınların katledilmesinin, 17 yaşında idam edilen Erdal Eren'in, 12 yaşındaki bedenine onlarca kurşun sıkılan Uğur Kaymaz'ın katillerinin yargılanması için böyle bir eylem başlattıklarını söyledi.
AYDIN
Aydın'da bir araya gelen çeşitli siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri Menderes Bulvarı'ndan Sevgi Yolu'na kadar insan zinciri oluşturarak yürüyüş yaptı. "Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana" pankartının açıldığı eylemde, faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmasını talep eden sloganlar atıldı. Yürüyüşün ardından basın açıklamasını okuyan İHD Aydın Şube Başkanı Jale Duygu, "Bizler Türkiye'nin onuru ve geleceğini savunanlar olarak Ergenekon davası vesilesiyle tüm çetelerin, cinayet şebekelerinin, Gladyo-Kontrgerillanın ortaya çıkarılması için yola çıktık, sonuna kadar da bu mücadeleyi sürdüreceğimizi ilan ediyoruz" dedi.
MANİSA
DTP Manisa ve İlçe örgütleri de, İl binası önünden Manolya Meydanı'na kadar yürüyüş yaptı. "DTP'yi susturma silahları sustur" pankartının açıldığı eylemde, basın açıklamasını okuyan DTP Manisa İl Başkan Yardımcısı Kerem Taylan, PKK'nin aldığı çatışmasızlık kararının dolmasına bir gün kaldığını hatırlattı. Taylan, bölgede 30 yıldır süren çatışmalar sonucunda binlerce faili meçul cinayet, acı, kan ve gözyaşının ülke iklimine hakim olmaya başladığını ifade etti.
ANTALYA
Gerçek ve Adalet İnisiyatifi Antalya Girişimi'nin çağrısı ile Muratpaşa Cami yanında bir araya gelen yaklaşık 500 kişi "Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana" pankartı ile insan zinciri oluşturarak Kışlahan Oteli önüne kadar yürüyüş yaptı. Yürüyüş boyunca, "Barışa bir ses çift taraflı ateşkes", "DTP'yi değil silahları sustur", "Yaşasın halkların kardeşliği", "Susma sustukça sıra sana gelecek" sloganları atıldı. Yürüyüş ardından yapılan basın açıklamasını okuyan EMEP Antalya İl Başkanı Celal Budak, Fırat'ın öte yanında işlenen cinayetlerin aydınlatılması talebiyle başlattıkları eylemlerinin bundan sonrada süreceğini söyledi.
İSTANBUL
Tünel'de bir araya gelen Gerçek ve Adalet İnisiyatifi üyelerinin Taksim Meydanı'na yapmak istediği yürüyüş polis engeline takıldı. "Fırat suyu kan akıyor baksana", "Ölüm kuyuları toplu mezarlar açılsın", "12 Eylülden Ergenekon'a sorumlular yargılansın", "Faili meçhul cinayetler aydınlatılsın" dövizlerini taşıyan grup, 5 dakikalık oturma eylemi yaparak polis engelini protesto etti. Oturma eyleminde, "Polis defol bu sokaklar bizim", "Baskılar bizi yıldıramaz", "Biji biratiya gelan", "Faşizme karşı omuz omuza", "Kaybedenler kaybedecek" sloganları atıldı. Oturma eyleminin ardından dövizlerin indirilmesiyle polis grubun geçişine izin verdi. Yürüyüşe izin verilmemesi nedeniyle grup Taksim Tramvay durağında basın açıklaması yaptı. Açıklamada polisin tutumunu protesto ederek konuşmasına başlayan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, Ergenekon soruşturmasına dikkat çekerek, sürecin Türkiye'de derin-gizli birçok gerçeği ortaya çıkardığını belirtti.
ANTEP
Antep Yeşil Su Parkı'nda da, İHD, EMEP, DTP, TÖP, KESK'e bağlı şubelerin katılımı ile açıklama yapıldı....ANF
|
|
RÜSSELSHEIM DERSİM FESTİVALİ
|
|
Dersim insanı, yalan yanlış Dersim adını kullanana sormalıdır. Sen Dersim için ne yaptın? Bugüne kadar yaptığın festivallerden kazandığın parayı ne yaptın?
Halka bunun bir bilançosunu verdin mi? Geçen sene Duisburg'ta yapılan sözde festivale kendilerinin ifadesiyle „on bini bulan Dersim sevdalıları“ dediklerine göre, bu on bin kişinin verdiği giriş parası, sponzor vs ne oldu? Dersim'e yönelik bir parasal aktarma yaptın mı? Yaptıysan nereye? Yapmadıysan neden? Para kimlerin cebinde? Evet Dersim halkı sormalıdır. Bize de sormalıdır. Biz, Dersim'i Yeniden İnşa Cemiyeti olarak; verilen aidat ve bağışlarla Dersim'de Kadın Fırın yaptık. Bugün 22 kadın eve ekmek uuupsürüyor. Gençlik Kültür merkezi açtık ki, gençler orada anadilini kullansın, kültürel çalışsın. Halkımıza reva görülen katliamı gün ışığına çıkarmak için AB salonlarında Dersim 38 konferansı düzenledik. Bu „Tuncelilerin“ önce „Zazaca“ sonra „Dersimce“ dedikleri dilin konuşulması için somut çabası oldu mu? Hayır. Biz ise, kadınlarımızın anadile önem vermesi için yerelde seminer verdirdik. Sadece önem verdiğim bir kaç çalışmayı önünüze koydum. Şimdi gözü olan, izanı, irfanı olan, Dersim değerlerine bağlı biri vicdanına danışır. Rüsselsheim Dersim Kültür Festivali Dersim değerlerini savunuyor. Yol ve erkan sahiplerinin gideceği festival Rüsselsheim'de yapılıyor. Dersimli olan oraya gider. Bazı Tuncelililer hiç eğitim görmediği, abc yi tanımadığı halde Alevilik üzerine kitap yazarsa ne dersiniz? Ama Türk MİT'inin istemi doğrultusunda yazılan kitapta adı olsun diye bir de baskı masrafı otuz bin DM cepten veriyor. Bazıları ruhban bir aşiretten olmayı rant kapısı yapıp kendini inkara gidiyor. Alevi insanının cenazesini kaldırırken: „Bu kulunu Kemal Atatürk'ün yüzü suyu hürmetine cennete gönder!“ diyor. FDG yöneticilerindeki bu festival hevesi sanki Dersim değerlerini korumak geliştirmek için mi? Şimdiye dek biz göremedik. Ama onların asıl hedefi, festivallerde devlet yanlısı görünmek, ama müthiş Kürt düşmanlığı yapmaktır. FDG, Dersim değerlerini savunan Kürtleri zayıflatmak, halkı bölüp parçalamak için bu Bonn festivalini yapıyor. Bu kafadakiler, ya bilerek; çünkü devletin kendilerine verdiği rant peşindeler, veya bilmeden alet olarak devlet propagandası yapmaktadırlar. Bunlar halkımızı, önce aşiret aşiret hatta ezbete kadar bölüyor. Sonra Alevi Sunni bölme yapıyor. O da olmadı Türk sol siyasetler adına halkı sülalesine kadar bölüyorlar. Efendileri bu da olmadı derse, konuşulan lehçelere göre bölüyorlar. Kırmanci/Zazaki'yi ayrı ulus dili yapıyor, farklı lehçeleri konuşan aynı aşireti ve aşiretleri ayırıyor. Bunların dayandıkları bir kanıt, bilimsel çalışma vs yoktur. „Biz dedik oldu bitti.“ oluyor. Hatta biri bana şöyle yazıyor: „Seyahatlerimde farkına vardım.“ onun için ateşli Zaza ulusu savunucusu oluyor. Hiç bir bilimsel tabanı olmayanlar, üç yıllık eğitimle sözlük, ansiklopedi yazmaya kalkıp dünyanın en derin bilimadamı kesiliyor. Yani bilirsiniz cahil bahçesinde ne bittiğini. Zazaca tutmayınca, bu kez de „Dersimce“ diye bir dil ve bu dilden TRT ye, Başbakana müracaat ediliyor. Bir halkın nekadar düşürüldüğüne bariz örneklerdir. Kendisi olmayan, başkasının verdiği kadar olur. Sonra da sanki her yanıyla düşünülmüş, sosyolojik araştırılmış, kanıtlanmış havasıyla bu yalanlar savunuluyor. Benim gibi biri eleştirdi mi, düzeysiz saldırı başlıyor. Dersim'de konuşulan Kırmanci Kürdistan'ın başka yerlerinde de kullanılır. Buna „Dersimce“ demek, halka yapılan en büyük saygısızlıktır. Eleştirince nasırına basılmış gibi bağırıyor bu devletçi çevreler. Halkı bu tür söylemlerle bölen, dezenformasyon yaratan kesimleri aydın tavrıyla eleştirince bu kez karakteri ve kaliteleri olan küfürlerle susturacaklarını sanıyorlar. Farzedelim Dersim'de konuşulan bağımsız bir ulusun dili olsun. Siz buna Zazaca, Kırmanci ne derseniz deyiniz. Bu dili, Dersim kültürü ve ruhunu korumak için getirdiğiniz öneri nedir? Hangi özveride bulundunuz, bulunacaksınız? Farzedelim ayda beş Euro Dersim halkının dilini konuşması, kültürünü geliştirmesi için verdiniz mi? Düşünün. Hem de az boz değil, bin defa düşünün. Benden söylemesi bu yakınlarda açıkça konuşuldu. FDG nin „Genelbaşkan“ olan zatı, herkesten önce arazisini devlete istimlak ettirip, parasını cebe indirir ve ardından „barajlara hayır!“ derse varın siz güvenirliği ölçünüz. FDG festivaline CHP li milletvekilini çağırmış. Dersim'de en müthiş katliamı yapan CHP olduğuna göre, bu devlet partisiyle aynı yorganın altında ne işleri var? Bugün Türkiye'nin demokratikleşmesinin önünde neofaşist Deniz Baykal vardır. Onun için kimin nerede olduğunu çok iyi görünüz. Göremiyorsanız, mutlaka körsünüz. Devam edelim. „Biz 200.000 Dersimlinin temsilcisiyiz“ diye ünlenen, daha bir kurum bile olamayan bu „Genelbaşkan“ ve aile çevresi, tıpkı Ali Kılıç'ın aile efradıyla kurduğu paravan Türk Alman Dosluk Federasyonu benzeri, Kürt düşmanlığını rant kapısı yapmışlar. Açık yazmak gerekir. Ali Kılıç nasıl aile federasyonuyla CHP den milletvekili olmak istiyorsa, bazıları „Tuncelili“ görüşlerle kendilerine rant kapısı aralıyorlar. Ali Kılıç, kendisini Kürt değil „Türkmen“ görüyor, Üstelik Dersim adına allerjisi olduğu, Tunceli'yi severek kullandığı biliniyor. Şimdi tüm bunları yanyana getirince, „Dersim“ adını alan bu „Genelbaşkan“ federasyonu, tam bir Tuncelilik içindeyken, Seyid Rıza'ya ve Dersim adına yakışmayan işler peşindedir. TRT'den Dersimce istemeyi eleştirince TUDEF, FDG yi suçladı. TUDEF, eleştirimize şu elektronik yanıtı verdi. Aynen alıyorum:
„HAYDAR BEY SELAMLAR.. FDG NİN BASIN AÇIKLAMASINI OKUDUK.YAYINLAMADAN ÖNCE BİZİ ARADILAR ZATEN.BİZ HAKLI OLDUĞUMUZ İÇİN BASIN AÇIKLAMASI YAPMAK ZORUNDAYDIK.FDG YA DA YAŞAR KAYA NIN DERDİ NE ANLAMIŞ DEĞİLİZ.BİZ BU TARTIŞMANIN İÇİNDE YER ALMAYI DÜŞÜNMÜYORUZ.BİZİMLE UĞRAŞMAK YERİNE ZAZACA TV İSTİYORLARSA GİDİP ÇALIŞMALARINI YÜRÜTSÜNLER.KENDİLERİNE ORTAK ARIYORLARSADA YANLIŞ KAPIDALAR.YAPILAN AÇIKLAMANIN ZORLAMA Bİ AÇIKLAMA OLDUĞUNU SANIRIM SİZDE GÖZLEMLEMİSİNİZDİR..BAŞKANIMIZ ÖZKAN BEYİN YAŞAR BEYE GÖNDERDİĞİ DOSTANE BİR MAİLİ BİLE ALIP KULLANMAK(TUDEF KARARI GİBİ) HANGİ AHLAKİ ÖLÇÜLERE SIĞIYOR ACABA.BİZ DURDUĞUMUZ YERİ İYİ BİLİYORUZ VE SEVİYESİZ BİR BASIN AÇIKLAMASI OLDUĞU İÇİN DE CEVAP VERME GERĞİ DUYMAYACAĞIZ. BU ARADA BİZ BASIN AÇIKLAMAMIZDA SİZDEN ÖZÜR BEKLEDİĞİMİZİ YAZMISTIK.HENUZ CEVAP YAZMADINIZ.BİZ 22 KURULUSUMUZU TEMSİL EDEN BİR ÜST KURULUŞUZ VE SİZ BİZE DANIŞMADIN KURUMUMUZU KÜÇÜK DÜŞÜRÜCÜ YZILAR YAZDINIZ.DUYARLI DAVRANMANIZI BEKLİYORUZ.BU ARADA TUDEFİN DERSİMCE İLE İLGİLİ GÖRŞLERİNİ MERAK ETMİSSİNİZ,AÇIKLAYALIM.;TUDEF ZAZACAYI KÜRTÇENİN BİR ALT KOLU OLARAK KABUL EDER.BİLİMSEL OLARAKTA BÖYLEDİR ZATEN.TUDEF İN TEMEL DERDİ İSE ZAZACA KOLUNUN YOK OLMAMASI İÇİN KENDİ ÖZ GÜCÜNDE GENİŞ PROJELER ÜRETMEKTİR. ÇALIŞMALARINIZDA BAŞARILAR DİLERİZ „
Açık söyleyeyim. Kimseyi küçük düşürmek diye bir anlayışım olamaz. İnsan gibi insana saygı doluyum. Ama ardında sahtekarlık gördüğüm, halkı kandıran, dolandıran, yanıltanlara elbette söyleyecek sözüm vardır. Ama eleştiri düzeyindedir. Dersim adına yola çıkan herkesin bilmesi gereken bir şeyi ifade edeyim. Eğer biri bu kutsal ismin ardında kirli işlerle uğraşıyorsa, vazgeçsin. Benim yolum hak yoludur. Benliğime işleyen dürüst Dersimli kişiliktir. Dersim değerleri ve ruhudur. Buna hayatım boyunca sadık kalacağım. Bazıları Tunceli, diğeri Dersim adıyla toplumu bölüp parçalamaya çalışıyor. Yıllardır sessiz seyrettik. Ama bu çevrelerde artık ne Dersimlilik, ne de solculuk kaldı. Bakınız; bir ırkçı Alman, Türklere „Kanaken“ dediği zaman hepimiz ayaklanırız. Ama bu çevreler her gün Kürt halkına „Khur“ diye hakaret ediyor, kimseden ses çıkmıyor. Kürde düşmanlık faşizan boyuta yükselmiş. Seyid Rıza'nın Avrupalılara yazdığı „Dersim Generali“ imzalı mektupta bir tek kelime „Zaza“ geçmediğine göre ve ısrarla Kürt halkı dediğine göre, peki şimdiki „Zazacılar“; Seyid Rıza'ya değer vermiş görünüyor, ardından da onun fikirlerine ters davranış sergiliyorlar. Eğer Seyid Rıza Dersim'in değeriyse, onun söyledikleri dikkate alınmalıdır. Seyid Rıza, biz Kürdüz diyor. Peki bunlar ne diyor? „Biz Zazayız“ „Biz Dersiliyiz.“ „Biz Aleviyiz“ Kavram kargaşası yaratıp daha çok halkımızın kendisine yabancılaşmasına gayret ediyorlar. Ali Kılıç, CHP milletvekili olacak. Büyük ihtimalle kendisine „Genelbaşkan“ ünvanı veren Sayın Yaşar Kaya da bu amacın, başka bir deyişle bu rantın peşinde olsa gerek. Nasılolsa İstimlak parası var. 13.Haziran'da Dersimlilerin Rüsselsheim'de Dersim Kültür Festivali var. Aynı tarihte „Genelbaşkan“ federasyonu da „Tuncelilik“ festivalini Bonn'da CHP ile yapacakmış. Doğrusu halkımızın Dersimli mi, Tuncelili mi olduğu burada belli olacaktır. Okurlarımı, görkemli programı olan Rüsselsheim Dersim Kültür Festivaline davet ediyorum. Ya Dersimli ruhuyla kalırız, o zaman Rüsselsheim'e destek verilir, ya da sömürgeci devletin, katliamcı partisi CHPnin Tuncelilisi olunur. Göreceğiz.
|
|
Türkiye Kürtleri koz olarak görüyor
|
|
barba yazdı: "Türkiye Kürtleri koz olarak görüy
30/05/2009
Türkiye'nin Kürt sorununda çözüm girişimlerini yavaşlatması önce bazı kazanımlar elde etme niyetinden kaynaklanıyor. Ankara çözüm eğilimi karşılığında ABD, AB ve Kuzey Irak'tan Ermeni meselesi, Kıbrıs ve PKK konusunda destek alabileceğini düşündüğünden işleri ağırdan alıyor
SAMİ SURUŞ
Türkiye’deki Kürtlere, kültürel ve siyasi haklarına yönelik açılım çok yavaş ilerliyor. Hatta geçen birkaç hafta içinde Türkiye hükümeti Kürt eylemcilere yönelik cezalandırıcı uygulamalar ortaya koydu. Buna son işaret, birkaç gün önce Kürtlerin desteklediği DTP’nin üyesi beş milletvekilinin, PKK’yla işbirliği suçlaması yöneltilmesi sonrası mahkeme karşısına çıkarılmak istenmesi. Aslında gözlemciler yerel seçimden birkaç ay önce, Ankara’nın Kürtlere yönelik açılım çıtasını yükseltme girişimlerinde bulunacağını tahmin ediyordu. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, hükümetin barışçıl girişimler üzerinde çalıştığını açıklıyordu. Başbakan Tayyip Erdoğan Diyarbakır’ı iki defa ziyaret etti ve hükümetinin PKK sorununa barışçıl çözümler bulmak istediğini açıklayarak, PKK savaşçılarının dağların zirvelerinde kalmasının tehlikesi durdu. Erdoğan, yasalar çerçevesinde doğal hayata dönmelerini temin edecek garantiler sunma noktasında Türkiye hükümetinin sorumluluğuna dair imada bulundu.
Seçim cezası değil Fakat seçimler biter bitmez ileri gelen Türk yetkililer Kürt bölgelerindeki siyasi ve ekonomik reformlar konusunda verdikleri vaatler karşısında sessizliğe büründü. Ayrıca Gül’ün sözünü ettiği girişimleri hayata geçirmekten de uzak kaldılar. Birçok gözlemci Ankara’nın Kürt sorunuyla barışçıl ilişki kurmakta gecikmesinin arkasındaki temel etkenin, iktidardaki AKP’nin yerel seçimlerde Kürt bölgelerinde yaşadığı gerilemeden kaynaklandığını düşünüyor. Bu anlamda gözlemciler Erdoğan’ın vaatlerinden geri adım atışının, Kürt seçmenleri yerel seçimde kendi partisi yerine DTP’yi destekledikleri için cezalandırma eğilimiyle bağlantılı olduğuna inanıyor. Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in kentteki oyların yaklaşık yüzde 70’ini aldığına işaret ediliyor. Bazı gözlemcilerse hükümetin Kürt meselesindeki gecikmesini, Türk ordusunun PKK ortadan kaldırılmadan önce hükümetin Kürtlere yönelik herhangi bir ciddi açılımına şiddetle karşı çıkmasından sakındığının ifadesi olarak açıklıyor. Çok sayıda Türk-Kürt ilişkileri uzmanı Ankara ve Washington’ın terör örgütleri kapsamında sınıflandırdığı PKK’yı ortadan kaldırmanın, ordunun hükümetin Kürtlerin kültürel haklarını tanımasına yeşil ışık yakılmasına yönelik onayının önşartı olduğu görüşünde. Fakat bu yorumların Ankara’nın Kürt dosyasıyla etkin ilişkiye geçişini yavaşlatmasının arkasındaki gerçek etkenler olarak görülmesi mümkün mü? Gerçekçi yanıt ‘kesinlikle hayır’. Zira Türkiye’deki yavaşlama konusunda başka yorumlar da var. Bu yorumlar Ankara’nın stratejik kazanımlar elde etmeden Kürt sorununa barışçıl çözüm kartından ödün vermeme eğilimiyle ilgili. Bu bağlamda Türkiye’nin elde etmeyi düşündüğü kazanımlarından bazıları şöyle: İlki, Ermenilerle ilgili dosyanın kapatılması yönünde Amerikan desteğinin temin edilmesi. Bu bağlamda ABD Başkanı Barack Obama, Kongre’nin 2006’da gündemine aldığı ve Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu döneminde maruz kaldıkları katliamın soykırım olarak tanımlanmasıyla ilgili bağlayıcı olmayan karar tasarısını muhafaza ediyor. İkincisi, Türkiye’nin Kıbrıs sorununun sonuçlarıyla ilgili tutumuna Arap desteğinin temin edilmesi. Zira Atina ve Paris, limanlarını ve hava sahasını Kıbrıs gemi ve uçaklarına açması-nın Türkiye’nin AB üyeliğine kabul edilmesinin temel giriş kapısı olduğuna vurgu yapıyorlar. Üçüncüsü, PKK savaşçılarına af çıkarma veya açılımın sürmesi yönündeki bir karardan önce PKK’nın Kuzey Irak’tan çıkarılması hususunda Iraklı Kürtlerin desteğinin temin edilmesi. Türkiye bütün bu sebeplerden ötürü Kürt meselesinin barışçıl yolla çözümünü ağırdan alma siyasetini bilinçli olarak sürdürüyor; ABD, AB ve Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin, Ankara’yla Kürtler arasındaki ilişkilerin doğallaşması ve PKK sorunundan bütünüyle kurtulma eğiliminin sonucu olarak Türkiye’ye stratejik kazanımlar sağlamak zorunda kalacaklarını düşünüyor. Aslında Türkiye PKK dosyasının kapatılması ve Kuzey Irak’a güvenlik ve sükunetin gelmesi yönündeki isteğinin, bu bölgelerin jeo-siyasi açıdan terörist - Irak’taki Kaide ve terör örgütlerinin- sığınağına dönüşmeye müsait olduğu kanaatiyle doğrudan bağlantısı olduğunu düşünüyor. Tabii bu durum Ankara PKK dosyasını sona erdirecek barışçıl çözümü sunmayı hızlandırmadığında geçerli.
Diğer sorunların temeli PKK lideri Murat Karayılan birkaç gün önce Times gazetesine yaptığı açıklamalarda, PKK’nın Kürt sorununun çözümü için olumlu unsurlar içeren Türk barış girişimine olumlu karşılık vermeye hazır olduğunu teyit etti. Karayılan Türkiye’nin barışçıl müzakereyi reddetmeyi sürdürmesi durumundaysa, örgütün bütün şekil ve araçlarla herşeyi göze almış bir savunma beklemesinin gerektiğini sözlerine ekliyor. Bu sözler, Ankara’nın Kürt haklarını inkârını sürdürmesi durumunda, PKK savaşçılarının terör örgütleriyle işbirliği yapmak zorunda kalacağı ihtimaline işaret ediyor. Türkiye kazanımlar elde etmeyi beklediği için aceleci görünmüyor. Burada sorun Türk yetkililerin Kürt sorununun diğer sorunların temelini oluşturduğuna, kazanımları beklemeden kültürel ve siyasi açılımlarla çözüme hız verilmesi gerektiğine nadiren dikkat çekmeleri. (Ürdün gazetesi Ghad, 28 Mayıs 2009) "
|
2813 Haber (352 Sayfa, 8 Bir Sayfada bulunan toplam Haber) |
|
|  |
| Bütün Üyeler: |
7 575 |
| Bugün üye olanlar: |
0 |
| Dün üye olanlar: |
0 |
| Çevrimiçi Üye(ler): |
0 |
| Çevrimiçi Misafir(ler): |
10 |
Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
|
|
|
Pertekliyiz Biz Sitesinizi dilediginiz dilde tercüme etmek için asagidaki Dil seçenegini kullanabilirsiniz.
|
|
magara adamlari bizden cok daha fazla lif tuketiyormus.
pertekliyiz.biz
|
|