| RADYO PERTAQ FACEBOOK GRUBU |
|
|
 |
 |
2813 Haber (352 Sayfa, 8 Bir Sayfada bulunan toplam Haber) |
|
|
HABERLER: Hakkında dava açılan 8 askerin yargılanmasına devam edildi
|
|
maya_ yazdı: "
 Hakkari'nin Yüksekova İlçesi'ne bağlı Dağlıca (Oremar) bölgesindeki askeri karakola baskında PKK tarafından alıkonulduktan sonra serbest bırakılan 8 asker hakkında açılan davanın görülmesine devam edildi. Dava, ek ifadelerin mahkemeye ulaşmaması nedeniyle ertelendi.
Yüksekova'daki Dağlıca (Oremar) baskını sonrası PKK tarafından alıkonulduktan sonra serbest bırakılan 8 asker hakkında açılan davanın duruşması Van Askeri Mahkemesi'nde görülmeye devam edildi. Tutuksuz yargılanan askerlerin katılmadığı duruşmada askerlerin avukatları hazır bulundu. Mahkeme Başkanı Hakim Yarbay Yücel Savrul, saldırının meydana geldiği tarihte taburda bölük komutanı olan Yüzbaşı Gürkan Işıl'ın tanık olarak verdiği ifadesini okudu. Savrul, Işıl'ın olay meydana gelmeden izne ayrıldığı ve Van'da havaalanında saldırıyı öğrendikten sonra helikopterle olay yerine döndüğünü belirterek, olaydan önce baskının olacağı yönünde bir ihbar almadıklarını söyledi.
Mahkemenin talebi üzerine sanıklardan Mehmet Şenkul ile İrfan Beyaz'ın alınan ifadeleri mahkemeye ulaştı. Sanıklar eski ifadelerini tekrarlayarak, beraatlarını talep etti. Mahkeme heyeti, ek ifadeleri henüz mahkemeye ulaşmayan sanıklar uzman Çavuş Halis Çağan, erler İlhami Demir, Fatih Atakul, Özhan Şabanoğlu ve Fuat Başoda'nın ifadelerinin beklenmesi amacıyla duruşmayı 11 Eylül'e erteledi.
DİHA"
|
maya_ yazdı: "
Esentepe Mahallesi'ndeki derede saat 18.00 sularında meydana gelen patlama korkulu anların yaşanmasına neden oldu. Patlamanın ardından çok sayıda polis olay yerine sevk edilirken, patlamanın meydana geldiği bölgede aramalar yapıldı. Dersim Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı bomba imha ekipleri de olay yerine giderek incelemelerde bulundu.
"
|
|
ATEŞ AİLESİNİN BAŞİ SAĞ OLSUN
|
|
Misafir yazdı: " Cumartesi, Haziran 13, 2009 2009 GURBETCİ İŞÇİ OLARAK ÇALİŞMA DÜŞÜ İLE ALMANYAYI VATAN GÖREN MARANGOS MÜSLÜM ATEŞ İN OĞLU ERSİN ATEŞ YAŞAMINI YİTİRMİŞTİR.TANIYANLARIN VE YAKINLARININ BAŞI SAĞ OLSUN.
(İNTİHAR İLE YAŞAMI SON BULAN ARKADASIMIZ ÜZERİNE KONUŞULDAUĞUNDA TUNCELİ DEVLET HASTAHANESİN DE DOKTORLUK YAPMIŞ OLAN ARKADASIMIZN SU TESPİTİ ÇOK İLĞİNÇ : ORTALAMA AYDA 1 AVRUPADAN İNTİHAR VAKASI BU ÇOĞRAFYAYA GELMEKTEDİR BUNUN SOSYOLOJİK BİR VAKA OLARAK İNCELENMESİ GEREĞİNİ VURGULAMASI İLĞİNÇTİ)"
|
|
Operasyonlar arıcılık sektörünü bitirme noktasına getirdi
|
|
Türkiye'de organik bal üretimi konusunda ilk sırada yer alan Tuncelili arıcılar, Genelkurmay Başkanlığı'nın yaylaları ve bazı bölgeleri geçici güvenlik bölgesi ilan etmesiyle zor günler yaşıyor.
Bölgedeki operasyonların da kendilerini olumsuz etkilediğini belirten arıcılar, sorunların çözümü konusunda yetkililerden yardım istiyor.
Resmi rakamlara göre, 48 bin, bir o kadar da kayıt dışı kovanın bulunduğu Tunceli'de, yıllık bal üretiminin 200 ton civarında olduğu tahmin ediliyor. 3 bal işletmesinin bulunduğu kentte, bal üretiminin neredeyse tamamı organik olarak gerçekleştiriliyor. Tunceli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Binali Nurali, arıcılık sektörünün ciddi anlamda sıkıntı yaşadığını söyledi. Zor koşullarda üretim gerçekleştirdiklerini belirten Nurali, "Güvenlik nedeniyle yol kenarında üretim yapıyoruz ve sıkıntı yaşıyoruz. Bu insanlar nereye yerleştirilecek, nerede üretim yapacaklar. Bunların çalışması yapılmış olmalıydı" diye konuştu.
Nurali, Tunceli arıcılarının sorunlarına dikkat çekerek, "Sorunlarımızın çözümü konusunda bir sonuç alamıyoruz. Hayvancılığa sunulan imkânlar arıcılara da sunulmalıdır. Arıcılık Dersim'de bir sektördür" dedi. Alan darlığı ve yaylaların bilinçsiz kullanımı nedeniyle zor günler geçiren Tuncelili arıcıların sorunlarının bir an önce çözülmesi gerektiğine dikkat çeken Nurali, el değmemiş bir florada bal üretimi gerçekleştirdiklerini belirterek, "Özellikle yaylalar ve alan konusunda ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Birde dışardan gelen arıcılar ellerini kollarını sallayarak istedikleri yaylalara yerleşiyorlar. Zor koşullarda üretim yapıyoruz. Sorunlarımızın çözümü konusunda bir sonuç alamıyoruz" dedi.
'Yaylaların açılmasını bekliyoruz'
Hayvancılık için sunulan imkanların arıcılara sunulmadığını söyleyen Nurali, Türkiye'nin en kaliteli balını ürettiklerini ve sanayisi olmayan bir kentte kayıtlı 360 arıcının bulunduğunu hatırlattı. Nurali, "Açılan yaylalar sürü sahipleri tarafından istila ediliyor. Üretim istenilen düzeye çıkarılamıyor. Dersim'de 48 bin kayıtlı kovan, bir o kadarı da kayıt dışı var. Yetkililer daha hassas daha yapıcı olmalılar. Üreticilerimizin mağdur edilmemesi, yeni alanlar açılmasını bekliyoruz" dedi.
'Operasyonlar arıcılık sektörünü bitirecek'
Yayla yasağı arıcılık sektörünü bitirme noktasına getirdiğini ifade eden Pülümürlü Alican Güden, arıcılık sektörünün önündeki en büyük engelin bölgede devam eden operasyonların olduğuna işaret etti. Güden, şöyle konuştu: "Bir yandan güvenlik bölgesi ilan edilen yaylalar diğer yandan da operasyonlar devam ediyor. Bölgede tarım alanları çok sınırlı fabrikalarda yok buradaki insanlar arıcılık ile geçimini sağlıyor eğer operasyonlar bu şekilde devam ederse arıcılık sektörü bitmek zorundadır. O zaman Dersim bölgesi tamamen insansızlaşacaktır" diye konuştu.
|
|
Torbalı'da bilanço: 8 yaralı 12 gözaltı
|
|
Torbalı'da Balkanlar Süt Ürünleri Fabrikası sahibi Halil Duran'ın Ülkü Ocağı üyesi olduğu öne sürülen bir grubu toplayarak fabrikanın çıkardığı gürültüden şikayet eden köylülere ve bazı Kürt işçilere saldırdığı iddiasının ardından çıkan olaylarda 1'i ağır 7 kişi yaralandı, 12 kişi ise gözaltına alındı.
Çoğu Kürt olan köylüler olayların fabrika sahibi Halil Duran tarafından Türk-Kürt kavgasıymış gibi yansıtılmaya çalışıldığını savunurken, İHD İzmir Şubesi tarafından oluşturulan bir heyet de köyde incelemelerde bulundu.
İzmir'ni Torbalı İlçesi'ne bağlı Yazıbaşı Köyü'nde bulunan Balkanlar Süt Ürünleri Fabrikası sahibi Halil Duran ile köylüler arasında fabrikanın çıkardığı gürültüden dolayı meydana gelen olayların durulmasının ardından olayın ayrıntıları da ortaya çıkmaya başladı. Olaylarda 1'i ağır 7 kişi yaralanırken, aralarında fabrika sahibi Halil Duran'ın da bulunduğu 12 kişi de gözaltına alındı. Eşi ülkücü olduğu iddia edilen kişiler tarafından linç edilmek istenen Abdullah Çakırca'nın annesi İnci Çakırca, olayı şöyle anlattı.'Önceki gün fabrika jeneratöründen çıkan gürültü nedeniyle fabrika sahibi Halil Duran'a uyarıda bulunduk. Ertesi gün İzmir'den özel olarak getirilen bir grup ülkücü 6-7 araç ile evimizin etrafında kornalara basarak gürültü çıkardı. Bunun üzerine dışarı çıkan oğlum kornaya basmamalarını rahatsız olduğumuzu söyledi. Oğlum Abdullah'a 'Defolup gidin buradan. Şerefsiz Kürtlerin burada işi yok' diyerek saldırmaya başladılar. Abdullah'a saldırınca diğer çocuklarım ve bazı köylüler de onu kurtarmak için dışarı çıktı. Bu arada ağaç ve sopayla beni de dövdüler.'
'Olayı fabrika sahibi Duran tetikledi' iddiası
Olayda ağır yaralanan Abdullah Çakırca'nın eşi Şükran Çakırca da 5 yıldır bu fabrikada çalıştığını belirterek, olay sırasında fabrika sahibi Halil Duran ile görüşmeye çalıştığını, ancak Duran'ın kendisine, 'Siz Kürtler buradan gidene kadar böyle olacak' dediğini iddia ederek, sorunun büyümesinin Duran'ın tavrından kaynaklandığını savundu. Duran'ın kendisine de tekme ve tokatlarla saldırdığını öne süren Çakırca, Duran'ın kocası Abdullah Çakırca için 'Bunu öldürün' talimatı verdiğini de iddia etti.
'Kürtlerin can güvenliği yok'
Gece geç saatlerde meydana gelen olayın etkisiyle uyanan ve komşusu Çakırca'yı kurtarmak için sokağa çıkan Çiçek Kara da saldırının tam anlamıyla faşist bir saldırı olduğunu belirterek, ülkücü grubun 'Ya allah bismillah allahu ekber' şeklinde sloganlar attığını söyledi. Grubun fabrika bekçisini de Vanlı olduğu için dövdüğünü ifade eden Kara, bundan sonra köyde gelişebilecek olası linç olaylarına karşı gerekli önlemlerin alınması gerektiğini, Kürtlerin köyde can güvenliklerinden endişe ettiklerini dile getirdi.
İHD heyeti incelemelerde bulundu
Olayın ardından sabah saatlerinde fabrika önünde toplanan Kürtler ile fabrika çalışanları arasında tekrar gerginlik yaşanması üzerine jandarma köyde geniş güvenlik önlemi aldı. Giriş çıkışların kontrollü olarak sağlandığı Yazıbaşı Köyü'ne İHD İzmir Şubesi tarafından oluşturulan bir heyet de giderek köylüler ve Torbalı Kaymakamlığı ile görüşmelerde bulundu. İHD heyetinin önümüzdeki günlerde olayın ayrıntılarına ilişkin bir rapor hazırlaması beklenirken, DTP İzmir İl Örgütü'nün de bir heyet oluşturarak köyde incelemelerde bulunacağı öğrenildi.
DİHA
|
|
Dersim tarihsel misyonunu yeniden oynayacaktır
|
|
Asırlardır işgalci egemen güçlere boyun eğmeyen, bir kaleyi andıran sarp, geçit vermeyen kutsal dağlarıyla çevrili olan, Kızılbaş Kürt Alevi kültürüne beşiklik eden ve bu kültürün çağımıza ulaşmasında büyük bedeller ödeyen Dersim, temsil ettiği toplumsal kültüre asla ters düşmemiştir.
Bu coğrafyada komünal özgür bir yaşam biçimiyle, varlığını ve tüm kültürel değerlerini koruyan bu toprakları kendisine kutsal mekan saymış Kürt Kızılbaş Alevi kültürüne beşiklik etmiştir. Bu nedenledir ki evliyaların, dewrêşlerin, mürşitlerin, Kızılbaş Alevi pirlerin ve kutsal ocakların mekanı bu coğrafya Alevi toplumu için kutsal sayılmıştır.
Alevi inancında doğa ve insanın kutsallığı ve insanın kendi yaşamını sürdürdüğü hava, su, ateş, ve toprağın kutsallığının bütün izleri bu coğrafyada halen mevcuttur. Bundan dolayı sömürgeci güçler bütün kurum ve kuruluşlarıyla Dersim toplumuna saldırmaları hiç de boş değildir. Toplumsal bir yaşam biçimi olarak şekillenen Kızılbaş Kürt Alevi kültürü, şekillendiği topraklarda, zamanla üretim araçlarının ortaya çıkardığı ilişki düzeyi bir toplumsal yaşam biçimi olarak gelişir. Şekillenen bu toplumsal ilişki, inanç ve toplumsal kültürün gelişmesine öncülük etti. Kimi zaman kültürel öğeler, ideolojiler kadar etkili olur. Bu nedenledir ki, egemen ve işbirlikçi güçler bu halkayı çok iyi yakalamış ve toplumun ulusal kültürel değerlerine saldırılar gerçekleştirmiştir. Bu saldırıların tümünün ortak amacı Kürt uluslaşması ve toplumsallaşmasının kültürel değerleriyle yaşamasını engellemektir. Dersim, geçmiş süreçlerde sömürgeci sistemin baskı ve katliamları sonucu işbirlikçi güçler tarafından ulusal ve toplumsallığı parçalanmış ve kendisine kültürel olarak da yabancılaştırılmak istenmiştir. Zaten kendi ulusal, toplumsal ve kültürel değerlerinden koparılmış bir halk, bir toplum bitmiş ya da başka güçlerin hizmetine girmiş olacaktır. Bu nedenle kültürün ulus ve toplumsal birlikteki rolü hayatidir.
Dersim 20. yüzyılın en kanlı, en vahşi bir katliamıyla kendisine dayatılan işbirlikçiliği asla kabul etmeyerek direnmiş, kendi kültürel değer yargılarıyla kendini ayakta tutmuş ve bunu ulusal kimliğinden asla koparmamıştır. Bundan dolayı da sürgün ve zorunlu iskan yasalarıyla büyük bir soykırıma tabi tutulmuş, onbinlerce insanının şehit vermiştir. Günümüzde de işgalci güçler hala aynı zihniyeti Dersim’e dayatmaktadır. Kürt özgürlük mücadelesinin gelişimiyle birlikte ilk defa tüm Kürdistan’da olduğu gibi, Dersim halkı da kendi kültürü ve tarihsel değerleriyle ulusal ve toplumsal birlik temelinde kendi öncüsü etrafında kenetlenmiştir. Dolayısıyla kültürün siyasetle çok yakından bağı vardır; siyaset bir anlamda toplumun kendisini düzenlemesi sanatıdır. Kültür ise kendini siyasetle düzenlemiş toplumun yaşam biçimidir. Bir toplum kendisini kültürel değerlerine bağlı, ahlaklı ve politik olarak yaratamazsa, o toplumun kendisini yönetme iradesi de oluşmaz. Bundan dolayıdır ki, özgürlük mücadelemize karşı oldukça tehlikeli akımlar ve ne yaptıkları, gücünü kimden aldıkları belli olan örgüt ve kişilikler kendilerini belli etmişlerdir. Kendini beş bin yıllık toplumun komünal ve tarihsel değerleri ile örgütleyen Dersim halkına karşı oldukça tehlikeli ve çok yönlü saldırılar söz konusudur. Bir taraftan Cumhuriyet yıllarındaki asimilasyon uygulanmaları, öte yandan siyasal farklılık diye dayatılan toplumsal parçalanma hiç bir şekilde Dersim halkının kültürünü ve ulusal kimliğini kendi özünden koparamayacaktır. Yine bu kültürle şekillenen Seyit Rıza, Zarife, Alîşêr, Mazlum, Rahime, Çiçek Selcan, Berîtan, Kazım, Haydar, Şiyar ve Zîlanların direniş kültür mirası bugün toplumsal olarak yaşamsallaşmıştır. Bu kültürün daha güçlü toplumsallaştırılması gerekmektedir.
Gerçekleştirilen festivaller bu kültürün toplumsallaşmasına hizmet etmekte ve siyasal taleplerimize katkı sunmaktadır. 13 Haziran’da Rüsselsheim’da Dersim Kültür Festivali düzenlenecektir. Bu festival özünden saptırılan Dersim’in tarihsel misyonunu yaşatmada, ulusal birliğimizle kenetlenmede ve özgürlüğe götürmede Avrupa’da yaşayan halkımızın en büyük güvencesi olacaktır. Yıllardır bu birliği parçalamak isteyen, kültürel değerlerimizi çarpıtan ve kendine ‘sol’ diyen kimi çevreler ve güçler, Türk devlet politikalarından ayrı ve kopuk değillerdir. Bu festivaller halkımızın kültürel varlığını sürdürmesine hizmet ettiği kadar, onun ulusal siyasal çıkarınadır da. Bu kültürel etkinliği sahiplenmek sürecin siyasal gelişimine de müdahaledir. Yurtseverlerimiz, kimi çevrelerin farklı dayatmalarını asla masumane görmemeli ve bu festivali en görkemli şekilde sahiplenmelidir.
Tüm Dersimliler ve Dersim dostlarının 13 Haziran’da Rüsselsheim’da yapılacak olan Dersim Kültür Festivali’ne katılmaya, çilekeş Dersim halkı üzerinde oynanan oyunları boşa çıkarmada tarihsel bir görev olarak yaklaşmasını bekliyoruz.
13 Haziran’da Rüsselsheim’da düzenlenecek olan Dersim Kültür Festivali’nde buluşalım.
HAYDAR MUNZUR
|
|
DTK: Öcalan dikkate alınırsa barış süreci hızlı gelişir
|
|
Herkesimden 600 delegenin katılımıyla gerçekleşen Demokratik Toplum Kongresi'nde Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünde yol haritası belirlenirken, Kürt birliğinin önemine vurgu yapıldı.
Sivil bir Anayasa'da Kürtlerin ve diğer halklarının kimliklerinin güvence altına alınması, dili, kültürü ve kimliği üzerindeki tüm baskıların ortadan kaldırılarak yasal güvence altına alınması ve demokratik siyaset yapmasının önünün açılmasının sorunun çözümünde Kürtlerin olmazsa olmazları olarak değerlendirildiği kongrede, PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın dikkate alınmasıyla barış sürecinin daha hızlı gelişebileceğine dikkat çekildi.
Süryani, Keldani, Ezidi, Alevi ve Müslüman, sosyalist, muhafazakar, liberal ve sosyal demokrat siyasetçiler, sivil toplum örgütü temsilcileri, akademisyenler, sanatçılar ve Kürt toplumunun bir çok kesiminden toplam 600 delegenin katıldığı 3. Demokratik Toplum Kongresi'nin ilk gününde siyasal süreç değerlendirmesi başlığında 'çatışmasızlık süreci', 'ulusal birlik çabaları' ve 'çözüm önerileri' konularını tartıştı. Yapılan tartışmalar da Kürtlerin ulusal birliğine vurgu yapılarak, kongrenin tam bir birlik kongresi olabilmesi için katılmayan diğer Kürt yapılarının da dahil edilmesi yönünde düşünce ortaya çıktı. Diğer Kürt çevrelerinin de kongreye dahil edilmesi için bir Çalıştay ya da diyalog komisyonu önerisi ortaya konarken, özellikle Kürt halkının ulusal birliğinin tam olarak sağlanmasının Kürt sorununun demokratik çözümü açısından önemli olduğu vurgusu yapıldı. Kürt halkının yıllardır vermekte olduğu özgürlük ve eşitlik mücadelesinde ağır bedeller ödediğinin dile getirildiği kongrede, bu süre içerisinde siyasi erklerin ise sorunu çözme değil çözümsüzlüğü dayatma iddiasında bulunduğu ve bununla Türkiye halklarını çözümsüzlüğe ve çözümsüzlükten kaynaklanan sosyal, siyasal, ekonomik sorunlara mahkum ettiği vurgusu yapıldı.
Kongrede her dilde tartışmalar yapıldı
Asuri, Süryani, Keldani ve Ezidi gibi halk ve inanç grubundan kongreye katılan delegeler ise Kürt halkı gibi kendi halklarının dili, kimliği ve kültürünün inkar edildiği ifade edilerek, Mezopotamya coğrafyasında yaşayan halkların ancak birlikte mücadele ederek özgür geleceklerini kurabilecekleri dile getirildi. Yine inanç gruplarının yapmış oldukları konuşmada hiç bir kutsal kitapta insanların renkleri ve dilleri inkar etmediği ve bunların inkar edilmesinin günah sayıldığına dikkat çekildi. Kongrede, sanatçı Aram Tigran konuşmasını Ermenice yaparken, Süryanice, Kürtçe, Türkçe ve Arapça konuşmalar da yapıldı. AKP Hükümeti ve devletin ilgili kurumlarının "PKK'yi muhatap almayacağız" şeklindeki değerlendirmelerinin tartışıldığı kongrede, PKK'nin 'çatışmasızlık' kararı ve Kürt demokratik siyasal hareketinin 'barışçıl çözüm' için tüm diyalog arayışları ile üstüne düşeni yaptığı dile getirildi. Bazı kongre delegeleri ise DTP'nin siyasal gücünün farkında olmadığı ve Kürt Ulusal birliği konusunda rolünü daha etkin oynayabileceğine dikkat çekip eleştirerek, DTP'nin Başbakan Tayyip Erdoğan'dan artık randevu talebinden vazgeçmesini keza DTP'nin "Bizim elimizi sıkmazsan başkalarının elini sıkarsın" diyerek tepkisini ortaya koyması istendi.
Çözüm için 'Öcalan' vurgusu
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün 'Kürt sorunu Türkiye'nin en önemli sorunudur" açıklamasını önemli olduğu ancak AKP Hükümeti'nin ise soruna karşı siyasal bir irade oluşturmak uzak olduğu ve sorunun çözümü açısından TSK'nın siyaset üzerindeki vesayetinin ortadan kalkması gerektiği dile getirildi. Kürt sorununun Ankara'yı ve Diyarbakır'ı aştığı ve uluslarası bir sorun olduğu dile getirilen kongrede, çözüm için 10 yıldan bu yana İmralı'da tek kişilik hücrede kalan ancak tüm olumsuzluklara rağmen barış ısrarını sürdüren PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın sorunun çözümünde önemli bir aktör olduğu vurgusu yapıldı. Öcalan'ın PKK ve Kürt halkı üzerindeki etkisi düşünüldüğünde dikkate alınması halinde barış sürecinin daha hızlı gelişebileceği kaydedilen tartışmalarda, Kürt sorunu'nun demokratik ve barışçıl çözümünün Türkiye'nin en acil ihtiyacı olduğu ve çözümün, halkların eşitliği ve özgürlüğü temelinde, devlet sınırlarına dokunmadan sağlanacak demokratik birliktelikle mümkün olduğu değerlendirmeleri yapıldı.
Önce olmazsa olmazlar da buluşuldu
Değişik çevrelerden tüm katılımcıların ortak vurgusu ise, operasyonlar sona ermeden Kürt halkının dili, kimliği ve kültürel hakları Anayasal güvence altına alınmadan ve inkar ve imha siyasetinden vazgeçilmedikçe PKK'nin 'silahsızlandırma' tartışmalarının gerçekçi olmadığının altı çizildi. Kürt sorununun çözümü konusunda birçok düşüncenin ifade edildiği kongrede, öncelikle tüm Kürt siyasal, sosyal ve ekonomik yapılarının esaslar üzerinden bir mücadele yürütmesi gerektiği vurgulandı. Kürtlerin kırmızı çizgileri olarak ta ifade edilen esasların başında ise yeni sivil bir Anayasa'da Kürtlerin ve diğer halklarının kimliklerinin Anayasal olarak güvence altına alınması, dili, kültürü ve kimliği üzerindeki tüm baskıların ortadan kaldırılarak yasal güvence altına alınması ve demokratik siyaset yapmasının önünün açılması olarak gelişti. Kürtlerin taleplerinin bireysel olmadığı ve toplumsal olduğunu da değinilen kongre de, özellikle Kürt ve diğer halkların kabul gördüğü 1921 Anayasası ruhu ile yeni bir Anayasa'nın ihtiyacına vurgu yapıldı. KCK'nin uzattığı 'çatışmasızlık' kararı Demokratik Toplum Kongresi'nin tüm bileşeni tarafından destek görürken, PKK'ye yönelik tasfiye planlarının ise sorunun derinleşmesine ve Türkiye'nin demokratik geleceği ile oynama anlamına geleceği ifade edildi.
'Çalıştay grupları oluşturulsun'
Yine Kongre Kürtlerin siyasal, sosyal, kültürel ve hukuk alanında istem ve taleplerinin daha sistematize ve belgelere kavuşturacak komisyonların ve Calıştay gruplarının oluşturulması önerisi gelişirken, Kürtlerin bir bütün olarak siyasal tutum belgesini oluşturmak için tüm Kürt çevrelerinin kongreye dahil edilmesi gerektiği dile getirildi. 3. Demokratik Toplum Kongresi'nin çözüm için yol haritasının daha somut hale getirilmesi için bir çözüm perspektifi ortaya çıkarılması ve diyalog komisyonu ve Çalıştay grupları ile bu konuda bir taslak hazırlanması önerisi de gelişti.DİHA-
|
maya_ yazdı: " Dersim'de 27 yıl sonra açılan, ancak ilgisizlik nedeniyle kapanan sinema salonu vatandaşları üzdü. Vatandaşlar, kentteki sinema kültürünün 12 Eylül darbesi bitirdiğini söyledi.
Dersim'de 27 yıl sonra açılan, ancak ilgisizlik nedeniyle kapanan sinema salonu vatandaşları üzdü. Vatandaşlar, kentteki sinema kültürünün 12 Eylül darbesi bitirdiğini söyledi.
1980 yılına kadar iki yazlık sinemanın bulunduğu Dersim'de askeri darbesiyle sinema salonları kapandı. 27 yıl boyunca sinemanın bulunmadığı Dersim'de 2007 yılında Metin Aras isimli bir vatandaş tarafından 100 kişi kapasiteli 'Sinema 62' adıyla sinema salonu açıldı. Açıldığı ilk aylar boyunca izleyicilerin yoğun ilgi gösterdiği sinema salonu, daha sonra ilginin azalması nedeniyle 1 yıl sonra kapandı. Dersimlilerin büyük bölümü ise, uzun yıllardan sonra açılan sinema salonunun kapanmasına üzüldüklerini ifade ediyor.
46 yaşındaki Emine Polat, Dersim'de yazlık sinemaların olduğu dönemi de hatırladığını ve sık sık bu sinemalarda film seyrettiğini belirterek, "O zaman yazlık sinemalara yoğun ilgi vardı. Genelde Yılmaz Güney filmleri izlerdik. Ancak daha sonra insanların evlerine televizyonların girmesiyle sinemaya ilgi azaldı. Dersim'de uzun yıllardan sonra açılan sinemada da film izlemeye gittim ancak ilgi yok denecek kadar azdı. Sinemanın ilgisizlik nedeniyle kapanmasına son derece üzüldüm" dedi.
Kader Demirel de, sinemanın kapanmasına üzüldüğünü belirterek, "Açılan sinemada birçok film izledim. Gittiğim filmlere ilgi azdı. Ancak ben sinema kültürünün bir anda oluşabileceğine inanmıyorum çünkü ilimiz sinemasız çok uzun yıllar geçirmiş. Yani birkaç nesil hiç sinema yüzü görmeden büyümüş. O nedenle başta belediye olmak üzere yetkililerin sinemayı yeniden faaliyete geçirmelerini bekliyorum. Ayrıca sinema bilinci oluşturmak için de çalışmalar yürütülmesi gerekiyor" diye konuştu. Hayatında hiç sinemaya gitmediğini belirten Yıldız Bagav (22) "Sinemanın açılıp kapandığından hiç haberim olmadı. Belki bu konuda yeterince tanıtım yapılamadı. Ben de sinema ortamında film seyretmek isterim" şeklinde konuştu.DİHA "
|
2813 Haber (352 Sayfa, 8 Bir Sayfada bulunan toplam Haber) |
|
|  |
| Bütün Üyeler: |
7 575 |
| Bugün üye olanlar: |
0 |
| Dün üye olanlar: |
0 |
| Çevrimiçi Üye(ler): |
0 |
| Çevrimiçi Misafir(ler): |
14 |
Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
|
|
|
Pertekliyiz Biz Sitesinizi dilediginiz dilde tercüme etmek için asagidaki Dil seçenegini kullanabilirsiniz.
|
|
dunyadaki canli turlerinin %80i 6 ayaklidir
pertekliyiz.biz
|
|