| RADYO PERTAQ FACEBOOK GRUBU |
|
|
 |
 |
Haber bu konuya: aktuelle News |
|
2813 Haber (352 Sayfa, 8 Bir Sayfada bulunan toplam Haber) |
|
Kürt sorununun çözümü için dört başlıkta yol haritası hazırlayan DTP, ilk iş olarak yazar Yaşar Kemal öncülüğündeki âkil adam grubunu Çankaya’ya gönderecek. Mersin zirvesinde önerileri tartışan DTP, “İyi şeyler olacak” diyen Cumhurbaşkanı Gül ve partiye randevu vermeyen Başbakan Erdoğan’ı aydınlarla buluşturacak. Parti şu adımları da atacak: Barış Meclisi, Kandil’e gidecek. AB’ye mesaj vermek yerine proje üretilecek. Diyarbakır’da bir milyon kişilik miting yapılacak
DTP, Kürt sorununun çözümü konusunda bundan sonra izleyeceği yol haritasını belirledi. DTP’nin aldığı kararlar arasında AB ülkelerine artık yakınmak yerine Kürt sorununun çözümü için proje sunulması, Barış Meclisi’ne Kandil’e gidip PKK yöneticilerinin Kürt sorununun çözümü konusundaki önerilerinin almasının tavsiye edilmesi ve Diyarbakır’da 1 milyon kişinin katılımıyla “barış mitingi” düzenlenmesi yer alıyor. Bu adımlardan en önemlisi ise yazar Yaşar Kemal gibi ‘akil adamlar’ın Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile Kürt sorununun çözümü konusunda görüşmelerinin sağlanması. DTP Merkez Yönetim Kurulu ve Meclis Grubu, Mersin’de 3-4-5 temmuz tarihlerinde bir toplantı yaptı. Toplantıda, parlamentodaki iki yıllık çalışmalar değerlendirildi ve Kürt sorununun çözümü konusunda bundan sonra izlenecek yol haritası belirlendi.
‘Barış Meclisi daha tarafsız’ Toplantıda, Barış Meclisi’ne bir heyetle Kandil’e gidip oradaki PKK yöneticileri ile görüşmesi ve Kürt sorununun çözümü için önerilerini alması yönünde tavsiye kararı alındı. DTP’nin MYK’sında da yer alan Barış Meclisi üyelerinden oluşturulacak heyetin, Kandil’e yapacağı ziyaretin “DTP’den daha tarafsız olacağı, daha resmî bir düzeyde olacağı, çözüme katkı sağlayacağı” ifade edildi. Toplantıda, “eğer yapılabilirse” Kürt sorununun çözümü için aralarında Yaşar Kemal’in de bulunduğu bazı ‘akil adamlar’ın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmesinin sağlanması da kararlaştırıldı. DTP’liler, “bu işe sıcak bakan, kendisini sorumlu hisseden, duyarlılığı olan” sekiz-on kişilik bir akil adamlar grubunun bu konuda devreye girmesinin önemli bir adım olacağı vurguladı. Toplantıda, Cumhurbaşkanı Gül’ün, Kürt sorunu konusunda “iyi şeyler olacak” açıklamasının da önemli olduğu ve bunu geliştirmek için çaba gösterilmesi gerektiği belirtildi.
Dış ilişkilere takviye gelecek Edinilen bilgiye göre, toplantıda iç ve dış diplomasiye ağırlık verilmesi kararı da çıktı. Eskiden Avrupa’da sadece muhalefet partileri, marjinal gruplar ve sivil toplum örgütleri ile görüşebilen DTP’nin bu kararı almasında, 29 Mart seçimlerinde oylarını yüzde yüz arttırarak güçlenmesi ve özellikle ABD Başkanı Obama’nın DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ile görüşmesinin etkili olduğu belirtiliyor. DTP bu nedenle Dış İlişkiler Bürosu’nu yeniden düzenleyecek. Bunun yanı sıra DTP’liler Avrupa’ya gittiklerinde şikâyet etmek yerine, partinin artık Kürt sorununun çözümünde “bir güç” olduğunu vurgulayıp çözüm için projelerini ortaya koyacak. Toplantıda ayrıca PKK’nın da Avrupa’da terör örgütü olmanın ötesinde bir olgu olduğu, Ortadoğu’da ise bir güç olduğunun zımnen kabul edilmesi gerektiği” görüşleri dile getirildi. DTP’liler Abdullah Öcalan’ın Kürt sorununun çözümü için ağustos ayı sonunda açıklayacağı yol haritasını da ele aldı. Yol haritası kamuoyuna anlatıldıktan sonra DTP’liler Batman, Urfa, Van ve Diyarbakır’da mitingler düzenleyecek. Özellikle Diyarbakır’da 1 Eylül Barış Günü’nde, bir milyon kişinin katılımının hedeflendiği bir “Barış mitingi” yapılacak ve Öcalan’ın yol haritası da gündeme getirilecek.
DTP davasının tarihi meçhul DTP’nin ‘bölücü faaliyetlerin odağı haline geldiği’ gerekçesiyle 2007’de açılan kapatma ve sekizi milletvekili 221 parti yöneticisi-belediye başkanı hakkında siyasi yasak istenen davanın esastan görüşme tarihi henüz belirlenmedi. Bu konuda en yeni açıklama önceki gün Iğdır’da bir panelde konuşan Anayasa Mahkemesi üyesi Sacit Adalı’dan geldi. Adalı, DTP davasını bu ay görüşebileceklerini söyledi. Ancak, Adalı’nın bu açıklaması kesin ifade içermediği gibi, dava konusu eylemlerle ilgili mahkemenin araştırmasının daha da zaman alabileceği, bu nedenle görüşmenin yeni adlî yıla (eylül sonrası) kalabileceği de konuşuluyor. DTP davasının ne zaman esastan görüşüleceği konusunda Başkan Haşim Kılıç’ın tutumu belirleyici olacak.
Kampta şahin-güvercin tartışması DTP’nin Mersin kampında, partide öteden beri şahin-güvercin nitelemesi yapılan iki ayrı grubun varlığına ilişkin değerlendirmeler yapılırken, eşbaşkanlar Ahmet Türk ile Emine Ayna arasındaki üslup farklılığına dikkat çekildi. MYK üyelerinden ve milletvekillerinden bazıları, Türk ve Ayna arasındaki söylem farklılığını eleştirerek, “Eşbaşkanlar arasında koordinasyonsuzluk var. Bunun giderilmesi gerekir. Partide farklı iki çizgi varmış gibi görünüyor, bu görüntünün birleştirilmesi gerekir. Partinin ilkeleri doğrultusunda davranılmalı ve görüş ayrılığı olmadığı ortaya konmalı” ifadelerini kullandı. Türk ve Ayna arasında “özde” bir sorun olmadığı ancak “söylemde ve biçimde” farklılıklar olduğu da belirtilen toplantıda, daha eşgüdümlü bir çalışma yapılması ve Türk ile Ayna’nın daha sık biraraya gelerek konuları birlikte tartışmaları ve diyalog kurmaları istendi. Bu eleştirilere karşılık Türk ve Ayna’nın da bu konuda eksiklikleri olduğunu kabul ettikleri ve bunun giderilmesi için çaba harcamaları gerektiğini kabul ettikleri de öğrenildi.
İşbölümü yaptılar Toplantıda, Ahmet Türk ve diğer eşbaşkan Emine Ayna’nın görev alanlarının farklılaştırılması ve görev bölüşümü yapılması da kararlaştırıldı. Yapılan yeni görev dağılımına göre, Ahmet Türk, parlamento ve diplomatik ilişkilerden, Emine Ayna ise partinin örgütsel yapısından sorumlu olacak.
|
|
DHA Muhabiri Tunceli’de Öldü
|
|
Misafir yazdı: "
|
|
Tarih : 06.07.2009 |
|
| Doğan Haber Ajansı Elazığ muhabiri Tunceli’de kaldığı otelde yaşamını yitirdi. 37 yaşındaki Mustafa Devrim, geldiği ilimizde gece kaldığı otelde sabaha karşı geçirdiği rahatsızlık sonucu Tunceli Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. |
|
| |
Doğan Haber Ajansı (DHA) Elazığ muhabiri Tunceli’de kaldığı otelde yaşamını yitirdi. 37 yaşındaki Mustafa Devrim, geldiği ilimizde gece kaldığı otelde sabaha karşı geçirdiği rahatsızlık sonucu Tunceli Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.
Burada yapılan müdahalelere rağmen yaşamını yitiren genç muhabirin, yarın Elazığ’da toprağa verilmesi bekleniyor.
DHA’nın Elazığ Muhabiri Mustafa Devrim, özel bir nedenle bulunduğu Tunceli’de kaldığı otelde sabaha karşı rahatsızlandı.
Çağrılan 112 Acil Servis ambulansıyla Tunceli Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Devrim, burada yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Doktorlar, genç muhabirin kalp krizi geçirdiği ihtimali üzerinde dururken, kesin ölüm nedeninin yapılacak otopsiden sonra belli olacağını belirttiler.
Doğan Haber Ajansı Elazığ bürosunda muhabir olarak görev yapan Devrim, evli ve 2 çocuk babasıydı.
Mustafa Devrim'in cenazesinin yarın Elazığ’da düzenlenecek törenin ardından toprağa verilmesi bekleniyor.
"
|
maya_ yazdı: " Eğitim Sen Şube Başkanı Mehmet Ali Aslan'ın Dersim'de Mayıs ayında valilik aracının geçişi sırasında makam aracına selam vermediği gerekçesi ile vali korumaları tarafından dövüldüğü yönündeki iddiaya yanıt veren Tunceli Valisi, Aslan'a sadece kimlik sorduklarını öne sürdü.
çişleri Bakanlığı Eğitim Sen Şube Başkan'ı Mehmet Ali Aslan'ın Dersim'de 8 Mayıs'ta valilik aracının geçişi sırasında makam aracına selam vermediği gerekçesi ile vali korumaları tarafından dövüldüğü iddiasına ilişkin DTP Milletvekili Şerafettin Halis'in soru önergesini yanıtladı. Tunceli Valisi Mustafa Yaman tarafından yanıt verilen soru önergesinde Aslan'ın Vali Konağı yakınında bir yerde beklediğini ve ilin hassasiyetlerini göz önüne alan korumaların sadece kimlik sorduğunu kaydetti. Konuya ilişkin öğretmenle daha sonra kendisinin görüştüğünü ve konuyu araştırdığını kaydeden Tunceli Valisi Yaman, dayak ve darp iddiaları ile ilgili delil bulamadıklarını savundu. DİHA"
|
|
Güncel Haberler: DERSIM „9. MUNZUR DOGA ve KÜLTÜR FESTIVALI”NE HAZIRLANIYOR
|
|
maya_ yazdı: " 30 Temmuz ile 2 Ağustos tarihleri arasında Dersim”de düzenlenecek olan 9. Kültür ve Doğa Festivali'nin hazırlıklarina baslandi..
"Munzur birinci derecede doğal sit alan ilan edilsin" sloganiyla bu yilki festivalin yapilacagini belirten Dersim Beldiye baskani Edibe Sahin, festival kapsamında Munzur Vadisi üzerinde kurulacak barajlar karşı geniş bir program oluşturacaklarini belirtti.
Hazirliklarina basladiklari Festivale ilişkin bilgi veren Dersim Belediye Başkanı Edibe Şahin, yurt ici ve yurt disinda yasayanlarin, festivali dört gözle beklediklerini söyleyerek, 9'uncusunu düzenleyecekleri festivalin artık kurumsallaştığını belirtti.
Bu yilki festivalin ana temasının "Tarihimiz geleceğimiz özgürlüğümüz Munzur birinci derece doğal sit alanı ilan edilsin" olacağını elirten Şahin, festival programında barajları hem siyasi hem sosyal hem de kültürel anlamda bütünüyle tartışacaklarını kaydetti.
Sahin bu yilki Festival icin, Dersim”de bulunan tüm demokratik kitle örgütlerinin katılımıyla festival logosu konusunda uzlaşmaya vardıklarını ifade etti
Festival logosunu yarışma ile belirleyeceklerini ifade eden Sahin, Munzur Vadisi üzerinde yapılması beklenen barajlara karşı festivalde geniş kapsamlı bir program hazırladıklarını söyledi.
“Ortak hazirlanacak bir Festival olacak”
Bu yilki festivalin etkinliklerini daha cok acik alanlarda gerceklestirecekelrini belirten Sahin
” Bu yıl ki festivalimizde ortaklaştığımız nokta daha fazla stadyumlara hapsolmuş, panel odalarına hapsolmuş, konferans salonlarına hapsolmuş bir festivalden ziyade, daha fazla halkla bütünleşen sokak gösterileri ve hemen hemen her yerde biraz daha yerelleşen bir festival çalışması olacak.”dedi.
Festival Çalışmalarini Komitler seklinde yürüteceklerini aciklayan Sahin, Festival Calisma Komitleri olusturuduklarini belirtti. Şahin, "Bu komite programı ortaklaştıracak. Her kesimin kendisini ifade edebileceği bir program çıkarmaya azami dikkat ediyoruz. Tabi bunun içinde sadece burada Kürtçenin Zazaca lehçesi değil aynı zamanda Ermenice ve Lazca da festival çalışmaları içerisinde kültürel etkinlikler olarak yer alacak" seklinde konutsu.
Dersim Beldiye Baskani Edibe Şahin, Festivale katilacaklarin barinma sorunu yasamamalari icin Munzur nehri kenarinda kücük bir cadir kent kuracaklarini belirti. "
|
maya_ yazdı: " PKK lideri Abdullah Öcalan'ın AİHM'ne sunulmak üzere kaleme aldığı Demokratik Toplum Manifestosu savunmasında 'Kapitalizmin tüm zamanı; bunalım' diyor.
Uygarlık tarihinin ilk, orta ve yeniçağ biçiminde üçe bölünmesinin yanlış olmayacağını ifade eden PKK lideri Abdullah Öcalan, Demokratik Toplum Manifestosu savunmalarında uygarlığı ele alış tarzında uygarlığın bir bütün olduğu ve 'ana nehir' gibi bir akış düzenine sahip olduğu gerçeğinin yattığını belirtiyor. Uygarlığın şehir, sınıf ve devlet üçgeni üzerinde hareketlendiğine vurgu yapan Öcalan, 'Bu üçgenin aldığı biçimler uygarlığın da biçimini belirler. Sümer ve Mısır uygarlığını ilk klasik biçim, Greko-Romen, İslam ve Hıristiyanlık dönemini olgunluk dönemi, Avrupa uygarlık dönemini ise çözülüş ve kaos olarak değerlendirebiliriz' diyor.
Bu üçgenin dışında yapılması gereken başka bir ayrımın da Demokratik Uygarlık boyutu olduğuna dikkat çeken Öcalan, 'Ana nehir uygarlığında bulunmakla birlikte aynılaştırılamaz' diyor, ve ortaya koyduğu tezi şu şekilde savunuyor: 'Uygarlık sonderece çelişkili bir bütündür. Temel çelişki devlet tekelli uygarlıkla devletleşmemiş toplumun demokratik uygarlığı arasındadır. Devletli uygarlıkla demokrasili uygarlık arasındaki çelişkiyi en iyi antikçağdaki iki Grek kenti arasında görmekteyiz: Krallıkla yönetilen Isparta ile demokrasiyle yönetilen Athena arasında. Avrupa uygarlığı geliştiğinde de benzer yoğun bir çelişki yaşandı. 14. yüzyıldan 19. yüzyılın ortalarına kadar devlet ve kent demokrasileri arasında yaşanan yoğun çatışmalar, özünde devlet ve demokratik uygarlıklar arasında geçmektedir.'
'Uygarlıksız sınıf mücadelesi olmaz'
Çatışmayı dar sınıf eksenli görmenin Marksizm'in en önemli eksikliği olduğuna vurgu yapan Öcalan, bu konudaki düşüncelerini şu şekilde dile getiriyor; �Sınıfların direkt çatışması analitiktir. Somut çatışma toplumsal gövdeler arasında olur: Devlet toplumuyla demokratik toplumlar arasında. Kaldı ki, sınırları hiçbir zaman kesin çizilemeyen ve her gün geçişler yaşayabilen sınıflarda, aslolan içinde yaşadıkları bilinç durumudur, kültürüdür. Kendi uygarlığını tanımayan veya oluşturamayan sınıf zaten yokluk durumundadır. Uygarlıksız sınıf mücadelesi olmaz. Tek uygarlık içinde iki sınıfın mücadelesinin ne denli vahim bir hata olduğu Sovyet deneyiminde görüldü. Avrupa devlet uygarlığının kalıplarını kıramadığı için, özgün bir Sovyet uygarlığı oluşturulamadı. Kapitalist modernite kalıplarını büyük oranda esas aldığı için, sonunda onlar gibi olmaktan kurtulamadı. Tarihte bu durumun birçok benzeri yaşanmıştır. Başkalarının silahlarıyla (uygarlık yaşam tarzı) savaşırsan, başkaları gibi olursun.'
Demopkratik avrupa - kapitalist avrupa
'Avrupa uygarlığı gibi içinde çok güçlü demokratik öğeleri bulunduran bir uygarlığı, sanki iki sınıfın (işçi-kapitalist) ortak uygarlığıymış gibi yansıtmak da içinde çok yanlış anlamlar barındırır' diyen Öcalan, tek bir Avrupa uygarlığı yerine, demokratik ve kapitalist Avrupa ayrımının daha öğretici olabileceğine dikkat çekiyor.
Öcalan devamla şunları belirtiyor; 'Avrupa'nın katı devlet uygarlığını çok güçlü demokratik geleneklerle, mantık ve hukuk gibi yumuşak güçlerle dengeleme zorunluluğu, uygarlığın (devletli) son dönemine ilişkin tanımlamamızla (uygarlığın krizlerle içiçeliği) uygun düşmektedir. Dört yüz yıllık yoğun savaşlar krizli yapının diğer bir kanıtıdır. Yoğun sistem tartışmalarına Sovyet sistemi de kanıtlayıcı örnek sayılabilir. AB'nin yapısı, geleceği tartışmaları tek başına modernitenin kararsızlığını ve krizden kurtulamadığını yansıtmaktadır.'
Küresel sermaye dünyayla savaştı
Öcalan 'modernitenin kararsızlığı ve kriz halinden kurtulmadığı' savını Marks'ın ünlü yapıtı 'Kapital'de kanıtladığı 'kriz, sermayeyle, yani tekel için yapısal olmasıyla ilişkilidir. Sermaye birikimi ve kâr krizsiz başarılamaz. Sermaye kârsız duramayacağına göre krizsiz de olamaz.' düşüncesiyle destekliyor. Devrimlerin ve demokratikleşmenin, insan haklarının sürekli gündemde yer almasının krize yanıt arama ihtiyacından kaynaklandığına işaret eden Öcalan, bu konuda şunları dile getiriyor; 'Küresel sermaye her döneminde dünyayı yönetmedi. Dünyayla savaştı. Doğasındaki krizden dolayı savaşımlar dünya çapında yaygınlaştı. Uygarlığın doğuşuyla birlikte ilk profesyonel ordu ve savaşlar hep oldu. Devlet uygarlığı, özü gereği, topluma egemen olmadan gelişemez. Egemenlik ise iktidar demektir. İktidar hâkimiyetsiz, o da zor olmadan gerçekleşmez. Hegel'in tarihi 'kanlı mezbaha'ya benzetmesi bu nedenledir.'
Kapitalizm tüm zamanı: bunalım
Köleci ve feodal uygarlığın kapitalizmden farkını sınıf, kent ve devlet yapısının niceliğiyle ilintilendiren Öcalan, �Kentler küçük, sınıflar sınırlı, devletler az ve küçüktür. Dolayısıyla savaşlar az ve kısa süreli olup biterlerdi. Yine de şiddet, uygarlığın yapısal karakteri olmasından ötürü önemlidir. Fakat kapitalizmde kent, sınıf ve devlet tüm toplumu yuttuğu gibi, çevreyi de, yerin altını ve üstünü de yutar. Kaotik durumlar hem toplumu hem çevreyi sarar. I. Wallerstein, kapitalizmin 1970'ler sonrası yapısal krize girdiği ve bu krizin 25-50 yıl sürebileceği gibi bir yargıda bulunur. Sonucu ise bilim + örgüt + eylemin niteliğinin belirleyeceğini söylerken, kısmen olgu ve ilişkileri dile getirmektedir. Halen Marksist devrevi bunalım anlayışından kurtulamamıştır. Kapitalizmin tüm zamanı açısından bunalımı varsaymak bana daha doğru gelmektedir' diyor."
|
apachi yazdı: "
|
|
Tarih : 03.07.2009 |
|
| Sivas'taki
Madımak Oteli'nin 2 Temmuz 1993'te yakılması sonucu yaşamını yitiren 33
kişiyi anmak için bir yürüyüş düzenlendi. Cumhuriyet Caddesinde
toplanan grup, Tunceli Hacı Bektaş-ı Veli Kültürünü Yayma ve
Yardımlaşma Derneği önüne kadar slogan |
|
| |
Sivas'taki Madımak Oteli'nin 2 Temmuz 1993'te yakılması sonucu yaşamını yitiren 33 kişiyi anmak için bir yürüyüş düzenlendi.
Yeraltı Çarşısı üzerinde bir araya gelen grup, Tunceli Hacı Bektaş-ı Veli Kültürünü Yayma ve Yardımlaşma Derneği bünyesindeki Cem Evi'ne kadar yürüdü.
Yürüyüş boyunca Madımak Oteli'nde yaşamını yitirenlerin isimleri anons edilerek "Sivas'ın hesabı sorulacak. Katiller halka hesap verecek" sloganları atıldı.
Ardından Cem Evi bahçesindeki Pir
Sultan Abdal heykeli önünde bir dakikalık saygı duruşu ardından da
açıklama yapıldı. Grup adına konuşan DTP İl Başkanı Veli Haydar Güleç;
“2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta Pir Sultan Abdal etkinlikleri
yapılıyor. Halklarımız Pir Sultan’ı sahiplenmek için oradalar.
Pir Sultan yolunda yürüyenler, aydınlar, sanatçılar, zalimin
karşısında mazlumun mücadelesini sürdürenler var o gün o alanda. Ve o
gün Türkiye halklarına bir gözdağı verilmek istendi. Bu gözdağı
Alevilere verildi, Türk Halkına, Kürt Halkına verildi. Tüm Türkiye
halklarına verildi. Mazlumun kavgasını sürdürenlere, kardeşçe özgürce
yaşama kavgasını verenlere verildi.
33
İnsanımız diri diri yakıldı, 60 kişi de yaralandı. Madımak’ı
tutuşturmak bir iki psikopat serserinin işi değildir. Bu gün halen
sorumluluğu üzerinden atanlar olsa da biz bu güne kadar bunun böyle
olmadığını haykırdık ve haykırmaya da devam edeceğiz. Bir gece gidip
tutuşturulmadı MADIMAK. Tüm dünyanın gözleri önünde bir katliam
gerçekleştirildi. DYP’sinden, AKP’sine, SHP’sinden CHP’sine tüm düzen
partileri sorumludur. Ve tüm utanç onlara aittir. Bu gün çıkıp
Alevilerden bahsetmeleri istismardır. Alevileri siyasi malzeme yapıp
kullanmalarıdır. Alevi çalıştayları ise imha inkârın bir devamıdır.
Alevilerin Hızır paşalarla işi olamaz.
16
Yıl önce 2 Temmuz günü Pir Sultan Abdal’ın heykeli de açılacaktı. İşte
bu gün biz burada bu direnişin sahibi heykelin önündeyiz. Yanan biziz,
yakılan biziz. Hesap bizim. Sivas’ı unutmayacağız, unutturmayacağız.
Katliamın hesabını soracağız. Sivas’ta yakılan 33 aydınımızın da,
inançları, düşünceleri hak ve özgürlükleri için şehit düşenlerimizin de
anılarını ancak böyle yaşatabiliriz. Kerbela’dan, Beddrettinlerden, Pir
Sultanlar’dan, Seyit Rızalardan süre gelen geleneği gelecek kuşaklara
taşıyacağız.
Katliamın 16.Yılında 33 aydınımızı saygıyla anıyoruz.” Şeklinde konuşmasını sonlandırdı.
Grup ardından Hacı Bektaş-ı Veli Kültürünü Yayma ve Yardımlaşma Derneği’nin düzenlemiş olduğu etkinliğe katıldı. Buradaki etkinlikler de saygı duruşu, konuşmalar, sinevizyon ve semah gösterisiyle son buldu. "
|
maya_ yazdı: "
Sivas Katliamı'nın 16. yıldönümü nedeniyle Ankara, İstanbul ve İzmir'de düzenlenen mitinglerde, Sözde demokratik açılımlardan bahsederken Kürtlerin üzerine bombalar yağdıran, sendika, siyasi parti ve sivil toplum örgütleri üzerindeki baskılarını sürdüren zihniyetle Sivas Katliamı'nı yapan zihniyetin aynı olduğunu belirtilirken, taleplerinin karşılanmaması halinde Kasım ayında İstanbul'da 1 milyon Alevi ile alanlara çıkılacağı uyarısı yapıldı. Katliam, Hatay'da da kınandı.
Ankara
Sivas Madımak Oteli'nde 2 Temmuz 1993 yılında diri diri yakılarak katledilen 33 aydın, sanatçı ve yazar ile 2 otel görevlisi, 16. ölüm yıldönümlerinde Ankara'da düzenlenen mitingle anıldı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, tarafından organize edilen mitinge, CHP, DTP, ÖDP, TKP, SDP, SP gibi partilerin yanı sıra çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcileri de katıldı. Toros Sokak'ta bir araya gelen kitle katliamda hayatını kaybedenlerin fotoğrafları ve altında 'yaşıyor' yazısının bulunduğu pankart ile 'Sivas'ın ışığı sönmeyecek', 'Katil devlet hesap verecek', 'Kontrgerilla dağıtılsın, Madımak müze olsun', 'Katil devlet hesap verecek' pankartlar ve dövizleri taşıdı. Aynı içerikli sloganları atan kitle, buradan Kolej Meydanı'na kadar yürüdü. Kitle arama noktalarından geçirilerek meydana alınırken, alanın etrafında bulunan binaların çatılarına keskin nişancılar konumlandırıldı. Miting boyunca polis helikopteri de alanın üstünden uçtu.
Bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan mitingde hayatını kaybedenlerin adları tek tek okunarak yoklama yapıldı. Yaklaşık 5 bin kişinin katıldığı mitingde, hayatını kaybedenlerin aileleri adına Şehriban Metin bir konuşma yaptı. Halkın yaşanan katliamları unutmayacağını belirten Metin, Madımak'ın müze yapılmasını istedi. Daha sonra tutuklanan KESK üye ve yöneticisi kadınların Bergama Cezaevi'nden gönderdikleri mesaj okundu. Sivas'ı yakanların, Uğur Kaymaz'ı öldürenlerin, emekçilere baskı uygulayanların aynı kesimler olduğuna işaret edilen mesajda, 'Sivas'ta yanan canların ateşi bugün bizim içimizde yanmaktadır' denildi. KESK'li kadınların mesajı uzun süre alkışlandı.
'Kenan Evren biz seni yargıladık sen faşistsin asacaksan as kendini'
Daha sonra konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Sekreteri Kemal Bülbül, AKP ve CHP'ye yönelik sert eleştirilerde bulundu. 12 Eylül darbecilerinin yargılanması ve bunun için Anayasa'nın geçici 15. maddesinin kaldırılması tartışmalarına değinen Bülbül, 'Hani siyasi iktidarın başı Sayın Başbakan diyor ya, 12 Eylül yargılansın, hani ana muhalefet partisinin başı Sayın Deniz Baykal diyor ya 12 Eylül yargılansın. Biz 12 Eylül'ü yargıladık. Koray Kaya'nın annesi 12 Eylül'ü yargıladı. Kenan Evren'in adını koyduk. O bir faşisttir. O bir diktatördür. 12 Eylül askeri rejimi değil miydi Erdal Eren'in yaşını büyüten. Biz seni yargıladık, Sen faşistsin. Asacaksan as kendini' diye konuştu. Madımak'ta sadece alevi kültürünün yakılmadığını, Türklüğün, Kürtlüğün, Aleviliğin, suniliğin ve halkların kardeşliğinin orada ateşe verildiğini belirten Bülbül, hükümetin alevi açılımlarını da samimi bulmadı.
Bir milyon kişi ile alanlara çıkacağız
Hükümete 'ey Muaviye soylu hükümet' diye seslenen Bülbül, Alevilerin taleplerini ortaklaştırdıklarını ve bunların dikkate alınması gerektiğini dile getirdi. Bülbül, Alevilerin demokrasi istediğini, bu yüzden Madımak'ın müze yapılması talebinde bulunduğunu belirterek, 'Biz sadece bunu istemiyoruz. Ayna zamanda, Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, Mazlum Doğan'a anıt mezar yapacağız' şeklinde konuştu. Alevilerin taleplerinin karşılanması için geçen 9 Kasım'da Ankara'da yaptıkları mitingi hatırlatan Bülbül, taleplerinin karşılanmaması halinde önümüzdeki Kasım ayında İstanbul'da 1 milyon Alevi ile alanlara çıkacaklarını söyledi. Konuşması sık sık alkışlarla kesilen Kemal Bülbül, ayrıca Madımak'ın müze yapılması için bütün sol, sosyalist demokrasi güçlerini birlik olmaya çağırdı. Daha sonra sahneye Yavuz Canpolat ve Ali Asker konser verdi.
İstanbul
30 siyasi parti, sendika ve sivil toplum kuruluşu tarafından İstanbul Kadıköy Meydanı'nda 10 bine yakın kişinin katılımıyla miting düzenlendi. Katliamda yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının ağırlıkta olduğu mitingde tertip komitesi adına hazırlanan basın açıklamasını okuyan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkez Yöneticisi Fethi Bölükgiray, sözlerine 'Bu katliamı unutturmayacağız ve devletin Alevi'si olmayacağız' diyerek başladı. 2 Temmuz'un devletin birimlerince bilinen ve göz yumulan bir katliam olduğunun altını çizen Bölükgiray, Madımak'ta katledilenlerin sadece aleviler olmadığına dikkat çekerek, 'Öldürülenler, bu ülkenin aydınlık ve özgürlük ve demokrat yüzleriydi. Bölükgiray, bir yandan sözde demokratik açılımlardan bahsederken Kürtlerin üzerine bombalar yağdıran, sendika, siyasi parti ve sivil toplum örgütleri üzerinde operasyon ve baskılarını sürdüren zihniyetle Sivas Katliamını yapan zihniyetin aynı olduğunu söyledi. Bölükgiray taleplerini şöyle sıraladı: 'Bizler alevi açılımlarına asla kanmayacağız. Yapılması gerekenler bellidir. Kürt sorunu demokratik bir şekilde çözülmelidir. Sivas katliamının sorumluları ortaya çıkarılıp yargılanmalıdır. Zorunlu din dersi kaldırılmalıdır. Yeni demokratik bir anayasa hazırlanmalıdır. Örgütlenme hakkı önündeki engeller kaldırılmalıdır ve diyanet işleri lav edilmelidir.'
Bölükgiray'ın ardından konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Merkez Yöneticisi Hatice Altınışık da, Madımak Oteli'nin bu ülkenin namusu olduğunu belirterek, AKP ve devletin bu ülkenin Alevilerinden özür dilemesini ve bu özünde Madımak'ın utanç müzesi olmasıyla gerçekleşeceğini belirtti. AKP hükümetine çağrıda da bulunan Altınışık, 'Eğer demokratik açılımlardan samimiyseniz, Sivas'ta katledenleri açığa çıkarıp yargılayın' diye konuştu.
Yapılan konuşmaların ardından miting Erdal Akkaya, Grup Yorum, Grup Vardiya, Koma Agirê Jiyan'in konseri ve semah gösterisi ile sona erdi.
İzmir
İzmir Alevi Bektaşi ve Yöre Dernekleri Platformu'nun çağrısı üzerine bir araya gelen DTP, EMEP, SDP, ÖDP, TKP, ESP, İHD, Halk Evleri, Dev Lis, İşçi Sen, KENT A.Ş İşçileri gibi çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu üyelerinin katılımı ile miting düzenlendi. Konak Cumhuriyet Meydanı'nda bir araya gelen binlerce kişi, Gündoğdu Meydanı'na kadar yürüyüş gerçekleştirdi. 'Aleviyiz haklıyız kazanacağız', 'Devletin Alevi'si olmayacağız', 'Madımak'ı unutmadık unutturmayacağız', 'Katiller halka hesap verecek' gibi pankartları açan kitle, yürüyüş boyunca 'Sivas'ın ışığı sönmeyecek', 'Faşizme ölüm halklara hürriyet', 'Sivas'ın hesabı sorulacak', 'Sivas şehitleri ölümsüzdür', 'Anneler unutmaz anneler affetmez' sloganları attı. Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı miting alanı girişinde, polislerin üst araması sırasında, kitlenin tepki göstermesi üzerine kısa süreli gerginlik yaşandı. Gündoğdu Meydanı'nda sona eren yürüyüşün ardından, miting, katliamda yaşamını yitirenler anısına bir dakikalık saygı duruşu ile başladı.
'Katliamı unutmadık unutturmayacağız'
5 bin aşkın kişinin katıldığı mitingde konuşan İzmir Alevi Bektaşi ve Yöre Dernekleri Platformu Dönem Sözcüsü Şehri Tuğcular, 2 Temmuz'un, tüm dünyanın gözleri önünde insanlığın yakıldığı gün olduğunu ifade ederek, bugünün tarihi katliamlarla dolu olan bir devletin katliama imza attığı gün olarak tarihe geçeceğini kaydetti. 2 Temmuz'un 16 yıl önce hunharca yakılarak katledenlerin zafer çığlıklarının bastırıldığı gün olduğunu dile getiren Tuğcular, 'Bu 16 yıl boyunca Madımak'ta yakılan ateş sönmedi. Yine ne 'çok şükür yurttaşlarımıza bir şey olmadı' diyen dönemin başbakanı Tansu Çiller, 'bu kadar ölü futbol maçında bile oluyor' diyen Mesut Yılmaz, 'gazanız mübarek oldu' diyen dönemin Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu, Sivas katillerinin avukatlığına soyunan Şevket Kazan, ne de 13 saat boyunca savunmasız insanların bir otelde kıstırılmasına ve bütün dünyanın gözleri önünde diri diri yakılmasına seyirci kalan DYP-SHP iktidarı unutuldu. Bundan sonra da unutulmayacak' dedi. Konuşmanın ardında miting, müzik dinletisi ve semah gösterisi ile sona erdi.
Hatay
Ulus alanında bir araya gelen KESK, DİSK, Tabipler Odası, DKSD, HE, İHD, TÖP, TDKD, ESP, ÖDP, EMEP, DTP, SEH, Sosyalist Parti, Alınteri gibi siyasi parti, sendika ve sivil toplum örgütü üyeleri, 'Unutmadık Unutturmayacağız' pankartı açarak, Sivas'ta hayatını kaybedenlerin resimleri taşıdı. 'Sivas'ın hesabını soracağız' sloganlarının atıldığı eylemde konuşan Hatay Tabib Odası Yönetim Kurulu Üyesi Metin Değirmenci, 'İnsanlık tarihinin bu kara lekesi toplumsal hafızada, yaralı bilinçlerimizde, kanayan vicdanlarda büyüdükçe büyüyor. 12 Eylül'ün giderek pekiştirdiği Türk-İslam Sentezci yaklaşımın ve baskıcı toplumsal yaşam pratiklerinin yerleştiği bir ortamda, Çorum'un, Maraş'ın izinde giden ve halkları birbirine düşman etmeyi amaçlayan bu aydın kıyımının, bu insanlık kıyımının unutulması, unutturulması mümkün değildir. Kaldı ki, sorumluların ellerini kolları sallayarak gezdikleri, katillerin aramızda dolaştığı düşünülürse, Madımak ateşinin 16 yıldır söndürülemediği gerçeği bir kere daha gözler önüne gelecektir' şeklinde konuştu. Eylem atılan sloganlarla son buldu.
DİHA
"
|
maya_ yazdı: "
Tam on altı yıl önce bugün gibi hatırlıyorum o günü. Bir arkadaşımızın evinde toplanmış, saz çalıp türkü söylüyorduk her şeye inat. Akşam haberleri ile sarsıldık, yemekler boğazımıza dizildi, elinde sazı olan arkadaşım, gözlerinde yaş, isyan etmeye başladı.
Şiirleri ile türküleri ile büyüdüğümüz, hatta o gece onların türkülerini söylediğimiz aydınlarımız, ozanlarımız yobazlar tarafından yakılıyordu. Onlar yanarken, herkes seyirci olmuştu…
Büyük ozan Metin Altıok'un o muhteşem dizelerinde dediği gibi: Günlerden öyle bir gündü/ Üstüne tarih düştüğüm/ Gözümün önüne geldi birden/ Balkıyan güzel yüzün/ Ve yüreğim yandı söndü/ Ter bastı avuçlarımı/ Bir işlek kovan uğultusu/ Kapladı kulaklarımı/ Uzandım usulca cigarama/ Yavan ömrüme katık/ Ben o gün öldüm gülüm/ Bir daha ölmem...
İşte o gün insanlık ölmüştü…
Sıcak bir Temmuz günü, Sivas'ın yollarına akın akın canlar akmaya başlamıştı. Büyük halk ozanı, hümanist, halkçı Pir Sultan'ı anmaya onun türkülerini söylemeye...
İzin vermediler...
Televizyona kitlenmiş izliyorduk. O çirkin, karanlık yüzlü insanların 'Allahuekber, burası Aziz'e mezar olacak' nidaları ile ortalık sarsılıyordu. Belliydi ki ilk hedefleri Aziz Nesin'di... Aziz Nesin olaylar başlayınca, o dönemin devlet bakanı Erdal İnönü'yü arıyor, Erdal İnönü 'Merak etmeyin, endişelenmeyin, güvenlik güçleri gelmek üzere' diyor kısa bir süre sonra asker geliyor arkasından da güvenlik güçleri geliyor ve sadece seyretmekle kalıyorlar olayları...
Olaylar sekiz saati geçmesine rağmen herhangi bir müdahale olmadı ve onlar müdahale edene kadar 33 canımız hayatını kaybetti...
Açık ve net dışarıda toplanan faşist-dinci grup içerdeki aydınlarımızın ölüm fermanını vermişti. 'Türkiye Türkiye' diye bağırıyorlardı. Biz bu ülkede ne çok gördük katillere 'Türkiye seninle gurur duyuyor' diyenleri...
Onlar değil miydi ki, Maraş'ta yaktılar, onlar değil miydi ki, Çorum'da yıktılar, Çorum'un ıssız köşelerinde ağaçlara astılar gençleri. Hamile kadınların karınlarını deşen yine onlar değil miydi? Onların ataları, Yavuz Sultan Selim'in 'Alevi Kırımları' ile övünürken, torunları ise Sivas'ta yaşamını yitiren aydınlarımız için 'Allahsız' tanımını yapıyordu.
Sonrası bildik sahneler, o katiller güya yargılandılar; ama ceza bile almadılar. 'Din-şeriat' adına yaptıkları katliamda ne kadar vicdanları rahat bilemiyorum, vicdanları batsın...
Ölen aydınlarımızı sadece şiirlerinden, yazılarından ve türkülerinden tanıyorum, sadece Hasret Gültekin ile tanışmıştım. O yıllarda 'Ülke' gazetesine çok sık uğrardı, epey bir sohbetimiz ve tartışmalarımız da oldu. Kendisi Koçgiri aşiretine mensup bir Kürt'tü... Hasret ile aynı yaşlardayız, öldüğünde eşi hamileydi, iki ay sonra baba olacaktı. 'Hasret Roni' adında bir oğlu oldu. Ne o güzel yavrusunu görebildi, ne de minik Roni babası ile tanışabildi.
Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen Sivas katliamı üzerindeki sır kalkmış değil. Dönemin Başbakanı, Bakanları ve Cumhurbaşkanı hala yargı önüne çıkmış değil.
On altı yıl önce birçok aydın 'ibret olsun' diye Sivas'ta sekiz saat süren resmi ve dini bir törenle yakılmıştı. Bugün bile faşizmi besleyen ana düşünce 'ibret olsun' yasası değil midir?
'İbret olsun' diye nice canlara kıyılmadı mı? Nice ocaklar söndürülmedi mi? Ve 'ibret olsun' diye sevgiye, aşka bile kıymadılar mı?
On altı yıl önce yaşanan zihniyet bugün hâlâ tüm canlılığıyla sürmüyor mu? Hala insanlar, Kürt olduğu için, Ermeni olduğu için, Alevi olduğu için, Sosyalist olduğu için, farklı düşündüğü için linç edilmiyor mu? Hala insanlar düşüncelerinden dolayı zindanlara atılmıyor mu?
Sivas'ta, Madımak otelinde yapılanlar başta Alevileri hedeflemişti. Alevilerin bu işin peşini bırakmaması lazım. Aydınların yakıldığı Madımak Oteli yıllarca bir lokanta olarak kullanıldı, aydınlarımızın yanmış etleri o lokantada sunuldu, bu hepimizin utancı oldu. Oranın müze olması için çalışmaların hızlanması gerekiyor, evet Madımak oteli müze olmalı; ama bütün sorun bu mu? Müzeden önce devlet Sivas'ın hesabını vermek zorunda, vermesi gereken bir sürü hesap gibi...
Nesimi Çimen'in dediği gibi, İnsan haklarını hak bilen kişi/ Özünde nur doğar, yalan ateşi/ Kâmili taşlamak cahilin işi/ Cahilden kötülük hiç uzak değil...
"
|
2813 Haber (352 Sayfa, 8 Bir Sayfada bulunan toplam Haber) |
|
|  |
| Bütün Üyeler: |
7 575 |
| Bugün üye olanlar: |
0 |
| Dün üye olanlar: |
0 |
| Çevrimiçi Üye(ler): |
0 |
| Çevrimiçi Misafir(ler): |
11 |
Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
|
|
|
Pertekliyiz Biz Sitesinizi dilediginiz dilde tercüme etmek için asagidaki Dil seçenegini kullanabilirsiniz.
|
|
sihirli sozcuk abrakadabra ilk olarak yuksek atesli hastalarin ateslerini dusurmek icin soylenmisti.
pertekliyiz.biz
|
|