| RADYO PERTAQ FACEBOOK GRUBU |
|
|
 |
 |
Haber bu konuya: aktuelle News |
|
2813 Haber (352 Sayfa, 8 Bir Sayfada bulunan toplam Haber) |
|
|
Aleviler Cumhuriyet’i sorguluyor
|
|
DAF başkanı; Kürt Aleviler Cumhuriyet’i sorguluyor
Kürt Aleviler Cumhuriyet’i sorguluyor
‘’Cumhuriyet’i sorgulama doğal olarak Kürt kimlik ve kültür mücadelesinin içinde yer alan Kürt Alevilerle başlamıştır. Bunu, Kürt kimliği yanında Alevi inanç kimliğini de açığa çıkararak ve sistemi sorgulayarak ortaya koyuyorlar.“
Alevilerin artık Cumhuriyet’i sorgulama sürecine girdiklerini belirten Demokratik Alevi Federasyonu (DAF) Başkanı Ali Köylüce, devletin özellikle de 1980’lerin sonundan itibaren bazı şahsiyetleri Alevi önderi diye topluma sunduğu ve yeni örgütlenmelerle Alevilerin Kürt ve demokrasi güçleriyle mücadele ortaklığına girmesini engellemeye çalıştığını belirtiyor. DAF Başkanı Ali Köylüce, Cumhuriyet, Cumhuriyet Halk Partisi ve Mustafa Kemal Atatürk ile Alevilerin ilişkisine dair sorularımızı yanıtladı.
Alevilerin inanç boyutlu taleplerinde bir benzerlik görülse de, politik bakışta farklı arayışlar söz konusu. Alevilerin siyasal tartışmaları konusunda neler söyleyebilirsiniz? Alevilerin, geçmişte hep oy verdikleri Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) bugünkü bakışları nasıl? Türkiye’de ret ve inkara uğrayan en önemli nüfusa ve tarihsel arka plana sahip etnisite Kürtler olmakla beraber, ret ve inkara tabi tutulan en büyük inanç kimliği de Aleviliktir. Alevi toplumu, Cumhuriyetin ilk döneminde itibaren tıpkı Kürtler gibi (ki Alevilerin çoğunluğu zaten aynı zamanda Kürt’tür) fiziki katliamlara maruz kalmış ve özellikle Dersim katliamıyla bastırılmıştır. Özellikle Dersim’deki bastırma operasyonundan sonra başlatılan asimilasyon politikaları kapsamında ciddi bir okul-asker- köy enstitüleri v.s gibi projelerle sindirilmiş bu bölgelerdeki yeni kuşakların ataları, çocuklarına tarihsel gerçekleri aktarmayarak asimile olmalarına bir nebze göz yummuşlardır. Yani asimilasyona açık hale gelmişlerdir. Bunun en önemli bir nedeni de inanç kurumsallığının dağıtılmış olmasıdır. Özellikle Tekke ve Zaviyeler Yasası’yla tamamen yasaklanan Alevilik ve onun inanç kültürü toplumda sürdürülemeyince, yeni kuşaklar kültürel bir boşluk içinde geçmişlerinden koparılarak sadece yeni dönemin okullar aracılığı ile dayatılan değerlere göre şekillenmişler. Yaşam kültürlerini Cumhuriyet’in yücelttiği değerler ile süsleyerek köklerinden koparılmış olarak, asimile olduğunun farkında bile olmadan, dayatılan değerler içselleştirilerek benimsemiştir. Ben buna ‘Mankurtlaştırma’ diyorum. Her Alevinin evinde bir Atatürk posterinin, Hz. Ali veya benzeri Alevi inanç önderlerinin resimleri ile yan yana bulunması bundandır. Mankurtlaştırma, insanın belleğini değiştirmek, yani onun belleğini sıfırlayıp, istenilen bilgileri programlamaktır. Kimdir bu Cumhuriyeti kuran, bu politikaları uygulayan, bu asimilasyonun yeni değerlerini geliştiren güç? CHP ve onun başta M.Kemal Atatürk olmak üzere kadroları. Bu siyasi-politik aktörler 1920’li yıllardan 1970’li yıllara kadar çok belirleyici olarak sahnededir.
Alevi örgütlenmesi öz dinamikleri üzerinden değil
İslami kimlikli politik çevrelerin CHP’ye muhalefet etmeleri de; Alevilerin CHP’ye yönelmelerinin bir diğer nedeni olmuştur. Başlangıçta zora dayalı olan devlete boyun eğme, bağlanma-destekleme zaman içinde, başka bir seçenek olmadığından, adeta doğal bir bağa dönüşmüştür. CHP artık sığınılacak bir adres ve liman gibi algılanmıştır. Bunun aynı zamanda bir çaresizlikten kaynaklandığını da belirtmek gerekir. Bu nedenle de Aleviler hala da geçmişi sorgulamaktan adeta kaçınıyorlar, çünkü geçmişi sorgulamak, tarihsel gerçekle yüzleşmek de bir cesaret istiyor. Bu süreç başlamıştır ancak henüz tüm toplumsal kesimleri saracak düzeyde değildir. Bu sorgulama doğal olarak Kürt kimlik ve kültür mücadelesinin içinde yer alan Kürt Alevilerle başlamıştır. Giderek Kürt kimliği yanında Alevi inanç kimliğini de açığa çıkararak ve sistemi sorgulayarak ortaya koyuyorlar. Bizim Federasyonumuz da bu sorgulamanın bir temsili adresidir. Bu konuda özellikle 1990’lı yılların başından itibaren organize olunsa da, 1993 Sivas katliamı bu süreci hızlandırdı. Fakat bu Alevi örgütlenmesi Alevi toplumunun öz dinamikleri üzerinden değil, bir devlet müdahalesi olarak ilk defa 1986-1987’de başlayan bir süreçtir. Bu ilişkiler üzerinden herkesin bildiği 1989 İzzettin Doğan’la gerçekleştirilen Gölbaşı toplantıları yapıldı ve buraya kadar perde arkasında yürütülen ilişkiler resmileştirilerek kamuoyuna taşındı. Bu tarihten itibaren Türkiye’de ve yurtdışında çok seri toplantılarla Alevilerin tez elden doğal muhalif yapısı ve dinamikleri üzerinden gelişebilecek Kürt muhalefeti ve demokrasi güçler ile ilişkileri perdelenerek devletin ideolojik kulvarında bir yol verilerek devlete yakın veya kontrol ettiği odaklarca yürütüldü.
Türkiye Parlamentosu’nda Alevi temsiliyet en fazla Barış ve Demokrasi Partisi’nde (BDP). Bir de Halkların Demokratik Kongresi (HDK) gibi yeni girişimler sözkonusu. Alevilerin günümüzdeki siyasi yönelimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de değişmekte olan siyasi güç merkezi, yani İktidarın Kemalistlerden çıkıp, cemaat kültürüne dayalı İslami dinci AKP’nin eline geçmekte olduğu bir dönem yaşanırken; tüm kesimler gibi Aleviler de kendilerini geleceğe İnanç kimlikleri kabul görecek bir düzenlemede yer almak istiyorlar. Anayasa da dahil tüm mücadele platformlarında Alevilerin sonuç alabilmesinin tek şartı ve garantisi, demokratik bir Türkiye’de özgürce, kendini inkar etmeden, gizlemeden yaşayabileceği bir ortamı yaratacak siyasi güçlerle birlikte olmaktır. Bu güçler, demokratik Kürt hareketi de dahil, tüm demokrasi ve sivil toplum güçlerinin içinde olacağı geniş bir demokrasi cephesidir. Ancak Ortadoğu’da ABD’nin geliştirmekte olduğu din ve mezhepler üzerinden kamplaştırma ve savaştırma politikasının (Şii, Alevi, Sünni) hızla Türkiye’nin de sınırlarına kadar gelip dayanması ve AKP iktidarının bu politikaya oldukça angaje olması (Suriye-İran Şii-Alevi ittifakına karşı, Türkiye-Suudi Arabistan ve Katar gibi Sünni ittifakı ile) Ortadoğu’da belki on yıllarca sürecek bir din savaşının da beklenen bir tehlike olduğunu unutmayalım. Aleviler böyle bir tehlike ve tehdide karşı tüm kurum ve kuruluşları ile birlikte hareket etmelidir. Ayrıca demokrasi blokunun en önemli gücü ve katılanı olmalıdır. Ancak bu süreci demokrasi güçlerinin güçlendirilmesi ile önlemeyerek, barış içinde her kesimin güvenle birlikte yaşayacağı bir ülke yaratmış oluruz. (Politika)
Newededersim Bir defa şunu iyi bilelim; 1990’larda başlayıp hızla yaygınlaşan Alevi dernekleri ve Alevilik ile ilgili yayınlar -kitaplar tamamen Alevi toplumuna empoze edilmek istenen bir Alevilik anlayışı var. Bu, devletin resmi Türk-İslam ideolojisinin perspektifi ile geliştirilen bir anlayıştır. Bu konuda birçok tez ve teori üretilmiştir. Alevilerin öz Türk veya İslamın özü gibi bir yığın uydurma zorlama hikayeleri herkes biliyor. Biz, derin devlet kaynaklı bu uydurma ve yalana dayalı tezlere karşı çıktığımız için ‘Kürtçü Aleviler’ olarak damgalandık. Bu durum henüz yeni bir kimlik anlayışının kendi doğal sürecine doğru evirileceği izlenimi veriyor. Yani Alevilerin özellikle de Kürt Alevilerin mevcut demokratik Kürt muhalefet hareketine yaklaşmasını ve onunla buluşmasının önlenmesine dönük bir propagandadan kaynaklı yaratılan bir algının sonucudur. Kuşkusuz Kürt hareketinin Alevi inanç sorununa yaklaşımındaki dar ve yüzeysel pratiği, Alevi inanç sorununun Alevi toplumu için ne anlama geldiğinin ve önem boyutunun görülememesi gibi nedenleri de eklersek, Alevilerin kendilerini inanç üzerinden kimliklendirmesinin mantığı anlaşılmaktadır.
‘Tek garanti, kendini inkar etmeden yaşamak’ Alevileri, Türkiye’nin siyasi geleceğinde ne bekliyor? Atatürk resimlerinin İnanç ve ibadet merkezlerine asılması tamamen bir politik yönlendirmedir. Bunu yapanlar devlet güdümlü Alevi dernek ve kadrolardır. Biz devletin güdümü dışında örgütlenen bir Alevi kurumu olarak, ilk günden beri bu politikayı deşifre edip bunu yapan kesimleri eleştirdik. Bu gün gelinen aşamada, ciddi bir Alevi tabanı bu uygulamalara karşı sorgulayıcı bir tutum almakta ve giderek Atatürk resimlerinin Alevi inanç merkezlerinden indirildiğini biliyoruz.
Kürt Alevilerde etnik kimlik değerlerini sahiplenmeye yönelik bir eğilim görüyor musunuz? Bu yeni durum, Kürt Alevilerin örgütlenme çabalarına da yansıyor mu? Yukarıda da ifade ettiğim gibi Türk-İslam ideolojisi temelinde geliştirilen Cumhuriyet, Kürt ve Alevinin yok sayılması üzeri kurgulandığı için, sorunlu başlayan ilişki bir dönemliğine bastırmaya dayalı kendini kabul ettirse de, geldiğimiz süreçte tekrar başa dönmüştür. Yani hala eriterek halledemediği bu sorunla artık yüzleşme sürecine doğru gitmektedir. Bu kuşkusuz sancılı yürüyen bir süreçtir. Çünkü Kürt ve Aleviyi kabullenmek, Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin de değişmesi ve aşılması demektir. Devlet bu süreci olabildiğince erteleyerek ama en azından kontrolünde tutarak, çözümler üretme çabasındadır.
Mustafa Kemal Atatürk resimlerinin cemevlerine asılması da Aleviler arasında tartışılıyor. Bu konudaki görüşünüz nedir? AKP iktidara geldikten sonra, hızla devletin tüm kurumlarını kontrolüne aldı. TC’nin temel iktidarını simgeleyen ordu başta olmak üzere yasama ve yargının da AKP’nin eline geçmesi ve açılan Ergenekon davası ve buna benzer eski Kemalist güç odaklarının önemli oranda çökertilmesinden dolayı devletin iktidar gücü de el değiştirmiş oldu. Aleviler, bu güne kadar dayatılan algı nedeniyle destek oldukları dayanağın çöküşü karşısında doğal olarak bir arayış içindedirler. Türkiye’de Kemalist güç dışında iki güç dinamiği var. Birincisi, AKP’nin başını çektiği İslamcı-dinci güç merkezi ve ikincisi BDP’nin başını çektiği demokratik Kürt hareketi - ve sol, sosyalist, demokratik kesimlerin oluşturduğu ya da oluşturulmaya çalışılan güç merkezi olarak tanımlayabiliriz. Aleviler, tarihsel, sosyal ve inançsal çelişkilerinden dolayı hiç bir zaman güven duymadıkları İslamcı- dinci merkezin temsilcisi AKP’nin yanına gidemeyeceğine göre, demokratik Kürt muhalefeti ve Türkiye demokrasi güçlerinin oluşturacağı muhalefet cephesine yaklaşacaktır. Kemalizmin önemli oranda çökmesinden dolayı, Alevilerin Türkleştirilmesi ve diğer alanlar da devlete bağlamaya dönük asimilasyonun yerine daha çok Alevileri Sünnileştirme süreci öne çıkmaktadır. Alevi toplumu, yaşanan bu karmaşada giderek geçmişini, sorgulayarak kendini yeniden tanımlamayı yaşıyor. Özellikle Kürt Aleviler daha önceden bu sürece girmişlerdi. CHP’de Onur Öymen’in Dersim açıklaması ile önemli bir kırılma olmuş ve devlet buna Kemal Kılçdaroğlu’nu CHP’nin başına getirerek cevap vermeye çalıştı. Kısa bir süreliğine başarılı olunsa da, CHP’nin etkili bir güç olamaması, giderek CHP şahsında Kemalizm’in de aşılması, Alevi kurumlarının doğal olarak kendilerini artık AKP’nin temsil ettiği bir devletin teminatı olmayacaklarına göre, bu Cumhuriyeti sorgulamayı hızlandırmakta ve giderek kendi tarihi ve yaşadıkları ile yüzleşeceklerdir.
Cumhuriyet’in Kürt ve Alevi’yle ilişkisinin bugünkü düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz? Alevi kökenli politikacılar, BDP içinde daha fazla olsalar da, Alevi toplumunda Alevi kimliğini temsil edecek ve sahiplenecek bir algı yaratamamışlardır. Dolayısıyla, Aleviler oradaki Alevi vekillerin kimler olduğunu bile bilmiyor. Alevi sorunu gibi çok derin ve can alıcı, Türkiye’nin bir temel sosyal sorununu bu düzeyde sahiplenen bir çevrenin Alevi toplumunun dikkatini çekmesini, beklemek fazla şey beklemek olur. Son dönemlerde bu alanda yaşanan farkında olma çabaları, Alevilerin ilgisine ve dikkatine dönük etkiler yaratmıştır. Alevi kurumlarının son günlerdeki söylem ve eylemlerin de zaten görülmektedir. Yeni kurulacak bir demokrasi platformuna Aleviler de mutlaka katılmalıdır. Çünkü başka da gidilecek bir yer yoktur. Tek güven veren, sığınılacak liman böyle bir ittifakın gücüdür.
Aleviler, bugün Cumhuriyet’le olan ilişkilerini de sorguluyor. Bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
|
Dersimliler: Bu toprakları terk etmeyeceğiz!!
Peri Vadisi’nde Pembelik Barajı’nın yapımı için Acil Kamulaştırma Yasası ile arazilerine el konulan Hasan Akyol, “Bu toprakları terk etmedik. Kanımın son damlasına kadar ben buna karşı çıkacağım” dedi.
İSTANBUL - Dersim Dernekler Federasyonu, Peri Vadisi Koruma Platformu, “Acil Kamulaştırma Yasası” nedeniyle Peri Vadisi’nin şirketlere satılmasına ilişkin basın toplantısı düzenledi.
Çevre Mühendisleri Odası’ndaki toplantıda konuşan Munzur Koruma Kurulu Sözcüsü Hasan Şen, başta Dersim olmak üzere Türkiye'nin tüm bölgelerinde çevre kıyımına karşı sonuna kadar mücadele edeceklerini vurguladı.
Daha sonra söz alan Hasan Akyol, “Karakoçan'ın Akkuş Köyü’nde 2010’da memurlar gelmiş sizi istiyorlar dediler. Sordum, dediler ‘acil kamulaştırma toprağınızı alıyoruz’. Bir gün baktık ki dozerlerle gelip daldılar. Yıllarca acı çekerek bu topraklarda yaşadık. Bizi bu zenginlere satmayın. Etrafını tel örgülerle kapattılar, ulaşamıyoruz topraklarımıza. Eşim her gün ne olacak diye düşündü düşündü kalp krizi geçirip vefat etti” diye konuştu.
Prof. Dr. Beyza Üstün de, “Danıştay Pembelik Barajı için yürütmeyi durdurma kararı aldı ancak şirketler bunu bile dinlemiyorlar. Oraya tek bir çivi çakılmaması lazım ama hukuk kuralları bile onları ilgilendirmiyor. Tek çare, bu sürece karşı halk ile birlikte mücadele etmek” diye konuştu.
Platform, 8 Nisan’da İTÜ Maslak Kampüsü önünde 14.00’da buluşarak barajın yapımını üstlenen Limak firmasına yürüyüp basın açıklaması yapacak. (Evrensel)
|
Berfo Nine, darbeci Evren'e ceza istedi
Ankara - Yıllardır oğlunu arayan Berfo Nine, yaşlı ve hasta haline rağmen duruşma salonuna gelerek darbecilerden hesap sordu. Berfo Nine, "Kenan Evren, sana bir ceza verilsin" dedi.
Kars'ta gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır'ın annesi Berfo Kırbayır, oğlu Mikail Kırbayır ve kıza Fatma Dönmez de, duruşma salonuna alkışlarla girdi.
Oğlu için davaya müdahillik başvurusunda bulunan Berfo Kırbayır, Kenan Evren'e, "Sen utanmadın mı? Sen benim çocuğumu nasıl böyle ettin? Sana bir ceza verilsin. Sen benim yuvamı yıktın. Utanmaz. Senin de evin, yuvan yıkılsın. Sen benim çocuğumu niye getirmesin. Namussuz" diye seslendi.
Berfo Nine, oğlunun ölümünden Evren'in de sorumlu olduğunu belirterek, "Kendisini burada görmek, dertlerimi ve tepkilerimi aktarmak isterdim" dedi.
|
Aleviler; 'Kuran bizim kitabımız değil'
Başbakan Erdoğan'ın Alevilere yönelik, "Kur'an sizin de kitabınız değil mi?" sorusuna, Alevilerden yanıt gecikmedi: "Okullarda okutulacak olan Kuran bizim kitabımız değil."
Erdoğan'ın sürekli olarak din üzerinden polemik yaratması, yeni tartışmaları da beraberinde getiriyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu kastederek "Kur'an seçmeli ders oluyorsa Alevilik de seçmeli ders olsun' diyor. Kur'an, Alevi kardeşlerimin kitabı değil mi? Buna cevap ver Kemal Efendi" demişti.
'ASIL HEDEFİMİZ HİÇBİR DİNİ İNANCIN OKULLARDA YER BULMAMASI'
Erdoğan'a yanıt Kılıçdaroğlu'ndan önce tartışmanın öznesi olan Alevilerden geldi. Konuyu bianet'ten Işıl Cinmen'e yorumlayan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, şöyle dedi: "Alevilerin Kuran anlayışı, algılayışı, yorumu ve uygulaması ne Sünni ne de Şii İslam anlayışına benzer. Aleviliğin İslami mezhep-tarikat ve yorumlardan çok farklı olmasının nedeni de budur. Bu yüzden Başbakan'ın 'Kuran sizin de kitabınız değil mi?' sorusunun bir cevaba ihtiyacı var: Okullarda okutulacak olan Kuran bizim kitabımız değil."
Kenanoğlu asıl taleplerinin okullarda Aleviliğin, Sünniliğin ve Kuran'ın bir ders olarak okutulmaması olduğuna vurgu yaparak, okulların bilimin temel alındığı alanlar olması gerektiğini belirtti. Devletin, inanç ve ibadet organizasyonlarından elini çekmesini isteyen Kenanoğlu, dinin tamamen sivil hayata bırakılması fikrinde.
'ALMANYA'DA OKULLARDAKİ DERS KİTABINI ALEVİLER HAZIRLIYOR'
"Ancak Kur'an mutlaka seçmeli ders olacaksa o zaman Alevilik de olacak" diyen Kenanoğlu, Almanya örneğine değindi: "Alevilik dersini ancak Alevi öğretmenler verebilir. Ders, Alevilerin hazırladığı müfredata göre olmalıdır. Almanya'da bunun örneği var. Okutulan ders kitabını Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu hazırlıyor, öğretmenleri kendileri buluyor; devlet maaşını ödüyor."
Erdoğan'ın Alevilerin inancıyla ilgili belirlemelerde bulunamayacağını vurgulayan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, "Aleviliğin kendine öz anlayışını ancak Aleviler bilir" dedi ve Başbakan'ın "Kuran sizin de kitabınız değil mi?" sorusuyla şimdiden Alevi çocukları ve aileleri üzerinde bir idari baskı oluşturduğunu anlattı. Kenanoğlu, bu ve benzeri baskılar nedeniyle Alevi çocuklarının bu dersi seçmeme tercihinin önünün kesildiğini düşünüyor.
ALEVİLİĞİ 'AYIRAN' ÖZELLİKLER
Kenanoğlu'nun Aleviliğin farkları üzerine tespitleri ise, şöyle:
"Kâbe'yi, kıbleyi insanın cemali olarak gören ve bu sebeple de ibadetinde yönünü İnsan'a dönen, yaradılıştan, ölüme kadar bütün yaşam ve uygulamalarında Sünni anlayışının belirlediği ve olmazsa olmazlarını ret eden bir toplumdur Aleviler. Müziği reddeden bir İslam anlayışı karşısında, bağlamayı ve kemanı ibadetin içine sokmuştur. Resmi kabul etmeyen, hele hele ibadet edilen yerde resme ve heykele kesinlikle yasak koyan bir uygulamaya karşı tüm ibadethanelerin içine kendince kutsal saydığı değerlerin resimlerini asmıştır, heykellerini koymuştur. Kadınlı erkekli ibadeti esas saymıştır. İçkiyi bırakın ibadetinde, günlük yaşamda bile haram kılan bir inancın aksine, Dolu ve Dem diye nitelediği içkiyi içer. Kimi bölgelerde Cem İbadeti esnasında da dem olarak alınmaktadır."
Alevilerin büyük çoğunluğunun İslam'ın özünü taşıdıklarını ve yansıttıklarına inandığını ancak İslam'ın beş şartını ve onun şekli ibadetini ve ibadethanelerini (Cami, mescit) kabul etmediklerini de anımsatan Kenanoğlu, "Sayın Başbakan'ın merakını giderdiğimizi umut ediyoruz. Şimdi bu Kuran dersleri bizim Kuran anlayışımıza göre mi verilecek, Sünni - Şii anlayışa göre mi?" diye sordu. (anf)
|
Dersim'de şüpheli 'doldur-boşalt' ölümü
DERSİM - Dersim'de Karşılar Jandarma Karakolu'nda görev yapan Jandarma Onbaşı Adem Başoğlu'nun nöbet değişimi sırasında 'doldur-boşalt' yapılırken tüfeğin ateş alması sonucu yaşamını yitirdiği ileri sürüldü.
Konu hakkında bir açıklama yapan Vali Mustafa Taşkesen, merkeze bağlı Karşılar Jandarma Karakolu'nda sabah saatlerinde nöbet değişimi için silahlara ''doldur-boşalt'' yapıldığı esnada, silahın ateş alması sonucu Jandarma Onbaşı Adem Başoğlu'nun yaşamını yitirdiğini bildirdi.
Vali Taşkesen, arkadaşının silahından çıkan kaza kurşunuyla yaşamını yitiren Başoğlu'nun cenazesinin memleketi Kocaeli'ye gönderildiğini, olayla ilgili soruşturma başlatıldığını kaydetti
|
Demokratik Haklar Federasyonu'ndan tepki
Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) Dersim Demokratik Haklar Derneği’nin kapatılmasına tepki gösterdi.
DDHD’nin kapatılması nedeniyle Eğitim Sen’de basın toplantısı düzenleyen DHF’lilere sivil toplum örgütü temsilcileri ile sendikacılar da destek verdi.
DERSİM - Toplantıda konuşan Zeynep Yıldırım, “Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) öncülüğünde sürdürülen demokratik haklar mücadelesine yönelik baskıları boyutlandırıyorlar. DDHD’ye ve onun temsilcilerine, üyelerine, taraftarlarına yönelik bu saldırının genel içeriğinin yanında özgün tarafı olduğunu, Dersim özgülünde hâkim sınıfların önümüzdeki on yıllık zamana yayılan kapsamlı politikalarının bilinçli bir yönelimi içerdiğini asla gözden kaçırmamak gerekir! 2009 yılında gerçekleştirilen yerel seçimler sürecinde DHF özgülünde Dersim’de kitlesel zeminde açığa çıkan enerji, hâkim sınıfları tedirgin etmiştir” dedi.
DHF’nin son üç yıl içinde çeşitli operasyon ve baskınlara uğradığını belirten Yıldırım, “Derneklerimiz basıldı, yüzlerce üyemiz tutuklandı, haklarında kovuşturmalar başlatıldı, onlarca yıllık hapis cezalarına çarptırıldı” diye konuştu.
|
Avrupa'da Kürt diplomasisi hareketleniyor
Strasbourg - Türk devletinin işlediği savaş ve insanlık suçları ile Kürt sorununun Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin gündemine girmesi için imza kampanyası başlatıldı.
Türkiye cezaevleri ve Strasbourg’da devam eden açlık grevlerine destek amacıyla imza kampanyası başlatıldı. Avrupa Konseyi (AK) Genel Sekreteri Thorbjørn Jagland’ın dikkatine yazılan dilekçeyi şimdiden yüzlerce kişi imzaladı.
Dilekçede 2009’dan bu yana devam eden gözaltı ve tutuklama furyasına dikkat çekilerek 9 bini aşkın kişinin tutuklandığı, bunlar arasında 6 BDP’li vekil 31 belediye başkanı ile 96 gazeteci, 36 avukat ve 183 BDP yöneticisi olduğu belirtiliyor. Yine tutuklu sendikacılar, öğrenciler, insan hakları savunucuları ve çocuklara da dikkat çekilen dilekçede, askeri operasyonlar ve kimyasal saldırılarda 41 sivilin hayatını kaybettiği vurgulanıyor.
Tüm bunlara bir de PKK lideri Abdullah Öcalan’a ağır tecridin eklendiği hatırlatılırken, 15 Şubat’tan beri cezaevlerinde, 1 Mart’tan beri ise Strasbourg’da devam eden açlık grevlerine işaret ediliyor. Grevcilerin, Öcalan ve tüm siyasi tutsakların özgürlüğünü, Kürt sorununda adil ve demokratik bir çözümü istediği belirtiliyor.
AK Genel Sekreteri’nden eylemcilerin haykırışını duyması ve taleplerine olumlu yanıt verilmesinin istendiği dilekçede, Türkiye’ye barışçıl çözüm ve müzakereler için baskı uygulanması çağrısı yapılıyor.
Dilekçede şunlar ifade ediliyor: “Bizim açımızdan, Kürt sorununun sadece Türkiye’nin sorunu olmadığını, aynı zamanda Avrupa Konseyi’nin, yine Türk hükümetine silah satmaktan rahatsızlık duymayan özellikle Fransa ve Almanya gibi üye devletlerin de sorunudur.
Sonuç itibariyle, Kürt sorununun çözümünü Parlamenter Meclisin gündemine koymanızı talep ediyoruz. Reddedilmesi, az veya çok, yukarıda ifade edilen özgürlükleri zedeleyici ve anti demokratik uygulamaların tümünü kefil olmak anlamına gelir.”
Kampanya şu adres üzerinde yürütülüyor: http://www.petitions24.net/soutenir_les_grevistes_de_la_faim_kurdes
OTURMA EYLEMİ
Bu arada 15 kişinin yürüttüğü süresiz dönüşümsüz açlık grevinin 35’inci günü ve aynı zamanda PKK lideri Abdullah Öcalan’ın doğum günü olan 4 Nisan’da Strasbourg’daki Avrupa kurumları önünde büyük bir oturma eylemi yapılacak. Avrupa’nın birçok ülkesinde binlerce kişi oturma eylemine katılarak, başta CPT olmak üzere uluslar arası kurumların acil harekete geçmesini isteyecek. Strasbourg’da yürütülen süresiz dönüşümsüz açlık grevine paralel olarak, aynı yerde şu ana kadar gruplar halinde 200’e yakın kişi de beşer günlük açlık grevlerine katıldı.
Avrupa Kürt Kadın Hareketi (AKKH) Strasbourg’daki eyleme katılım çağrısında bulundu: “Halkımız 8 Mart'la başlayan Kürdistan baharını Newroz'da soykırımcılara rest çekmiş, sömürgeci güçlerin otoritesini artık kabul etmeyeceğini Ya özgürlük Ya özgürlük diyerek haykırmıştır. 4 Nisan'da ise kadın ve erkek hep birlikte özgürlüğümüzün ancak Önder Apo'nun özgürlüğüyle mümkün olduğunu sömürgeci güçlere Strasborug'dan haykıracağız. Avrupa Kürt Kadın Hareketi olarak bu nedenle Avrupa'da yaşayan tüm Kürdistan'lıları Önder Apo'nun 63. doğuş yılını 4 Nisan'da Strasburg'da yapılacak mitingle görkemli karşılamaya çağırıyoruz. AKKH olarak aynı zamanda Önder Apo'nun özgürlüğü için fedai bir ruhla 35 gündür Strasburg'da açlık greviyle direnen yoldaşlarımızın Önder Apo'nun özgürlüğü ve Kürdistan'a statü taleplerini, kendi taleplerimiz olarak algılıyoruz. Bu taleplerin gerçekleşmesi için tüm kadın yoldaşlarımızı ve halkımızı sürekli eylemsellik halinde olmaya çağırıyoruz.” (anf)
|
2813 Haber (352 Sayfa, 8 Bir Sayfada bulunan toplam Haber) |
|
|  |
| Bütün Üyeler: |
7 575 |
| Bugün üye olanlar: |
0 |
| Dün üye olanlar: |
0 |
| Çevrimiçi Üye(ler): |
0 |
| Çevrimiçi Misafir(ler): |
11 |
Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
|
|
|
Pertekliyiz Biz Sitesinizi dilediginiz dilde tercüme etmek için asagidaki Dil seçenegini kullanabilirsiniz.
|
|
insan vucudu isitildiginda 1 milyondan fazla pilden cok daha buyuk bir enerji kaynagi saglanir.
pertekliyiz.biz
|
|