Hoşgeldiniz: www.Pertekliyiz.Biz
Ana Sayfa Biz Kimiz Bize Ulasin Bizi Tanitin Köyler Kitap Önerileri Ziyaretci Defteri
  Merhaba Misafir!   
Pertekliyiz.biz Sitesine Hosgeldiniz........Xerhatin.........Xerama
 

RADYO PERTAQ FACEBOOK GRUBU
Unbenanntes Dokument

Radyo Pertaq

 


Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:


icon_home.gif Ana Sayfa
som_downloads.gif Menü
tree-T.gif Pertek Resimleri
tree-T.gif Forum
tree-T.gif Dosyalar
tree-T.gif Alevilik
tree-T.gif Mesaj Panosu
tree-T.gif Etkinlikler
tree-T.gif Linkler
tree-T.gif Dilek Tahtasi
tree-T.gif Ziyaretci Defteri
tree-T.gif En Iyiler
tree-T.gif Anketler
tree-T.gif Kadromuz
tree-T.gif Biyografiler
tree-T.gif Sitenize Ekleyiniz
tree-T.gif Kadin
tree-T.gif Atasozleri
tree-T.gif Saglik
tree-T.gif Dersim Haritasi
tree-T.gif Sifali Bitkiler
tree-T.gif Testler
tree-T.gif Genel Bilgiler
tree-T.gif Mektuplar
tree-T.gif Oyun Eglence
icon_poll.gif Kültür&Sanat
tree-T.gif Gazeteler
tree-T.gif Tv Izle
tree-T.gif Sarki Sozleri
tree-T.gif Siirler
tree-T.gif Fikra Diyari
tree-T.gif Kitaplar
tree-T.gif Kitap Önerileri
tree-T.gif Filmler
tree-T.gif Klipler
tree-T.gif Kose Yazilari
tree-T.gif Dizi Izle
tree-T.gif Genel Kültür
tree-T.gif Eglence
icon_members.gif Üye Menüsü
tree-T.gif Kullanici Kaydi
tree-T.gif Özel Mesajlar
tree-T.gif Üye Listesi
tree-T.gif Ziyaretci Defteriniz
tree-T.gif Bizi Tanitin
tree-T.gif Bize Ulasin
favoritos.gif Haberler
tree-T.gif Haber Gönder
tree-T.gif Tüm Haberler
tree-T.gif Haber Arsivi
tree-T.gif Haber Basliklari
icon_members.gif Bilgileriniz
icon_members.gif Cikis Yap

Kategoriler
oarrow.gif Dersimden Haberler
oarrow.gif Dünyadan Haberler
oarrow.gif Güncel Haberler
oarrow.gif HABERLER
oarrow.gif Pertek Haberleri

Klipler

Yeni Klip
MERVAN TAN - ZARİN

MERVAN TAN - ZARİN
Yeni Klip
Tuncel Kurtiz//Grup Yorum 25.Yıl Konseri

Tuncel Kurtiz//Grup Yorum 25.Yıl Konseri
Yeni Klip
DENIZ YUSUF  HÜSEYIN

DENIZ YUSUF HÜSEYIN
Yeni Klip
DERSIM  MERKEZ

DERSIM MERKEZ
Yeni Klip
BABA BERTAL DA  DAVUL RESITALI

BABA BERTAL DA DAVUL RESITALI
Yeni Klip
PERTEK TANITIM FILMI

PERTEK TANITIM FILMI
Yeni Klip
Goran  Salih-Mn Ashqm

Goran Salih-Mn Ashqm
Yeni Klip
8 MART ETKINLIGI-PERTEK

8 MART ETKINLIGI-PERTEK
Yeni Klip
Kürmes Ezgisi

Kürmes Ezgisi
Yeni Klip
Ciwan Haco-diyarbekir

Ciwan Haco-diyarbekir


Yönetim
g Yönetim Bölümü

2813 Haber (352 Sayfa, 8 Bir Sayfada bulunan toplam Haber)


'Bana her gün hukukla tecavüz ediliyor'
aktuelle News
CHP'nin doktor milletvekillerini dün Silivri Cezaevi'ndeki koğuşunda ağırlayan gazeteci Müyesser Yıldız, tutukluluğunu, "Eskiden polis copuyla tecavüz edilirdi mahkûmlara. Bana da burada her gün hukuk yoluyla tecavüz ediliyor" sözleriyle özetledi.

ANKARA - Ziyaret izlenimlerini CHP heyetindeki Aydın Milletvekili Metin Lütfü Baydar aktardı: "Müyesser Yıldız direndiğini ve devletin hiçbir imkânını kullanmamaya çalıştığını belirtti. Tutukluluğuyla ilgili tanımı ise hepimizi etkiledi. Ancak her şeye rağmen kendisini iyi gördük.

İnönü Üniversitesi eski Rektörü Fatih Hilmioğlu hocamızın durumu ise fazlasıyla kritik. Karaciğer kanseri riski var ve zaten siroz teşhisi de konulmuş.

'CEZAEVİNDE NASIL TUTULUYOR ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL!'

Emekli Orgeneral Ergin Saygun da cezaevinde nasıl tutuluyor anlamak mümkün değil. Olası kanamanın durmaması ihtimali nedeniyle sakal tıraşı bile olamıyor. Kalbi ise yüzde 30 seviyesinde çalışıyor. Her an emboli geçirerek hayatını kaybetme riskini de taşıyor. Bazı tutukluların da psikiyatrik rahatsızlıkları var."

Gönderen maya_ Tarih: Perşembe, 12. Nisan 2012 (43 okunma)
(0 yorumunuz? Devamı... | Yazdırılabilir sayfa  Bu haberi arkadaşına gönder | Puan: 0)

'Fidan'ı İmralı'ya ben gönderdim'
aktuelle News



ANKARA - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Çin gezisinin son gününde, Şanghay'da gazetecilerin sorularına yanıtladı. Erdoğan, partisinde 3 dönem milletvekilli olduktan sonra yeniden seçilememeye ilişkin engelin sorulması üzerine, böyle bir değişikliğin olmayacağını söyledi. AKP'nin etnik yapıları kuşatan bir parti olduğunu söyleyen Erdoğan, buna örnek olarak ise partisindeki Kürt kökenli milletvekillerini gösterdi. "Kabinemde 5 bakan arkadaşım Kürt. Süs eşyası diye taşımıyorum" diyen Erdoğan, Kürt seçmenin birinci derecede oylarını alan partinin AKP olduğunu savundu. 

'Kürtçe seçmeli ders olacak'

Erdoğan, bütün planlarını yaptıklarını ve her şeyin yolunda gittiğini söyleyerek, "Hiçbir sıkıntıya mahal bırakmadan ufak tefek bazı hususlar dışında tereyağından kıl çeker gibi yoluna girecek. Bunlar bizim için alt yapısı olan konular. Türkiye bu konuda kendini aşmıştır. İki yıl sonra daha iyi oturmuş olacak. İlerledikçe olgunlaşacak. Osmanlıca, Kürtçe seçmeli ders olarak seçilebilecek. Detaylarını arkadaşlarımız açıklayacaklar" ifadesini kullandı. 

'MİT benim sır küpüm'

Erdoğan, konuşmasının devamında ise, MİT Müsteşarı Hakan Fidan hakkında açılan soruşturmayı değerlendirdi. Erdoğan, MİT'in kendisinin sır küpü olduğunu belirterek, "Uluslararası alanda bu görevi yapanlar ajan olarak nitelendirilir. Operasyon yapacakları zaman görevlendirmeyle devlet adına giderler. ABD, Rusya, Çin, Batı ülkelerinin hepsinde var. İmralı'ya da gönderen benim, Oslo'ya da gönderen benim. Niye, ortada bir problem var. 'Terör mücadelesinde' başarılı olmamız lazım. Bunun için bazı bilgi alışverişlerine sahip olmamız lazım. Gazetelerde çıkanın hiçbirisi Müsteşarım tarafından verilmiş söz değil, hepsi yalandır. Yazılı değildir" ifadesini kullandı. 

Görüşme var, söz yok savunması!

Erdoğan, Oslo ve İmralı'da görüşmelerin olduğunu, ancak herhangi bir sözün verilmediğini savunarak, "Bunu söyleyenler siyasi menfaat elde eder miyiz, acaba ne devşirebiliriz gayreti içine girmişlerdir. Gayretlerinden çok çok memnunum. Gerek öncesi, gerek sonrasında ve şimdi, ülkeme çok şeyler kazandırdı" dedi. Erdoğan konuşmasının devamında ise, Fidan'ı överek, "Ana muhalefet partisi başta olmak üzere... Yargı, görevi olmayan bir alana girdi. Bu konuda hakkı olmayan konumda kendini hissedince kusura bakmasın bizi karşısında görür. Yargı, kendini yasamanın üzerinde göremez. 250 meselesinden Müsteşar'ı yargılama süreci içine sokmaya çalıştı. Bu konuda ilk kez konuşuyorum" ifadesini kullandı. 

Suriye'ye müdahale sinyali

Suriye konusunda Türkiye'nin hassasiyetlerinin en üst derece olduğunu savunan Erdoğan, "Zulme rıza zulümdür, buna evet diyemezsiniz. Halkını terörist olarak görüyorlar. Bu yaklaşımları Beşar'ın yaklaşımıyla, ağzıyla konuştuklarını söyledim. Lütfen onların ağzıyla konuşmayın. Ufacık bir çocuk, bebe, terörist olur mu? Bu sizin dini değerlerinizle çatışır. Bizim değerlerimizde savunmasız bir insana saldıramazsınız, vuramazsınız. Buna nasıl terörist dersiniz. Bunlar halk. Halkın olduğu sokakta tankın ne işi var. Türkiye'nin Batı'nın uşağı olduğu yönündeki gibi çok çirkin bir şey olmuştu" dedi. Erdoğan, ayrıca NATO'nun ülkelerin sınırlarının güvenliği ile ilgili 5. Maddesini hatırlatarak, Suriye'ye müdahale sinyali verdi.

Gönderen maya_ Tarih: Perşembe, 12. Nisan 2012 (45 okunma)
(0 yorumunuz? Devamı... | Yazdırılabilir sayfa  Bu haberi arkadaşına gönder | Puan: 0)

'Zulme karşı olanların torunuyum'
aktuelle News

İSTANBUL - Sosyal Demokrat Parti (SODEP) tarafından "Acıları Paylaşmak ve Yaraları Sarmak İçin İlk Adım" sempozyumu düzenlendi. İstanbul Laresh Park Otel'de düzenlenen sempozyumun açılış konuşmalarını Meclis Başkanı Cemil Çiçek ve SODEP Başkanı Hüseyin Ergün yaptı. 1915 Ermeni tehciri, Kürt isyanları, Dersim, 6-7 Eylül olayları, Denizlerin idamı, 1 Mayıs 1977 işçi katliamı, Maraş, Çorum, Sivas katliamı gibi olayları anlatan slayt gösterisinin sunulduğu sempozyumda, "İnanç ve milliyet temsilcileri" bölümünde Süryani Katolik Patriği Yusuf Sağ, Rum Ortodoks Patriği adına Yeorgios Benlisoy, Hahambaşı adına Moris Levi, Süryani Ortodoks Patriği adına Sait Susin, Alevi Vakıfları Federasyonları Başkanı Doğan Bermek birer konuşma yaptı. 

'Barışı bir daha yakalayamadık'

Sempozyumda konuşan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Diyarbakır'ın Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar bölgenin merkezi olsa da 20. yüzyılın başından bu yana acıların ve travmaların ev sahipliğini yaptığını vurgulayarak, bin yıllar boyunca Ezidiler, Süryaniler, Ermeniler, Keldanilerin Mezopotamya coğrafyasında dost ve kardeşçe birarada yaşamayı başardıklarını ancak yanlış politikalardan dolayı bir çoğunun göç ettirilerek travma yaşadığını söyledi. "Bugün dönüp o güne baktığımızda biz geride kalanlar kaybettik. Yalnızlaştık, tektipleştik, üretimden düştük" diyen Baydemir, "1915'lerden bugüne barışı bir daha yakalayamadık" dedi. Geçmişte yaşananlarla yüzleşilmesi gerektiğine dikkat çeken Baydemir, "O halde dönüp geçmişe bakmak ve kesinlikle geçmişle yüzleşmemiz gerekiyor. Yüzleşmek intikam almak değildir. Geçmişte yaşananları bugünkü vicdanımızda mahkum etmektir. 'Ben dedelerimin yaptığı zulmün ortağı değilim' diyebilmektir" diye konuştu. 

'Zulme karşı olanların torunuyum'

Geçmişte zulme karşı olanların birlikte övüneceği değerlerin olduğunu belirten Baydemir, "Onu güçlendirmek gerek. Ben kendimi o zulme karşı olanların torunu olarak görüyorum" diye konuştu. Yüzleşmenin aynı zamanda bir hakkın teslimi olduğunu ifade eden Baydemir, "Bugün Diyarbakır'da cami nasıl Rabbin eviyse, kilise de, Cemevi de, havra da Rabbin evi olarak görülüyor. Belediye olarak Exmedê Xanî Camii'ni inşa ettiğimiz gibi Surp Giragos Kilisesi'ni onarıp Pir Sultan Abdal Cemevi'ni ibadete açtık. Bir tek inanç mensubu bile kendini ifade edemiyorsa o kentin yönetimi, idaresi eksiktir" dedi. 

'Kürt sorunu Cumhuriyetle yaşıt bir sorun'

Türkiye'nin bugün batı yakasındaki yurttaşlarının Kürt sorununa yönelik algısının olabildiğince sıkıntılı olduğunu ve bir "terör" ve "bölücülük" sorunu olarak algılandığını bildiren Baydemir, "Oysa ki Kürtlere sorduğumuzda Kürt sorununu, Kürtlerin halk olmaktan kaynaklı haklarını kullanamama sorunudur. Ve bu sorun neredeyse Cumhuriyet tarihiyle yaşıt olan bir sorun" diye konuştu. "1915'le, Koçgiriyle, Şeyit Rıza'yla, Şeyh Sait'le, 12 Eylül'le yüzleşmeden Kürt sorunuyla tam manasıyla yüzleşeceğimiz, çözüm noktasına girebileceğimiz konusunda benim çok ciddi kaygılarım var" diyen Baydemir, sorunun tanımı konusunda Türkiye'nin batı yakasındaki algının bakış açısının değişimine yönelik büyük çaba sarf edilmesi gerektiğinin altını çizdi. "Türk, Kürt, gerilla, asker, polis, artık toprağa defnedeceğimiz bir tek evladımız olmaması lazım" diyen Baydemir, "Yitirilen her bir can algı dünyasında kopuşun derinleşmesine yol açıyor" diye konuştu.

'Kürtler statüsüyle yaşamak istiyor'

Kürtlerin eğitimde, bilimde, sanatta, yaşamın her alanında kendi dilini kullanmak istediğini, kendi coğrafyasında statüsüyle yaşamak istediğinin altını çizen Baydemir, "Kürdün istediği hangi talep Türkiye'de yaşayan başka bir etnik kimliğe sahip yurttaşın hakkını, özgürlüğünü elinden alıyor" diye sordu. Bugünkü koşulların sorunun çözümü için yetmediğini belirten Baydemir, Türkiye'nin doğu ve batı yakasında duygusal kopuşun arifesinde olduklarını söyleyerek, "Tam da bu atmosferde önlemler almazsak ciddi problemlerle karşılaşırız" dedi. Sorunun çözümünde medyanın dilinin de önem arz ettiğini belirten Baydemir, "En ufak bir hak talebini bölücülük olarak kodlamak Türkiye halkını kültüründen uzaklaştırıyor. Aynı zamanda Kürt halkının aidiyet duygusuna zarar veriyor" diye konuştu. 

'Dünya deneyimlerinden yararlanalım'

Sorunun çözümü için Güney Afrika, İspanya gibi dünya deneyimlerine bakmak gerektiğine dikkat çeken Baydemir, şöyle konuştu: "Biz Türkiye toplumu içinde yaşayan Türkler, Kürtler ve diğer etnik kimlik ve inançlar dünyada ilk savaşanlar biz değiliz, ilk barışan da biz olmayacağız. Bizden önce savaşın acısını yaşayanlar savaşın, acının çözüm olmadığını gören toplumlar var. O halde onların deneyimlerinden istifade etmeliyiz. Dolayısıyla barış bir gün bu coğrafyaya mutlaka gelecek. Daha fazla bedel ödemek bana göre artık haramdır, günahtır" diye konuştu. 

Artık annelerin ağlamaması için savaş karşıtı olmak ve müzakere talep etmek gerektiğine işaret eden Baydemir, şöyle devam etti: "Tam da bu noktada; barış tek başına hükümete bırakılmayacak kadar ciddi bir meseledir. Bizim her birimizin barışa sahip çıkması gerekiyor. Gelin bugün hep birlikte buradan herkese 'artık yeter' çağrısı yapalım. Bu toplumda yaşayan Kürtler ve Türkler artık gelecek nesillerimize isyanı, reddi ve inkarı miras bırakmamaya söz verelim. Biz barışı adaleti ve özgürlüğü miras olarak bırakmaya söz verelim" DİHA

Gönderen maya_ Tarih: Perşembe, 12. Nisan 2012 (37 okunma)
(0 yorumunuz? Devamı... | Yazdırılabilir sayfa  Bu haberi arkadaşına gönder | Puan: 0)

Karakoçan’da binlerce asker köye baskın düzenledi
aktuelle News Köye asker ve polis baskını ELAZIĞ - Karakoçan İlçesi'ne bağlı Akpınar (Kanispi) Köyü'ne binlerce asker helikopter desteğiyle baskın düzenledi. Baskında tüm köy halkı taziye evine toplatılarak evlerde arama yapılıyor.

Elazığ'ın Karakoçan İlçesi'ne bağlı Akpınar (Kanispi) Köyü'ne sabah 04.30 sıralarında askerler tarafından baskın düzenlendi. Binlerce askerin, helikopter ve zırhlı araçlar eşliğinde düzenlediği baskında, tüm köy halkı evlerinden çıkarılarak köyde bulunan taziye evinde toplatıldı. Köylülerin taziye evinde toplatılmasının ardından askerler tek tek evlere girerek, arama yaptı. 90'lı yıllardan kalma görüntülerin yaşandığı köyde aramalar devam ediyor.

Öte taraftan söz konusu köyün büyük çoğunluğunun BDP seçmeni olduğu öğrenildi.

ANF NEWS AGENCY
Gönderen maya_ Tarih: Perşembe, 12. Nisan 2012 (48 okunma)
(0 yorumunuz? Devamı... | Yazdırılabilir sayfa  Bu haberi arkadaşına gönder | Puan: 0)

Dersimden Haberler: Aysel Doğan yazdı
aktuelle News
'Dersimli Kızılbaş Aleviyim, Kürdüm ve barış bizim için bir ibadettir'

 

'İnkar ve katliamların ustalık dönemi'

Siyasi soykırım operasyonlarının nedeni açıktır. Kürt halkının, Alevilerin demokratik hakları ve özgür yaşam için verdikleri mücadelenin örgütlenerek kurumsallaşmış olmasındandır. Ama en çok korktukları, kabul etmedikleri Kürtlerin de, Alevilerin de devletten bir şey beklemediklerini ilan etmiş olmalarıdır.

Dersim Alevilik İnanç ve Kültür Akademisi, polislerin davacı olması nedeniyle, Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesi daha ilk duruşmada tam bir vicdani kanının oluştuğunu da ekleyerek kapatma kararı veriyor. O vicdan ki evrensel değerleri, ahlaki duruşu yeniden sorgulayan bir dayanılmaz algılamayı da işaret ediveriyor. Kapatmanın gerekçeleri devlet düşmanlığı yapma, halkta devlete karşı kin ve nefret duyguların uyandırmayı örgütlemek. Bu gerekçelerde vicdanı nereye koyacağız? Suçun tespiti yapılmışken, suça delil bulmak için zorlanmadıkları kesindir. Bunu hep yapıyorlar. Ve yine bu vicdanı kararı, Türk milleti adına verdiklerini de büyük harflerle yazıyorlar. Devletin ve Türk milletinin dokunulmaz kutsallığıyla süsleyerek söylenecek sözde bırakmıyorlar. Bu vicdan bir ilahi adalet komedisidir. Zalimlerin zulüm tarihleri dünden beri süregelen ırkçılık faşizmini bugün uygulananı toplamından fazlasıyla karşı karşıyayız. İlkten acıtan, ağlatan o insani hallerimiz şimdilerde güldüren lanetin trajedisi oluyor.

Sözlerin bittiği anlamsızlaştığı, dilin kirletildiği, anlamsız kılındığı faşizmin o dayanılmaz ustalığın ilanı oluyor. Her şeyin grileştiği, muğlaklaştığı; algılamalar, düşünme ve idrakin donmasıdır. İnsanların kendinden, çevresinden kuşkulandığı ve korkunun yaşamın her alanına bekçilik ettiği, yabancılaşmanın mülteci halleri. Hep sorgulayan, hep sorgulanan, savunmanın anlamsızlığına inat, susmanın isyan hallerini yaşıyoruz.

Alevilik İnanç ve Kültür Akademisi’nde yüzlerce polis arama yapmıştı. Neyi aradıklarını, neyi bulmaları gerektiğini bilmenin kurnazlığını beceri ve başarı sayıp, hileyi saklamadır. Bilgisayar bir gizli tanıktır. Dersim’de ormanların, dağların ve kaçtır yıkılıp yakılan köylerin çığlığı alevler arasında semaha durur gibi dönen kuşların, börtü-böceklerin zulmü bile utandırdığı andır. Ama görmeyen göz, duymayan yürek suçüstü yapmış. Yetmemiş eklemiş, devletin deşifre edilişine öfkesini kusuvermiş sessizliğin tam orta yerine. Kadın izi, çocuk izi peşine düşülmüş, onu da yakalayıvermiş. Duvara asılı panoda çocuk hayaliyle o bitmeyen umudun gerçekliğiyle (Burası Dersim, ben de Kürdüm) karşı karşıya kalmış kitaplar dağıtılmış Kürt ve Kızılbaş Alevi şifrelerinin, sırlarının gizini çözecekler ya. Alevi Akademisi doğru bir yer; ancak doğru yerde yanlış durmanın kötülük ve hile ile çarpmanın o dayanılmaz hafifliği sis gibi çöküverir.

Katliamdan geriye kalan acılı tarih

İnkar ve imhanın, katliam ve intikama dönen o insan olmanın sınırlarında birbirinin yüzünde kendi maskelerini görenlerin en büyük korkusu, kendilerinin değil izlerinin deşifresidir. Tüm köylerin, yolların, dağların, suların adı değiştirilmiş. Geçmişten geriye ne olup olmadığı neden ve nasıl olduğu, nerede olduğu silinsin diye. 1938 Dersim katliamında geriye acıyla tarihten ibaret bir şey oluvermiş. Ve o günden bugüne süregelen katliamı da zamana yayarak acıların dayanılmazlığında görünmez kılmaya çalışılıyor. Ama öyle olmuyor. Yaşayanlardan daha çoktur öldürdükleriniz. Birden diriliverirler. Son sözleri ve son bakışları asılı kalmışken gökyüzüne, tarihe şahitlik yaparlar.

İnkar ve imhanın haramından, Kürtlük ve Sünni İslamlığın sentezinden teklik üzerine Cumhuriyet devletinden, tek millet-ulus çıkarmak uğruna yüz yıldır Kürtlere, Alevilere boyun eğdirmek için, Türkleştirmek ve Sünnileştirmek için zulmün tüm hallerini, zalimliğin tüm yöntemlerini tüketmişken, mazlumluğumuzu ve masumluğumuzu bilmezden gelmeyi güçsüzlük sanıyorlar. Ve her defasında başları çarpınca da yeniden başa dönüyor; her geriye dönüşte ustalık ilanı beyhudeliğinden, kibirliğinden vazgeçmiyorlar. Oysa biliniyor ki, bu kadim halk ve inanç bu topraklarda dünden bu güne hep vardı ve olacaktır da. Meşe ağacı gibi ateşinden yanarak, küllerinden kardelenler gibi, buzu eriterek, tipiye meydan okuyarak yeniden kendini yaratır yeniden yeşerir. Bu kadim halk, inanç ateşinden geçmiştir.

İnkar ve katliamların hesaplarını yanlış yapıp, kurnazca kendine rol biçme, Cumhuriyet hükümetlerinin çok berbat bir alışkanlığıdır da. Bunu hep yaptılar. Ancak tükenerek de gittiler. Halkların ve inançların kutsal değerlerine dokunmanın sınırlarını aştığında ve bunda da hep ısrar etmenin lüksü de şansını da tüketmiştir.

Adıyaman’da ‘çocuklar’ ne yapmaya çalışıyor?

Son birkaç yıldır askeri operasyonlara başat siyasi operasyonları Nazi kamplarını aratmayacak noktaya getirdiler. Kürt yurtseveri, Alevi avı gibi, dün Maraş’ta idi; bugün Adıyaman’da hortladı. Gölgesi kendisinden büyük içişleri bakanı, aklı sıra bizi kandıracak. „Çocuklar yapıyor“ deyiverdi. Doğrudur da. Her zaman bir miktar ‘iyi çocukları’ olmuştur. Bu kendini bilmezlik bu haddini aşmışlıktır. Kendinden önceki zalimlerle boy ölçüşme yarışına girme gibi varsa bir hevesleri girmesinler. Kürtler de, Aleviler de artık o eski zulmün duraklarında değillerdir. Binlerce Kürt siyasetçi, sivil toplum çalışanları, sendikalar, gazeteciler, Alevi inanç kurumlarından her yaşta insan tutuklanarak cezaevine konuldu. Kendince zindanlarda susturacak. Devlet aklının sürekliliği Kürt halkının özgürlük mücadelesi karşısında olmayacak zamanda, olmayacak yerde aptalaşıveriyor. Sanki zindanlar şimdiye kadar boştu. Sanki bu halk bu mücadele zindanın zulmünde kefenini yırtmamış da, sen yokken bu zulmün yollarından geri dönenleriz. Kaç Kürt, kaç Alevi katliamına şahittir bu kadim topraklar. Sivas daha yanıyorken, Roboskî’de paramparça Kürt gençlerinin, çocuklarının kanlarının izi varken zulmün nereden başladığını, nereye uzar hesabını yapmak zalime düşmez.

Devlete paralel devlet kurulmuşmuş! Bu kirletilmiş tarihiyle bedava versen bu halk hele Alevilik inancında haramdır, zulümdür diye dara bile kaldırmaz. Kabul etmez. Bu çok kötü bir kurnazlığın rezilliğinden başka bir anlam da ifade etmiyor. Bu yalan, bu hileyi aslında devlet kendi başına sardı.

Siyasi soykırım operasyonlarının nedeni açıktır. Kürt halkının, Alevilerin demokratik hakları ve özgür yaşam için verdikleri mücadelenin örgütlenerek kurumsallaşmış olmasındandır. Ama en çok korktukları kabul etmedikleri Kürtlerin de, Alevilerin de devletten bir şey beklemediklerini ilan etmiş olmalarıdır. Bu da kendi Kürdünü, kendi Alevisini artık yaratamayacağının farkına varmış olmanın öfkesidir. Canbazlığın bin bir türlüsünü yaparken, birden ipin kopması, düşmesi gibidir. Bu berbat öfke halleri intikam gibi huy, can çıkmadan da çıkmıyor. Her insanın, her halkın demokratik hakları ve bu hakları yaşamsallaştırmak için örgütlenmesi, kurumlarını oluşturması evrensel bir temel haktır. Ve bu temel hak öyle birilerinin vereceğinden daha fazlasıdır. Kendi düşüncelerini dil, kültür, inançlarını, kurumlarını açması ifade etmesi en meşru haktır. Halkı tebaa olarak gören kendi inancında olmayanı sapkın gören, siyaseti yasaklayan Türk Cumhuriyet Devleti insan hakları karşısında meşruluğunu yitirmiştir.

Özür dilerken bile zulüm ediyordu

Tarih tekçi devlet zihniyetine rağmen yazılıyor yazılmaya da devam edecektir. Korkunun ecele faydası olmadığını içerden ve dışarıdan sınıflara dayanan isyanlar gösteriyor. Dünden bugüne süregelen katliamlarla yüzleşmenin tam da zamanı değil midir? Dersim bu coğrafyanın en kadim halkı olan Kürtlerin de, Aleviliğin de yaşadığı zulmün katliamların, soykırımların, asimilasyonların en derin yaşatıldığı en zalimce uygulandığı yerdir. Dersim gerçekliği zalimin zulmü kadar, zalime ve zulme direnerek onurlu yaşamın da insanlığa bir armağandır. Halkların dokunulmaz değerlerinden birisi de inançlarıdır. Dokunmanın beyhudeliğini, sonuçlarının nelere yol açtığını-açabileceğini de geçmiş tarihi ve günümüze bakıldığında görülecektir. Biz Alevilerde bir söz vardır „Mazlumun ahı, zalime zulmünün itirafını yaptırabilmedir.” Kanın kanla, kinin kinle, kötülüğün kötülükle temizlenemeyeceğini siyaseten, ahlaken ve felsefik olarak inanırız. Sabrımız ne güçsüzlüğümüz ne de bilmezliğimizdendir. Celladına bile iyilik yapmak gibi dayanılmaz masumiyeti yaşadıklarımızın hangi durağına koyacağız? Dersim 1938 katliamını nihayet kabul etmek zorunda kalan zihniyet hükümetin başı aracılığıyla özür dilerken bile zulüm ediyordu. Kirletilen dilin asma yaprağı yaşanan katliamı örtmeye yetmiyor. Katliamlardan özür dilemek bir daha yapmayacağının da tövbesidir. Oysa kimin yaptığını, niye ve nasıl yaptığını ve neden halen katliamların devam ettiğinin izahı yoktu. Özür dilemek için, tövbe etmek için zamanın az, yolun uzun olduğunu bilinmesi gerekiyor.

Dersim’de inkarcı, katliamcı zihniyet, tüm köylerin, dağların, ziyaretlerin adlarını değiştirmekle kalmadı. Köylerde camilere, dağlara „Ne mutlu Türküm diyene“ diye yazdılar. Sözün bittiği yerdir. Öyle 1938 katliamının acıttığı gibi değildi bu. Açtığı yarayı tuzla dağlamaydı. Yavuz’dan bu yana Sivas katliamlarından Roboskî’deki karanlığı karartan, utandıran katliam topyekûn bir zulmün mührüdür. 1938 yılında Dersim’de katledilen dedelerimizin analarımızın ve çocuklarımızın kemikleri üzerine onların torunlarının oğul ve kızlarının kemiklerini de eklemek, bu gök kubbenin altına sığmayan zulme dayanmak, acının umutla yıkanmasındandır.

Dersim’de bir operasyon hazırlanıyor

Halkın acılarıyla oynanmaz. Eylül 2011 tarihinde içişleri bakanı (söylediğini anlayan varsa, izan adına el kaldırsın) gizlice Dersim’in Mazgirt ilçesinde temeli bile atılmayan (yıkılan temel üzerine) Kızılbaş ocaklarından birinin açılışına gelmişti. Açılış konuşmasında Alevileri ne kadar sevdiğinin propagandasını yapıyordu. AKP’nin Alevi açılımını anlatıyordu. Sonra da dağlara bakıp „Ne Mutlu Türküm” yazısını okuyup, çok duygulanıp, çok etkilenmiş olacak ki, dağların ayrılmak istemediğini, suların ayrılmak istemediğini, varsa akıllıları bir yana, delileri bile güldürüyordu. O sanıyor ki dağlar yazmış bu yazıyı. Şimdi bir halkın duygularıyla, bir halkın inanç ve acılarıyla, böyle yüzleşme yüzsüzlüktür.

Bizleri kandırmakla bu işi götürdüğünü sanan devlet kendini kandırıyor. Kürt sorununu „iyi şeyler olacak” deyip çözecekmiş gibi Alevi çalıştaylarıyla Alevilerin sorunlarını çözecek! Siz trajikomik senaryoyu yazıp oynarken, biz Kürtler ve Aleviler kurtlar sofrasında dün de bugün de tenezzül edip ne baktık ne de yanından geçtik. Görünen o ki arsızlığın o dayanılmaz olgunluğundaki hafifliği artık herkesi tiksindiriyor. Dersim’de polislere insanlık eğitimi, Alevilik seminerlerinin verildiği hoca efendinin ana medyası manşetlerden duyuruyordu. Aslında bu bir Alevi operasyonu hazırlığıydı. Dersim’de vali, askeri, polis ve cemaatin eğitim merkezi haline gelmiş olan Tunceli Üniversite’sinde, AKP’nin pirleri huzurunda bir operasyon hazırlandı. Dersimliler bilir bunun bir operasyon tatbikatı olduğunu ve öyle de oldu. O eğitim alanlar, eğitim verenler Dersim Alevi Akademisi’ni kapatmak için davacı oldular ve kapattılar. Ayıptır günahtır. Ancak biz yine de biliyoruz ki, karar yeni değil. Kararı veren, denizaşırı bir başına vatanı ve tebaası için çile çekiyormuş gibi inleyerek konuşan, yaşayan Fethullah Gülen’dir.

Hem Kürtler hem Aleviler hizaya getirecekti

KCK operasyonlarında geçen paralel devlet uydurmasının da isim babasıydı. Başbakan Dersim özrüyle bir taşla iki kuş vuracak, hem Kürtleri hem de Alevileri hizaya getirecekti. Türkiye’de Alevi-Sünni kavgası olmadığını söylüyor ve ekliyor, „Arkadan Türkiye’de Kızılbaş meselesi geliyor. Anadolu’daki Aleviler, Yörükler bizim Tahtacılar onlar her zaman bizim kendileriyle anlaşacağımız insanlardır. Fakat esas aslen Nuseyri olan Ermenilerden, Süryanilerden meydana gelmiş, aslen Nuseyri olan Tunceli civarındaki Aleviler bu işin arkasında. Bunlar Türkiye’de gaileler açtığı zaman devletinizle, ordunuzla bu işin karşısına çıkamazsınız. Ve bunların dinleri yoktur. Nuseyri akidesi vardır: Allah insandır, insan Allah’tır; Allah insanın içine girmiştir, Allah insanla itaat etmiştir. Bu anlayış hakimdir. Bu itibarla biz şimdi güneydoğuyu verelim dediğimiz zaman bile Sivas’a kadar talepler gelecektir arkadan.” Ve aynı yazıda Kürtler için de şöyle beddua ediyor „Allah’ım birlimizi sağla. Allah’ım onlarında altlarını üstlerine getir, birliklerini boz (Amin) evlerine ateş sal. (Amin) feryatlarını figan sar. (Amin) köklerini kes. (Amin) kurut ve işlerini bitir.” (11.12.2011)

Dersim Alevi Akademisi iki yıl önce kuruldu. Kurucuları arasında yer aldım. Alevi inancında ne düşmanlık ne de intikam denilen o berbat zihniyete yer yoktur. Zaten akademiyi de bu berbat zihniyetin inkarcı, imhacı ve asimilasyoncu politika ve yöntemlerine karşı kendi kimliği dili ve inancıyla özgür yaşamın mümkün olacağına dair bir soluktu. Kızılbaş Alevi inancı bu devletten önce de vardı, sonra da var olacaktır. Biz bu inancımıza sahip çıkmak için dün ödediğimiz bedelleri bundan sonra da ödemeye devam edeceğiz.

Kaç cemevini kapattın, kaç cemevini işgal ettin? Ancak hepsini kapatabilirim veya işgal edebilirim hesabını yapma gafletine girmeyin. Bu konuda hocanın uyarılarını, herhalde dikkate alacak idrak vardır. Hoca efendi „Ordunuzla devletinizle bu işin karşısına çıkamazsınız” diyor. Bir Alevi akademisini kapattınız. Bu Alevi Akademisi kurulmayacak anlamına gelmez. Bu hesap tutmaz buraya kadardır. Kendi Kürdünü yaratamadın kendi Alevini de yaratamayacaksın. Kaptıkların sana dert olsun! Yüz yıldır süren bir mücadele gerçekliği var. Aslında öncesi de gül bahçesi değildi. Bir gerçektir ki sağa sola savrulanlar, nefesi yetmeyenler, tam yolun ortasında acıkanlar bunlar kendine yük, öyle taşımaya da değmezler. Onları bir araya toplayıp bir köy bile kuramadınız. Silahlı koruyucular yetmiyormuş gibi siyasi korucu ordusu kurmak devletin kirine boşuna bir yama olur.

O unutsa da biz unutmadık

Doğduğu topraklardan arkasına bile bakmadan kaçıp giden ve Avrupa’da on yıllarca mülteci olmanın lüksünü yaşarken, bir kedi de bulmuşken, neden kaçtığını bile unutmuşken, birden devlet pasaportuyla devlet karşılamasıyla sürgünden geri döndü. O unutsa da biz unutmadık. Devleti bölmekten, Kürtçülük yapmaktan başı dertteydi. Ben öğretmen okulunu okuyordum, bu işleri biraz da ondan öğrendik. Şimdi eskiden durduğu yerde durmadığını övünerek söylüyor. Anlaşılan Avrupa da, devlet de aklını başından almış. Yine buradan giderken Kızılbaş Aleviydi. Bir bakan karşılarken kendisine Kuran-ı Kerim verdi. İlginçti, acıyla izledim. Yoksa giderken Alevi Kızılbaş olan Kemal Burkay inancının yerini de mi değiştirdi? AKP Alevisinin ocağını açmaya gelmiş ise, biz Alevilerde yolundan dönene düşkün derler; herhalde K.Burkay da bunu biliyor.

Kapatılan Dersim Alevilik İnanç ve Kültür Akademisi başkanı olarak KCK Dersim operasyonunda tutuklandım. Altı aydır tutuklu bulunmaktayım. 1999 yılında Avrupa’dan gelen Barış Grubu içerisinde yer aldım. 10 yıl cezaevinde kaldım. İki yıldır da dışarıdaydım. İlkten bugüne kadar nerede duruyorsam, aynı yerimdeyim. Kızılbaş Aleviyim, Kürdüm ve barış bizim için bir ibadettir. Ancak onurlu yaşam için mücadele vermek mazlum olanın hakkını kendi hakkı olarak bilmek ve bunun için gerekirse bedel ödemek ibadetin ta kendisidir. Dersim Kürtler içinde, Kızılbaş Aleviler içinde kutsal bir mekandır. Ve biz Dersim’liler kutsal değerlerimize tarih boyunca hep sahip çıktık ve ağır bedeller ödedik. Düzgü Bawa, Jel, Buyer, Munzur Bawa yer gök şahitlerimizdir! İnanıyorum ki, halkımız bundan sonra da, -dünden bile daha çok- insan haklarının temeli olan örgütlenme hakkına, inancına ve kimliğine sahip çıkacaktır...

AYSEL DOĞAN

Malatya E Tipi Cezaevi

Gönderen maya_ Tarih: Perşembe, 12. Nisan 2012 (49 okunma)
(0 yorumunuz? Devamı... | Yazdırılabilir sayfa  Bu haberi arkadaşına gönder | Dersimden Haberler | Puan: 0)

İşte AKP Türkiyesi
aktuelle News
Bir yılda 12.685 gözaltı, 3.252 işkence ve kötü muamele 

 

Ankara - Yıl 2011, AKP Türkiye’si: 12.685 gözaltı, 2.922 tutuklama, 3.252 işkence ve kötü muamele vakası. İHD’nin hazırladığı 2011 yılı insan hakları ve ihlallerinde çarpıcı bir biçimde önceki yıllara oranla büyük bir artışın yaşandığını kaydeden İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, “Demokrat olduğunu iddia eden bir ülkede bu kadar ihlal olmaz. Bu kaygı vericidir. Siyasi iktidar polis devletini inşa ediyor. Somut ve gözle görülür bir kötüleşme söz konusu. Önceki yıllara oranla ciddi oranlarda artış var” dedi.

İHD, “Kurumsallaşan Polis Devleti: 2011 Yılı İnsan Hakları İhlalleri Raporu Üzerine Değerlendirmeler” başlığı altında 2011’de yaşanan hak ihlalleri raporunu açıkladı. Mülkiyeliler Birliği’nde yapılan basın toplantısında konuşan İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, cezaevlerinde ağır hasta mahpusların ölümlerinin devam ettiğini, bu konuda hükümetin de duyarsızlığını koruduğunu vurguladı. Hükümetin bu uygulamasına “çürütme politikası” tanımı verdiklerini söyleyen Türkdoğan, F tiplerinde yaşanan sorunların 2011 yılında da hız kesmediğini ifade etti. 

GÖZALTINDA 5 KUŞKULU ÖLÜM

Gözaltında da 5 insanın kuşkulu biçimde yaşamını yitirdiğine dikkat çeken Türkdoğan, “Kolluk denetim yasasının bir an önce çıkarılması ve bu mekanizmanın acilen hayata geçirilmesi gerekiyor. Yine köy koruculuğu kaldırılmalı. Mayın ve patlayıcılar konusunda sadece Suriye sınırında varmış gibi yaklaşım var. Oysa 9 kentte mayınlı alanlar var. Bunlar yaşam hakkı ihlallerini doğuruyor. Bunlara bir an önce çözüm bulunmalı. Ottowa Sözleşmesi gereği taahhütler yerine getirilmeli” dedi. 

‘KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNDE MÜZAKERE VE ÇATIŞMASIZLIK ORTAMI ŞART’

Kürt sorununda çatışmalı ortamın geldiği noktanın vahim boyutlara eriştiğini dile getiren Türkdoğan, şunları söyledi: “Çözüm için çatışmasızlık ortamı yaratılmalı. Geçtiğimiz yıl müzakerelerin yaşanması nedeniyle ölümler azalmıştı. Ancak bu müzakereler de kesilince ölümler yeniden artmaya başladı. Çatışmasızlık ortamı yaratılıp, bir an önce tarafların müzakere yapması gerekiyor.”

Şüpheli asker ve polis ölümlerine de değinen Türkdoğan, bu konuda tedbir alınmadığını, Kürt sorununda yaşanan şiddet kültürü ve şovenist uygulamaların bu ölümlerde neden olabileceğine dikkat çekti. Yine linç teşebbüslerine dönük tedbirler alınmasını isteyen Türkdoğan, “Kadın ve çocuğa yönelik şiddet artıyor. Şiddete karşı tek taraflı mücadele yürütülmez. Bu yeterli de değil. Ülkenin doğusunda şiddet ve çatışmalar varken diğer yanda kadına ve çocuğa şiddeti engelleyemezsiniz” diye belirtti. 

İŞKENCE YAYGINLAŞTI, ARTTI

Türkdoğan, toplu mezarlar konusuna da dikkat çekerek, “253 toplu mezar başvurusu var ve buralardaki insan sayısı 3 bin 248. Bu konu usule uygun biçimde ortaya çıkarılmalı. Ancak burada siyasi iradenin yokluğu nedeniyle sıkıntılar yaşanıyor. Kayıp yakınlarının oturma eylemleri devam ediyor. Bu konuda da etkili kovuşturma yok. Cemil Kırbayır’ın işkence ile öldürülüşü kabul ediliyor. Fakat akıbeti belli değil. Zorla kaybedilenlerin akıbetleri ortaya çıkarılmış değil” diye konuştu. 

İşkence ve kötü muamelenin 2011 yılında daha da yaygınlaşarak, artarak devam ettiğinin altını çizen Türkdoğan, “Bu konu önemli. Bu ortamda demokratikleşmeden söz edilemez. İşkenceye sıfır tolerans deniyor. İşkence ve tolerans kelimeleri başlı başına ayrı bir durum, çünkü ikisi yan yana gelemez. İşkence kesin suretle yasaklanmalı. Telaffuz bile edilemez bu iki kelime yan yana. Yine AİHM gaz bombasının doğrudan insanlara yönelik kullanımının işkence olduğunu açıkladı. Ancak sayın İçişleri Bakanı gaz bombasının zararlı olmadığını söylüyor. Eğer zararlı değilse sayın bakan kendisi tatsın ve ondan sonra bir açıklama yapsın. Türkiye kamuoyundan da bir an önce özür dilemeli” dedi. 

‘BU KADAR İHLAL DEMOKRATİK BİR ÜLKEDE OLMAZ’

“Tablo şunu gösteriyor, durum kötüye gidiyor” diyen Türkdoğan, bu kadar hak ihlalinin demokrat olduğunu iddia eden bir ülkede olamayacağını vurguladı. Hükümetin acilen demokratik reform paketlerini sivil toplum örgütleriyle birlikte kararlaştırıp Meclis’ten geçirmesi gerektiğini aktaran Türkdoğan, “Düşünce ve ifade özgürlüğünde de durum aynı. Önceki yıllara oranla artan bir halde. Sadece bir yılda 6 bin 504 site erişime engellendi. Bu ifade özgürlüğünde ciddi bir problem” ifadelerinde bulundu. 

Yargı alanındaki sorunlara da işaret eden Türkdoğan, “2911 Sayılı Kanuna muhalefet” iddiasıyla açılan davaların temyiz değerlendirmelerinin Yargıtay 8. Dairesi’nden alınıp, 9. Daire’ye verilmesini de eleştirerek, “Yargıtay 9. Dairesi, temyiz dairesi olacak diye karar verildi. Hiçbir özgürlükçü kararı olmayan 9. Daire’ye verilmesi demek, bundan sonraki tüm 2911’e muhalefet davalarından mahkumiyet kararı çıkacak demektir. Çünkü Yargıtay 8. Dairesi buraya göre daha olumlu kararlar veriyordu” dedi. 

‘YARGI VATANDAŞ İÇİN DEĞİL KOLLUK İÇİN ÇALIŞIYOR’

Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre 2007 yılında “polise mukavemet ettiği” gerekçesiyle 10 bin 279 kişi aleyhinde dava açıldığını, bu rakamın 2010’da 25 bin 497’ye ulaştığına dikkat çeken Türkdoğan, yargının da vatandaş için değil, kolluk için çalışır hale geldiğini ifade ederek, “Bakanlık, verileri 2 yıl sonra yayınlıyor, haliyle 2011 verileri ancak 2013 yılı başında açıklanacak” dedi. Türkdoğan, bunun ters bir durum olduğunu, hükümetin bunu masaya yatırıp değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. İşkencenin önlenmesi için de sağlanacak denetimin bağımsız örgütlenmeyle ele alınması gerektiğini kaydeden Türkdoğan, hükümetin bir an önce yasal düzenlemeyi sivil toplum örgütleriyle koordineli bir halde yapmasını istedi. 

ÇOCUK TUTUKLULARIN DURUMU

Cezaevlerindeki çocuk tutuklular konusunun da vahim bir duruma tekabül ettiğini söyleyen Türkdoğan, şunları dile getirdi: “Cezaevlerinde 2 bin 309 çocuk mahpus var. Bunların 2 bin 100’ü tutuklu. Yani yüzde 90 oranında çocuk tutuklu var cezaevlerinde. Çocuklar suç işlediğinde yargı hemen tutukluyor. Oysa Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde en son seçenektir tutuklama. Bu konuda Pozantı örneği ortada. Çocuk tutuklulara yönelik uygulamalar çok ciddi sıkıntılar içeriyor. Bu konuda savcılar uyarılmalı. Yetişkinlerde bile tutukluluk oranı yüzde 42. Bu oran dahi fazla, bunun daha alt seviyelere çekilmesi gerek. Cezaevlerindeki doluluk oranı ayrı bir dert. Bir yatakta 3 kişi günü bölümlere ayırıp uyuyor.”

Türkdoğan, özel yetkili mahkemelerin de kapatılarak, yargılamaların olağan mahkemelerde sürdürülmesi gerektiğini belirtti. Seyahat, ifade özgürlüğü bağlamında yine onlarca ihlal yaşandığını ve bunların büyük bölümünün Kürtlere ve BDP üyelerine yönelik gerçekleştirildiğinin dikkat çekici olduğuna işaret eden Türkdoğan, insanların basit gerekçelerle tutuklanmaması gerektiğini kaydetti. 

‘KURUMSALLAŞAN POLİS DEVLETİ’

Giderek kurumsallaşan bir polis devletinin inşa edildiğini belirten Türkdoğan, “Bundan acilen vazgeçilmeli. Bu kadar çok ihlalle bu toplum daha ne kadar yaşayacak? 12 Eylül’ü bir şekilde yargılanıyor ancak uygulamalar da değişiklik yok. 12 Eylül, gözaltılarıyla, işkenceleriyle, ihlalleriyle halen sürüyor. Bütünüyle yaşamımızdan çıkarılmalı ve daha demokratik adımlar atılmalı” diye konuştu. 

Roboski’de yaşananların ise yargısız infaz olduğunu ifade eden Türkdoğan, bu konuda AKP Hükümeti’nin saldırı emrini kimin verdiği sorusuna yanıt vermesini istedi. Adaletin iyileştirdiğini belirten Türkdoğan, “Ancak hükümet bu uygulamalarıyla ülkeyi demokratikleştiremez” dedi. 

TOPLUMSAL GÖSTERİLERE MÜDAHALEDE ARTIŞ

Adalet Bakanlığı’nın verileri ölçeğinde 2007’de TCK’nin işkence ve kötü muameleyi içeren 94, 95 ve 96’ıncı maddelerine muhalefetten açılan davaların sayısı 350 iken 2010’da bu rakamın 755’e ulaştığını belirten Türkdoğan, “Bu kadar işkence davası açılmışsa siyasi iktidar oturup düşünmeli” dedi. İHD verilerine göre 2007’de toplumsal gösterilere müdahalenin 34, işkence ve kötü muamelenin 687 olduğunu kaydeden Türkdoğan, “Bu rakam 2011 yılında toplumsal gösterilere müdahale sayısı 312, işkence ve kötü muamele ise 3 bin 252’ye ulaştı. Bu çok ciddi bir artış. Kaygı verici” dedi. 

‘TUTUKLU İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI SERBEST BIRAKILSIN’

İnsan hakları savunucularına yönelik gözaltı, tutuklama ve baskılara değinen Türkdoğan, “Derneğimiz onursal üyesi Ragıp Zarakolu’nun tahliyesi bizi sevindirmiştir. Buradan sizin aracılığınızla kendisine selamlarımı iletiyorum. Ancak birçok insan hakkı savunucusu arkadaşımız tutuklu ve onların da derhal bırakılmasını istiyoruz” dedi. 

GÖZLE GÖRÜLÜR KÖTÜLEŞME ARTIŞI

Somut ve gözle görülür biçimde kötüleşmenin yaşandığı bir yıl geçirildiğini ifade eden Türkdoğan, siyasi iktidarın “polis devleti”ni benimsediğini ifade etti. Türkdoğan, geçen yıl ki açıklamalarında “2011 yılı ile birlikte giderek otoriterleşen ve baskıcı bir rejim kuran bir siyasal iktidar ile karşı karşıya olduğumuzu belirtmek isteriz” yönündeki tespitlerinin gerçekleştiğini 2011 yılı raporunun gösterdiğini vurguladı. 

2011 yılı için İHD verilerine göre hak ihlalleri bilançosu şöyle: 

* Dur ihtarına uymadıkları gerekçesiyle güvenlik güçlerince öldürülen ve yaralanan, silah kullana yetkisi ihlali sonucu 57 ölü, 130 yaralı. 

* Köy korucuları tarafından öldürülen 3, yaralanan 48 kişi. 

* Sınır bölgelerinde öldürülen 16, yaralanan 12.

* Cezaevlerinde ölen 36, yaralanan 11.

* Faili meçhul saldırılar sonucu 46 öldürüldü, 121 yaralandı ve 2 çocuk öldürüldü. 

* Resmi hata ve ihmal sonucu ölen 31, yaralanan 96. 

* Polis ve asker intiharları sonucu ölen 43, yaralanan 3.

SALDIRIYA UĞRAYANLAR

* Siyasi parti, sendika ve dernek yöneticisi: 65 yaralı

* Gazeteci: 2 yaralı

* Öğretmen, öğretim üyesi: 4 yaralı

* Öğrenci: 1 ölü, 43 yaralı

* Yerel Yönetici: 1 yaralı

* İşçi: 3 ölü, 34 yaralı

* Diğer: 35 ölü, 76 yaralı

SİLAHLI ÇATIŞMALAR

* Asker, polis ve geçici köy korucusu: 154 ölü, 285 yaralı

* Silahlı militan: 184 ölü, 19 yaralı

* Mayın ve sahipsiz bomba patlaması sonucu 5’i çocuk 13 ölü, 25’i çocuk 63 yaralı. 

KUŞKULU ÖLÜMLER

* 2’si çocuk 55 kişi yaşamını yitirdi. 

NAMUS CİNAYETLERİ

* 1’i çocuk 9’u kadın 1’i erkek 11 ölüm, 1’i çocuk 4’ü kadın 5 yaralanma

KADINLARIN YAŞAM HAKLARINA YÖNELİK İHLALLER

* Kadın intiharları: 56 ölü, 20 yaralı

* Ev içi şiddete uğrayan kadınlar: 117 ölü, 117 yaralı

* Toplumsal alanda kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz: 2 ölü, 176 yaralı

* Fuhuşa zorlanan kadınlar: 9

ÇOCUKLARIN YAŞAM HAKLARINA YÖNELİK İHLALLER

* Çocuk intiharları: 30 ölü, 17 yaralı

* Ev içi ve toplumsal alanda şiddete uğrayan çocuklar: 158

* Toplumsal alanda çocuğa yönelik şiddet, tecavüz ve taciz: 33 ölü, 2 yaralı

* Fuhuşa zorlanan çocuklar: 14 

İŞKENCE, KÖTÜ MUAMELE, ONUR KIRICI, KÜÇÜK DÜŞÜRÜCÜ DAVRANIŞ ve CEZALANDIRMA

* Gözaltında işkence ve kötü muamele: 310

* Gözaltı yerleri dışında işkence ve kötü muamele: 517

* Köy korucuları tarafından yapılan işkence ve kötü muamele: 15

* Cezaevlerinde işkence ve kötü muamele: 1 ölü, 724 yaralı

* Kolluk güçleri tarafından tehdit edilenler: 102

* Toplumsal gösterilerde güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu dövülen ve yaralananlar: 1425

* Özel güvenlik görevlilerince işkence ve kötü muameleye maruz kalanlar: 58

* Okullarda şiddet: 119

KİŞİ GÜVENLİĞİ ve ÖZGÜRLÜĞÜNE YÖNELİK İHLALLER

* Gözaltına alınanlar: 12685

* Tutuklananlar: 2922

* Gözaltına alınan sığınmacı ve göçmenler: 4400

* Yaşamını yitiren sığınmacı ve göçmenler: 14 (ANF)

Gönderen maya_ Tarih: Perşembe, 12. Nisan 2012 (51 okunma)
(0 yorumunuz? Devamı... | Yazdırılabilir sayfa  Bu haberi arkadaşına gönder | Puan: 0)

PKK bıraktı devlet kaptı
aktuelle News
HPG’nin bıraktığı askere hapis cezası verildi

 

HPG gerillaları tarafından esir alınan askerlerden Ramazan Yüce'ye "örgüt propagandası yapmak" iddiasıyla 15 ay hapis cezası verildi. 

Hakkari'ye bağlı Dağlıca 3. Motorlu Piyade Tabur Komutanlığı'nı koruyan Keritepe ve Peytepe askeri üs bölgelerine 21 Ekim 2007 tarihinde HPG tarafından gerçekleştirilen baskın sırasında esir alınan ve daha sonra serbest bırakılan askerlerden er Ramazan Yüce ve uzman çavuş Halis Çağan'ın Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde ''suçu ve suçluyu övmek'', ''basın yoluyla örgütünün propagandasını yapmak'' suçlarından haklarında açılan davaya devam edildi.

Cumhuriyet savcısı, sanıklardan Halis Çağan'ın beraatını, er Ramazan Yüce'nin ise "örgütün yayın organına yaptığı açıklamalar" nedeniyle ''basın yayın yoluyla silahlı örgüt propagandasını yapmak'' suçundan cezalanmasını istedi. Mahkeme verdiği kısa aranın ardından ''basın yayın yoluyla örgüt propagandasını yapmak'' suçundan yargılanan uzman çavuş Halis Çağan için beraat kararı verdi. Sanık er Ramazan Yüce'ye ise, ''basın ve yayın yoluyla silahlı örgütün propagandasını yapmak'' suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezası verildi. 

Dağlıca bölgesinde 21 Ekim 2007 tarihinde HPG'liler tarafından yapılan baskında yaşanan çatışma sonrası uzman çavuş Halis Çağan, çavuş Mehmet Şenkul, erler Ramazan Yüce, İlhami Demir, İrfan Beyaz, Özhan Şabanoğlu, Fatih Atakul ve Fuat Başoda esir alınmıştı. 8 asker daha sonra HPG'liler tarafından serbest bırakılmış fakat 10 Kasım 2007 tarihinde Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Van Askeri Mahkemesi tarafından tutuklanmıştı. Van Askeri Mahkemesi'nde, 18 Aralık 2009 tarihindeki son duruşmada, sanıklardan er Ramazan Yüce'nin ''alenen askerleri itaatsizliğe teşvik'' suçundan 2 yıl 6 ay, uzman çavuş Halis Çağan'ın ''görevi ihmal'' suçundan 1 yıl 8 ay, erler Fuat Başoda, İlhami Demir, İrfan Beyaz, Mehmet Şenkul, Fatih Atakul ve Özhan Şabanoğlu da aynı suçtan 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmış, mahkeme hükmün açıklanmasını geri bırakılmasına karar vermişti.

Mahkeme ayrıca Yüce ve Çağan hakkında ''suçu ve suçluyu övme ile basın yoluyla örgüt propagandası yapma'' suçlarından hazırlanan dosyaya ilişkin ''görevsizlik'' kararı vererek, dosyayı Van Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi'ne göndermişti-

Gönderen maya_ Tarih: Perşembe, 12. Nisan 2012 (47 okunma)
(0 yorumunuz? Devamı... | Yazdırılabilir sayfa  Bu haberi arkadaşına gönder | Puan: 0)

MİT'ten 'Yeşil' itiraf
aktuelle News
MİT, Yeşil olayında yine çarpıtıyor! 

 

Faili mechul cinayetler hakkında Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturma kapsamında Yeşil kod adlı kontrgerilla elemanı Mahmut Yıldırım hakkında talep üzerine yazı gönderen MİT, Yeşil'in 4 kez kullanıldığını açıkladı. MİT eski Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür ise, Yeşil'in MİT tarafından kullanıldığını, ancak teşkilatla ilişkisinin Kasım 1996 tarihinden itibaren kesildiğini açıklamıştı. 

HaberTürk gazetesinde yer alan habere göre, 1990-97 yılları arasında bölgede işlenen faili meçhul cinayetleri araştıran Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı'nın, MİT'e gönderdiği Yeşil'in hangi tarihlerde MİT adına çalışıldığı yönündeki yazıya cevap geldi. MİT'ten gönderilen yazıda, Yeşil'in PKK lideri Abdullah Öcalan'a suikast eylemi ile Şemdin Sakık'ın Türkiye'ye getirilmesi eyleminde kullanıldığı belirtildi. MİT, ayrıca Yeşil'in 2 ayrı operasyonda da kullanıldığını belirterek bu operasyonların hangileri olduğunu açıklamadı.

Şemdin Sakık, PKK'den kaçtıktan sonra 13 Nisan 1998 tarihinde Erbil yakınlarında Yeşil'in de bulunduğu bir operasyonda yakalanarak Türkiye'ye getirilmişti. 

MİT eski Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür ise Yeşil'in MİT tarafından yıllarca kullanıldığını, MİT ile ilişkisinin en son Susurluk kazasının yaşandığı Kasım 1996 tarihinden itibaren kesildiğini ve Yeşil'in ölmüş olma ihtimalinin yüksek olduğunu açıklamıştı. 

Şenkal Atasagun ve Emre Taner gibi MİT üst düzey yöneticileri de daha önceki yıllarda basına yaptıkları açıklamada Yeşil'i kullanmadıklarını, en son kendisiyle ilişkilerinin Kasım 1996 tarihinden itibaren sona erdiğini ileri sürmüşlerdi.

Gönderen maya_ Tarih: Perşembe, 12. Nisan 2012 (40 okunma)
(0 yorumunuz? Devamı... | Yazdırılabilir sayfa  Bu haberi arkadaşına gönder | Puan: 0)


2813 Haber (352 Sayfa, 8 Bir Sayfada bulunan toplam Haber)


Günün Sözü

dil secimi
Arabirim Dilini Seçin:

Almanca Almanca (Du) Fransızca Türkçe İngilizce

Kim Çevrimiçi
Bütün Üyeler: 7 575
Bugün üye olanlar: 0
Dün üye olanlar: 0
Çevrimiçi Üye(ler): 0
Çevrimiçi Misafir(ler): 7


Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.


Köse Yazilari
ALi Baran Düzgün
pertekliyiz.biz@hotmail.com

Gazi katliamını yeniden düşünmek
Ali Haydar Gürbüz
pertekliyiz.biz@hotmail.com

Li Koçgîrî heta Roboskî
Can KASAPOĞLU
pertekliyiz.biz@hotmail.com

Biber gazlı bayram
Cihan Span
pertekliyiz.biz@hotmail.com

2012 “Nevruz”undan görüntüler
Emrah Öner
emrahoner@hotmail.com

Öteki Biz ... Vedat Dalokay
Ergin DOĞRU
dogru_ergin@hotmail.com

Newroz ruhu ile 1 Mayısa
Ferhat TUNÇ
pertekliyiz.biz@hotmail.com

Aborijin sanatçı Joey İndi "Bu toprakların sahibiydik, bir gün beyazlar geldi, yabani hayvan avlar gibi bizi avladılar,
Haydar IŞIK
pertekliyiz.biz@hotmail.com

Korkunun adı
Nesimi ADAY
pertekliyiz.biz@hotmail.com

Barbarları beklerken
Yüksel MUTLU
pertekliyiz.biz@hotmail.com

;Türkiye'de sistem kadınları siyaset dışına itiliyor'

Yöremiz
gKöyler
sdTarihi Yerler
sdIlceler
sdEfsaneler
sdAsiretler

Filmler

Yeni film
Incir Receli

Incir Receli
Yeni film
Kağıt

Kağıt
Yeni film
Gişe Memuru

Gişe Memuru
Yeni film
Ya Sonra

Ya Sonra
Yeni film
Çalgı Çengi

Çalgı Çengi
Yeni film
KOLPACINO BOMBA

KOLPACINO BOMBA
Yeni film
Bir Avuç Deniz

Bir Avuç Deniz
Yeni film
Kar Beyaz

Kar Beyaz
Yeni film
Aşkın iKinci Yarısı

Aşkın iKinci Yarısı
Yeni film
Polis

Polis


Faliniz

Burcunuzu seçin, falınızı okuyun


Site Yardim

Avrupa Tvleri


Her Dilden Pertekliyiz

Pertekliyiz Biz Sitesinizi dilediginiz dilde tercüme etmek için asagidaki Dil seçenegini kullanabilirsiniz.

Bunlari Biliyormuydunuz
kanada kizilderili dilinde buyuk köy anlamina gelmektedir.


pertekliyiz.biz