Willkommen bei www.Pertekliyiz.Biz
Ana Sayfa Biz Kimiz Bize Ulasin Bizi Tanitin Köyler Kitap Önerileri Ziyaretci Defteri
  Hallo Misafir!   
Pertekliyiz.biz Sitesine Hosgeldiniz........Xerhatin.........Xerama
 

RADYO PERTAQ FACEBOOK GRUBU
Unbenanntes Dokument

Radyo Pertaq

 


Login

Benutzername:

Passwort:


icon_home.gif Ana Sayfa
som_downloads.gif Menü
tree-T.gif Pertek Resimleri
tree-T.gif Forum
tree-T.gif Dosyalar
tree-T.gif Alevilik
tree-T.gif Mesaj Panosu
tree-T.gif Etkinlikler
tree-T.gif Linkler
tree-T.gif Dilek Tahtasi
tree-T.gif Ziyaretci Defteri
tree-T.gif En Iyiler
tree-T.gif Anketler
tree-T.gif Kadromuz
tree-T.gif Biyografiler
tree-T.gif Sitenize Ekleyiniz
tree-T.gif Kadin
tree-T.gif Atasozleri
tree-T.gif Saglik
tree-T.gif Dersim Haritasi
tree-T.gif Sifali Bitkiler
tree-T.gif Testler
tree-T.gif Genel Bilgiler
tree-T.gif Mektuplar
tree-T.gif Oyun Eglence
icon_poll.gif Kültür&Sanat
tree-T.gif Gazeteler
tree-T.gif Tv Izle
tree-T.gif Sarki Sozleri
tree-T.gif Siirler
tree-T.gif Fikra Diyari
tree-T.gif Kitaplar
tree-T.gif Kitap Önerileri
tree-T.gif Filmler
tree-T.gif Klipler
tree-T.gif Kose Yazilari
tree-T.gif Dizi Izle
tree-T.gif Genel Kültür
tree-T.gif Eglence
icon_members.gif Üye Menüsü
tree-T.gif Kullanici Kaydi
tree-T.gif Özel Mesajlar
tree-T.gif Üye Listesi
tree-T.gif Ziyaretci Defteriniz
tree-T.gif Bizi Tanitin
tree-T.gif Bize Ulasin
favoritos.gif Haberler
tree-T.gif Haber Gönder
tree-T.gif Tüm Haberler
tree-T.gif Haber Arsivi
tree-T.gif Haber Basliklari
icon_members.gif Bilgileriniz
icon_members.gif Cikis Yap

Kategorien
oarrow.gif Dersimden Haberler
oarrow.gif Dünyadan Haberler
oarrow.gif Güncel Haberler
oarrow.gif HABERLER
oarrow.gif Pertek Haberleri

Klipler

Yeni Klip
civan hoca hewale ewindar

civan hoca hewale ewindar
Yeni Klip
MERVAN TAN - ZARİN

MERVAN TAN - ZARİN
Yeni Klip
Tuncel Kurtiz//Grup Yorum 25.Yıl Konseri

Tuncel Kurtiz//Grup Yorum 25.Yıl Konseri
Yeni Klip
DENIZ YUSUF  HÜSEYIN

DENIZ YUSUF HÜSEYIN
Yeni Klip
DERSIM  MERKEZ

DERSIM MERKEZ
Yeni Klip
BABA BERTAL DA  DAVUL RESITALI

BABA BERTAL DA DAVUL RESITALI
Yeni Klip
PERTEK TANITIM FILMI

PERTEK TANITIM FILMI
Yeni Klip
Goran  Salih-Mn Ashqm

Goran Salih-Mn Ashqm
Yeni Klip
8 MART ETKINLIGI-PERTEK

8 MART ETKINLIGI-PERTEK
Yeni Klip
Kürmes Ezgisi

Kürmes Ezgisi


Yönetim
g Yönetim Bölümü

2209 Artikel (277 Seiten, 8 Artikel pro Seite)


Suç ortağının suçu
aktuelle News
Suç ortağı suçunu ikrar etti Taraf suskun 

 


 
Mehdi Atay -ANF

Özellikle son günlerde yoğunlaşan eleştirilerine bakmayın, Ahmet Altan'ın AKP-MGK koalisyonunun cinayetlerini örtbas edebilmek için canhıraş çabalara girdiği de biliniyor. Hatta bu uğurda, yalan yazmaktan, insanları karalamaktan, iftira atmaktan ve tüm bu kirli fiillerinin üstünde “yükselerek”, “demokrasi, insan hakları, dürüstlük” dersleri vermeye kakıştığı da olmuştur.

Hatta kendisinin unuttuğu ancak başkalarının hala yaşatmak için mücadele ettiği değerlerle kendisine hitaben yazılan mektupları art niyetle okuyacak kadar da ölçüsüzleşebildiğini göstermişliği de vardır.

AKP-MGK koalisyonu, 17 Ağustos günü Güney Kürdistan'da bulunan gerilla güçlerine yönelik hava saldırısı başlattı. Ağırlıklı olarak sivil yerleşimler vurularak gerilla ile bölge halkının ilişkisini tahrip etmeyi amaçlayan saldırı hala devam ediyor. Türk savaş uçakları 21 Ağustos’ta Pişder’e bağlı Kortek Köyü'nde sivil bir aracı hedef aldı. Saldırıda araç içerisindeki biri altı aylık olmak üzere 4 çocuk ve 2 kadının da aralarında olduğu aynı aileden 7 sivil katledildi. Kurbanların cesetleri yanmış ve parçalanmıştı.

Roboski katliamında olduğu gibi bu olayı da Kürt basın duyurdu. Türk basını her zamanki gibi Kürtler'in söz konusu olduğu olayı görmemeyi tercih etti. PKK katliamın TSK tarafından gerçekleştiğini duyurdu. Ankara bu saldırıyı, “yalanladı” hatta TSK konuya ilişkin bir takım, “görüntüler” yayımlayarak “kesinlikle kendilerinin bu olayla ilgileri olmadığını” savundu.

Ahmet Altan yönetimindeki Taraf, “bağımsız” gazeteciliğin gereği olarak olayın üstüne gitmeyi-örtmeyi onu başaramazsa hedef saptırmayı- kendine görev bildi. Bu konuda, bir yayın organı aracılığı ile söylenebilecek hemen tüm yalanları söyleyerek, katliamın, “PKK tarafından gerçekleştirildiğini” kanıtlanmaya çalışıldı. Dahası, PKK'yi kendini “aklamaya” davet etti.

Gelin görün ki, Korket katliamı sırasında AKP hükümetinde içişleri bakanlığı yapan Beşir Atalay, Roboski katliamının, “bir operasyon kazası” olduğunu ispatlamak üzere iki gün önce CNN Türk'te katıldığı bir programda, “Ağustos ayından beri yapılan operasyonlarda az hata olduğunu, bu süre içerisinde daha önce Irak’ta bir hata olduğunu” ikrar ederek, 21 Ağustos günü Federe Kürdistan Bölgesi Ranya’ya bağlı Kortek’te 7 kişilik Hasan ailesini katlettiklerini ikrar etti.

Atalay'ın basın aracılığı ile yaptığı ikrarı yine fikri takibi olan yayın organları tarafından haber yapıldı. Katliam sonrası olayı PKK'nin üzerine yıkmak için Atalay ile suç ortaklığı yapan Taraf'tan ses yok. Herkese hesap soran, demokrasi, insan hakları dersi veren Ahmet Altan'dan da ses yok.

Oysa, Ahmet Altan yönetimindeki Taraf'ın hafiyelerinden biri utanmadan, sıkılmadan-gerçi kızmamak gerek belki bu duyguları bilmiyor, bunu öğretmemiş efendileri- Kortek katliamına ilişkin olarak, bazı fotoğraflarda yer alan, parçalanmış otomobil görüntüsündeki araba tekerlerinin ne kadar zamandır o alanda durduğunu anlatacak kadar yalanda sınır tanımayacaklarını ispatlamıştı.

Peki ya Ahmet Altan?

Altan da şöyle yazmıştı, “Ne oldu o yedi sivile” (31 Ağustos 2011) başlıklı yazısında;

“PKK’ya yakın ajanslar, “Türk uçakları tarafından vurulup öldürülen sivillerin” resimlerini yayınladı.

Çoğunluğu çocuk yedi sivil.

Yanmış, kavrulmuş, parçalanmış bedenlerinin resimleri.

Genelkurmay, bir iki gün sonra bir açıklama yaptı.

“O siviller bizim uçaklarımızın attığı bombalarla vurulmadı” dedi.

“Bizim uçaklarımızın attığı bombalar düştükleri yerde en aşağı sekiz metre çapında bir çukur açar, hâlbuki bu sivillerin vurulduğu arabanın çevresinde böyle bir çukur yok, arabanın yanındaki duvar bile sağlam duruyor, bu ölümler bizim bombalarımız sonucu gerçekleşmedi” diyerek açıklamasının mantıklı gerekçelerini de ortaya koydu.

Uydu fotoğraflarını da delil olarak yayınladı.

PKK, buna bir cevap vermedi, sustu, sanki ortada böyle bir sorun yokmuş gibi davrandı.

Bu savaştır, iki tarafın da yalan söyleyebileceğini, olayları çarpıtabileceğini baştan kabul etmek gerekiyor ama Genelkurmay’ın bu açıklamalarına PKK’nın bir cevap verme zorunluluğu var.’’

Hızını alamayan Altan, 6 Eylül 2011 tarihli “Kürtlerin askeri vesayeti” başlıklı yazısında da askeri yalnız bırakmıyor.

“Önce bizim Genelkurmay'dan başlayalım

PKK'nın Kandil'de “yedi sivil öldürüldü” iddiasını biz sür manşetten vermiştik, Genelkurmay, “Fotoğraflar ve krokilerle” yedi kişinin içinde bombalanarak öldüğü iddia edilen arabanın bulunduğu bölgeye bomba isabet etmediğini kanıtlamıştı, bunun üzerine PKK, “Bombalanan araba aşağıya uçtu onun için onun bulunduğu yerde bomba izi yok, yukarısında var” diyerek bir video yayınladı.

Bunu da gazeteye koyduk.

Genelkurmay, bu iddiayı da geçiştirmedi, demagoji yapmadı, hamasete sapmadı, özel görev verdiği bir uçakla “arabanın vurulduğu söylenen” yerin de resimlerini çektirip bize gönderdi ve “Orada da bomba izi yok incecik duvar bile sağlam duruyor” dedi.

Şimdi, “Parçalanmış yedi kişinin” resimlerini yayımlayan PKK'nın buna bir cevap vermesi gerekiyor... Genelkurmayın ciddiyetle, saygıdeğer ve güvenilir olmanın önemini kavrayarak çaba gösterdiğini ilk kez görüyorum...”

Görüldüğü üzere Altan, “Bizim Genelkurmay” diye andığı, askerin katliamının üstünü yine onun sözleriyle örtmeye çalışıyor.

Altan aynı yazısında, “Sivil öldürmenin alçaklık” olduğunu söylüyor. Ancak, katledilen sivillerin katillerini gizlemenin, bu katliamı elinde hiçbir kanıt yokken başkalarının üstüne yıkmaya çalışarak iftirada bulunmanın nasıl bir sıfatı hak ettiğine ilişkin hiçbir şey söylemiyor.

Newededersim

Veröffentlicht von maya_ am Montag, 09. Januar 2012 (60 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | Druckbare Version  Diesen Artikel an einen Freund senden | Punkte: 0)

Dersimden Haberler: Dersim’de yaşamını yitiren 5 gerillanın kimliği
aktuelle News

 

Dersim - Dersim’in Pülümür ilçesi kırsalında Türk ordusu ile HPG gerillaları arasında yaşanan çatışmada yaşamını yitiren 7 gerilladan 5’inin kimliği açıklandı. 

HPG Basın-İrtibat Merkezi (HPG-BİM), 30 Aralık günü Dersim’in Pülümür ilçesinde Türk ordusu ile HPG gerillaları arasında yaşanan çatışmayla ilgili açıklama yaptı. 

HPG-BİM, yaşanan çatışmada 7 gerillanın yaşamını yitirdiğini açıklayarak, ancak kış koşulları ve iletişim zorluğundan kaynaklı olarak çatışmanın detayları hakkında net bilgiye ulaşmadığını bildirdi. 

HPG-BİM’in açıkladığı 7 gerilladan 5’inin kimlik bilgileri şöyle: 

-1970 Dersim-Hozat doğumlu, Aziz Dersim kod adlı Mehmet Güneş

-1975 Dersim doğumlu, İsa Cihad kod adlı Cihan Tarkan

-1984 Siirt doğumlu, Zinar Siirt kod adlı Abdullah Dülek

-1989 Doğu Kürdistan Urmiye doğumlu, Sason Zagros kod adlı Behman Zarı

-1985 Mardin doğumlu, Mahsum Çayan kod adlı Rufai Elik

HPG-BİM, aynı çatışmada yaşamını yitiren Dijwar Batman kod adlı gerilla ile bir diğer gerillanın sicil bilgileri ile olay hakkında ayrıntılı bilgilerin taraflarınca netleştirildiğinde halk ve kamuoyuna açıklanacağını kaydetti. 

Cenazeleri Malatya Adli Tıp Kurumu’na götürülen 7 gerilladan İsa cihad kod adlı Cihan Tarkan’ın cenazesi, 5 Ocak günü Dersim merkeze bağlı Beyazpınar köyünde, Aziz Dersim kod adlı Mehmet Güneş’in cenazesi ise dün Hozat’ın Taner Köyü’nde düzenlenen kitlesel törenlerle toprağa verilmişti.

ANF NEWS AGENCY

Veröffentlicht von maya_ am Montag, 09. Januar 2012 (120 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | Druckbare Version  Diesen Artikel an einen Freund senden | Dersimden Haberler | Punkte: 0)

Dersimden Haberler: 'Dersim Soykırımında Almanya Parmağı'
aktuelle News
'Almanya’nın Dersim Soykırımındaki rolü araştırılsın'

Berlin - Dersim katliamı ve Seyit Riza’nın anma etkinliğinde konuşan Av. Erdal Doğan Almanya’nın Dersim soykırımındaki rolünün araştırılmasını istedi. Katliamda Alman yapımı gazların kullanılmış olma ihtimaline dikkat çeken Doğan “Özür yetmez, Dersim soykırım kabul edilmeli. Bu konuda Avrupa’da yaşayan Dersimliler bize yardım etsin” çağrısını yaptı.

Ana Fatma Dergâhı ve Dersim Özgürlük İnisiyatifi Almanya’nın başkenti Berlin’de “Dersîm 1938 Xo Vîra Meke, Dersim 1938 katliamını-Direniş önderleri; Seyit Rıza ve arkadaşlarını anıyoruz” adıyla bir etkinlik düzenledi. Yönetmenliğini Özgür Fındık’ın yaptığı “Kara Vagon” belgeselinin gösterildiği etkinliğe uluslararası alanda Dersim’in soykırım olarak tanınması için çalışmalar yürüten avukat Erdal Doğan katıldı.

Uluslararası hukukta “katliam” ve “soykırım” kavramlarının farkına dikkat çeken Doğan “Soykırımın zaman aşımı yoktur. Katliamı yaşayan Dersimlilerin çocukları ve torunlarının bile hesap sormaya hakkı vardır. Bu konuda sadece Dersimliler veya Kürtlerin değil, bütün insanlığın sorumluluk sahibi” diye konuştu.

Devletin bilinçli şekilde Dersim için ‘katliam’ sözünü kullandığını hatırlatan Doğan “Burada amaç; bir anıt dikip olayın üstünü kapatmaktan başka bir şey değil. Dersimli kurum ve şahsiyetlerinin niyeti de budur. Bizi davayı uluslararası arenaya taşıyacağız” dedi.

ULUSLARARASI DAVA SÜRECİ BU YIL BAŞLIYOR
Kasım 2010’da Berlin Eyalet Parlamentosu’nda düzenlenen Dersim Konferansı’nda alınan karar gereği davayı uluslararası mahkemeye taşıma çalışmalarını sürdüklerini söyleyen Doğan devamla şöyle konuştu:

“Dünyadaki benzer davaları araştırdık, özellikle bu konuda deneyim sahibi olan hukukçularla birlikte çalıştık. 2012 içinde bu girişimi başlatıyoruz. Dersim’de yapılan soykırımı uluslararası bir zemine taşıyarak, orada yapılan gerçekleri çıkartmaya çalışacağız. Bu konuda özellikle Avrupa’da yaşayan Dersimliler bize yardım etsin.” 

Dersim katliamı sırasında Alman yapımı gazların kullanılma ihtimaline dikkat çeken Doğan “Bu gazların aynısıyla Naziler Yahudileri katledi. Önümüzdeki günlerde Almanya’nın rolünün araştırılması için çalışmalar yapacağız” diye konuştu. Fetullah Gülen cemaatinin Dersime farklı politika izlediğini belirten Doğan, Dersimlileri uyardı.

Konuşmalar ve tartışmaların ardından 1937-1938 yılları arasında Dersim’de yaşanan acıları anlatan ve yönetmenliğini Özgür Fındık’ın yaptığı “Kara Vagon” belgeseli gösterildi. Etkinliğin sonunda sahne çıkan yerel sanatçılar, Dersim deyişleri ve müziğinden parçaların sunulduğu mini bir konser verdi. (ANF)

Veröffentlicht von maya_ am Montag, 09. Januar 2012 (63 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | Druckbare Version  Diesen Artikel an einen Freund senden | Dersimden Haberler | Punkte: 0)

Halk inisayatifi'nden acil çağrı
aktuelle News
Halk İnisiyatifi'nden Botan halkına acil çağrı

Kürdistan Halk İnisiyatifi, Cudi Dağı'nda çıkan çatışmaya ilişkin yaptığı açıklamada Botan halkına Cudi'de canlı kalkan olmaya çağırdı. Açıklamada, "Tüm Botan halkımıza yediden yetmişe Cudi Dağına akın ederek özgürlük gerillalarına sahip çıkmalıdır" denildi.

Kürdistan Halk İnisiyatifi, Şırnak'ın Cudi Dağı'nda yaşanan şiddetli çatışma ile ilgili yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, Roboski'de yaşanan katliama dikkat çekilerek, "Sömürgeci Türk devleti ve AKP faşizmi Roboski katliamını savaş kurmaylarıyla birlikte gerçekleştirdikten sonra hızla üstünü örtme komplolarını geliştirmeye çalıştı. Halkımızın gösterdiği çaba sonucunda bu kirli emellerine ulaşamamış ve katliamcı yüzü tüm dünya kamuoyu nezdinde deşifre etmiştir" denildi. Açıklamada, "Katliamı gizleme çirkefliğini başaramadığını görünce, bu sefer Kürt halkını ve siyasetçilerini açıktan tehdit etmeye ve katletme emellerini devam ettireceğini bizzat yetkili ağızlardan beyan etmiştir. Nitekim ardından iki özgürlük savaşçılarını Amed'te hunharca katletmiştir" denildi.

Cudi'de yaşanan şiddetli çatışma ile ilgili Botan halkına çağrı yapan İnisiyatif'in açıklaması şöyle: "AKP, katliamcı, kıyımcı politikalarından hız kesmemektedir. Cudi Dağı'nda özgürlük savaşçılarına karşı Çelê'de uyguladığı insanlık suçunu tekrarlamak istemektedir. Her türlü teknik gücü devreye koyarak yine kimyasal silahlarla gerillaları katletme çabasındadır. Bu soykırım ve katliamcı uygulamaları halkımız tüm dünyaya teşhir etmelidir. Tüm Botan halkımıza yediden yetmişe Cudi Dağına akın ederek özgürlük gerillalarına sahip çıkmalıdır. Türk Devletinin faşist hükümetinin ve savaş kurmaylarının kirli ve insanlık dışı uygulamalarını teşhir etmelidir. Tüm halkımıza gece gündüz, tank top demeden kendilerini canlı kalkan yaparak bu katliamı durdurma ve Botanı baştan sona serhildana durmalı ve direnişini yükseltmeye çağırıyoruz."

Cudi'de şiddetli çatışma

Öte yandan Şırnak'ın Cudi Dağı'nda binlerce askerin katıldığı hava destekli operasyon sonucu şiddetli çatışmanın yaşandığı belirtildi. 

Yerel kaynakların verdiği bilgiye göre HPG ile askerler arasında şiddetli çatışmanın devam ettiği ve can kayıpları olduğu iddia edilirken, bölgenin havadan ve karadan bombalandığı öğrenildi.

Yoğun askeri sevkiyatın yapıldığı bölgede şiddetli çatışma haberi üzerine BDP'li milletvekilleri, belediye başkanları ile sivil toplum örgütü temsilcileri Şırnak'a hareket etti. Bölgede Kazan Vadisi'ne benzer bir olayın yaşanmasından endişe duyuluyor. (anf)

Newededersim

Veröffentlicht von maya_ am Montag, 09. Januar 2012 (55 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | Druckbare Version  Diesen Artikel an einen Freund senden | Punkte: 0)

Karayılan: Topyekün savaşın esas hedefi İmralı’dır
aktuelle News  BEHDİNAN - KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Öcalan’a yönelik saldırı ile Roboski Katliamının Kürt halkı ile özgürlük mücadelesine geri adım attırma amacıyla yapıldığını belirterek, “Bu amaçlarına ulaşmadılar, ulaşamayacaklar” dedi. Cezaevindeki tutsakların başlatmış olduğu açlık grevini selamlayan Karayılan, “Ulusal tutumun gelişmesi için sömürgecilikle artık Türkçe konuşmamalıyız” diyerek Kürt siyasetçilerinin anadilde savunma yapmalarına destek verdi. 

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, son günlerde yaşanan gelişmeleri Dengê Mezopotamya Radyosu’na değerlendirdi. Karayılan, Türk devletinin, hareketlerine ve Kürt halkına karşı, teslim almayı amaçlayan, merkezinde PKK lideri Abdullah Öcalan’ın bulunduğu topyekün bir savaş başlattığına dikkat çekerek şunları söyledi: 

‘TOPYEKÜN SAVAŞIN ESAS HEDEFİ İMRALI’DIR’

“Türk devleti Önderliğimize, hareketimize ve halkımıza yönelik topyekun bir savaş başlatmıştır. Bu savaşın merkezinde Önder Apo vardır. Saldırıların bütün açılardan en yoğun olduğu ve yürütüldüğü yer İmralı’dır. Yürütülen bu savaş hareketimiz ve halkımızı teslim almak ve tasfiye etmek amaçlıdır. O açıdan böyle kapsamlı ve ana hedefinde İmralı olması bu nedenledir. Önderliğimiz İmralı tecrit sistemine karşı bir direniş içerisindedir. Ancak düşman Önderliğimizin geri adım atmasını istiyor. Önderliğimizin tavrını yumuşatması için saldırı üzerine saldırı geliştiriyorlar. Dikkat edilirse, daha iki yıl önce yirmi günlük hücre cezası verilmişti. O zaman görüşmeler vardı, cezayı durdurmuşlardı. O cezayı şimdi uyguluyorlar. Yine Önderliğimizin yanında bulunan arkadaşlara yönelik de geçmişteki cezalar bugün uygulanıyor. O arkadaşlarımız da bir direniş içerisindedirler. Türk devleti burada amacına ulaşmamıştır. Önderliğimize yönelik bir saldırı var ama her şeyden önce bu durum karşısında Önderliğimizin sergilediği büyük ve anlamlı direnişi söz konusudur.”

Türk devletinin başlattığı yeni saldırıların kapsamına da değinen Karayılan, Kürt halkının sindirilmek, sessiz bırakılmak ve bu şekilde teslim alınmak istendiğini dile getirerek, Kürt halkına yönelik bir zulüm ve işkencenin olduğunu belirtti ve sözlerine şöyle devam etti;

‘İMRALI’DAKİ İŞKENCE İLE ROBOSKİ’DEKİ KATLİAMIN AMACI BİRDİR’

“Roboski’de 35 insanımız neden şehit düşürüldü? Roboski, Qileban ve Botan halkı şahsında tüm Kürt halkına bir mesaj verilmek istendi. Yani eğer siz geri adım atmazsanız, biz sizi her tür yöntemle yok edebiliriz, denmek istendi. O açıdan oradaki katliam bir koordinasyon ve plan dahilinde pratikleştirildi. Biz bu gençlerimizin kanını elbette ki yerde bırakmayacağız, herkes bunu böyle bilsin. Yani İmralı’daki işkence ve Roboski’deki katliam birdir. Her ikisinin amacı da aynıdır. Örneğin Önderliğimiz İmralı’da geri adım atması durumunda halkımıza daha çok saldırırlar. Eğer halkımız geri adım atar, sessiz kalırsa o zaman Önderliğimiz kuşatma altına alınır, kazanımlarımız hedef haline gelir. Önderliğimizin geri adım atmasını amaçladılar ama bu mümkün değildir, böyle bir şey gerçekleşmedi ve gerçekleşmeyecek de. Halkımız açısından da bu geçerli olmadı. İmralı’daki tecrit ve yine Roboski’deki katliama yönelik halkımız bugün hala ayaktadır. Demek ki Kürt halkı zayıf düşmemiştir, ayaktadır. Hatta Roboski’deki şehitlerine en üst düzeyde sahip çıkmaktadır. Yine bütün bunlarla birlikte ulusal birliğin çok güçlü olduğu ve giderek güçlendiği de böylelikle bir kez daha açığa çıktı. Dört parça Kürdistan ve yurtdışında Kürt halkının sergilediği tavır ulusal ruhta birlik yaratıldığını açığa çıkarmıştır. Onlar burada da amaçlarına ulaşmamışlardır. Kürt siyasetinde de teslim alma, parçalama ve zayıflama yaratmak istediler ama bu da gerçekleşmedi. Zindandakiler de dışarıdakiler de hala ayaktadırlar ve özgür siyasetlerini yürütmektedirler.”

Öcalan’a yönelik, yine Kürt halkı ve Kürdistan gerillasına dönük yürütülen savaşın ‘önderlik sistemini’ hedeflediğini vurgulayan Karayılan, Kürdistan gerillasının geçen dönemde büyük bir direniş sergilediğini belirtti. Karayılan gerilla güçlerine yönelik Türk devletinin ve basınının psikolojik savaş yürütme amaçlı haberler yaydığını ve bunun toplumu yönlendirmek amaçlı olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti:

‘GERİLLAMIZ 2011 YILINDA BÜYÜK DİRENİŞLER SERGİLEDİ’

“Türk devletinin temel hedeflerinden biri de gerilladır. Onlar da çok iyi biliyorlar ki, Önderliğimizin ve gerillamızın duruşu onların bütün oyunlarını boşa çıkarıyor. Onun için bu dönemde gerillaya yönelik kapsamlı saldırılar geliştirdiler. 2011 yılını gerilla açısından yok etme yılı olarak hesapladılar. Tamil örneğini planlayarak, buna göre hareket etmeye çalıştılar. Ama başarıya ulaşmadılar. Gerillanın da yaşadığı temel bazı eksiklikler oldu. Fakat genel olarak büyük bir direniş yaşandı. Bu direnişte Şehit Rüstem, Çiçek, Alişer, Rozerin, Baz, Simko, Ruken, Brusk ve diğer değerli şehitlerimizi verdik. 14 Temmuz’dan bu yana pratiğe baktığımızda başarılı adımlar atıldığını görüyoruz. Konsept boşa çıkarıldı. Güçlü eylemler gerçekleşti ve büyük direnişler yaşandı. Bu bize büyük umutlar verdi. Ama bunun yanında pratikte bazı yanlışlar yaşandı ve hatalar görüldü. O kadar bariz ve açık hatalar görüldü ki düşmanın içinde bulunduğu zayıflık büyük kayıpların verilmesinin önüne geçti. Genel pratiği değerlendirdiğimizde olumlu-olumsuz, başarılı yanlarını görüyoruz.

“Türk ordusu yüksek teknoloji, istihbari bilgiler ve psikolojik savaş yürüterek, bazı sonuçlara ulaşmak istiyor. Psikolojik savaşı çok kapsamlı yürütüyor. Psikolojik savaş yalana dayalı savaş türüdür ve temeli yoktur. Örneğin bir yerde bir kişi teslim olmuşsa sanki çok sayıda kişi teslim olmuş gibi yansıtmaya çalışıyor. Bunun için bütün televizyon kanallarını, gazeteleri devreye koyarak, kontrol altına alıyorlar. Bütün bunları psikolojik savaşın temel araçları haline getirmişlerdir. Gerillaya yönelik geliştirilen bu imha saldırılarına karşı gerillamız bir çok yerde gerilla kurallarını tam uygulayamamış, Önderliğimizin belirttiği ‘24 saat gerillacılık’ ilkesini pratikte tam olarak uygulayamamıştır. Yani düşman birçok alanımızda gerillanın gösterdiği zayıflıklardan dolayı saldırılar gerçekleştirmiş, yönelmiştir. Örneğin Çele’de çok başarılı bir eylem gerçekleştirildi ama eylem sonrası gerilla kuralları ihlal edildiği için düşman çok az bir çabayla elindeki tekniği kullandı ve ardından kayıplar yaşandı. O açıdan gerillanın düşmanın tekniğini boşa çıkaracak bir pratikte olması gerekiyor. İçinde bulunduğumuz bu kış sürecini bütün bunları değerlendiren ve geçmiş süreçte yaşanan eksiklikleri ortadan kaldırma süreci olarak ele almayı hedefliyoruz. Bu konuda kararlılığımız büyüktür.”

‘TUTSAKLARIN AÇLIK GREVİ KARARINI SELAMLIYORUZ’ 

Karayılan, cezaevlerinde bulunan Kürt tutsakların başlatmış oldukları açlık grevi eylemini de değerlendirerek, bu konuda şunları söyledi;

“Kendi inisiyatifleriyle karar alıp, açlık grevi eylemi başlatan tüm özgürlük tutsaklarını ve devrim esirlerini selamlıyorum. Alınan bu açlık grevi kararına saygı duyuyoruz. Uluslar arası komplonun 13. Yılını geçmiş yıllar gibi sadece kınamak değil, bir toplumsal hamle olarak geliştirmek ve komplonun tamamen boşa çıkarılması için sadece tecridin ortadan kaldırılması değil, Önderliğimizin özgürlüğünün gerçekleşmesi olarak ele almak gerekiyor. Önder Apo’nun özgürlüğü tüm zindan tutuklularının ve Kürt halkının özgürlüğü anlamına geliyor. Zindanlar bir kez daha Mazlum Doğan, Kemal Pir, Hayri Durmuş, Akif Yılmaz, Ali Çiçek, Ferhat Kurtayların çizgisini yükseltmeye çalışıyor. Bu çok önemli bir tavırdır. Bu genel mücadeleye de güç verecektir.”

‘SÖMÜRGECİLİK KARŞISINDA KÜRTÇE KONUŞMAK BİR YURTSEVERLİK TAVRIDIR’

‘KCK’ adı altında düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınarak tutuklanan Kürt siyasetçilerinin mahkemede anadilde savunma yapmalarını da değerlendiren Karayılan, Kürtçe konuşmanın bir yurtseverlik tavrı olduğunu söyledi: 

“Türk sömürgeciliği ile aramızdaki bazı şeylerin artık netleşmesi gerekiyor. Mademki biz kendi dilimizle, kültürümüzle yaşamak ve eğitim görmek istiyorsak, şimdiden bazı şeyleri başlatmamız gerekiyor. Cezaevindeki arkadaşlarımız buna öncülük etmelidirler. Örneğin mahkemelere gidip, devletle yüz yüze geliyorlar. Türk devletinin her gün bizzat saldırılarıyla karşı karşıya geliyorlar. Sergilenen tutum elbette ki önemli bir tavırdır. Ulusal tutumun gelişmesi için sömürgecilikle artık Türkçe konuşmamalıyız. Türk diline karşı olduğumuzdan değil, biz Türk halkıyla elbette ki Türkçe konuşuruz. Biz Türkçe diline karşı değiliz. Ama mademki asimile ediliyoruz, zorla Türkçe konuşturuluyoruz, o zaman bir yurtseverlik tutumu olarak devlerle Türkçe konuşmamamız gerekiyor. Bu tutum başta mahkemelerde gelişmelidir. Sadece kadro olanlar değil, yurtseverler de Kürtçe konuşmalıdırlar. Sadece mahkemelerde değil, her yerde devletle ilişki böyle olmalıdır. Bu ulusal bir tavırdır. Kadroların yanı sıra, dostlarımız, yurtseverlerimiz ve tüm Kürtler bu ulusal birliğe katılmalıdırlar.”

‘2012 YILINDA YENİ BİR HAMLE BAŞLATMAK İSTİYORUZ’

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan son olarak 2012 yılının kendileri açısından stratejik, önemli ve kader yılı olduğunu söyledi. Karayılan, “2012 yılı bizler açısından stratejik, önemli ve bir kader yılıdır. 2012 yılında yeni bir hamle başlatmak istiyoruz. 2012 yılını ulusal birlik yılı, Önderliğimizin, halkımızın ve tüm tutukluların özgürlük yılı yaparak, bunun için elimizden ne geliyorsa onu yapacağız.” dedi. 

ANF NEWS AGENCY
Veröffentlicht von maya_ am Sonntag, 08. Januar 2012 (44 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | Druckbare Version  Diesen Artikel an einen Freund senden | Punkte: 0)

'Sende bir ses çıkar'
aktuelle News
HDK; Devlet terörüne karşı sokaklardayız

İstanbul - Barış ve Adalet çağrısı için “Sende bir ses çıkar” eylemliğini kapsamında bir araya gelen Halkların Demokratik Kongresi (HDK), üyesi yüzlerde kişi Roboski katliamını kınayarak “estirilen devlet terörüne karşı” barışın sesi yükseltme çağrısında bulundu.

HDK tarafından Barış ve adalet için “sende bir ses çıkar” kampanyası startını aldı. İstanbul’da Taksim Meydanı’nda toplanan yüzlerce kişi Roboski katliamını kınayan pankart ve dövizler eşliğinde sık sık “katil devlet hesap verecek”, “Şırnak halkı yalnız değildir” sloganlarını attı. 

Aralarında BDP Milletvekilleri Sabahat Tuncel, Ertuğrul Kürkçü ve Levent Tüzel, yazar Necmiye Alpay’ın yanı sıra bir çok sanatçı sendika yöneticisi katıldı. katıldı. Konuya ilişkin dağıtılan bildiride ’35 genç köylünün katledilmesine sessiz kalmayacağımızı haykırmak, operasyonların, gözaltı ve tutuklamaların son bulmasını talep etmek için buradayız’’ denildi.

“KÜRTLER NE İSTEDİĞİNİ BİLİYOR YA SİZ!”

İlk konuşmayı HDK üyesi BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü yaptı. HDK, BDP'li milletvekilleri ve bölge halkının mücadelesi sonucu Roboski katliamının üzerinin kapatılamadığına dikkat çeken Kürkçü, "Şimdi hükümetin karnı açık bir yara gibi ortada, bu bir katliamdır. Katliamın kurbanlarına tazminat ödenmedikçe, sorumluları cezalandırılmadıkça, operasyonlar durdurulmadıkça bizde mücadelemizi sürdüreceğiz" diye konuştu. 

AKP hükümetinin yüz yıllık inkar ve asimilasyon siyasetini sürdürdüğünü kaydeden Ertuğrul Kürkçü, şunlara dikkat çekti: "Devletin imha ve inkar siyasetini başarıya ulaştırma şansı yok. Gözaltılar, tutuklamalar, baskılar, katliamlar bizleri davamızdan alıkoyamayacak. Biz demokratik bir Türkiye ve Kürt halkı için demokratik özerklik istiyoruz. Halkın kendi kendisini yönetmesini istiyoruz. Şunu bilin ki ezilenlerin hepsi bu süreçte yan yana gelecek. İşte o zaman demokrasinin ne olduğunu öğreneceksiniz. Demokrasi her şeyden önce hayır demektir. Biz, her geçen gün daha güçlü bir şekilde hayır diyeceğiz.”

“DİRENENLER KAZANACAK”

Eylemde konuşan BDP İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel’de Uludere katliamının hesabını soracaklarını belirterek, AKP tarafından kısılmak istenen seslerini daha gür çıkarmak için sokaklara çıktılarını söyledi. Sokaklarda olanların bu ülkenin asıl sahipleri olduğunu vurgulayan Tuncel, ‘’Biz biliyoruz ki vicdanlılar vicdansızlardan daha çok, halkların kardeşliğin isteyenler katliamcılardan daha çok.AKP bu ülkeyi tek tipleştirmeye karar vermiş biz ise bu ülkeyi renklendirmeye, halkların bahçesine çevirmeye karar verdik. Tarih zulmedenleride yazar ama asıl olarak direnenler tarihe yazılır. Tarihte hep direnenler kazandı" diye konuştu. Tuncel ayrıca ‘’Başbakan’ın biraz gururu varsa onunla birlikte hükümeti de istifa eder. Ancak onların amacı yeni savaş alanları yaratmak. Bizlerde sokaklarda barış ve adalet taleplerimizi haykırarak, buna izin vermeyeceğiz’’ dedi. 

TÜZEL: İNKAR VE İMHAYA KARŞI HKD VAR

HDK olarak, önce barış, demokrasi ve halkların birliği ve kardeşliği şiarı ile yola çıktıklarını söyleyen Milletvekili Abdullah Levent Tüzel, herkesi HDK çatısı altında mücadeleye çağırarak şunları söyledi: İnkar, imha ve yok etme politikalarına karşı, parasız eğitim ve sağlık, anadilde eğitim için HDK var. Demokratik özerklik, ortak vatan, demokratik çözüm her yerde olacak. Emeği ve onuru ile yaşamak isteyen herkes, devlet terörüne, baskı ve yasaklara karşı birleşmeli, mücadele etmelidir.” 

ÖZGEN: BİRLİKTEN GÜÇ DOĞAR

KESK Genel Başkanı Lami Özgen, Uludere'de bir insanlık suçunun işlendiğini altını çizdi. Özgen, bu suçun son olması ve geçmişte yaşanan tüm suçların aydınlatılması için emek, demokrasi güçlerinin ve tüm meslek örgütlerinin birlikte mücadele etmesi gerektiğini vurguladı.

‘SENİN HESABINI SORACAĞIM DEDE’

Eylemde dedesi Halil Alpsoy’u gözaltında kaybeden 10 yaşındaki Eylem Alpsoy’da bir konuşma yaparak, ‘’Başbakana sesleniyorum. Hiç vicdanın sızlamıyor mu? Artık kan dökülmesin, yeter anneler artık ağlamasın. Çocuklarda babasız kalmasın. Dede ben büyüyeceğim, okuyacağım. Senin bu hesabını devlete soracağım. Seni seviyorum canım dedeciğim. Seni unutmayacağım’’ dedi.

Eylemde ayrıca Roboski’de gözlemlerde bulunan heyet içinde yer alan Yazar Necmiye Alpay’ın izlenimlerini tekrar paylaştı. Eylem daha sonra sona erdi.

ANF NEWS AGENCY

Veröffentlicht von maya_ am Sonntag, 08. Januar 2012 (47 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | Druckbare Version  Diesen Artikel an einen Freund senden | Punkte: 0)

Düşünce özgürlüğü
aktuelle News
Ragıp Zarakolu yazdı..

Düşünce özgürlüğü insanlığa karşı işlenen suçları kapsamaz

Türkiye'de, Fransa'da çıkan yasaya ilişkin tartışmalardaki önyargı ve cehalet insanı şaşırtıyor.

Ragıp ZARAKOLU

Daha metnini okuyup üzerinde düşünmemiş olanlar ahkâm kesip Türkiye'yi küçük düşürüyor.

Avrupa, İkinci Dünya Savaşı’nda sadece bir holokosta, yani bir soykırıma sahne olmadı. Bunu işleyen mantık, aynı zamanda 50 milyon insanın hayatını yitirmesine neden oldu. 
Bunun içindir ki orada ırkçılık, yabancı düşmanlığı en azından sözel ve formal olarak demokratik sistem tarafından bir tehlike olarak görülür (yani bizde olduğu gibi sosyalizm, farklı inançlar, azınlıklar, misyonerlik vb. değil). Bunun için okullarda soykırım konulu dersler verilir, ders kitapları nefret söyleminden arındırılır, filmler yapılır, kitaplar yazılır.


Buna rağmen Avrupa’da ekonomik krizlerin, kazanılmış toplumsal hakların yitirilmeye başlanmasının da etkisiyle, 1930’larda olduğu gibi ırkçılık ve yabancı düşmanlığı yükselme eğilimi göstermekte, bunun siyasal arenadaki yansımaları da artmaktadır. 
ABD’de ifade özgürlüğü anlayışı, ilke olarak her türlü sınırlamaya karşıdır. ABD, aynı zamanda uluslararası savaş suçları ve bunların yargılanmasına ilişkin Roma Sözleşmesi’ni de imzalamamıştır. Nitekim ABD, 1948’de imzalanan BM Uluslararası Soykırım Sözleşmesi’ni de ancak 1986’da imzalamıştır. 
Bu nedenle Avrupa’da Hitler’in ‘Kavgam’ adlı kitabı yayımlanamaz, Nazi işaretleriyle dolaşılamaz. Fakat ABD’de bunlar mümkündür. Çünkü ABD toprakları, Avrupa gibi hiçbir dünya savaşında yıkıma uğramamıştır. 
 
Avrupa’da yasal adımlar 
Soykırım ve nefret suçları, insanlığa karşı işlenen suçların övülmesi ve propagandası, bu nedenle insan hakları savunucuları tarafından ‘düşünce ve ifade özgürlüğü olarak kabul edilmezler’. Soykırım ve nefret suçlarına karşı olmak, aynı zamanda bir insan hakları savunucusu olmanın kriteridir. Nitekim kurucularından biri olmaktan onur duyduğum İnsan Hakları Derneği (İHD) 1985’te, 100 küsur yıllık tarihi olan Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu’na üyelik görüşmeleri yapılırken, kurumumuzun 1915 gerçekliğini kabul ettiği, genel başkan yardımcısı olarak bizzat benim tarafımdan beyan edilmiştir. 1993’te Ayşe Nur Zarakolu’nun yayımladığı Yves Ternon’un ‘Ermeni Tabusu’ adlı kitabının terör kapsamında yargılanması da Türkiye’de insan hakları savunucularının ‘ilkeli’ oluşunun bir örneği olarak kabul edilmiştir. Nitekim bu davaya ilişkin olarak Ternon/Zarakolu davasına, eski Paris Barosu başkanını gözlemci olarak yollamıştır. İHD, 1995’ten bu yana aynı zamanda azınlık haklarının da ilkeli bir savunucusu olmuş, daha 1990’larda Ara Sarafyan gibi araştırmacılara konferans verdirmiş, ilk 6-7 Eylül Olayları sergisini ve Tuzla Kampı’nın kapatılması sergisini düzenlemiş; 2005’ten itibaren de 24 Nisan’a ilişkin paneller düzenlemeye, açıklamalar yapmaya başlamıştır. İki yıldan beri Cumartesi Anneleri’nin kayıplar eylemliliğinde, kaybedilen Ermeni aydınlarından örneklere de sembolik olarak yer vermektedir.


Bugün Avrupa’da ırkçı dalganın yeni bir boyutu da hedef alınan Afrikalılar, Romanlar, Asyalılar yanında, bir ‘İslamofobi’ artışıdır. Bu gruplardan olan insanlar, ırkçı ve neo-Nazi mantalite tarafından adeta 1930’larda Almanya’da ve kimi Avrupa ülkelerinde Yahudiler nasıl görülüyorsa, öyle görünmektedir. Avrupa seçimlerinde ırkçılığın yeniden prim yapmaya başlaması, Almanya’da Neo-Nazilerin işlediği sistematik cinayetler ve en son Norveç’te yaşanan ırkçı katliam, yükselmekte olan bu yeni dalganın somut örnekleridir. Öte yandan yıllardır saldırıya uğrayan Yahudi ve Müslüman mezarları ve Ermeni anıtları da ‘inkârcılık’ karşısında, bunun aynı zamanda bir ‘eylem’ boyutu olması karşısında anlaşıldığı kadarıyla ‘yasal’ bir düzenlemeyi zorunlu kılmıştır. Ve ünlü 301. ve 305. maddeler, düşünce ve ifadeyi ‘terör’, yazar ve gazetecileri ‘terörist’ kabul eden ve her türlü savunma hakkını kısıtlayan, ayrımcılık yapan yasal sistemimizle herhalde en son söz hakkı bize düşer.


Bu bakımdan yükselen ırkçı ve neo-Nazi dalga karşısında demokratik sistemin, insanlığa karşı işlenmiş suçların inkârını yasal olarak önlemek istemesi anlaşılır bir şeydir. Her ne kadar bu tür eğilimlerin tek başına ‘yasa’ ile engellenmesinin mümkün olmadığı, çok daha köklü bir eğitim çalışmasına, daha fazla birlikte yaşama projesi üretilmesine ve her şeyden önce neo-faşist akımlarla, Soğuk Savaş kalıntısı derin ilişkilerin tasfiye edilmesine ihtiyaç olduğu açıktır.


Avrupa toplumu son yirmi yıldır azınlık haklarının, bölgesel kültürlerin korunması konusunda önemli yasal adımlar attı. Uluslararası hukuk alanında da insanlığa karşı işlenen suçların, savaş suçlarının yargılanamaz olmasının önüne geçilmesi için Roma Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmeler imzalandı. Ruanda ve Bosna yargılamaları gerçekleşti 
 
Esas sefiller kim? Türkiye’de, Fransa’da çıkan yasaya ilişkin tartışmalardaki önyargı ve cehalet beni şaşırtıyor. Daha metnini okuyup üzerinde düşünmemiş olanlar, ahkâm kesiyor, saçmalıyor ve Türkiye’yi küçük düşürüyorlar. 
Dersim trajedisi için özür dileyenle inkâr edenin bir araya gelip ortak tavır koyması, bizi bin kat daha derin düşünmeye sevk etmesi gerek; bayram değil, seyran değil Kılıçdaroğlu bizi niye öptü diye; büyükelçi emeklisi Elekdağ niçin ekranları kapladı diye. Perinçek-Kerinçsizler, şöyle deseler haksız olmazlar mı: “Zihniyetimiz egemen, biz hapisteyiz.” 
Elekdağ-Baykal ikilisinin 2005’te TBMM’yi sevk ettiği yanlış yol, bugün yine tekerrür ediyor. O zaman İngiliz parlamentosuna, bugün de Fransız parlamentosuna ders verdiriyor aynı mantık. Şu anda hakikatleri araştırma komisyonu gibi çalışan Radikal’in ‘Les Misérables’ başlığı, bana çok irrite edici geldi. Acaba sefilleri oynayan kim? Türkiye’de şu anda yaşananlar bu sefaletten başka bir şey mi? Türkiye bir ceset tarlasına dönüşmüşken, bir yerler kazılırken neden bahsediyoruz Allah aşkına?


Türkiye basınında görebildiğim kadarıyla sadece Milliyet, Fransa’da çıkan yasanın tam metnini vererek gazetecilik yaptı. Ve Türkiye’de aklı başında olan insanlar, metinde tek bir ‘Ermeni’ kelimesi geçmediğini gördü. 
2000’de Fransız senatosu çatısı altında yapılan Türk-Ermeni aydınları diyaloğunun düzenlenmesinde Türkiye ayağı için çalışmıştım. Ve bu tartışmada Cezayir olayında, o çatı altında Fransa’yı Cezayir konusunda kabul ve özre çağıran kişi, Fransız ordusunun işkenceden geçirdiği Fransız komünist yazar, Cezayir/Yahudi kökenli büyük insan Henri Alleg oldu. Kendisine Jean Claude ile başkanlık önerdiğimizde “Beni kabul etmezler” demişti. 
Cezayirliler ise “Bizim adımızı ağzınıza almayın, acımızı sömürmeye kalkmayın2 dedi, 2000’de TBMM’ye Cezayir inkâr yasası geldiğinde. 
Fransa’da yaşayan Ermeni kökenli yurttaşlar gibi, Cezayir kökenliler de kendilerine yönelik kıyımın tanınması için mücadele verip, bu yasa sayesinde bu gerçeğin inkârını engellemek için çalışacaktır. 
Bu yıl soykırım inkâr yasasını hazırlayan Sosyalist Parti önemli bir adım atarak (bizim Dersim adımı gibi), 1961’de Paris’in göbeğinde Cezayirli protestocuların kıyıma uğratılıp Seine Nehri’ne dökülmesinden dolayı özür diledi. 
2000’li yılların ortasında Hrant Dink beni ikna etti. Fransız parlamentosuna Ermeni soykırımını kabul eden yasa tasarısı geldiğinde, bunun ‘düşünce özgürlüğü’ açısından ele alınması gerektiğini söyledi. İkna oldum, ifade özgürlüğü açısından ‘Amerikan’ yaklaşımını değil, ‘Avrupalı’ yaklaşımını benimsedim. 2001’de son bir umut Paris’e gitmiştik rahmetli eşim Ayşe Nur ile birlikte. Jean Claude Kebabcıyan, onunla son bir röportaj yaptı. Ayşe bu röportajda 19 Aralık 2000’de yapılan ‘Hayata Dönüş’ katliamından acıyla söz etti ve Fransız parlamentosunun Ermeni Soykırımı’nı tanımasını eleştirmenin yanlış olduğunu söyledi. Anadolu’nun sağ kalmış insanları, elbette yaşadıkları her yerde bir haksızlığın giderilmesi ve kabul edilmesi için çaba harcayacaklardı. Ben de bir insan hakları savunucusu olarak, inkârın insanlığa karşı işlenen suçları meşru gösterdiği, nefret söylemlerini teşvik için ifade özgürlüğü kapsamında olmadığını düşünüyordum. 
 
Hrant tasarıya karşıydı 2006’da ise Hrant, beni Etyen Mahçupyan ile birlikte Fransa’da parlamentoda bu yasanın çıkmaması için üçlü deklarasyonu imza etmeye ikna etti. Kendimi Hrant’tan daha ‘iyi’ bilir kabul edemezdim. Eğer o, soykırım kurbanı bir halkın çocuğu olarak Fransa’daki tasarıya karşı çıkıyorsa, ona ‘Hayır’ demek haddim değildi. 
Hrant, “Bu yasayı Fransa’da çiğneyeceğim” dedi. Öte yandan Türkiye’de ‘soykırım’ tanımlamasını kullanmaktan kaçınmamaya başladı. Ve 301’den mahkûm oldu. Ve artık Hrant aramızda yok. Ve onu kaybettikten sonra, şanlı adaletimiz onu 1915’i ‘soykırım’ diye tanımladığı için mahkûm etti.


Ben eğer yaşasaydı Ayşe Nur’un, Taner Akçam gibi, Hrant ve Etyen Mahçupyan ile imzaladığımız üçlü deklarasyona katılmayacağını biliyorum. Bilinç altından belki de bu çabanın Hrant’ın yaşamasına olanak sağlayacağını düşünmüştüm. Heyhat, ne yanılgı! 
Hrant’ın ölümünden sonra katıldığım konferanslarda, onun ölümüyle inkârcılığın nasıl maddi bir tehdit olduğunu anladığımı ifade ettim. 
Bizzat Fransız parlamentosu önünde düzenlenen bayraklı protestolar, bu tehdidin ne kadar maddi olduğunu algılamamıza neden oldu. Ne Ermenilere ne Türklere değinen soykırımı inkâr yasası, adeta bir itirafa neden oldu.


Bu yasanın çıkmasına yol açan olaylar zincirini hatırlamak istemiyoruz. Resmi inkârcılık sadece ülkede değil, yurtdışında da faaliyette. İnsanların ‘yas gününde’ ne kadar çok taciz edildiğini biliyor musunuz?

Kaç anıtın bombalandığını, kaç mezarlığın tahrip olduğunu, hakaret yazıları yazıldığını biliyor musunuz? Sadece Lyon kentinde kaç olay yaşandı? 
Bizim açımızdan manevi değeri olan yerlere bu tür şeyler yapılsa ne hissedersiniz? 
Eğer böyle yasalar çıkarılıyorsa, bunun kaynağının resmi inkârcılık olduğunu görmek zorundayız. Bütün bu olayların 12 Eylül faşist darbesinden sonra tırmanması bir tesadüf mü?


Bugün Asılsız Soykırım İddiaları ile Mücadele Koordinasyon Kurulu (ASİKK) gibi bir ‘ucube’ hâlâ devam ediyorsa, ortak bir ‘tarih komisyonu’ kurmaktan nasıl bahsedilebilir? Bunun samimiyetine kim inanır? İlk ASİKK Başkanı Devlet Bahçeli’ydi. 
Sayın Abdullah Gül ise 2006’da ASİKK kurulu başkanıydı. Bugün bu kurulun başkanının kim olduğunu bilmiyoruz bile. O zaman siz neden bahsediyorsunuz, neye karşı çıkıyorsunuz Allah aşkına? (radikal)

Veröffentlicht von maya_ am Sonntag, 08. Januar 2012 (42 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | Druckbare Version  Diesen Artikel an einen Freund senden | Punkte: 0)

Dersimden Haberler: Suat Demir gözaltında
aktuelle News
BDP Dersim İl Başkanı Demir gözaltına alındı

Dersim - BDP Dersim İl Başkanı Suat Demir, Sabiha Gökçen Havaalanı'nda gözaltına alındı.

BDP Dersim İl Başkanı Suat Demir, Dersim'den İstanbul'a geldiği sırada Sabiha Gökçen Havaalanı'nda gözaltına alındı.

Demir'in daha önceki bir davası nedeniyle gözaltına alındığı ve havalimanı karakolunda bekletildiği öğrenildi.

Newededersim 

Veröffentlicht von maya_ am Sonntag, 08. Januar 2012 (100 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | Druckbare Version  Diesen Artikel an einen Freund senden | Dersimden Haberler | Punkte: 0)


2209 Artikel (277 Seiten, 8 Artikel pro Seite)


Günün Sözü

dil secimi
Sprache für das Interface auswählen

ENGLISH FRENCH GERMAN TURKISH _LANGGERMAN (Du)

Who is online
All members: 7 549
Register today: 0
Register yesterday: 0
Members online: 0
Guests online: 29


Don't have an account yet? You can create one. As registered user you have some advantages like theme manager, comments configuration and post comments with your name.


Köse Yazilari
ALi Baran Düzgün
pertekliyiz.biz@hotmail.com

'Tunceli Cemevi kimin hizmetinde?'
Ali Haydar Gürbüz
pertekliyiz.biz@hotmail.com

Li Koçgîrî heta Roboskî
Can KASAPOĞLU
pertekliyiz.biz@hotmail.com

Uludere, yalnızlığımın ortağı...
Cihan Span
pertekliyiz.biz@hotmail.com

AKP kaybedecek demokrasi kazanacaktır
Emrah Öner
emrahoner@hotmail.com

Öteki Biz ... Vedat Dalokay
Ergin DOĞRU
dogru_ergin@hotmail.com

'Aygün Okunu Mazluma doğrultuyor'
Ferhat TUNÇ
pertekliyiz.biz@hotmail.com

Dersim'den Özür dilemek
Haydar IŞIK
pertekliyiz.biz@hotmail.com

Dersim'e yeni kimlik
Munzur Okur
Munzurokur@hotmail.de

Karayılan ve Burkay
Nesimi ADAY
pertekliyiz.biz@hotmail.com

Şiir, Müzik ve Cennet
Yüksel MUTLU
pertekliyiz.biz@hotmail.com

Unutmak

Yöremiz
gKöyler
sdTarihi Yerler
sdIlceler
sdEfsaneler
sdAsiretler

Filmler

Yeni film
Incir Receli

Incir Receli
Yeni film
Kağıt

Kağıt
Yeni film
Gişe Memuru

Gişe Memuru
Yeni film
Ya Sonra

Ya Sonra
Yeni film
Çalgı Çengi

Çalgı Çengi
Yeni film
KOLPACINO BOMBA

KOLPACINO BOMBA
Yeni film
Bir Avuç Deniz

Bir Avuç Deniz
Yeni film
Kar Beyaz

Kar Beyaz
Yeni film
Aşkın iKinci Yarısı

Aşkın iKinci Yarısı
Yeni film
Polis

Polis


Faliniz

Burcunuzu seçin, falınızı okuyun


Site Yardim

Avrupa Tvleri


Her Dilden Pertekliyiz

Pertekliyiz Biz Sitesinizi dilediginiz dilde tercüme etmek için asagidaki Dil seçenegini kullanabilirsiniz.

Bunlari Biliyormuydunuz
hayvanlarda saglaklik-solaklik mefhumu olmadigi halde kutup ayilari solaktir.


pertekliyiz.biz