Willkommen bei www.Pertekliyiz.Biz
Ana Sayfa Biz Kimiz Bize Ulasin Bizi Tanitin Köyler Kitap Önerileri Ziyaretci Defteri
  Hallo Misafir!   
Pertekliyiz.biz Sitesine Hosgeldiniz........Xerhatin.........Xerama
 

RADYO PERTAQ FACEBOOK GRUBU
Unbenanntes Dokument

Radyo Pertaq

 


Login

Benutzername:

Passwort:


icon_home.gif Ana Sayfa
som_downloads.gif Menü
tree-T.gif Pertek Resimleri
tree-T.gif Forum
tree-T.gif Dosyalar
tree-T.gif Alevilik
tree-T.gif Mesaj Panosu
tree-T.gif Etkinlikler
tree-T.gif Linkler
tree-T.gif Dilek Tahtasi
tree-T.gif Ziyaretci Defteri
tree-T.gif En Iyiler
tree-T.gif Anketler
tree-T.gif Kadromuz
tree-T.gif Biyografiler
tree-T.gif Sitenize Ekleyiniz
tree-T.gif Kadin
tree-T.gif Atasozleri
tree-T.gif Saglik
tree-T.gif Dersim Haritasi
tree-T.gif Sifali Bitkiler
tree-T.gif Testler
tree-T.gif Genel Bilgiler
tree-T.gif Mektuplar
tree-T.gif Oyun Eglence
icon_poll.gif Kültür&Sanat
tree-T.gif Gazeteler
tree-T.gif Tv Izle
tree-T.gif Sarki Sozleri
tree-T.gif Siirler
tree-T.gif Fikra Diyari
tree-T.gif Kitaplar
tree-T.gif Kitap Önerileri
tree-T.gif Filmler
tree-T.gif Klipler
tree-T.gif Kose Yazilari
tree-T.gif Dizi Izle
tree-T.gif Genel Kültür
tree-T.gif Eglence
icon_members.gif Üye Menüsü
tree-T.gif Kullanici Kaydi
tree-T.gif Özel Mesajlar
tree-T.gif Üye Listesi
tree-T.gif Ziyaretci Defteriniz
tree-T.gif Bizi Tanitin
tree-T.gif Bize Ulasin
favoritos.gif Haberler
tree-T.gif Haber Gönder
tree-T.gif Tüm Haberler
tree-T.gif Haber Arsivi
tree-T.gif Haber Basliklari
icon_members.gif Bilgileriniz
icon_members.gif Cikis Yap

Kategorien
oarrow.gif Dersimden Haberler
oarrow.gif Dünyadan Haberler
oarrow.gif Güncel Haberler
oarrow.gif HABERLER
oarrow.gif Pertek Haberleri

Klipler

Yeni Klip
MERVAN TAN - ZARİN

MERVAN TAN - ZARİN
Yeni Klip
Tuncel Kurtiz//Grup Yorum 25.Yıl Konseri

Tuncel Kurtiz//Grup Yorum 25.Yıl Konseri
Yeni Klip
DENIZ YUSUF  HÜSEYIN

DENIZ YUSUF HÜSEYIN
Yeni Klip
DERSIM  MERKEZ

DERSIM MERKEZ
Yeni Klip
BABA BERTAL DA  DAVUL RESITALI

BABA BERTAL DA DAVUL RESITALI
Yeni Klip
PERTEK TANITIM FILMI

PERTEK TANITIM FILMI
Yeni Klip
Goran  Salih-Mn Ashqm

Goran Salih-Mn Ashqm
Yeni Klip
8 MART ETKINLIGI-PERTEK

8 MART ETKINLIGI-PERTEK
Yeni Klip
Kürmes Ezgisi

Kürmes Ezgisi
Yeni Klip
Ciwan Haco-diyarbekir

Ciwan Haco-diyarbekir


Yönetim
g Yönetim Bölümü

2502 Artikel (313 Seiten, 8 Artikel pro Seite)


'Tepenin Ardı'
aktuelle News
‘Kürt meselesi hayal dünyamıza damga vurdu’

 

Tepenin Ardı filmiyle Altın Lale ödülünü alan Emin Alper anlattı…

Evrensel Gazetesi’nden Devrim Büyükacaroğlu, 31. İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale ödülünü alan Emin Alper ile birkaç gün Berlin Film Festivali’nde de Caligari Ödülü’ne değer görülen Tepe’nin Ardı üzerine söyleşmişti. İşte o söyleşi:

 

Tepenin ardında tüm film boyunca görmeye muvaffak olamayacağımız düşman Yörükler ve işgalci keçileri var. Tepenin berisinde ise ata yadigari toprağa sahip çıkan Emekli Orman İşletme Şefi Faik ve yanındaki ortakçı aile. Faik’in oğlu ve torunları köye ziyarete gelirler. Bir torun ateşli bir ergen diğeri ise doğuda savaşmanın travmasını atlatamamış zavallı bir genç. Üç kuşak erkek ateş başında rakı eşliğinde erkek erkeğe sohbete koyulduklarında aralarındaki iletişimsiziliğin boyutlarını öğrenme şansımız olur.

 

Faik, oğlu, torunları ve ortakçı ailesinden oluşan cemaat küçük bir Türkiye’dir adeta. Faik ile ortakçı aile arasındaki sınıfsal çelişki, üç kuşak arasındaki ezeli çatışma, cemaatin tek kadını ile diğer erkekler arasındaki gerginlik... Hiç düşmanları olmasa üç ömür birbirlerini yemeye yetecek dertleri vardır yani küçük cemaatimizin... Allahtan birbirlerini yeme iştahları ‘düşman tehdidi’ ile kesilecektir. Zavallı Yörükler ve onlardan da zavallı keçileri, bir aileyi ‘milli’ bir irade etrafında toplamayı başardıklarının tabii ki farkında olmazlar. Bir yandan ailesiyle ve çevresiyle yaşadığı sorunlarla yüzleşmek yerine, bütün sorumluluğu yükleyebileceği bir günah keçisi yaratan maço erkek kültürünün trajedisini, diğer yandan Kürtlerden bahsetmeden Kürt meselesine ve düşmanlaştırılmış başka kavimlere gönderme yapan evrensel bir hikaye anlatmayı başarıyor Tepenin Ardı.

 

İTÜ’de Dünya Tarihi dersleri veren Emin Alper, Karaman doğumlu. Bir vadiye sıkışmış taşralıyı anlatabilmek için memleketi ve Toroslar büyük bir coğrafi olanak sunmuş.

 

Emin Alper’in ilk uzun metrajlı filmi Tepenin Ardı, bu yıl Berlin Film Festivali’nde genç sinemacılara ve yenilikçi yapıtlara verilen Caligari Ödülü’ne değer görüldü. Film 10 Nisan Salı günü İstanbul Fİlm Festivali’nde gala yaptı.

 

Tepenin berisinde, ardında ne var?

Filmin isminin de ifade ettiği gibi asıl hikaye; tepenin ardında olduğu düşünülen düşmana karşı başlatılan bir seferberlik hikayesinin, tek tek bireyler arasındaki ilişkilerden yola çıkarak nasıl örüldüğü üzerine. Dolayısıyla film bir aile dramı gibi başlayıp, önce kişiler arasındaki çatışmalara eğilip daha sonra bu çatışmalardan doğan kolektivitenin hikayesine dönüşmeye çalışıyor. Bir cemaatin nasıl oluştuğu, oluşturulduğu ve bu cemaatin oluşma sürecinde bir şiddet döngüsünün tuzağına cemaatin kendisini nasıl düşürdüğünün hikayesi kabaca özetlersek.

 

Filmi memleketinde çektin ama memleketinden çıkmış bir hikaye gibi görünmüyor...

Hikayenin ilk taslağını yıllar önce oluşturmuştum. O zaman biraz memleket hikayesi biraz otobiyografik bir hikayeydi. Yaylaya piknik yapmaya giden yine erkek ağırlıklı bir aileydi ama daha çok aile dramı görünümündeydi. Yıllar sonra hikayeye geri döndüğüm zaman potansiyelini fark ettim. Cemaatin aile dramından, tek tek bireylerin dramından öte toplu bir hikayesi yazılabilir gibi geldi. O noktadan itibaren otobiyografik niteliklerinden soyunmaya başladı. Çok daha politik niyetler ve işin alegorik kısmı ön plana çıkmaya başladı. O anlamda hiçbir ilişkisi kalmadı benim ilk otobiyografik deneyimlerimle. Ama en başından itibaren hikayeyi orada tasarladığım için başka bir yer gelmedi aklıma. Benim için hikayenin doğduğu yer Toroslardı.

 

‘OTURUN OTURDUĞUNUZ YERDE Kİ VERGİ ALABİLELİM!’

Yörükleri bir düşman olarak seçmen bana komik geliyor çünkü bilinen belki de en mülayim, en iddiasız, bu topraklarda düşmanlaştırmak için akla gelecek son kavim olabilir…

Özel olarak bu niyetle hareket etmemiştim ama sonucun böyle çıkmasından memnunum. Dediğin çok önemli, politik anlamda en zararsız hatta tam aksine milliyetçi düşüncenin tabanını oluşturuyor Akdenizli yerleşik Yörükler. Böyle bir kurgu seçmek sonuç olarak benim de hoşuma gitti. Asıl amacım gerçekçi olmaktı; oralarda yabancı kimdir, yerleşik ile göçmen arasındaki çatışma nedir… Yörük değil belki ama göçmenlik ta Osmanlı’da sorun çıkarmış bir şey. Şu an Yörükler belki mülayim ama Osmanlı’da ciddi çatışmalar varmış aralarında.

 

Buralarda yabancıları sevmezler! mevzuu mu?

Yabancıları değil, dolaşanları sevmezler. “Oturun yeriniz olsun, ne iş yaptığınız belli olsun, vergi alabilelim” falan. Asıl mevzu otlak mevzusu, tarım alanlarıyla Yörüklerin otlakları sürekli rekabet halinde. Köylüler tarlalarını genişlettikçe Yörükler’in otlakları daralıyor. Yaşar Kemal’in de motiflerinden biridir bu mevzu.

 

Western tanımlaması bu mevzu yüzünden sanırım…

Aynen öyle. Orada da Kızılderililer baş düşman. Kızılderililer “Siz nereden çıktınız bu topraklar kimsenin malı değil” diyenler. Yörükler de bunu söyler; “Allah’ın otlağını nasıl çeviriyorsun, malın mülkün ilan ediyorsun.” O açıdan hikayenin Western’e benzeyen bir tarafı var evet. Biz bunu çekim aşamasında fark ettik. (Gülüyor)

 

DÜŞMAN CEMAATİ BİRLEŞTİRİR

Kürt ya da Yörük… Tepenin ardına yerleştirdiğiniz kim olursa olsun korkularınız onu büyük düşman haline getiriyor… Peki bu düşmanlaştırmanın sizce evrensel kaideleri var mı?

Yerel motiflerden besleniyorum ama bu konu çok evrensel. Zaten Berlin’de de hemen çıktı ortaya. Herkes hemen sahiplendi bu meseleyi. Bir taraftan Türkiye’yle çok ilişkili olduğunu anlıyorlar ama herkesin ikinci cümlesi konunun ne kadar evrensel olduğuyla ilgili oldu. Ortak kuralların fikrini çıkarmak belki çok iddialı ama benzer mekanizmalar tabii ki var. Bir kere bir düşman fikrini ne kadar güçlü yaratırsanız, cemaatin birbiriyle kenetlenmesini o denli kuvvetlendiriyorsunuz. Düşman yaratma, hatta öteki yaratıp ötekini yok etme fikri genelde hep cemaatin selameti ve ayakta kalabilmesi üzerinden meşrulaştırılır. İttihat ve Terakki ve Ermeni meselesinde de böyledir, pek çok katliam ve soykırımda da. Asıl olan cemaatin ayakta kalma meselesidir ve cemaatin üyeleri de bu nedenle birbirine muhtaç insanlar olarak tarif edilir. Böylece cemaatin iç kusurları, çatışmaları görmezden gelinir, bastırılır. Dolayısıyla cemaati tehdit eden bir düşmanın varlığıyla da cemaat içindeki çatışmaları görünmez kılması açısından da bence çok önemli bir işleve sahip.

 

Berlin’de nasıl algılandığından biraz daha bahsetsen…

Tabii ben genelde anlayan insanlarla konuştum herhalde. (Gülüyor) Onlar gelip tebrik ettiler. Her şeyi çok iyi anladıklarını gördük. Eleştirmenlerin yazdıkları yazılarda da bu meselenin çok net anlaşıldığını gördük. Yadırgadıklarına dair bir emare hissetmedim. Sadece ortakçıyı, asıl köylülerin hikayesini anlamakta zorluk çektiler. Onun dışında hikaye net anlaşıldı. Her ne kadar ilk olarak Türkiye’nin politik gündemiyle ilişkisi akıllara gelse de, Kürt meselesine doğrudan referans verdiği anlaşılsa da bu işin genel olarak evrensel bir hikaye olduğu söylendi hep. Ben de batılı seyircinin nasıl algılayacağını kestiremiyordum o yüzden memnun oldum.

 

Ailenin içinde çok büyük bir çatışma var, korkunç bir iletişim kopukluğu var. Kimse birbirini anlamıyor, kimse kimseyi kendisi gibi kabul etmiyor. Sınıflar, cinsiyetler ve kuşaklar arası çatışmalar bir hayli sert. İçerideki çelişkilerle dışarıda düşman yaratma arasında nasıl bir bağ olabilir?

Bence çok yakından ilişkili. Marksizm “Asıl bölen sınıf çelişkisidir” derken, milliyetçilik “Asıl çelişki kavimler, ırklar arası olan çelişkidir” der. Dolayısıyla milliyetçi bunu yaparken kaçınılmaz olarak Marksist argümanlara karşı çıkmak, “Hayır, biz bir bütünüz” demek zorunda. Bunu yaparken de elbette ki çatışmaları bastırmak zorunda. Çatışmaları bastırmak için de bulunan en kolaycı yöntem az önce bahsettiğimiz ortak tehdit. Bunu yapmadığı sürece belki daha barışçıl bir milliyetçilik mümkün olabilir. Ama düşmana ihtiyaç duyan milliyetçilik modellerinin, kendi çelişkilerini bastırmak konusunda daha istekli olduğunu, yüzleşmekten daha çok kaçtığını düşünüyorum.

 

Asıl niyet ‘düşmanla’ savaşmak mı yoksa o sınıflar arası çelişkiyi ve bunun üzerinden şekillenen çatışmayı bastırmak mı?

Her ikisi de galiba. Bu ikisini birbirinden ayırmak çok zor. Faik adlı karakterimiz belki gerçekten cemaatinin tehdit altında olduğunu düşünüyor. Belki de yaşadığı paranoya ciddi ölçülerde samimiyet taşıyor. Ama bu onu sorumluluktan kurtarmıyor, çünkü Faik en başta kendi cemaatiyle ilgilenmemekten sorumlu. Orayı en başından ideal olarak kurgulayarak ilk büyük hatayı işliyor. Faik’in “Bu cemaati nasıl bir araya getiririm?” sorusu üzerinden “Yapmam gereken tek şey bir düşman yaratmaktır” diye düşündüğünü var saymak Faik açısından çok işlevselci olur. Hoş tarihte bunu açık açık yapanları da görüyoruz. Sonuçta ortaya çıkan tablo; ikisi birbirini besliyor.

 

DÜŞMANI GÖRSE NE DEĞİŞİR BİLEMİYORUM

Metropollerde toplulukları ayıran coğrafi tepeler yok. Düşmanlaştırma büyük kentlerde nasıl sürüyor?

Metropolde tepeler yok ama duvarlar, mahalleler var. Film açısından tek bir vadide anlatmak bizim için çok elverişliydi. Belki beylik bir laf edeceğim ama tepeler kafalarda. Tepenin ardındaki kafalarda yaratılmış bir düşman olduğu sürece her yerde olabilir.

 

Faik başta olmak üzere bütün aile çok güçlü bir haklılık duygusuyla hareket ediyor. Onlar tamamen haklı karşı taraf ise tamamen yanlış. Aileyi geçelim bir toplum böylesine büyük bir haklılık duygusundan nasıl kurtulur?

 

Bu çok büyük bir soru, ama temel hedefim tam da senin söylediğin gibi, kendini haklı gören insanların aslında ne kadar haksız olduğunu seyirciye Brechtyen bir efektle gösterebilmek. Bir soru işareti yaratabilmek filmin mütevazı amacı. Karakterlerin kendi gerçekliğiyle, seyircinin gördüğü şey arasındaki mesafeden medet umuyor film. Buradaki çakışmazlık durumundan seyircide bir şeyler uyanmasını bekliyor.

 

Yörükleri göremiyoruz filmde. Asıl fenası Faik de görmüyor. ‘Düşmanı’ ile karşılaşmıyor bile…

Görse de bir şey değişir mi bilemiyorsun. Türkiye’de görüyor, sokakta karşılaşıyor da ne oluyor? Tam aksine düşmanlık güçlenip, ön yargılar bilenebiliyor. Ama belki de çok umutsuz olmamak lazım. Belki haklı olduğundan hiçbir zaman vazgeçmeyecek ama ben Türk insanının pragmatik bir tarafının da olduğunu düşünüyorum. Bu pragmatizmden “Ya iyi tamam Allah kahretsin madem öyle beraber yaşayalım” gibi bir şey de doğabilir. Dünyanın bir sürü yerinde böyle oldu. Gönüllü bir şekilde çözmedi “Ah kardeşim” diye bağrına basmadı ama “Napalım artık bu işin maliyeti bize çok fazla” diyerek bir çözüm noktasına insanlar itilebilir diye düşünüyorum. Böyle başlar ama daha sonra gerçek yüzleşme için kapılar aralanır.

 

KÜRT MESELESİ HAYAL DÜNYAMIZA DAMGA VURDU

Festivalde ‘Ana dilim nerde?’, ‘Babamın Sesi’ gibi Kürt meselesi ile ilgili birçok film var. Türkiye sinemasının birkaç yıldır bu meselenin üzerine hiç olmadığı kadar gittiğini biliyoruz. Tepenin Ardı; Kürt meselesine gönderme yapan bir film olarak bu yönelimin neresinde duruyor?

Kürt meselesinin en kanlı olduğu ‘90’larda genç sinemaseverler olarak hepimizin şikayeti: “Neden bu ülke sinemasında politik filmler yapılmıyor?” idi. Bu kadar can alıcı bir mesele varken niye edebiyatta ve sinemada bu mesele konu edilmiyordu. O dönemin Allah’tan sonuna geldik. Bunda özellikle genç Kürt sinemacıların büyük payı var. Onun dışında genç kuşağın da büyük payı var, olmaya da devam ediyor. Bu tabii ki iyi ve sevindirici bir şey. Benim için de her zaman yakıcı bir şeydi bu. Bu mesele ve bu meselenin travmalarıyla büyüdüm. Hayatımı neredeyse şekillendirmiş bir şey. Dolayısıyla yaptığım ve yapmayı düşündüğüm filmleri bu gerçeklik olmadan tasarlamak çok güç. Bu dönemde yetişmiş kuşakların hayal dünyasına damgasını vurmuş olması nedeniyle de bu sorunu işlemek büyük ölçüde kaçınılmaz. Benim de gelecek projelerimde belki doğrudan olmasa bile dolaylı olarak bir şekilde göreceğimiz bir mesele olacağını tahmin ediyorum.

 

TAŞRA PATRİYARKANIN KENDİNİ YENİDEN ÜRETTİĞİ YER

Taşra filmlerinde büyük bir melankoli ve ondan doğan sıkıcı, kasvetli durum söz konusudur ya. Bunun yanında taşrayı acı ve yoksullukla işleyen örnekler de vardı. Sen filminin sinemadaki taşra algısı içerisinde nasıl bir yere oturduğunu düşünüyorsun?

Açıkçası bunu başka bir soru vesilesiyle düşünmüştüm ama şimdi sen söyleyince daha çok oturdu. İlla bir yere yakın tarif etmem gerekirse Amerikan edebiyatında Amerikan taşrasını anlatan kimi yazarlara yakınlık duyduğumu söyleyebilirim, başta da Flannery O’connor. Orada da boğucudur taşra ama çok hınzır ve acımasız bir şekilde eleştirir taşra insanlarını. Daha çok böyle toplumsal bir eleştirinin malzemesi yapar taşra insanını. Bir anlamda Faulkner’e de yakın hissederim kendimi. Belki bu filmde çok görünmüyor ama patriyark, otoriter dede karakteri mesela. Hiçbir eleştiriye izin vermeyen, bağnaz, tutucu, hâlâ ırk ayrımının yaşandığı Amerika’da yaşamak isteyen, o yılları özleyen, değişime kapalı dede tiplemesi bence doğrudan bizim taşramızda da karşılığı olan bir tipleme. Taşrayı daha çok patriyarkanın kendini yeniden ürettiği bir yer olarak gören ve bunu eleştiri objesi haline getirmeye çalışan Amerikan edebiyatına yakın hissediyorum kendimi.

 

AKADEMİ İLE SİNEMA BİRBİRİNİ TAMAMLIYOR

Sinema yapan akademisyen çok görülür bir vaka değil. Akademi nerede, sinema nerede duruyor yaşamında?

Sinema aslında benim için çok daha öncelikliydi. Üniversiteye geldiğimden beri asıl uğraşım sinemaydı, sinema olacaktı ama yapamadım, devam ettiremedim. Kendimi bir an akademide buldum. Politika ve sinemaydı aslına bakarsan benim temel ilgim. Politikaya girince kaçınılmaz olarak okumak istiyorsun, merak ediyorsun. Bu istek seni akademik alana yönlendiriyor. Birden kendimi mastır, ondan sonra da doktora yaparken buldum. Film çekmek çok zor, külfetli bir iş ama akademi öyle değil. Hele bir de asistan olmayı bir şekilde başarabilmişsen bir yerden maaş da geliyor düzenli olarak. O alan benim için hem sevdiğim bir iş olarak hem de bir hayat sigortası olarak devam etti, ama sinema hep hayalimdeydi ve en sonunda gerçekleştirebildim. Akademi ile sinema birbirinden alakasız değil, birbirini tamamlayan dünyalar. Ben de hiçbir zaman çok ayrı görmedim. Çehov’un doktorlukla yazarlığı ilişkilendirdiği meşhur bir lafı vardır ya, -kadın arkadaşlar kınamasın cinsiyetçi bir benzetme olduğu için- “Biri karım, öbürü metresim. Birinden sıkılınca öbürüne gidiyorum” der. (Evrensel)

Veröffentlicht von maya_ am Sonntag, 15. April 2012 (51 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | Druckbare Version  Diesen Artikel an einen Freund senden | Punkte: 0)

Dersimden Haberler: 'Dersim'i mahvetmek istiyorlar'
aktuelle News
Turabi Saltık; Mahvetmek İstiyorlar Dersim’i 


İnsanlık tarihinde ileriye atılan her adım acı ve ıstıraplı olmuştu.
 
Acısı anlamlı olanın yaşamı da anlamlıydı. Sonra bir Cordano Bruno geldi.
 
Onunda acısı anlamlıydı. Daha on dört yaşında Aziz Dominik Manastırında yetişmiş bir öğrenciydi. Dominiken Tarikatına bağlı din adamları Müslümanlıktaki katı tarikatlar gibi birer fanatiktiler onlarda.
Avrupa'da en katı gericiler bu Dominik Tarikatı üyeleriydiler ve dinsizlerin, zındıkların yeminli düşmanlarıydılar.
Bütün engizisyon davalarında mahkemelere onlar bakıyorlardı. Dominik papazlarının bayraklarında bir köpek resmi vardı. Rahipler kendilerini dinsizlere karşıtanrının köpekleri sayıyordular. Cordano Bruno asker ve şair bir babanın oğluydu kiliseye girdiğinde. Yaşamı dini reddettiği için ölümle sonuçlanmıştı. Boyun eğmemişti tarikattan koptuktan sonra. Okumuş, yazmış,okumuştu hiç durmadan. Ve sanki bu yüzden denilmişti; “bilginlerin sarf ettikleri mürekkeple, şehitlerin dökülen kanı tartılsa bilginlerin mürekkebi daha ağır basar” diye. Bilim daha başlangıcından itibaren doğudan, batıya gitmişti.
İnsan büyük adımlarla ilerlerken, doğu karanlığa gömülüyordu.
Batı,bilginlerin mürekkebini üstleniyordu. Oysa bu günkü batılı anlamda ilerici düşüncenin kaynağı doğuydu.
Ama o Doğu ve Ortadoğu toplumları despotizmin ve dini baskıların altında karanlığa gömülüyordu.
Hallacı Mansur'un başı vuruluyor,
Nesimi'nin derisi yüzülüyor, Pir Sultan ve Şeyh Bedreddin darağacına gönderiliyordu.
Bilimse zorlu yolunda ilerliyordu..
 
Bilim insanları da sarf ettikleri mürekkeplerle nerede saygıgörüyorsa orada barınıyordu.
 
Bir zamanlar Bağdat'tan kovulmuştu bilim.İskenderiye'ye sığınmıştı. Oradan da kovulmuş Anadolu'ya, Ege'ye sığınmıştı. Buradan da kovuldu, gitti Atina'ya sığındı. Atina'dan, Sicilya'ya, oradan Roma'ya! Roma’da katildi. Tıpkı doğudaki bilime düşman olanlar gibi...
 
Roma'ya da sığmadı gitti Moskova'ya ve ardından Çin'e dayandı bilim. Oradan tekrar Bağdat’a ve İskenderiye ye döndü.
Durmadan dünyayı dolanıyordu.
Savaş ve yağmanın, talan ve acının önünde bilimde, bilim insanları da sürülüyordu.
Bilim de kitaplar da yakılıyor, ateşe veriliyordu, yakıldıkça, öldürüldükçe, çoğalıyor, dünyayı dolanıyordu.
Yalınız tüccarların malları değildi çoğalan ve dünyayı dolaşan.
Bilim de çoğalıyor, dünyayı dolaşıyordu. Gittiği her yerde toprağı yeşertiyor, tohumlar bırakıyordu coğrafyalara.
Bilim ve kitaplar dolaşırken, bilimi de kitapları da, insanları da, coğrafyayı da yaktılar hep.
İskenderiye'de, Mısır'da, Sivas'ta...
Yanan insanlığın büyük okulunda biriken ve bu güne gelen büyük insanlıktı…

Bilim dünyada gezerken ve bilim insanları yakılırken o yüzden bir keşiş; “şimdiye kadar iki Roma vardı. Artık bir üçüncü Roma olmayacak” demişti.
Yani birincisi Roma’ydı. O da katildi. Döktüğü kanlar yüzünden yıkıldı. İkincisi Bizans’tı, o da döktüğü kanlarla yıkıldı.Artık üçüncü Roma olmayacak!
Ama gene de Roma olmaya özenmişti Moğollar.
Talan ve yağma ile yaktı, yıktılar onlar da biriken bilme ve kültürlere saldırdılar.
 
Çin'den, Avrupa'ya, Kafkasya'ya, Dersim’e dayanmışlardı.
 
Milyonlarca insanıkılıçtan geçirmiş taş üzerinde taş bırakmamışlardı. Öyle ki; coğrafyada bitki türlerini bile yok ettiler. Sürüleriyle gelmişlerdi. Sürü otlarken yabanda, kökleriyle koparıyordu baharda yumuşak topraktan otları.
Kopan kök, tohuma durmadan filiz vermiyordu. Bir dahaki bahara o tür yok oluyordu.
Böylece bir göçmen ruh yok etti coğrafyanın florasını, endemik bitki yapısını.
O göçmen ruh aidiyetlik duygusundan uzaktı.
Talan ettiği yeri yurt saymıyor oraya ait kabul etmiyordu kendisini.
Bir elma ağacıyla karşılaşsa o ruh, bir tek elma yiyebilmek için bir ağacı kesip yok ediyordu.
Talan ettiler coğrafyayı, yaktı ormanları, kuruttular türleri.
Bu yüzden neredeyse baştanbaşa çoraklaştırıldı Anadolu.
Geri kalanı da bu gün kimyasal zehirli atıklarla, HES’lerle, siyanürler mahvediyorlar... 
Daha o zamanlardan başlayarak Dersim halkı doğayı kavrayan insanın aydınlık yüzünü, Rayberleri, Pirleri, Mürşitleri, yolu, ikrarı, erkânıyla görmüştü.
Korudu doğayı, sahip çıktı coğrafyaya. İleri düşünceleri savundu, sentezledi onları.
Kültürel seleksiyondan geçirdi, üstlendi aydınlık yüzlü fikirleri.
Ama gen de bu gün küresel güçler yangınlarla, barajlarla, savaşla, siyanürle mahvetmek istiyorlar Dersim’i.
Turabi Saltık 
(Dersim Gazetesinin 2012 Nisan sayısından)
Veröffentlicht von maya_ am Sonntag, 15. April 2012 (49 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | Druckbare Version  Diesen Artikel an einen Freund senden | Dersimden Haberler | Punkte: 0)

23 Nisan boykot'u
aktuelle News
BDP 23 Nisan resmi kutlamalarına katılmayacak 

 

ANKARA - BDP Diyarbakır Milletvekili ve Örgütlenme Komisyonu Başkanı Nursel Aydoğan, tarafından parti teşkilatına gönderilen genelgede, 23 Nisan Çocuk Bayramı etkinliklerinde, taş atan çocukların ve Pozantı Cezaevi'nde yaşanan cinsel taciz ve tecavüzün resmi kutlamalarda gündeme gelmeyeceğini, bundan dolayı resmi kutlamalara katılmak yerine alternatif etkinlikler yapılması gerektiğini kaydetti. Öte yandan genelgede, yapılacak olan 3 günlük halk toplantılarının programı da açıklandı. 

BDP Diyarbakır Milletvekili ve Örgütlenme Komisyonu Başkanı Nursel Aydoğan, BDP'nin yapacağı halk toplantıları ve 23 Nisan etkinliklerine ilişkin PM üyeleri, il ve ilçe başkanlıkları ile belediye ve İl Genel Meclis başkanlıklarına genelge gönderdi. Genelgede, süreç değerlendirmesinin yanı sıra yapılacak olan halk toplantılarına ilişkin planlama da yer aldı. Yaşanan sürecin AKP hükümetinin tasfiye stratejisini hayata geçirmeye çalıştığının vurgulandığı genelgede, "Ancak bu tasfiye konseptine karşı büyük bir direnişin açığa çıktığı bir gerçekliktir. Amed, İstanbul, Batman, Cizre, Van ve daha pek çok yerde açığa çıkan bu gerçeklik, AKP hükümetini hangi yöntemi kullanırsa kullansın, bu politikaların yenilmeye mahkum olduğunun göstergesidir" denildi. 

HALK TOPLANTILARI

Genelgede, MYK toplantısında kararlaştırılan eylemlilikler ve halk toplantılarını programları da netleştirildi. Buna göre BDP, Suriye ve Ortadoğu'daki gelişmeleri değerlendirmek ve Türkiye'de yaşanan siyasal süreç ile Kürt sorunu eksenli tartışmaları ele almak amacıyla birçok il ve ilçede, PM ve MYK üyelerinin katılımı ile 3 günlük halk toplantıları gerçekleştirilecek. Halk toplantılarının yapılacağı il ve ilçeler ile tarihleri ise şöyle: 

-20-21-23 Nisan: Silopi- Hasip Kaplan, Hüsamettin Zenderlioğlu

-21-22-23 Nisan: Nusaybin-Kızıltepe-Erol Dora, Özdal Üçer

-19-20-21 Nisan: Suruç- İbrahim Binici, Adil Kurt

-20-21-22 Nisan: Iğdır-Pervin Buldan

-20-21-22 Nisan: Muş- Sırrı Sakık

-20-21-22 Nisan: Batman-Ayla Akat Ata

-20-21-22 Nisan: Diyarbakır Bağlar İlçesi-Emine Ayna

-18-19-20 Nisan: Patnos-Halil Aksoy

-27-28-29 Nisan: Tatvan-Hüsamettin Zenderlioğlu

-27-28-29 Nisan: Siirt-Hüsamettin Zenderlioğlu

-27-28-29 Nisan: Erciş- Milletvekili isme daha sonra belirlenecek"

1 MAYIS’TA ALANLARDA OLUNACAK

Genelgede ayrıca BDP, sendikal hareketlerin olduğu yerlerde onlarla birlikte, olmadığı yerlerde ise BDP'nin 1 Mayıs kutlamalarını gerçekleştirerek, siyasal taleplerin gündemleştirileceği vurgulandı. 

23 NİSAN’DA ALTERNATİF ETKİNLİKLER YAPILACAK

Genelgede, 23 Nisan Çocuk Bayramı'na ilişkin alınan kararlar da yer aldı. 23 Nisan'da resmi kutlamalarda bölge illerinde taş attıkları gerekçesiyle cezaevine konulan çocukları ile Pozantı Cezaevi'nde çocuklara karşı yaşanan cinsel tacizin görmezden gelineceğine vurgu yapılarak, "Uğur Kaymaz, Ceylan Önkol, Mehmet Uytun, Halil İbrahim Oruç, Mizgin Özbek, Enes Ata, Rozerin Aksu gibi sokak ortasında vurulan, vücudunda yaşlarından daha fazla kurşun yarası açılan çocukları görmeyecektir. Sokakta yaşayan, 10-12 yaşlarında çıraklık yapan çocuk işçiler bu 23 Nisan'da görülmeyecekler. Ve bu 23 Nisan'da ana dilleriyle eğitim yapmak isteyen çocukların eğitim hakkından yine bahsedilmeyecek. İşte, başta Kürt çocukları olmak üzere pek çok çocuğun yaşamının, ölümün kıyısında olduğu gerçekliğinden hareketle bu 23 Nisan Çocuk bayramıyla ilgili resmi kutlamalara katılmamamız, bunun yerine alternatif eylem ve etkinlikler gerçekleştirmemiz daha uygun olacaktır" denildi. Öte yandan genelgede, cezaevlerinde devam eden açlık grevlerine ilişkin de çeşitli eylem ve etkinliklerin ileri süreçte planlanacağı vurgulandı. (diha)

Veröffentlicht von maya_ am Sonntag, 15. April 2012 (50 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | Druckbare Version  Diesen Artikel an einen Freund senden | Punkte: 0)

Dersimden Haberler: Dersim'de bıçaklı aşk
aktuelle News
Sevgilisini bıçaklayan gence linç girişimi

Dersim’de kendisinden ayrılmak isteyen kız arkadaşını bıçaklayan üniversite öğrencisine vatandaşlar tepki gösterdi.

DERSİM - İddialara göre, Tunceli Üniversitesi’nde okuyan Üniversite öğrencisi E.Ç. aynı okulda okuyan erkek arkadaşı L.D.’den ayrılmak istedi.

Dersim merkez Cumhuriyet Caddesi’nde; kendisinden ayrılmak isteyen sevgilisiyle karşılaşan D. sevgilisini bu kararından vazgeçirmeye çalıştı.
Çabalarına olumsuz yanıt alınca da yanındaki bıçakla E.Ç.’yi sırtından bıçakladı.

Olayı gören vatandaşların müdahalesi üzerine L.D., cadde üzerindeki bir işyerine sığınarak polis çağırdı.

Olay yerine çağrılan ambulansla E.Ç., Tunceli Devlet Hastanesi’ne kaldırılırken, polis L.Ç.’ye tepki gösteren vatandaşları zor ikna etti.

Olay yerine çağrılan özel harekata ait zırhlı araç, L.D.’yi sığındığı işyerinden kaçırırken, bazı vatandaşlar, tepki gösterdi.

Veröffentlicht von maya_ am Sonntag, 15. April 2012 (74 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | Druckbare Version  Diesen Artikel an einen Freund senden | Dersimden Haberler | Punkte: 0)

Demirtaş'tan AKP'ye
aktuelle News
Demirtaş; 'Yürekli bir savcınız var mı?' diye sordu.. 

 

Demirtaş: Fethullah Gülen'i sorgulayacak yürekli bir savcı var mı? 

Amed - 28 Şubat soruşturmasını değerlendiren BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, hükümetin darbelerle hesaplaştığı söyleminin gerçekçi olmadığını belirterek, “O dönem darbeyi destekleyenler, darbe ortamını yaratanlar post-modern darbenin gerçekleşmesi için her türlü entrikayı çeviren kim varsa elbette ki bunlar sorumludur. Ama ben merak ediyorum; mesela Fethullah Gülen’i Türkiye’de sorgulayacak yürekli savcı var mı? Kendisi darbeyi desteklemiştir ve övmüştür. Darbe yapıldıktan sonra orduya teşekkür etmiştir. Fakat o yürekli savcı Türkiye’de var mı bilmiyorum” diye konuştu.

28 Şubat muhtırasına yönelik önceki gün gerçekleştirilen ve operasyonlara ilişkin basın mensuplarının sorularını yanıtlayan BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, AKP hükümetinin “darbelerle yüzleşiyoruz” şeklindeki söylemlerini değerlendirdi. 

Darbe ile hesaplaşma, darbe ile yüzleşmenin başlı başına olumlu bir konu olduğunu belirten Demirtaş, “Yani hiçbir darbe girişimin ve gerçekleşmiş bir darbenin hesapsız sorgusuz bir şekilde kalmaması lazım. Burası muhakkak. Şimdi hem 12 Eylül ile ilgili olarak, hem de 28 Şubat için yapılan soruşturmalarda yürütülen davalarda darbe ile yüzleşmek ve darbe ile bütün kurumlarını zihniyetini ortadan kaldırmak gibi geniş kapsamlı bir yaklaşım yok” dedi. 

DARBENİN BÜTÜN KURUMLARI TIKIR TIKIR İŞLİYOR

Bu konuda hükümetin elinde yeterince olanağın var olduğunu ve yargının da buna gücü olduğunu kaydeden Demirtaş, “Hükümet ve yargı bunu geniş bir şekilde kullanmak yerine, bazen birkaç kişiyi sorgulayarak darbe ile hesaplaştık diyorlar. Bazen bir iki kişi üzerinden koskoca bir darbe zihniyetini yok ettik diyorlar. Bakın Milli Güvenlik Kurulu (MGK) darbenin bir ürünüdür, Özel Yetkili Mahkemeler darbenin bir ürünüdür, Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) darbenin ürünüdür. Bütün bu kurum kuruluşlar tıkır, tıkır işliyor mu? İşliyor. Görevini işini yapıyor mu? Yapıyor. Dolayısıyla biz darbe ile hesaplaştık darbe ile yüzleştik demesinler” diye konuştu.

SADECE DARBECİLERLE YÜZLEŞMEK BİR TEK İKTİDARI GÜÇLENDİRİ

“Bazı darbeciler veya darbe girimcileri ile hesaplaşılıyor olabilir. Buda olumlu bir adımdır” diyen Demirtaş, şöyle devam etti: “Bunlar yapılmasın demiyoruz. Ama şu nokta çok önemlidir; darbe ile yüzleşmek demokrasiyi güçlendirir. Ama sadece darbecilerle yüzleşmek bir tek iktidarı güçlendirir. Şu anda iktidar demokrasiyi güçlendirmiyor, kendini güçlendiriyor. Bu ayrıma herkesin dikkat etmesi lazım. Ortada bir darbe ile yüzleşme darbe ile hesaplaşma yok. Keşke bu olsa. Bu olsaydı sonuna kadar destek vereceğiz. Ama bütün bu olanlara da tabi ki biz karşı duruyor ve yetersiz buluyoruz. Bu yetersizliklerle birlikte yaklaşılırsa biz daha sonuç alacağını ve demokrasiyi güçlendiren bir yaklaşım olacağını düşünüyoruz.” 

BU ÜLKEYİ 28 ŞUBAT’I DESTEKLEYEN GÜLEN VE EKİBİ YÖNETİYOR

28 Şubat muhtırasından o dönem darbe ortamını yaratanlar, post-modern darbenin gerçekleşmesi için her türlü entrikayı çeviren kim varsa sorumlu olduğunu vurgulayan Demirtaş, şunları söyledi: “Ama ben merak ediyorum; mesela Fethullah Gülen’i Türkiye’de sorgulayacak yürekli savcı var mı? Kendisi darbeyi desteklemiştir ve övmüştür. Darbe yapıldıktan sonra orduya teşekkür etmiştir. Fakat o yürekli savcı Türkiye’de var mı bilmiyorum? Yoksa bir gazeteciye dokunmak kolay. Gazeteciyi tutup içeriye atarlar. 100 tane gazeteci var içeride, 50 daha alır 150 olur. Mesela Milli Güvenlik Kurulu’nu kaldırabilecek yürekli bir hükümet var mı? Sanmıyorum. Suçu olan varsa alsınlar soruştursunlar. Özel yetkili mahkemeleri kaldırabilecekler mi? Önemli olan budur. Darbeyi destekleyen Fetthullah Gülen şuan Türkiye’yi yönetiyor. Demek ki darbe ile yüzleşilmiyor. Fethullah Gülen’in ekibi ve kadroları vali, polis, savcı, hakim, bakan, milletvekili, öğretmen olmuş. Her yerde Gülen’in zihniyeti ile hareket ediyorlar. Gülen’in talimatı ile kurdukları hücre örgütlenmeleri ile her yeri yönetiyorlar. Sanıyor musunuz ki Diyarbakır Valisi kendi başına kararlar alıp yapıyor? Diyarbakır Emniyet Müdürü tek başına karar alabiliyor mu? Yok. Cemaatin hücre örgütlemeleri izin vermeden operasyon yapabiliyorlar mı? Yapamıyorlar. Hani darbe ile yüzleşme, darbe ile hesaplaşma? O yüzden kimse kimseyi kandırmasın. Biz gerçekleri görüyor ve onları söylüyoruz. Bu darbe ile hesaplaşılacaktır er ya da geç. Ama böyle değil. Yarım yamalak değil. Bu şekilde hesaplaşılmaz, bu hükümet hesaplaşamaz.” (diha)

Veröffentlicht von maya_ am Sonntag, 15. April 2012 (45 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | Druckbare Version  Diesen Artikel an einen Freund senden | Punkte: 0)

Cumartesi Anneleri
aktuelle News
Zeycan Ana; '31 yıldır oğlumu arıyorum'

İSTANBUL - Adalet arayışlarını sürdüren Cumartesi Anneleri, 368. haftada, 1981'de gözaltında işkenceyle katledilen Nurettin Yedigöl'ün akıbetini sordu. Cumartesi Anneleri, 32 yıldır devletin tüm uygulamalarının annelerin gözyaşını dindirmek değil, arttırmak üzere hayata geçirildiğini belirterek, "Failler yargılanmak yerine ödüllendirildi. 12 Eylül davasında failler yargılanıncaya kadar bizim için kapanmayacak" dedi.

Cumartesi Anneleri'nin faili meçhul cinayetlerle kaybedilen ve katledilen yakınlarının akıbetinin öğrenilmesi ve faillerinden hesap sorulması için Galatasaray Meydanı'nda sürdürdüğü adalet arayışları, 368. haftasını geride bıraktı. Galatasaray Meydanı'nda uzun yıllardır sürdürdükleri adalet arayışlarında, "Failler belli, kayıplar nerede?" yazılı pankartı açan kayıp yakınları, katledilen ve kaybedilen yakınlarının fotoğrafları yanı sıra kırmızı karanfiller taşıdı. 

YEDİGÖL’ÜN MEZARI NEREDE!

Anneler adına ilk söz alan 1981'de gözaltında katledilen ve kayıp olan Nurettin Yedigöl'ün Avukatı Sedat Küçükyılmaz, 12 Eylül davasının bir komedi olduğunu, 30 yıl geçtiği için hiçbir faillin yargılanamayacağını ifade etti. Küçükyılmaz, "Hiçbir fail yargılanamayacak ama Nurettin'in mezarını bize söyleyin yeter artık" dedi.

81 YAŞINDAKİ ANNE ZEYCAN: OĞLUM BENİM ÇİÇEĞİMDİ NASIL KIYDINIZ ONA?

Özgür Gündem Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Av. Eren Keskin ise, 12 Eylül darbesini Kürt halkı ve sosyalistler için yapıldığını ve 12 Eylül davasının göstermelik amacıyla da olsa öden bedellerle açıldığını dile getirdi. Nurettin Yedigöl'ün davasının yeniden açıldığını belirten Keskim, "Artık zamanaşımı olamaz olmamalı, 12 Eylül davası açıldıysa bununla beraber kayıp davaları yeniden açılmalı ve faillerin yargılanmalı. Faillerin yargılanması için mücadele etmeye devam edeceğiz" şeklinde konuştu. "Sözün bittiği yerdeyiz" diyerek konuşmaya başlayan Nurettin Yedigöl'ün kardeşi Muzaafer Yedigöl, 85 yaşındaki annesi Zeycan Yedigöl'ün Cumartesi Anneleri'ne gönderdiği mektubu okudu. Mektupta "31 yıldır oğlumu arıyorum. Oğlum benim çiçeğimdi, oğlum benim canımdı nasıl kıydınız ona. Failler belli olmasına karşın kimse yargılanmadı, her yere başvurduk. Failleri yargılayın artık" sözleri yer aldı.

’12 EYLÜL DAVASI ADALETTEN UZAK’

Cumartesi Annelerinden basın açıklaması yapan Ümit Efe, 4 Nisan'da başlayan 12 Eylül davasının adaletten uzak durduğunu, kişiler üzerinden yürütülen12 Eylül yargılamasını mevcut antidemokratik zihniyete meşruiyet hamlesi olmaktan öteye geçmeyeceğinin altını çizdi. 12 Eylül davasının inandırıcı olması için 2 generalin değil 12 Eylül'ün içinde yer alan herkesin yargı önüne çıkarılması gerektiğine dikkat çeken Efe, "12 Eylül'ün hukukunu, kurumlarını, seçim barajını ve zihniyetini 10 yıllık iktidarı boyunca sürdüren hükümetten bu konuda umutlu olmamız mümkün müdür?" diye sordu. Efe, 32 yıldır devletin tüm uygulamaları annelerin gözyaşını dindirmek değil, arttırmak üzere hayata geçirildiğini söyledi. Faillerin yargılanması yerine ödüllendirildiğini devlette yetki sahibi olduklarını hatırlatan Efe, 12 Eylül'ün karabasan gibi ülkenin üzerine çöktüğü günlerde, 10 Nisan 1981 de 26 yaşındaki Nurettin Yedigöl, ev baskını sonucunda gözaltına alındığını, İstanbul Emniyet Müdürlüğü 1. Şube'de derilerinin yüzülmesi, kafasına çakılan çividen elektrik verilmesi dahil en ağır işkencelere maruz kaldığını söyledi. 

‘BU DAVA BİZİM İÇİN KAPANMAYACAK’

7 kişinin Nurettin'i siyasi şubede gördüklerine dair tanıklık ettiğini, "Şahidiz, işkencede öldürüldü'' diye ifade vermelerine karşın savcılığın, ''Böyle şey olmaz, devlete iftira atmayın'' dediğini belirten Efe, Baba İsmail Yedigöl'ün başta Kenan Evren olmak üzere devletin tüm ilgili birimlerine başvurduğunu hatırlattı. Her yerden "Nurettin'in hiç gözaltına alınmadığı" cevabı geldiğini ifade etti. Yedigöl ailesinin 31 yıldır hukuk mücadelesini devam ettiğini anlatan Efe, "Tanıkların ifadesini dikkate almayan, hukuk işletmeyen, Nurettin Yedigöl'ü kaybedenleri koruyan 12 Eylül'ün savcısı Faik Tarımcığolu şimdi hükümet yanlısı söylemi ve 'darbe karşıtı' beyanlarıyla demokrat rolü oynuyor. Nurettin'in akıbeti açığa çıkarılmadan, onu kaybedenler yargılanmadan bu dava bizim için kapanmayacak" diye konuştu. (anf)

Veröffentlicht von maya_ am Sonntag, 15. April 2012 (35 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | Druckbare Version  Diesen Artikel an einen Freund senden | Punkte: 0)

Dersimden Haberler: Ovacıklı öğrencilerden büyük başarı
aktuelle News apachi schreibt "
Ovacıklı öğrencilerden büyük başarı

 Tarih : 10.04.2012


Ovacık’taki bir ilköğretim okulunda okuyan 3. sınıf öğrencileri, Türkiye genelinde düzenlenen deneme sınavında tüm soruları yanıtlayarak dereceye girmeyi başardı. 45 soruyu doğru yanıtlayan biri kız dört öğrenci,

 

Ovacık’taki bir ilköğretim okulunda okuyan 3. Sınıf öğrencileri, Türkiye genelinde düzenlenen deneme sınavında  tüm soruları yanıtlayarak dereceye girmeyi başardı.

6 Mart 2012 tarihinde Türkiye genelinde ilköğretim öğrencilerine yönelik düzenlenen deneme sınavı sonuçları açıklandı. Sınava katılan Tunceli’nin Ovacık İlçesi Gözeler İlköğretim Okulu 3/A sınıfı öğrencilerinden Eren Kös, Şiar Munzur Tiltay, Cem Kalan Mutlu ve sınıfın tek kız öğrencisi Ezo İşcan tüm soruları doğru yanıtlayarak Türkiye birincisi oldu.

Sınıf öğretmenleri Nazım Bulut, 5547 öğrencinin katıldığı deneme sınavında, 4 öğrencisinin sorulan 45 sorunun tamamına doğru cevap vererek tam puan almalarının mutluluğunu yaşıyor."


Notiz:
Veröffentlicht von pertekli am Samstag, 14. April 2012 (71 mal gelesen)
(mehr... | 1104 mehr Zeichen | 0 Kommentare? | Druckbare Version  Diesen Artikel an einen Freund senden | Dersimden Haberler | Punkte: 0)

Dersim-Eğitim Sen’den Rektöre tepki
aktuelle News
Dersim-Eğitim Sen’den Rektöre tepki 

 

Eğitim Sen Dersim Şubesi; Tunceli Üniversitesi Rektörüyle yapmak istediği görüşmenin rektörün tutumu nedeniyle yapılmadığını belirterek, yaşanan durumu protesto etti.

DERSİM - Eğitim Sen Dersim Şubesi’nde konuya ilişkin basın toplantısı düzenleyen Şube Başkanı Hasan Ölgün, üniversitedeki solcu, Kürt ve Alevi öğretim görevlilerinin karşılaştıkları sorunlara ilişkin rektörle görüşmek istediklerini ve bunu üniversiteye bildirdiklerini söyledi. Üniversiteden görüşmenin olacağı yönünde kendilerine bilgi geldiğini belirten Ölgün, görüşmeye gittiklerinde, rektörün il dışından misafirlerinin olduğunu ve görüşmenin 6 Nisanda yapılmasının daha iyi olacağını ifade etti. Bunu kabul ettiklerini de söyleyen Ölgün, ikinci kez görüşmeye gittiklerinde ise bir masanın etrafında onlarca insanın olduğunu ve masanın etrafından kendileri için ayrılmış sandalyeye oturmalarının istendiğini belirtti. Bunu kabul etmediklerini rektör ve üniversite yönetimi ile görüşmek istediklerini anlatan Ölgün, yaşanan sorunların muhatabının rektör ya da üniversite yönetimi ile konuşulması gerektiğini ifade ettiklerini söyledi.

Rektörün yarım saatlik bir zamanı olduğunu ve kendilerine oturacak yer dahi göstermediğini söyleyen Ölgün, “Mesajı tarafımızdan çok net anlaşılmıştır rektörlüğün amacının sorunlarımızı dinlemek ve çözümü konusunda bir niyetinin olmadığı ortaya çıkmıştır” dedi. Ölgün, yaşanan durumu kabul etmeyerek salonu terk ettiklerini söyledi. 21 Mart kutlaması yapan öğrencilerin üniversite görevlilerince kameraya alındığını ve buna tepki gösteren öğrencilerle yaşanan arbedede kameranın kırıldığını hatırlatan Ölgün, “Olayla ilgili rektörlüğün savcılığa şikayeti sonrası iki öğrencinin gözaltına alınması ve o an orada görevlilerin ifadelerinin alınması için üniversite içinde polise teslim edilmesi üniversitelerin ne kadar demokratik olduğunu göstermiştir. Ayrıca rektör beyin Pertek’teki açıklaması üniversitede gerçek niyetinin ne olduğunu göstermiştir bu konuda rektörün sendikamızdan özür dilemesi gerektiğini ifade ediyoruz” şeklinde konuştu.

Veröffentlicht von maya_ am Freitag, 13. April 2012 (61 mal gelesen)
(0 Kommentare? mehr... | Druckbare Version  Diesen Artikel an einen Freund senden | Punkte: 0)


2502 Artikel (313 Seiten, 8 Artikel pro Seite)


Günün Sözü

dil secimi
Sprache für das Interface auswählen

ENGLISH FRENCH GERMAN TURKISH _LANGGERMAN (Du)

Who is online
All members: 7 575
Register today: 0
Register yesterday: 0
Members online: 0
Guests online: 9


Don't have an account yet? You can create one. As registered user you have some advantages like theme manager, comments configuration and post comments with your name.


Köse Yazilari
ALi Baran Düzgün
pertekliyiz.biz@hotmail.com

Gazi katliamını yeniden düşünmek
Ali Haydar Gürbüz
pertekliyiz.biz@hotmail.com

Li Koçgîrî heta Roboskî
Can KASAPOĞLU
pertekliyiz.biz@hotmail.com

Biber gazlı bayram
Cihan Span
pertekliyiz.biz@hotmail.com

2012 “Nevruz”undan görüntüler
Emrah Öner
emrahoner@hotmail.com

Öteki Biz ... Vedat Dalokay
Ergin DOĞRU
dogru_ergin@hotmail.com

Newroz ruhu ile 1 Mayısa
Ferhat TUNÇ
pertekliyiz.biz@hotmail.com

Aborijin sanatçı Joey İndi "Bu toprakların sahibiydik, bir gün beyazlar geldi, yabani hayvan avlar gibi bizi avladılar,
Haydar IŞIK
pertekliyiz.biz@hotmail.com

Korkunun adı
Nesimi ADAY
pertekliyiz.biz@hotmail.com

Barbarları beklerken
Yüksel MUTLU
pertekliyiz.biz@hotmail.com

;Türkiye'de sistem kadınları siyaset dışına itiliyor'

Yöremiz
gKöyler
sdTarihi Yerler
sdIlceler
sdEfsaneler
sdAsiretler

Filmler

Yeni film
Incir Receli

Incir Receli
Yeni film
Kağıt

Kağıt
Yeni film
Gişe Memuru

Gişe Memuru
Yeni film
Ya Sonra

Ya Sonra
Yeni film
Çalgı Çengi

Çalgı Çengi
Yeni film
KOLPACINO BOMBA

KOLPACINO BOMBA
Yeni film
Bir Avuç Deniz

Bir Avuç Deniz
Yeni film
Kar Beyaz

Kar Beyaz
Yeni film
Aşkın iKinci Yarısı

Aşkın iKinci Yarısı
Yeni film
Polis

Polis


Faliniz

Burcunuzu seçin, falınızı okuyun


Site Yardim

Avrupa Tvleri


Her Dilden Pertekliyiz

Pertekliyiz Biz Sitesinizi dilediginiz dilde tercüme etmek için asagidaki Dil seçenegini kullanabilirsiniz.

Bunlari Biliyormuydunuz
uzerinde barkodu olan ilk urun wrigleys marka sakizdir..


pertekliyiz.biz