'Dersim dilini konuşmalı, Aleviler Kürtler ile ittifaka gitmeli'
Behdinan - KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, hareket olarak baştan beri Alevilerin kendi kimliğiyle oldukları gibi kabul edilmesini, özgür yaşamlarının kabul edilmesini desteklediklerini belirtti. Bayık, "Alevilerin geçmişteki yanlışlıkları aşarak, başta Kürtler olmak üzere demokrasi güçleriyle daha sıkı ve geniş bir ilişki ve ittifak içine girmeleri demokrasi mücadelesinde yeni boyutlar kazandıracaktır. Buna kesinlikle inanıyoruz" dedi.
DERSİMLİLER YENİDEN DİLLERİNİ ÖĞRENMELİ
ANF’ye konuşan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, Biz onları erittik, yok ettik, bu nedenle artık onlar için Kürt ve Kürtlükten söz edilemez denilerek yüz yıllık politikalar meşrulaştı-rılamaz.
Bu demokratiklik değildir. Tamam, Türkiye'nin sınırları değişmeden birlik içinde sorun çözülmeli; ama o asimilasyon politikasının yarattığı olumsuzlukların da giderilmesi gerekiyor.
Şimdi Dersim’de kaç kişi Zazaca biliyor?
Neredeyse asimile edil-miş.
Tabii bütün Dersimlilerin yeniden dillerini öğrenmeleri gerekiyor. Amed’de, Urfa’da herkesin dilini öğrenmesi gerekiyor. Bu da ancak anadilde eğitimle gerçekleşir. Kamusal alanda Kürtçenin ve diyalektlerinin kullanılmasının güvenceye alınması gerekir. Yoksa asimile ettik, bu bizim için kazanılmış bir haktır, kazanılmış mevziidir denilemez. Bu ‘kazanılmış mevzilere’ dayanarak, “Bakın, bazı Kürtler de AKP'ye oy veriyorlar; bunlar özerk yönetimi, kendi kendilerini yönetmeyi, anadilde eğitim ve kamu alanında Kürtçenin kullanılmasını istemiyorlar” denilemez.
BU KOŞULLARDA DEMOKRATİK ANAYASA YAPILABİLİR Mİ?
Türkiye'deki anayasaların tümü aslında 1924 Anayasasının türevidir.
Özü itibariyle değişmemiştir. Kuşkusuz anayasa eskisi gibi kalmamıştır. 1961’de de, daha sonraları da bazı değişiklikler olmuştur.
Kürtlerin ve Alevilerin sorunları çözülmemiştir
Bütün farklı etnik ve dinsel toplulukların özgür ve demokratik bir siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik yaşama kavuşması gerekir.
Mevcut ulus-devlet anlayışı Kürtleri, Alevileri kabul etmiyor. Bu ulus-devlet anlayışı ve bunun eseri olan anayasa değişmediği müddetçe ne Kürt sorunu ne de Alevilerin sorunu çözülür.
İstediğiniz kadar Alevilerden bahsedin, Alevi Çalıştayları yapın, Kürt sorunu için kimi çevrelerin görüşlerini alın, sonuçta oraya çıkacak olan eskinin farklı bir biçimi olur. Bu bakımdan esas olarak 1924 Anayasasının ulus-devlet zihniyetinin yaratmak istediği toplum anlayışının terk edilmesi gerekiyor. Bu amacı hedeflemeyen hiçbir çalışmanın yeni olması düşünülemez.
Kürtlerden, Alevilerden, Hıristiyan azınlıklardan ve yine farklı etnik topluluklardan toplum olarak düşüncelerinin alınması gerekir.
SINIRLI BAZI DEĞİŞİKLİKLER YAPILACAK
Şimdi Kürtler ve demokrasi güçleri bu koşullarda yeni bir anayasanın yapılacağına nasıl inanacak?
Mecliste 30 milletvekili var, komisyondasınız denilerek bu iş geçiştirilebilir mi? Bir toplumun iradesi kırılacak, temel hakları gasp edilecek, örgütlenmeleri dağıtılacak, etkisi sınırlanan Meclisteki birkaç milletvekilinin söylemiyle demokratik bir anayasa yapılacak!
Şimdi sınırlı bazı değişiklikler yapılacak. Ancak bu ne Kürtlerin, Alevilerin, farklı etnik ve dinsel toplulukların demokratik ve özgür yaşamını, ne de emekçilerin ve kadınların taleplerini karşılayan bir anayasa olacaktır. Böyle bir anayasa topluma dayatılmak istenecektir. Tabii ki bunun kabul edilmemesi, teşhir edilmesi gerekir.
“AKP'ye de oy veren Kürtler var; onların talebi böyle değildir” denilerek Kürtlerin taleplerine olumsuz yaklaşım gösterilemez.
ALEVİLERİN OLDUĞU GİBİ KABUL ETMEYEN ANAYASANIN MEŞRUİYETİ OLMAZ
Alevilerin olduğu gibi kabul edilmesini sağlamayan bir anayasanın Alevler için bir meşruiyeti olamaz.
Bütün etnik ve dinsel toplu-lukların düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü, kendi kimlikleriyle yaşama özgürlüğünü tanımayan bir anayasa yeni ve demok-ratik olamaz. Kürtçe öğretim mi olsun, nasıl olsun diye tartışıyorlar. Böyle olabilir mi?
Bir halkın dili varsa onun anadilde eğitimi de olacaktır. Bunun tartışılması bile antidemokratiktir, ayıptır.
Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik’in “Kürtçe okuyup da karınlarını mı doyuracaklar” gibi yaklaşımları gerçekten utanç vericidir. Bu yaklaşım AKP’nin Kürtlere ve Kürt diline bakışını ortaya koymaktadır. Kürtler kendi kendilerini yönetecekler mi, yönetmeyecekler mi tartışması da anadil tartışması gibi ayıp bir tartışmadır.
Demokrasi toplumun kendi kendini yönetmesini ifade ediyor. Demokrasi dünyanın her tarafında böyle topluluklar varsa onların özyönetimini tanıyor. Bunlar tartışılacak konular mıdır?
Zaten bunları kabul edersek yeni bir ulus yaratırız deniyor. Ne demek yeni bir ulus? Zaten bir ulus var. Önemli olan bu ulusal toplulukların birlikte, ortak demokratik ulus içinde yaşamasını sağlamaktır.
Böyle yaklaşılırsa yeni anayasa olur, sorunlar çözülür. Bu demokratik talepleri karşılamayan herhangi bir anayasanın meşruiyeti olamaz.
Kaldı ki, şu anda böyle bir demokratik anayasa yapma iradesi, tutumu ve çalışması görülmüyor.
ALEVİLERİ DEVLETEYE YEDEKLEMEYE ÇALIŞAN BİR KESİM HEP VAR OLMUŞTUR
Alevi sorunu Kürt sorunundan sonra Türkiye'nin en temel sorunudur.
O da bir Türkiye'nin demokratikleşmesi sorunudur.
Dolayı-sıyla bu iki sorununun çözümü Türkiye'nin demokratikleşmesinin anahtarıdır.
İki sorunun mutlaka çözülmesi gerekir. Bu iki sorun çözüldüğü zaman, Türkiye'deki bütün diğer demokratikleşme sorunları çorap söküğü gibi çözülür. Bir kere bu gerçeğin altını çizmekte fayda var.
Kuşkusuz geçmişte Aleviler üzerinde bir devlet politikası uygulandı.
Aleviler Cumhuriyet döneminde her türlü baskı ve zulme maruz kalmalarına ve inançları yasaklanmasına rağmen, kendi kimliklerini bile açıkça ifade edemezlerken, böyle yoğun bir baskı altında oldukları halde, demokratik olmayan cumhuriyeti savunan, mevcut otoriter rejimin savunucusu olan çevrelerle ortak hareket eden bir yaklaşım içinde olmuşlardır.
Kuşkusuz Alevilerin tutumunun sadece bu boyutu yoktur.
Aleviler her zaman demokratikleşmeden yana olmuşlardır.
Türkiye'nin demokratikleşme mücadelesinin her zaman içinde bulunmuşlardır.
Ne zaman Türkiye'de bir demokratikleşme mücadelesi varsa, orada Alevilerin var olduğunu görüyoruz.
Bu inkar edilemez.
Ancak mevcut rejim sürekli “İslamcılar gelecek, şeriat olacak” biçimindeki yaklaşımlarla Alevileri sisteme yedeklemeye çalışmıştır.
Bu konuda belirli düzeyde başarılı oldukları da söylenebilir.
Ancak Alevilerle ilgili durumu sadece böyle tek yanlı değerlendirmek mümkün değildir.
Aleviler tüm demokratikleşme mücadelesi içinde yer almışlardır.
Bu yönüyle sürekli devletin değişmesi, demokratikleşmesi, demokratik toplum olması, özgürlükçü ve demokratik bir Türkiye'nin oluşması için çabalarını sürdürmüşlerdir. Bu konuda büyük bedeller ödemişler, fedakarlıklar yapmışlardır.
Bu konunun altını çizmekte fayda var.
Ancak Alevileri devlete yedeklemeye çalışan bir kesim de hep var olmuştur.
Özellikle bazı inanç önderleri üzerinden bunu yap-maya çalışmışlardır. Cem Vakfı ve İzzetin Doğan buna en somut örnektir.
Kimi Alevi dedelerini etkileyerek, onlar üzerinde etkide bulunarak, onlar yoluyla Alevileri devletin yedeğine sokma ve devlet mevcut politikalarını destekler hale getirme çabası içinde olmuşlardır.
Bu politikalar yoğun asimilasyonla birlikte sürdürülmüştür.
Başta Alevi Kürtler olmak üzere hem Aleviliklerini hem de Kürtlüklerini bitirmek için her türlü yol ve yöntem uygulanmıştır.
Türkiye'yi Türk-İslam devleti haline getirmenin projesi olarak hem Kürtlükleri hem de Alevilikleri yok edilmeye çalışılmıştır.
Öyle ki, Kürtlüğü yok etme birinci sırada olduğu için, Aleviliği bile Kürtlüğü yok etmenin bir aracına dönüştürmeye çalışmışlardır.
Mezhep farklılığıyla Kürtler arasında bölünme yaratmak için denemedikleri yol kalmamıştır.
Böylece Alevi Kürtleri yalnızlaştırıp zayıflatarak hem Kürtlüğünden uzaklaştırma hem de Alevi değerlerine sahip çıkamama gibi bir durum ortaya çıkarmışlardır.
Türk Alevileri üzerinde de yoğun bir baskı oluşturulmuş, Türk Alevileri de ağır baskı görmüşlerdir.
Hatta bazı yönleriyle Kürt Alevilerden daha fazla baskı gördükleri söylenebilir.
Çünkü Kürt Alevileri Dersim, Sivas, Malatya, Maraş, Adıyaman, Erzincan ve Varto gibi belirli hatlarda toplu yaşarlarken, Türk Alevileri genelde Türkiye'nin her tarafına dağılmış bir biçimde yaşamışlardır.
Tokat, Çorum ve Amasya gibi alanlarda biraz daha yoğun olsalar da, genelde Türkiye'nin her tarafında dağınık bir biçimde yaşamaları, onların daha fazla toplumsal bir baskı altında olmalarını ve giderek hakim inanç olan Sünniliğin etkilerini yaşamalarını beraberinde getirmiştir. Eğer bugün Türk Alevileri Kürt Alevilere nazaran daha fazla Sünni mezhebin etkileri altındaysa, Sünni mezhebin bazı değerlerini alma ve Sünniliğe yaklaşma gibi eğilimleri varsa, bunu da demografik yapısının dezavantajları olarak ele almak gerekir.
ERGENKON’UN BİR AYAĞI DA İZZETİN DOĞAN’IN ELİYLE HAZIRLANIYOR
Kürt Özgürlük Hareketi'nin mücadelesi sonucu özellikle Alevi Kürtlerde önemli bir örgütlenme düzeyi oluşmuştur.
Kendi öz kim-likleri ve kültürleri açısından bir bilinçlenme gelişmiştir.
Kendi inançlarını da, etnik kimliğini de onurluca ifade eden bir duruş kazanmışlardır.
İlk başlarda Türk devleti Alevi Kürtleri metropollere ve Avrupa’ya göçerterek kendisi için ortaya çıkacak olum-suzlukları engellemeye çalışmıştır. Ama özellikle Kürt Özgürlük Hareketi'nin Avrupa başta olmak üzere Alevi Kürtler üzerindeki etkisinin gelişmesiyle birlikte, devlet giderek Alevilere karşı biraz daha yumuşak politika izlemeye çalışmış, böylelikle bu defa da Alevileri bu yumuşak politikalarla devlete yedekleme ve demokrasi güçlerinden ve Kürt Özgürlük Hareketinden koparma politikası izlenmiştir.
Bu aynı zamanda Alevilerin demokrasi mücadelesindeki tutumlarını gevşetme, demokratik mücadele veren safları parçalama gibi bir yaklaşımla yapılmıştır. Ancak mücadele sonucu devletin bu yumuşak yaklaşımı Aleviliğin bu ortamda kendisini açıkça ifade etmesini ortaya çıkarmıştır.
Kuşkusuz Alevilerin kendilerini açıkça ifade etmeleri ve örgütlenmelerinde Alevi gençlerinin ve halkın demokrasi mücadelesi içinde yer almasının payı da vardır.
Alevi Kürt halkının ve Kürt gençlerinin Kürt özgürlük mücadelesi içinde yer alması ve bu mücadelenin bir demokratikleşme mücadelesi olarak Türkiye'yi etkilemesi, Türk devletinin de yeni bir Alevi politikasına yönelmesine yol açmıştır. Bunun getirdiği olumlu sonuçlar da, olumsuz sonuçlar da olmuştur.
Belli bir örgütlenme ortaya çıkmış, kendilerini örgütlemeye çalışmışlardır, ama diğer yandan devlet Alevilere el atarak demokrasi mücadelesindeki safları zayıflatıp sistemle bütünleşen, sistemin parçası haline gelen ve sistem içinde kendine yer arayan eğilimleri de ortaya çıkmıştır.
İzzetin Doğan’ın Cem Vakfı’nın geliştirilmesi böyledir.
Bunların önünün açılmasında ve geliştirilmesinde derin devletin payı vardır.
İşte Ergenekon deniliyor.
Ergenekon’un bir ayağı da İzzetin Doğan eliyle Alevilerin demokrasi mücadelesinden koparılması, sistemin bir parçası haline getirilmesi ve zaman içinde Sünnileştirilmesine zemin hazırlanmasıdır.
Geçmişte Alevi örgütlerinin sadece kendi taleplerini dile getirmeleri, özellikle Kürt sorunundan uzak durmaları aslında taleplerini dile getirmede ve mücadelelerini vermede kendilerini zayıf bırakıyordu.
Çünkü demokrasi güçlerini zayıf bırakıyordu. Tutarlı bir demokratlık, tutarlı bir demokrasi mücadelesi olmuyordu. Bu da Türkiye'nin demokratikleşme mücadelesini zayıflatıyordu. Türkiye gerçek anlamda demokratikleşmeden Aleviler özgür olabilir mi?
Aleviler kendi inançları ve kimliğiyle özgürce yaşayabi-lirler mi?
Bu mümkün değil. Gerçek bir demokratikleşmenin anahtarı Kürt sorununun çözümüdür.
Kürt sorununun çözülmediği bir yerde Türkiye gerçek anlamda demokratikleşmez.
Gerçek demokratikleşmenin olmadığı yerde de Alevilerin kendilerini olduğu gibi kabul ettirip kendi kimlikleriyle özgürce yaşamaları sağlanamaz.
Bu açıdan geçmişte yanlış yaklaşımlar oldu.
Özellikle dıştan yönlendirmelerle Aleviler Kürt Özgürlük Mücadelesinden uzak tutulmaya çalışıldı. Hatta Kürt Özgürlük Mücadelesinde devletin tezlerine yakın yaklaşımlar benimsendi.
Ama Alevi toplumunda bir demokratik damar olduğu, zaten kimliğinde demokratik bir karakter bulunduğu için, bu kimliğindeki demokratik karakteriyle Türkiye tarihi içindeki demokrasi mücadelesi içinde aldıkları yerin sonucu olarak demokratik bir birikime sahip oldukları için, son zamanlarda görüldüğü gibi Alevilerin sorunlarıyla Kürtlerin sorununun birbirine çok bağlı olduğu, Alevilerin özgürleşmesi için Kürt sorununun çözülmesi gerektiği, bu nedenle Alevilerin başta Kürtler olmak üzere bütün demokrasi güçleriyle ortak hareket etmesi gerektiği konusunda bir zihniyet, düşünce eğilimi ve yaklaşım ortaya çıkmıştır.
Biz bunu önemli görüyoruz.
Sadece Kürt halkının özgürlüğüne olumlu yaklaşma açısından değil, Alevilerin kendi özgürlükleri ve demokrasilerini gerçek anlamda kazanmaları açısından da önemli görüyoruz.
Çünkü Alevi toplumunun demokratik karakteri, özellikleri, taşıdığı tarihsel olumlu değerler Türkiye'nin demokratikleşmesine gerçekten önemli değer katacaktır.
Bu da Türkiye'nin demokratikleşmesine ve demokrasisinin derinleşmesine daha da hizmet edecektir.
Bu da başta Kürtler olmak üzere bütün ezilen halklar ve topluluklar için güvence olan demokrasinin gelişmesini sağlayacaktır.
Yine kendi özgürlük ve demokrasi sistemimizin komünal değerleri, demokratik konfederal anlayışı, toplumcu komünal değerlere dayanmak istemesi, böyle bir ideolojik ve teorik yaklaşım içinde bulunmamız dikkate alındığında, gerçekten öngördüğümüz özgürlük ve demokratik sistem açısından Alevilik önemli bir toplumsal zemin teşkil etmektedir.
Bunu da çok değerli görmekteyiz.
ALEVİLERİN SON TOPLANTISIDNA ÖNEMLİ DEĞERLENDİRMELER YAPILDI
Alevilerin geçmişteki yanlışlıkları aşarak, başta Kürtler olmak üzere demokrasi güçleriyle daha sıkı ve geniş bir ilişki ve ittifak içine girmeleri demokrasi mücadelesinde yeni boyutlar kazandıracaktır.
Buna kesinlikle inanıyoruz. Öte yandan bu yaklaşım gelişirse, sadece Alevi Kürtlerin Kürt Özgürlük Hareketi’yle ilişkilenmesi gerçekleşmeyecek, aynı zamanda Alevi Türklerin de Kürt Özgürlük Mücadelesini anlama, değer verme ve destekleme durumu ortaya çıkacak, bu da Kürt halkıyla Türkiye halkları arasındaki ilişkinin sağlanmasında köprü olacaktır.
Eğer Kürt sorunu Türkiye'nin sınırları içinde çözülecek ve halkların kardeşliği içinde bir Türkiye yaratılacaksa, bunda Alevi Kürtlerin Alevi Türkler üzerinden bütün Türkiye toplumuyla ilişkilenmesi açısından önemli sonuçları olacaktır.
Biz bunları hep değerli görüyoruz.
Hareket olarak zaten baştan beri Alevilerin özgürlüğü ve demokratik yaşamı için bu tutumumuz var.
Kesinlikle bu konuda hiçbir kayıta girmeden Alevilerin kendi kimliğiyle oldukları gibi kabul edilmesini, özgür yaşamlarının kabul edilmesini destekliyoruz.
Tüm Kürtlerin nasıl kendileri için özgürlük ve demokrasi istiyorlarsa, Alevilerin de kendi kimliğiyle özgür ve demokratik yaşamlarını istemeleri gerektiğini söylüyoruz.
Bu konuda bütün Kürtlerde Alevilerin haklarını anlama, tanıma ve kabul etme konusunda önemli bir bilinç gelişmiştir.
Bunun en somut ifadesi en son Diyarbakır’da Diyarbakır Belediyesinin Cem Evi açmasıdır.
Bu da aslında artık Kürtlerle Alevilerin demokrasi mücadelesinde ortak tutum takınmalarının sembolü gibi ele alınabilir.
Zaten Kürt Özgürlük Hareketi Şafii Kürtlerle Alevi ve Hanefi Kürtler arasındaki önyargıları kırmıştı.
Kürt Özgürlük Hareketi'nin çıkışında Şafii, Alevi ve Sünni Kürtlerin bir ortak hareketi olarak ortaya çıktı.
Bu yönüyle PKK baştan itibaren inanç ayırımı yapmadan Kürtlerin birliğini sağladı.
Bugün Êzidi Kürtler de, Alevi Kürtler de Kürt Özgürlük Mücadelesi içinde yerlerini almaktadır.
Kürt Özgürlük Hareketi'nin gelişmesiyle birlikte kendilerini daha özgür ve daha güvende hissetmişlerdir. Bu kesindir.
Alevilerin son kurultayında bu yönlü önemli konuşmalar, değerlendirmeler yapılmıştır.
Artık bu yönlü değerlendirmeler bir ilke düzeyinde her yerde ifade edilmektedir.
En son Alevi örgüt ve inanç temsilcilerinin Roboski’ye gitmeleri, Roboski’de Kürt halkının duygularını paylaşmaları çok önemli olmuştur.
Bütün bunların daha da geliştirilmesi gerekir. Kesinlikle bir demokrasi ittifakı içinde ortak hareket edilmesi gerekir.
Bir yönüyle Alevilerin kaderiyle Kürtlerin kaderi bir bütün olarak birbirine bağlanmıştır.
Bunu Alevi örgütlerinin görmesi çok önemlidir, çok değerlidir.
Bunun mutlaka siyasal sonuçları olacaktır. Bu siyasal yaklaşım Alevilerin olduğu gibi kabul edilip Türkiye ve Kürdistan'da kendi kimlikleriyle özgürce demokratik temelde yaşamalarını güçlen-direcektir.
Bu açıdan bu değerlendirme ve yaklaşımların tüm Alevi toplumsal tabanına yansıtılması gerekir.
Alevilerin özgürlüğü-nün ancak Kürtlerin özgürlüğü ve Kürt sorununun çözülmesiyle gerçekleşebileceğinin, Türkiye'nin demokratikleşmesinin anahta-rının bu olduğunun bilinmesi, bu bilinçle hareket edilmesi önemli olmaktadır.
Bu temelde bu yönlü çalışmalar içinde olan, bu yönlü değerli görüşler sunan herkesi takdirle karşılıyoruz. Bunlar bizim açımızdan değerlidir.
Kesinlikle hareketimiz tarafından karşılığını bulacaktır.
Newededersim