| RADYO PERTAQ FACEBOOK GRUBU |
|
|
 |
 |
CUNTA DİRİ DİRİ YAKTI! Ekber Firik Dede
Geschrieben am Sonntag, 30. November 2008 von pertekli |
|
maya_ schreibt "
Vahşet devam etti... Ayakları ateşin içine yerleştirildi. Kesif bir yanık kokusu vadiye yayılırken ayakları dirhem dirhem topuklarına kadar yanmaya başladı. Sonra cansız bedenine bir el kurşun sıktılar
12 Eylül rejiminin üzerinden henüz bir yıl geçmişti. Cuntanın sıkıyönetim ilan edip hayat kararttığı şehirlerden biri de Dersim'di. Tarih yaprakları 10 Ekim 1981'i gösterirken Ovacık-Hozat sınır bölgesinde yer alan Hülükuşağı köyüne bağlı Kale Deresi (Derê Garedesi) Mezrası'na yüzbaşı Aytekin İçmez denetiminde bin kadar asker giriş yaptı. 4 haneli köyde her zamanki rutin hayat vardı. Köylüler, kışlık yiyecek ve yakacak ihtiyaçları için son hazırlıkları yapıyordu. Saat 14.00'i vururken, Alevi dedesi Seyfi Firik'e ait evin kapısı çalındı. Evde Seyfi Dede'nin yanı sıra çocukları Ekber Firik ve hayvan otlatmaktan yeni gelen Karadeniz Öğretmen Okulu 2. sınıf öğrencisi Behzat Firik de vardı.
'Komutanım o bilmez' Eve bir grup askerle gelen Yüzbaşı Aytekin İçmez için çay hazırlandı. Çaylar yudumlandıktan sonra yüzbaşı, niyetini açıkladı: 'Genç bize yol göstersin.' Tam o sırada abisi Ekber atıldı ve 'Komutanım o yol bilmez' dedi. Yüzbaşı 'Hayır gelsin, sadece yol gösterecek' deyince, Ekber Firik bir kez daha, 'O okul okuyor, buraları pek bilmez, isterseniz ben geleyim' diyerek itiraz etti. Yüzbaşı, Behzat'la birlikte evden ayrılmış ancak Ekber'in yüreğine büyük bir telaş ateşi düşmüştü. Daha fazla dayanamadı ve bir askere 'Neden beni değil de onu uuupsürdüler' diye sordu. Askerin verdiği yanıt, yüreğindeki telaşın daha da alevlenmesine neden olmuştu. Çünkü asker, Ekber Firik'e 'Şu karşı taşı görüyor musun. O taşın orda bir yüzleştirme yapacaklar. Eğer o taşı geçerse bir daha geri dönmez' yanıtını vermişti.
'Komutanım nereye?'
Henüz hayatının baharındaki Behzat'ın taştan öteye uuupsürüldüğünü gören Ekber Firik, daha fazla dayanamadı ve koşar adımlarla, kardeşiyle birlikte yürüyen yüzbaşıya yetişti. Henüz daha 'Komutanım nereye uuupsürüyorsunuz' demeye varmadan yüzbaşı Aytekin'in tok sesi, ormanlarla kaplı vadide yankılandı. Yüzbaşı her iki kardeşin kablo ile birbirlerine bağlanmasını emretmiş, ardından da imalı bir şekilde 'İlerde öğrenirsiniz' demişti. Birbirine bağlanan iki kardeş, askerlerle birlikte yol alırken sararmış meşe yapraklarıyla kaplı ormanda yürümekte zorluk çekiyor, bu yüzden sık sık 'Çabuk, çabuk' diyen askerlerin dipçik darbelerine maruz kalıyorlardı.
Görürsünüz şimdi... Güneş yavaş yavaş vadinin yamaçlarına doğru inerken iki kardeş Hozat sınırına yakın Kale mıntıkasına yetiştirilmişti. Sık meşe ağaçları ile çevrili alandaki sessizliği yüzbaşının tok sesi bozdu. Yüzbaşı, 'Burada teröristler barınıyor, yerini söyleyeceksiniz' diye bağırdı. İki kardeşten, 'Bilmiyoruz' yanıtı geldi. Karşılıklı 'Biliyorsunuz, hayır bilmiyoruz' şeklinde devam eden diyaloglar, yüzbaşının sinirlenmesine neden olmuş, 'Görürsünüz şimdi' dedikten sonra da iki kardeşin karşılıklı meşe ağaçlarına bağlanmasını emretmişti.
Bir ağaca bağladı
İki kardeş karşılıklı meşe ağacına bağlanırken askerler de soğuktan korunmak için ateş yakmışlardı. Sonra Ekber'in gözleri bir bezle sarıldı, bir süre sonra da vadide yankılanan kardeşinin acı çığlıkları ile kaskatı kesildi. Çığlıklar sürerken Ekber Firik, başını meşe ağacına sürerek bezi aşağı indirdi. Gördüğü manzara karşısında şok olmuştu. Yüzbaşı Aytekin, askerlerin sırayla ateşte kor haline getirdikleri kasaturayla Behzat'ın vücudunu dağlıyor, yetmiyor gözünü ve yüzünü çiziyordu. Bir grup asker de, yüzbaşının emri üzerine Behzat'a işkence yapıp ateş korlarını vücuduna serpiştiriyordu. Behzat, daha fazla dayanamamış ve kan kusmaya başlamıştı. Manzara karşısında dayanamayan bir kişi daha vardı. Bingöllü Kürt üsteğmen Hüseyin Necatigiller, 'Komutanım yapmayalım' demişti, ancak komutanın azarlaması üzerine susmak zorunda kalmıştı.
Dirhem dirhem yaktı
Ekber Firik, çaresizdi. Bir şeyler yapmak istiyor, ama elinden bir şey gelmiyordu. Ağlamaya başlamıştı. Bunun üzerine askerler yeniden görmeyecek şekilde bezle gözlerini bağladılar. Ancak yine aynı yöntemi denemiş ve gözlerindeki bezi aşağı indirmişti. Bu kez gördükleri karşısında daha fazla dayanamayıp bayılıvermişti. Çünkü askerler Behzat'ınayaklarını kor ateşin içine yerleştirmiş, kesif bir yanık kokusu vadiye yayılırken ayaklar dirhem dirhem topuklarına kadar yanmaya başlamıştı.
Sonra ateş etti
Ekber Firik, kendisine geldiğinde yüzbaşının bir askere 'Kafasına sık' diye bağırdığını duydu. Ancak asker, emri yerine getirmedi. Bunun üzerine yüzbaşı, cansız bir şekilde yerde yatan Behzat'ın kafasına arkadan bir el ateş etti. Askerler, Ekber Firik'i sürüklüye sürüklüye evinin yanına bıraktıktan sonra bölgeden ayrıldı. Ekber Firik'den olayı duyan köylüler, olay yerine gittiklerinde hayatlarında hiç unutamayacakları bir insanlık vahşetiyle karşılaştılar.
'Kime ne söyleyeyim!'
Ekber Firik, insanın kanını donduran işkence ve vahşet uygulamalarını aradan 15 yıl geçmesine rağmen bugün hala unutmuş değil. 'Benim hayatımı uuupsürdü' dediği o günden sonra kendisi ve ailesinde meydana gelen değişiklikleri şöyle anlatıyor: 'Ekonomik açıdan zor durumdayız ama hiçbir devlet yardımını kabul etmemeyi kararlaştırdık. Böyle bir ilke kararı aldık. Babam dede çoğudur, seyittir. Dev gibi adam çöktü, sakal bıraktı. Ölünceye kadar yasını tutacağım, sakal ve bıyığıma makas vurmayacağım yeminini etti. 100 yaşına geldi, hala konuşunca ağlıyor. Bize yapılanları Allah'a havale ediyor. Her gün bakıp ağlamasın diye Behzat'ın fotoğraflarını İstanbul'a gönderdik. Ben ise olayı anlatmak istemiyorum. Çünkü o perdeye girmek istemiyorum. Anlatırsam yeniden olayı yaşar gibi oluyorum. Unutamıyorum, nasıl unutabilirim ki. Her dakika, her saniye, gezerken, yürürken, bir iş yaparken o ses, o bağırma hala kulağımda. Gitmiyor, gitmiyor, gitmiyor. Aile içinde karar almışız, anlatmıyoruz. Paramparça durumdayız.
Bir Emeviler yakıyordu
Çok değerli bir insandı. Çok zararsız, masumdu. Ama değersiz insanlar tarafından harcandı. Dünya tarihinde bir Emeviler döneminde Turabiler yakılarak yargılanıyordu. Başka da böyle bir dönem yok. Osmanlılarda, Selçuklularda olmamış. Bir tek 12 Eylül'de görülmeye başlanmış. Başka ne söyleyeyim. Sonradan savcı ve askeri komutanlardan öğrendik ki, komşu köyden olup bizimle rampa sorunları yaşayan Zabit İnce isimli bir şahıs Behzat'ı şikayet etmiş. Bu daha da bitirdi bizi.'
Yasa kurtardı
Yüzbaşı Osman hakkında Erzincan DGM'de kasten adam öldürmek suçundan dava açıldığını anlatan Ekber Firik, 'Uzun süre dava Erzincan DGM'ye takıldı. Bizde böyle bir dava yok dediler. Sonra canlı yayında Kamer Genç rahmetli Turgut Özal'la tartıştı. Özal'ın sözü üzerine dava yeniden görüldü. 5 yıl sonra mahkeme kasten adam öldürmekten yüzbaşıya ceza verdi. Ancak gayri muayyen deyip cezasını ertelediler. Sonradan öğrendim 12 Eylülcüleri koruyan Sıkıköyenetim Kanunu'nun 49. maddesinden yararlanmış' diye konuşuyor. 1980'de insanlık trajedisiyle sarsılan Ekber Fırik, 1994 yılında bir kez daha sarsılmış. Olaydan sonra Hülükuşağı köyüne yerleşen Fırik, 1994 yılında askerlerin köyü boşaltın baskısı sonucu köyden ayrıldıklarını, köy boşaltıldıktan sonra da evlerinin ateşe verildiğini söylüyor. "
|
CUNTA DİRİ DİRİ YAKTI! Ekber Firik Dede
Keine anonymen Kommentare möglich, bitte zuerst anmelden
Für den Inhalt der Kommentare sind die Verfasser verantwortlich.
|
|
|  |
Ergebnis: 5Stimmen: 2
Bitte nimm Dir die Zeit und bewerte diesen Artikel:
|
|
Der meistgelesene Artikel zu dem Thema aktuelle News:
|
|