Unbenanntes Dokument
(Dersimde İklim gazetesinden alıntıdır)
Ankara’nın unutamadığı bir efsane: Vedat Dalokay
4 yıl gibi kısa bir süreliğine de olsa Ankara’nın belediye başkanlığı görevini yapan Vedat Dalokay başarılı belediyeciliği ile Ankara’nın tarihine geçen bir başkan oldu. Halkçı ve demokratik bir belediyenin nasıl olması gerektiğini herkese gösteren Vedat Dalokay’ın hayata veda edişinin üzerinden 18 yıl geçti
Aslen Tunceli-Pertekli olan Vedat Dalokay, Ankara ve dünya tarihine geçmis, sağduyulu, öngörülü bir belediye başkanı ve aynı zamanda birçok ulusal ve uluslar arası ödüle sahip oldukça başarılı bir mimar ve edebiyat adamiydi. Belediyeye yeterince ödenek ayrılmadığı için belediye binasına “Satılık Belediye” yazılı pankart asan, ETA militanlarını öldüren İspanya’nın Ankara’daki Büyükelçiliği’nin sularını kesen ve çöplerini toplamayan, Ankara’nın birçok önemli projesinin altına imza atan, “Solcu, halkçı ve demokratik” belediyeciliğin nasıl olması gerektiğini gösteren renkli ve başarılı bir belediye başkanı olarak Ankara’nın tarihine geçti Vedat Dalokay…
1973 yılındaki yerel seçimlerde %62 gibi yüksek bir oy oranı ile Ankara Belediye Başkanlığı’na seçilen Vedat Dalokay, 4 yıl boyunca yürüttüğü bu görevi ile Ankara’nın ve Türkiye’nin büyük sevgisini kazandı.
İşçilerle grevde
Belediye işçileri ücretlerini alamadıkları gerekçesiyle Ankara Belediyesi’nin önünde toplanıp direnişe geçtiklerinde Vedat Dalokay bu
direnişi destekleyerek MC hükümetinin yaptığı baskılardan ve kısıtlamalardan dolayı ücretlerin ödenmediğini söylemiş ve bunu halka anlatmak için 3 gün açlık grevine gideceğini söylemişti. Dalokay, terliklerini, pijamasını ve yatağını makamına taşıyarak ‘’Başbakanı, başkanı tok, işçisi aç bir ülke olamaz, imgesel de olsa bu amaçla açlık grevine gidiyorum” diyerek açlık grevine gitti. Bundan yaklaşık birkaç ay sonra Dalokay’ın bir uygulaması ona olan sevgiyi Türkiye’de ve dünyada daha da arttırdı. . İspanya’da 5 ETA militanının dünya kamuoyunun büyük tepkisine rağmen idam edilmesi üzerine bütün dünyada yükselen protesto dalgasına Ankara Belediyesi de eşine pek rastlanamayacak bir girişimle katıldı; 30 Eylül 1975’te Dalokay, ‘’Ankaralılar adına, kendi ulusunun çocuklarını öldüren devlet yöneticilerini kınamak’’ amacıyla İspanya Büyükelçiliğine bir hafta süreyle hiçbir belediye hizmeti götürülmeyeceğini açıkladı. Bu bir hafta süresince İspanya Büyükelçiliğinin suyu kesildi, çöpleri alınmadı.
Nâzım’ın mezarına Deniz’in toprağını götürdü
Nazım Hikmet’in büyük bir hayranı olan Dalokay, kendi deyimi ile günde 1 saatini Nazım’a ayırıyordu. Deniz Gezmiş’in Ankara’daki mezarından aldığı bir avuç toprağı, Moskova’da Nazım’ın mezarına serptiğinde ise sağcı iktidar tarafından kıyametler koparılmıştı. Sol kültüre ve yaşam tarzına büyük bir önem veren Vedat Dalokay, Sovyet Rusya ve Çin’deki sosyalist sistemin kent yaşamına yansımalarını da özenle izler, kendisine sonuçlar çıkarırdı.
Metro’nun gerçek sahibi
Bugün Ankara’nın en önemli yerleşim yerlerindenolan ve “Toplu Konut” fikrinin ilk ortaya çıktığı Batıkent ve Eryaman’ın projelerini ilk başlatan da yine Vedat Dalokay’dı. Bu projeler için çok sayıda kamulaştırma yaptığında adı “kamucu”ya çıkmıştı. Bugün adeta Ankara’nın nefes alınan yerleri olan, trafiğe kapalı Sakarya ve İzmir caddeleri yine onun zamanında yapılmış. Kentin birçok yerinde yayalar için alanlar, bisiklet yolları, parklar ve göbekler yapmış, bu nedenle kendisine “Göbekçi Dalokay” denilmeye başlanmıştı. Ankara’nın çağdaş kent merkezleri onunla hayat bulmuştu. Altınpark, Abdi İpekçi, Kuğulu ve Seğmenler Parkları, Atakule’nin arsasının altında yine onun imzası vardır. Kentin tarihi kimliğine de sahip çıkan Dalokay Sıhhiye’deki ünlü “Hitit Güneşi Anıtı ve Lozan Meydanı”nı Ankara’ya kazandırmıştır. Hitit Güneşi onun döneminde Ankara’nın sembolü oldu. Aynı zamanda Ankara’nın en önemli ulaşım araçlarından olan Metro’nun ilk projesini çıkaran kişi de olan Vedat Dalokay toplu taşımaya büyük önem verirdi. Ankara’daki ulaşıma ilişkin yaptığı “Ankara’da otobüsler ücretsiz yolcu taşısın” önerisi insanlar ona gülmüştü. Ama onun bu cümlesinin altında ince yapılmış hesaplar vardı. Eğer Ankara’ya yeterli sayıda otobüs alınırsa pek çok kişi arabasını trafiğe sokmayacak; böylece benzin, lastik, yedek parça gibi çoğu dışarıya bağımlı, döviz gerektiren masraflar asgariye inecekti. Ayrıca yollar aşınmayacak, trafik sıkışmayacak, kazalar azalacak, bu da ulusal ekonomiye büyük bir katkı sağlayacaktı.
Ünü dünyaya taşmış bir mimar
Vedat Dalokay dünya çapında eserler üretmiş, çok sayıda ulusal ve uluslar arası alanda ödüller almış, yarışmalarda büyük başarılar kazanmış değerli bir mimardı. Pakistan’ın başkenti İslamabad’taki dünyanın en büyük camisi olan 70.000 bin kişilik Kral Faysal Camisi onun eseridir. Modern çizgilere sahip olan bu caminin projesi aslında Dalokay’ın bugünkü Ankara’nın en büyük camisi olan Kocatepe Camii için çizdiği projedir. Kocatepe Camiin ilk projesini Vedat Dalokay çizmiş, ancak daha sonra bunun geleneksel cami formatına uygun düşmemesi nedeniyle muhafazakar düşüncelerle yapımından vazgeçilmiş, yerine kötü bir Osmanlı mimarisinin kopyası olan bugünkü camii yapılmıştır. Yine Türkiye’nin ilk asansörlü minareye sahip olan Elazığ İzzetpaşa Camisi’nin de mimarı Vedat Dalokay’dır.
Bunların dışında Cidde İslam Kalkınma Bankası Genel Merkezi, (Suudi Arabistan, 1980), Başbakanlık Kompleksi (Pakistan, 1984), İstanbul Taksim Alanı (1987), Pakistan Ulusal Anıtı (1977) Dalokay’ın eserleri arasındadır.
İstemeyeceği bir ölüm şekliydi
1927 yılında doğan Dalokay, ilk, orta ve lise öğrenimini Elazığ’da tamamlamış, 1949 yılında ise İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ni bitirmişti. Dalokay, 1950-1951 yılları arasında PTT ve Bayındırlık Bakanlığı’nda mimar olarak görev yaptı. 1951-1952de Paris’teki Sorbonne Şehircilik Enstitüsü’nde lisansüstü çalışması yaptı. 1954 yılında Ankara’da kendi mimarlık atölyesini kurdu. 1964-1968 yılları arasında Ankara Mimarlar Odası şube başkanlığı ve Mimarlar Odası genel sekreterliği yaptı. Vefatı ise o hiç sevmediği karayollarında oldu yine. “Karayolları umut ve uygarlıkla sonuçlanır, bizde ise ölümle” demişti bir kitabında. Dediği gibi de oldu. 1991 yılında Ankara-Kırıkkale yolunda eşi ve çocuğu ile geçirdiği bir trafik kazası ile aramızdan ayrıldı.
Edebiyatta da başarılıydı
Bir yazısında “Çocukluğumun önemli bölümü, Süpürgeç Dağı’na yaslanmış bağlar bahçeler arasında kurulu Pertek’te geçti. Deliçay Murat’ın tam kıyısındaki Pertek’in 8-10 hanelik küçücük köyü Borkin, dedem Mustafa Ağa’nındı. Şako Bacı’nın ve Kolo’nun bu şirin köyü şimdi Keban Baraj Gölü’nün 40 metre altındadır” diyen Vedat Dalokay, o dönemleri anlatan “Kolo” adlı çocuk romanını yazdı.
Edebî çevreler tarafından büyük bir beğeni ile karşılanan kitap 1980 yılında TDK Çocuk Yazını Ödülü’nü ve kitabın İngilizce çeviri 1995 yılında “ALSC Mildred L. Batchelder Onur Ödülü”nü kazandı. Tij Yayınları tarafından 2000’de “Bıza Kole” adıyla Zazaca’ya da çevrilen kitap Keban Barajı’nın sularının altında kalan Dalokay’ın köyünü anlatıyor
Emrah ÖNER