Hoşgeldiniz: www.Pertekliyiz.Biz
Ana Sayfa Biz Kimiz Bize Ulasin Bizi Tanitin Köyler Kitap Önerileri Ziyaretci Defteri
  Merhaba Misafir!   
Pertekliyiz.biz Sitesine Hosgeldiniz........Xerhatin.........Xerama
 

Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:


icon_home.gif Ana Sayfa
som_downloads.gif Menü
tree-T.gif Pertek Resimleri
tree-T.gif Forum
tree-T.gif Dosyalar
tree-T.gif Alevilik
tree-T.gif Mesaj Panosu
tree-T.gif Etkinlikler
tree-T.gif Linkler
tree-T.gif Dilek Tahtasi
tree-T.gif Ziyaretci Defteri
tree-T.gif En Iyiler
tree-T.gif Anketler
tree-T.gif Kadromuz
tree-T.gif Biyografiler
tree-T.gif Sitenize Ekleyiniz
tree-T.gif Kadin
tree-T.gif Atasozleri
tree-T.gif Saglik
tree-T.gif Dersim Haritasi
tree-T.gif Sifali Bitkiler
tree-T.gif Testler
tree-T.gif Genel Bilgiler
tree-T.gif Mektuplar
tree-T.gif Oyun Eglence
icon_poll.gif Kültür&Sanat
tree-T.gif Gazeteler
tree-T.gif Tv Izle
tree-T.gif Sarki Sozleri
tree-T.gif Siirler
tree-T.gif Fikra Diyari
tree-T.gif Kitaplar
tree-T.gif Kitap Önerileri
tree-T.gif Filmler
tree-T.gif Klipler
tree-T.gif Kose Yazilari
tree-T.gif Dizi Izle
tree-T.gif Genel Kültür
tree-T.gif Eglence
icon_members.gif Üye Menüsü
tree-T.gif Kullanici Kaydi
tree-T.gif Özel Mesajlar
tree-T.gif Üye Listesi
tree-T.gif Ziyaretci Defteriniz
tree-T.gif Bizi Tanitin
tree-T.gif Bize Ulasin
favoritos.gif Haberler
tree-T.gif Haber Gönder
tree-T.gif Tüm Haberler
tree-T.gif Haber Arsivi
tree-T.gif Haber Basliklari
icon_members.gif Bilgileriniz
icon_members.gif Cikis Yap

Kategoriler
oarrow.gif Dersimden Haberler
oarrow.gif Dünyadan Haberler
oarrow.gif Güncel Haberler
oarrow.gif HABERLER
oarrow.gif Pertek Haberleri

Klipler

Yeni Klip
MERVAN TAN - ZARİN

MERVAN TAN - ZARİN
Yeni Klip
Tuncel Kurtiz//Grup Yorum 25.Yıl Konseri

Tuncel Kurtiz//Grup Yorum 25.Yıl Konseri
Yeni Klip
DENIZ YUSUF  HÜSEYIN

DENIZ YUSUF HÜSEYIN
Yeni Klip
DERSIM  MERKEZ

DERSIM MERKEZ
Yeni Klip
BABA BERTAL DA  DAVUL RESITALI

BABA BERTAL DA DAVUL RESITALI
Yeni Klip
PERTEK TANITIM FILMI

PERTEK TANITIM FILMI
Yeni Klip
Goran  Salih-Mn Ashqm

Goran Salih-Mn Ashqm
Yeni Klip
8 MART ETKINLIGI-PERTEK

8 MART ETKINLIGI-PERTEK
Yeni Klip
Kürmes Ezgisi

Kürmes Ezgisi
Yeni Klip
Ciwan Haco-diyarbekir

Ciwan Haco-diyarbekir


Yönetim
g Yönetim Bölümü

Kadınlar çalışma yaşamından geri çekilecek

(1818 Bu yazıdaki toplam harfler)
(101 okunma)   Yazdırılabilir Sayfa




İTÜ İşletme Fakültesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kadriye Bakırcı  in fazla kâr, en az ücret, en çok çalıştırma ve en kötü çalışma koşullarını yaşama geçirmeyi hedefleyen SSGSS ve istihdam paketinin kadınlara etkisini değerlendirdi. SSGSS’nin öngördüğü 9 bin gün sayısını kadınların tamamlamasının imkansız olduğunu ifade eden Bakırcı, bu düzenlemelerle kadınların çalışma yaşamından uzaklaştırılacağını söyledi.


TEPE SPOT
“Ne yazık ki, çoğunluk henüz neyle karşı karşıya olduğunu bilmiyor.

Pek çok kişinin hafızasında kalan, sosyal güvenlik kurumlarının birleştirilmesi, sevk almamak ve her istediği hastaneye gitmek. Bu da pek çok çalışanın hoşuna gitti çünkü ‘siz farklı hastahanelere gideceksiniz’ dediğiniz zaman bir ayrımcı ve elitist tavır var orda. Ödeyecekleri katkıların farkında değiller.”

SPOT
“GSS, vergilerden karşılanmak yerine primlerden karşılanmak esasına göre kurgulanmıştır veya bazı sağlık hizmetleri GSS’nin kapsamı dışında bırakılmıştır. Bu durum GSS’nin herkes için ulaşılabilir olmasını güçleştirecektir. Dolayısıyla ciddi bir geriye gidiş var. Çok olumsuz sonuçları var ve bundan en çok kadınlar etkilenecek.”


SSGSS'yi ilk incelediğinizde sizin tepkiniz ne oldu?
 Son iki hukuksal düzenleme beni çok çarptı. Anayasa önerisi ve sosyal güvenlikle ilgili düzenleme. Doğrusu, sosyal devletten tamamen uzaklaşılarak, bütün bireylere "başınızın çaresine bakın" denmesi ürkütücü. Neo liberal politikalar bütün dünyada yaygınlık kazanıyor. Sosyal devlet anlayışından çok hızlı bir geriye doğru gidiş var. Bunda Sovyet'lerin yıkılmasının çok büyük etkisi oldu. Eski sosyal yardımlaşma anlayışı yerine, bireysel çabalarla kendini kurtarma temel ilke oldu. Sosyal güvenlikle ilgili düzenlemede de aynı şeyi görüyoruz. Örneğin Genel Sağlık Sigortası (GSS), vergilerden karşılanmak yerine primlerden karşılanmak esasına göre kurgulanmıştır veya bazı sağlık hizmetleri GSS’nin kapsamı dışında bırakılmıştır. Bu durum GSS’nin herkes için ulaşılabilir olmasını güçleştirecektir. Dolayısıyla ciddi bir geriye gidiş var. Çok olumsuz sonuçları var ve bundan en çok kadınlar etkilenecek.

O yıkıcı sonuçları ayrıntılandırırsak, SSGSS kadın işçi ve emekçiler cephesinden ne gibi olumsuzluklara yol açacak? 
Taslağı incelediğimde genel olarak gözüme çarpan hususlar şunlar: Birincisi,emeklilik yaşının kademeli olarak yukarıya çekilmesi ve 2048'de kadın ve erkeklerin emeklilik yaşının eşitlenmesi. Burada tamamen biçimsel bir eşitlik anlayışı var. Sanki kadın ve erkeklerin çalışma koşulları, yaşam koşulları aynıymış, aynı aile yükümlülüklerine ya da bakım yükümlülüklerine sahiplermiş gibi bir yaklaşım var. Erkekler arasında da biçimsel eşitlik anlayışı güdülmüş. Çünkü örneğin kamu kesiminde düzenli olarak çalışan bir erkeği esas alırsanız, bu belki pek sorun oluşturmayabilir. Fakat özel sektörde çalışan bir erkekle kamu sektöründe çalışan bir erkeğin, örneğin çalışmanın sürekliliği açısından durumu farklı. Aynı zamanda özel sektörde bir maden ocağında çalışan erkekle, herhangi bir masa başı iş yapan erkeğin de durumu farklı. Yaşam süreleri aynı değil. Dolayısıyla cinsiyete ve yapılan işin niteliğine göre ayrımlar olmalıydı.

İkincisi emeklilik aylığının bağlanabilmesi için öngörülen prim ödeme gün sayısı. 7 binden kademeli olarak 9 bin güne çıkarılıyor. Yine burada da kadınlarla erkekler kıyaslandığında, kadınlar aile ve bakım (çoçuk-hasta-yaşlı) yükümlülükleri nedeniyle çalışmaya ara verebiliyorlar. Esnek çalışma denilen özellikle kısmi çalışma biçimi, dünyanın her tarafında daha çok kadınlara özgü bir çalışma biçimi. Bunun nedeni de kadının ailevi ve bakım yükümlülükleri. Dolayısıyla bir kadının bu koşulu gerçekleştirmesi imkansız. Yine örneğin ağır ve tehlikeli işlerde çalışan erkeklerin de bu koşulu gerçekleştirmeleri imkansız. Diğerlerinin de çalışmaya hiç ara vermeden, kesintisiz çalışmaları lazım ki böyle bir koşul gerçekleşebilsin. Aksi halde gerçekten de "mezarda emeklilik" sloganı pratikte yaşanacak.

Üçüncüsü, emzirme ödeneği. Emzirme ödeneğinin Kanunun ilk halinde 6 ay süreyle ödeneceği öngörülmüşken yapılan değişiklikle bir kerelik ödemeye dönüştürüldü. Emzirme yardımını hak etme 120 gün prim ödeme şartına bağlandı.

Dördüncüsü yetim kız çocuklarına verilen evlenme yardımı 24 aydan 12 aya indirildi. Böylece yetim çocuklarına ev kurmalarına katkıda bulunmak için yapılan ödemede de bir geriye gidiş söz konusu.

Beşincisi, bu Kanuna göre sigortalı sayılanların kanunları gereği verilen ücretsiz doğum ya da analık izin sürelerinin borçlandırılarak, borçlandırılan sürelerinin sigortalılıklarına sayılacağı öngörülmüştür. Böylece ücretsiz doğum ve analık izin süreleri borçlanılacak sürelerden sayılmaktadır. Oysa çocuk bakımı toplumsal bir sorumluluktur ve doğum ve analık izin sürelerinin sigorta primlerinin devlet tarafından karşılanması gerekir.

Altıncısı, tasarı ile yapılan değişiklikle aylık bağlama oranı her yıl için yüzde 2 olarak belirlenmiştir. Aylık bağlama oranının her yıl için yüzde 2’ye indirilmesi emekli aylıklarının düşürülmesine yol açacaktır. Zaten düşük olan emekli aylıklarının daha da düşmesi yoksulluğu artıracaktır.

Yedincisi, çocuksuz, çalışan ya da gelir alan dul eşin ölüm aylığı oranı yüzde 75’den yüzde 50’ye indirilmiştir.

Sekizincisi, bazı diş sağlığı hizmetlerinin GSS kapsamı dışına çıkarılması. Yine bir başka husus, sağlık hizmetlerinde katkı paylarının artırılmış olması. Bu durum en temel insan haklarından biri olan sağlık hakkından belirli bir kesimin yararlanmasını çok zorlaştıracaktır.

 SSGSS'nin ve tabii onunla birlikte ele alınan istihdam paketinin bir vaadi de kadının istihdamının artırılması. SSGSS, zaten sorunlu olan kadının istihdamını nasıl etkileyecek?

Bence olumsuz etkileyecek. Hem kayıt dışılık artacak, hem de kadın istihdamı azalacak. Bu beni endişelendiriyor çünkü şu anda Türkiye'deki kadın istihdam oranı yüzde 20'lerde. AB ortalaması yüzde 56. Çok büyük bir uçurum var. AB Lizbon stratejilerinde 2010 yılında AB'de bu oranın yüzde 60'a çıkarılması planlandı. Türkiye'nin bu oranı yakalayabilmesi için kadın istihdam oranını üç kat artırması gerekiyor 2010 yılına kadar. Bunun için işe alınmada pozitif ayırımcılık şart. İşveren kota ayıracak başka çare yok. Ama sosyal güvenlikle ilgili düzenlemeler böyleyken kadınlar çalışmayı tercih edecekler mi, o da meçhul tabii. Bakın bu zaten düşük ücret, kadınların çalışmak istememelerine yol açan bir husus. Çünkü kadının aldığı ücret, eğer evde çocuk bakımına yetecek bir ücret değilse, kadınlar çalışmak istememektedir. Kadınlar 9 bin prim gün sayısını tutturamayacaklarını gördüklerinde de ya çalışmak istemeyecekler ya da işverene "sigorta primini bana ver" deyip, sigortasız çalışmayı  kabul edeceklerdir. Bu da kayıt dışı istihdamı artıracaktır.

Hasta, yaşlı, çocuk bakımını ve ev işlerini kapsayan ev kadınlığı statüsünün hazırlanan taslakta bir karşılığı yok. Ev kadınlığı statüsü nasıl ele alınmalı? Ve bazı kadın örgütlerinin dile getirdiği "evdeki çalışmanın ücretlendirilmesi" talebini nasıl karşılıyorsunuz?
Kadının evdeki çalışması ücretlendirildiği zaman şöyle bir sakıncası olabilir; kadın evden çıkmak istemeyebilir. Ama örneğin kısmi zamanlı çalıştığında sanki tam zamanlı çalışıyormuş gibi hesaba katılarak bir sosyal güvence sağlanabilir. Böyle çözümler üretilebilir.
 
Geçtiğimiz günlerde AKP kadın kolları 0-5 yaş arasında çocuğu olan annelere çocuk başına 300 YTL kreş parası verilmesi fikrini ortaya attı. 300 YTL'nin yüzde 15'ini annenin ücretinden kesileceğini öngören, yani çocuk bakımını yine annenin sırtına yükleyen bu öneri için ne söylersiniz? 

Çocuk yükümlülüğü toplumsal bir yükümlülüktür. Bu sadece annenin yükümlülüğü değildir. Baba da dahildir buna. Ama sadece anne babanın da değil, devletin de yükümlülüğüdür. Çünkü devletin de istediği bir şeydir çocuğun doğması, sağlıklı bireylerin yetişmesi. Dolayısıyla bence bu yükümlülüğün toplum tarafından (toplum derken devleti kastediyorum) yerine getirilmesi gerekiyor. Dolayısıyla para yardımından çok, kreş açılmasının ve bunun kurumsallaşmasının çok daha doğru olacağını düşünüyorum. Devlet mutlaka SHÇEK vasıtasıyla bunu yerine getirmeli ama kreşler daha da yaygınlaştırılabilir, örneğin sendikaların da kreş açma yükümlülüğünün olması gerektiğini düşünüyorum. Yani sendikalar tatil kampı, otel açabiliyorsa, üyeleri için kreş de açabilir. Bu hem sendikalardaki kadın üye sayısını da artıracak, hem de daha aktifleştirecektir. Çünkü sendikalarda kadın üye sayısının düşük olması sendika yönetimlerinde kadın olmaması büyük bir problem. Yine belediyeler bu konudaki sorumluluklarını yerine getirmeli. İşverenler açısından da örneğin organize sanayi bölgelerinde işverenler kreş açabilir, esnaf ve sanatkar odalarına böyle bir yükümlülük getirilebilir. Anneye para verip "sen bu çocuğa baktır" demek bana doğru bir çözüm olarak gelmiyor. Aslına bakarsanız, gebe ve emziren kadınlar yönetmeliği 100'den fazla kadın işçi çalıştıran işverenlere kreş açma yükümlülüğü getiriyor. İşverenler bu yükümlülükten kurtulmak için kadın işçi sayısını düşük tutabiliyor. Böylece kreş açma yükümlülüğünden kurtulmuş oluyor. Dolayısıyla gebe ve emziren kadınlar yönetmeliğinde kadın işçi yerine, kadın ve erkek işçi toplamı dikkate alınarak bir değişiklik getirilmesi gerekiyor.
 
KUTU

fiili eşitlik
SSGSS'yi değerlendirirken "Biçimsel eşitlik söz konusu" demiştiniz.

SSGSS'yi hazırlayanların savı da kadını ve erkeği eşitledikleri yönünde. Bunu biraz daha açar mısınız? Söz konusu eşitlik nasıl bir eşitlik?

Biçimsel eşitlik modeli, aralarındaki farklılıkları dikkate almaksızın örneğin, kadınlarla erkeklerin, etnik azınlık gruplarıyla çoğunluktakilerin ve benzeri grupların eşit olduğu ve benzer şekilde muamele görmeleri esasına dayanmaktadır. Bu model aynı zamanda serbest piyasa ekonomisine uygun bir eşitliği karakterize etmektedir. Oysa, kadınlar, etnik gruplar, eşcinseller ve engelliler grup olarak uzun yıllardır, daha radikal, grup temelli çözümler gerektiren dezavantajlar yaşamaktadırlar. Bu nedenle günümüzde bireyin cinsiyet veya ırkını veya benzeri özelliklerini göz ardı eden bireysel bakış açısına karşılık, bu etmenlerin göz önünde bulundurulmasını ve korunması gereken grupların gerçek durumlarına ilişkin kararlar alınmasını talep eden, sonuçlarda veya çıktılarda eşitliği amaçlayan ve “fiili eşitlik” olarak adlandırılan eşitlik biçimi savunulmaktadır. Dolayısıyla amaç kanun önünde eşitlik değil bu grupların içinde bulundukları koşulların göz önünde bulundurularak gerçek eşitliğin sağlanması olmalı. O zaman ne yapacaksınız, gerekiyorsa pozitif ayırımcılık yapacaksınız. Bunu AB düzeyinde yapılan düzenlemelerde veya Avrupa Adalet Divanı kararlarında görmek mümkün. Aslında Türkiye'de 1982 Anayasası’nda 2004 senesinde 10. maddede yapılan değişiklikle, biçimsel eşitlikten uzaklaşılıp, maddi eşitliğe adım atıldı. Eklenen bir cümle var, "Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptirler, devlet bu eşitliği yaşama geçirmek için gerekli önlemleri alır" diye. Yani devlete pozitif bir yükümlülük getirildi. Dolayısıyla bütün bu yasalar yapılırken bunun gözetilmesi gerekiyor. Ama maalesef bu olmuyor. Bir defa bu ayırımlar Türkiye'de çok bilinmiyor, ikincisi zaten bu yasaları yapanlar da o ayırımları bilenlerden oluşturulmuyor. Sosyal güvenlikle ilgili düzenlemelerde de bunu görebiliyoruz.
  
KUTU
örgütlenmeden olmaz
SSGSS'ye karşı kadın örgütleri katılımını da içeren bir platform oluşturuldu. Eylem ve etkinlikler sürüyor ama en temel sorun örgütlenme. Nasıl bir yol izlenmeli?

Evet örgütlenmek çok önemli. Örgütlenmeden bu işler olmuyor. Özellikle sendikal örgütlenme biçiminde bir değişiklik yapılması gerektiğini düşünüyorum. Yani sadece çalışanların örgütleneceği örgütlerden çok, emekliler ve işsizlerin de örgütlenebileceği daha geniş tabanlı örgüt tipi yaratılabilir. Asgari kamu hizmeti dediğimiz insanların insanca yaşabilmesi için şart olan sosyal güvenlik, eğitim, sağlık gibi konularda geri adım atmamak gerekir. Bunlarda direnmek gerekir. Çünkü bunlar en temel insan hakları ve insanca yaşayabilmek için temel hizmetler.

Ve tabii neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmek gerekiyor...

Ne yazık ki, çoğunluk henüz neyle karşı karşıya olduğunu bilmiyor.

Pek çok kişinin hafızasında kalan, sosyal güvenlik kurumlarının birleştirilmesi, sevk almamak ve her istediği hastaneye gitmek. Bu da pek çok çalışanın hoşuna gitti çünkü siz farklı hastanelere gideceksiniz dediğiniz zaman bir ayrımcı ve elitist tavır var orda. Ödeyecekleri katkıların farkında değiller. Örneğin yine bu yasada 18 ila 45 yaş arasında olanların diş tedavilerini devlet ödemeyecek. İnsanlar bunun ne kadar farkında? Diş tedavisinin bu kadar pahalı olduğu bir ortamda yoksul kesim ağız ve diş sağlığını nasıl koruyacak?

Serpil İlgün

Evrensel Gazetesi’nin 10 Şubat 2008 tarihli Hayat Ekinde yayınlanmıştır